Mücâdele Sûresi - Kuran - 058Mucadele - 19. Sayfa
Allah, Herşeyi İlim Ve Kudreti Île Kapsamaktadır
Meclislerde Oturmaya Dair İslâmî Edepler
İnananlardan Başkalarını Dost Edinmek
MÜCÂDELE SÛRESİ
Sahih kavle göre Medenî bir sure olup 22 ayettir. Diğer Medenî sureler gibi; problemler İçin sağlıklı bir teşrii açıklayarak toplumda uyulması gereken Islamî edepleri İzah etmekte, toplumsal hastalıkları ele alıp tedavi yollarını göstermektedir. Bunun yanı sıra müslümanların nazarlarını, din düşmanlarına çevirmekte, onlarla olan ilişkilerin Ölçüsünü belirlemektedir.[1]
Zihar Ve Hükmü
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
1- Ey Muhammed! Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir; esasen Allah konuşmanızı işitir. Doğrusu Allah işitendir, görendir.
2- İçinizde kanlarını "zihar" yapanlar (annelerine benzeterek haram sayanlar) bilsinler ki, karılan anneleri değildir; irmeleri ancak, onları doğuranlardır. Doğrusu söyledikleri kötü ve asılsız bir sözdür. Allah şüphesiz affedendir, bağışlayandır.
3- Karılarını zihar yoluyla boşamak isteyip, sonra sözlerinden dönenlerin ailesiyle temas etmeden bir köle azad etmeleri gerekir. Size bu hususta böylece öğüt verilmektedir. Allah, işlediklerinizden haberdardır.
4- Âzâd edecek köle bulamıyanm, ailesiyle temastan Önce iki ay birin peşinden oruç tutması gerekir. Buna gücü yetmeyen, altmış düşkünü doyurur. Bu kolaylık, Allah'a ve peygamberine inanmış olmanızdan ötürüdür; bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır; inkar edenler için can yakıcı azab vardır.[2]
Bazı Kelimeler:
Kadınlarına zihar edenler, yani onlara, haramlıkta sen bana anamın sırtı gibisin diyenler. Seninle tartışıyor.
Şeriatın hoşlanmadığı, selim tabiatın reddettiği çirkin bir söz. Kamil mü'min olan bir insanı hürriyetine kavuşturmak.Yalan ve bühtan.Cinsel temas veya oynaşma ile onlara dokunmalarından önce. Bir daha böyle bir işi yapmayasımz diye men edilip Öğütleniyorsunuz.[3]
Nüzul Sebebi:
Hazreçli Havle binti Huveylit, Ubade bin Samit'in kardeşi olanEvs bin Samit'in nikâhı altında idi. Havlet, güzel endamlı bir kadın İdi. Kocası, onu secde halinde iken görmüş, onun sırtını beğenmiş, bundan çok hoşlanmışîı. Karısı namazı tamamladıktan sonra cinsel temasta bulunmak istemiş, ama karısı buna yanaşmamıştı. Kocası da buna çok öfkelenmişti. Ravinin anlattığına göre kocasında azıcık delilik vardı. Yine bu halde iken deliliği tutmuş, karısına öfkelendiğinden ötürü şöyle demişti:'Sen bana anamın sırtı gibisin!" 1'Ia (kocanın, belli bir süre için karısı ile cinsel temasta bulunmayacağına yemin etmesi) ve zihar, cahiliyet devrinde talak sayılıyordu. Kocasının kendisine zihar sözünü sarfettiğini işiten Havle , bunun hükmünü Peygamber (S.A.V.) efendimizden sormuş, Peygamber efendimiz de, Ona "Sen ona haram oldun." diye cevap vermişti. Bunun üzerine Havle : "Vallahi kocam talak kelimesini telaffuz etmedi." dedi. Sonra sözüne devamla şunları söyledi: "Muhtaçlığımı, yalnızlığımı, kimsesizliğimi, kocam ve amcam oğlundan ayrılışımı Allah'a şikâyet ediyorum. Ben ona çocuklar doğuruverdim." Bunun üzerine Peygamber (S.A.V.) efendimiz yine: "Sen ona haram oldun." dedi. Kadın onunla tartışmaya devam etti. Nihayet yukarıdaki ayet-i kerime nazil oldu.[4]
Açıklama:
Allah, kocası hakkında seninle tartışan Havle bint-i Sa'Iebe'nin sesini ve sözünü İşitti. O, zaaf, güçsüzlük, kocasından ayrılma ve yalnızlığını Allah'a şikayet ediyordu. Allah her söyleneni işiten, herşeyi görendir.
Hz. Aişe (R. Anha) bu konuda şöyle demiştir: "İşitmesi herşeyi kapsayan Allah ne mübarektir! Ben Havle bint-İ Sa'Iebe'nin sözlerinin bir kısmını işitiyor, bir kısmını işitemiyordum. Oysa ben onunla aynı odada bulunuyordum. Kocasının durumunu Resulullah'a şikâyet ederek şöyle diyordu o kadıncağız: Ey Allah'ın Resulü kocam, gençliğimi yedi. Ben ona çocuklar doğuruverdim. Nihayet Ben yaşlanıpta çocuk doğurmaktan kesilince kocam benden zihar etti. Allah'ım ben durumumu sana arz ve şikâyet ediyorum!
Kadıncağız bu şikâyet ve tartışmalarına devam etti, nihayet Cebrail yukarıdaki ayet-i kerimeyi indirdi. "Şüphesiz Allah herşeyi işiten ve yaratıklarını görendir."
Kocanın, karısına "sen bana anamın sırtı gibisin" demesinden ve karısının da bu söz dolayısıyla kendisine haram kılınmasından keffaret vermedikçe karısına dönmesinin caiz olmayışından ibaret olan zihar ameliyesinin hükmü nedir? Gerçek şu ki zihar, şer'an beğenilmeyen, yalan ve bühtandan ibaret olan bir sözdür. Çünkü seni doğuran anandır. Zevcen de. senin eşindir. Şu halde zevceni, anan gibi kendine haram kılman doğru olmaz. Cenab-ı Allah'ın; zihar çirkin bir söz, yalan ve bühtandır. Şüphesiz Allah, işlenen, kusurlardan ötürü affeden ve bağışlayandır, dedikten sonra akıllı bir kimse, zi-harın şer'an haram kılman ve işlenmesi sahih olmayan bir fiil olduğundan şüphe eder mi?
"Kadınlarına zihar edip sonra söylediklerinden dönenler..." Burada da ziharın hükmü tafsil edilmcicte ve onun çirkin, yalan ve bühtan olduğunu ifade eden genel hükmünün açıklanışmdan sonrada özel hükmü açıklanmaktadır.
Kadınlarına zihar edip sonra söylediklerine dönenlerin üzerine ağır bir keffaret vardır. Ziharda söylenen söze dönme hususuna gelince; bu ifade mutlak olduğundan ötürü bunun mahiyeti üzerinde İslam fıkıh İmamları ihtilaf etmişlerdir. Şafii'ye göre, ziharda söylenen söze dönmek; kendisine zihar edilen kadına, zihardan sonra ondan ayrılmasına imkan verecek bir süre boyunca kadını yanında tutup ondan ayrılmamaktır. Bu durumdaki koca ziharma dönmüş yani karısı ile zihar etmiş sayılır. Çünkü karısına zihar etmiş ve bu ziha-nnın ardından onu boşamamıştır. Dolayısıyla ziharına geri dönmüş sayılır. Hanefilere göre ziharda söylenen söze dönüş, mutlak surette kadınla oynaşıp ondan şehevî yönden yararlanmayı mubah kılmakla vuku bulur. İmam Ma-Hk'in görüşüne göre ise ziharda söylenen söze dönüş, kadınla cinsel temasta bulunmaya azmetmekle olur. Bazılarına göre ise bizzat cinsel temasta bulunmakla vuku bulur. Âyet-İ kerime bu manaların hepsine muhtemeldir. Sahih .sünnet ise bu manalardan hiçbirini tahsis etmiş değildir.
Zİhar edipte ziharda söylediği söze dönen bir erkeğin üzerine vacip olan keffaret, ayıplardan ve kusurlardan salim bir mü'min köleyi azad etmektir. Bu azad etme, kan-kocanın cinsel temasta bulunmalarından önce olmalıdır. Zihar eden erkek keffaret vermeden önce karısı ile cnİsel temasta bulunamaz. Ona çıplak bedenle sarılamaz ve hiçbir surette ondan şehevî yararlanma cihetine gidipte lezzet alamaz. Haram olan, sadece cinsel temastır, diyenler bu görüşe muhaliftir. Keffaret vermeden önce karısıyla cinsel temasta bulunmuşsa Allah'tan af diler ve karısına yaklaşmaz. Keffaret verinceye kadar karısından uzak durur. Defalarca da cinsel temasta bulunmuş olsa yine tek keffaret verir. Emrolunduğunuz bu ağır keffaret ve yapmaktan men olunduğunuz bu çirkin fiil var ya işte bu konuda size verilen ağır hüküm sizin sevap kazanmanız ve zihara sebebiyet veren çirkin sözü söylemekten men olunmanız içindir. Azad etmek için köle bulamayan kimsenin peşpeşe ve aralıksız iki ay süre ile oruç tutması gerekir. Bu iki aylık oruç esnasında bir mazeretten ötürü oruç bozulursa aradaki süreklilik bozulmaz. Bazıları mazeret nedeni İle de olsa bu iki aylık oruç esnasında oruç bozucu bir hal vuku bulursa sürekliliğin kesileceğini söylemişlerdir. Tabi şer'î bir mazeret olmaksızın bu oruç bozulacak olursa.süreklilik elbetteki kesilir ve oruca yeniden başlanır. Keffarette de bahsedildiği gibi bu oruç, zihar eden kan-kocanın biribirleriyle cinsel temasta bulunmalarından önce tutulmalıdır. Bu orucu tutmaya güç yetiremeyenin altmış düşkünü doyurması gerekir. Bu miskinleri, karısı ile cinsel temasta bulunmadan önce doyurmahdır. Her düşküne bir müd miktannca yiyecek verilmelidir. (Müd, mısır ölçeği ile yarım kadah kadardır). Yani içinde yaşanılan beldede ekseriyetle tüketilen gıda meddesinden verilerek altmış miskin doyurulmalıdır.
Niteliğini ve evsafını belirttiğimiz bu ağır keffaretİn konulması; sizin Allah'a itaat eden kullar ve şer'î ölçüler ile sınırlarının yanında durup ileriye tecavüzde bulunmayan kimseler olmanız içindir. Ve de şer'an çirkin olan yalan ve bühtandan başka birşey olmayan zihara tekrar dönmemeniz içindir. Çünkü zİharda evlilik bağlarının koparılması vardır. Oysa şeriat, evlilik bağlarının muhafaza edilmesine son derece titizlik ve ehemmiyet atfetmektedir. Keffaret vermeye iman denilmiştir. Çünkü o bir taattır. İşte bu, Allah'a isyanı, Ona teatten ayırdeden ilahî sınırdır. Şüphesiz ki züıar bir masıyettir. Zihardan ötürü verilen keffaret ise bir taattir. Şer'î hükümleri inkar eden kafirler için Cehennemde elem verici bir azap vardır.[5]
Allah, Herşeyi İlim Ve Kudreti Île Kapsamaktadır
5- Allah'a ve peygamberine karşı gelenler, kendilerinden öncekiler nasıl alçaltıldı ise Öyle azaltılacaklardır. Biz, apaçık ayetler İndirmişizdir, bunları inkar edene alçaltıcı azab vardır.
6- Allah onların hepsini dirilttiği gün, kendilerine işlediklerini haber verir; Allah onları bir bir saymıştır, fakat kendileri unutmuşlardır. Allah her şeye şahiddir.
7- Göklerde olanları da, yerde olanları da Allah'ın bildiğini bilmez misin? Üç kişinin gizli bulunduğu yerde dördüncü mutlaka O'dur; beş kişinin gizli bulunduğu yerde altıncıları mutlaka O'dur; bunlardan az veya çok, ne olursa olsunlar nerede bulunursa bulunsunlar, onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü, işlediklerini onlara haber verir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir.[6]
Bazı Kelimeler:
Allah'a ve Resulüne karşı gelirler. Fısıldaşma ve gizli konuşma Alçaltılırlar.[7]
Açıklama:
Aüah ve Resulüne karşı gelenler; onlara muhalefet edip onların koydukları hükümlerden başka hükümlere uyarak onlara düşmanlık eden, onlara meydan okuyan kimseler yok mu, işte onlar alçaltılmiş ve zelil kılınmışlardır. Allah onları kesinlikle rezil ve rüsvay edecektir. Nitekim onlardan Önceki kafirleri de rezil ve rüsvay etmiş alçatmıştır. Oysa daha önceki mîlletlerden Allah ve Resulüne karşı gelen o kimseler hakkında ayetlerimizi açık bir şekilde indirmişizdir. Bu ayetleri inkâr eden ve de Kur'an ayetlerine inkâr nazarıyla bakan kafirler için horlayıcı bir azap vardır ki bu azap onların onurlarını, şereflerini ve büyüklüklerini kıyamet gününde giderecektir. Onlardan hiç-kimse baki kalmayacak, yaptıkları çirkin ameller kendilerine haber verilecektir!
Onların amellerinin tümünü Cenab-ı Allah onlara nasıl haber verecektir?
Cevap: Allah onların işledikleri amelleri zapt etmiştir. Hiçbirini gözden kaçırmam ıştır. Onlar Allah'ı unutmuşlardı. Halbuki Allah herşeyi gözetmektedir. Hiçbir şey O'ndan gaip olmaz.
işte bu da Allah'ın ilminin kapsamlılığına delalet eden bir başka delildir: Onlardan üç kişi fısıldaşmaz ki dördüncüleri Allah olmasın! Yani onlardan üç kişi bir araya gelip gizlilik içinde fısıldaşmaz ki dördüncüleri Allah olmasın ve onların fisıldaşmalarmdan haberdar olmasın. Ve yine onlardan beş kişi bir araya gelip gizlilik içinde fısıldaşmaz ki- altıncıları Allah olmasın! Sayıca bundan az da olsalar, Allah ilim ve ihatası ile onlarla beraber olacaktır. Onlar her nerede olurlarsa Allah onlardan haberdar olacaktır. Kıyamet gününde, dünyadaki amellerini onlara bildirecek ve bu amellerinin karşılığını onlara verecektir. Şüphesiz Allah herşeyi bilendir.
Bu, sağlam ve muhkem bir sonuçlandırma İfadesidir.[8]
Gizli Konuşmanın İslâmî Âdabı
8- Gizli toplantıdan men'edîlen, sonra men'olunduklan şeyi yapmaya kalkışarak günah işlemek, düşmanlık etmek ve peygambere karşı gelmek konusunda gizli gizli konuşanları görmedin mi? Ey Muhammedi Sana geldiklerinde, Allah'ın seni selâmlamadığı bîr şekilde seni selâmlarlar; içlerinden, "Gerçekten peygamber olsaydı Allah'ın bizi, söylediklerimizden ötürü, cezalandırması gerekmez miydi?" derler. Cehennem onlara yeter. Oraya girerler, ne kötü dönüştür!
9- Ey inananlar! Gizli konuştuğunuz zaman, günah işlemeyi, düşmanlık etmeyi ve Peyambere karşı gelmeyi fısıldaşmaym; iyilik yapmak ve Allah'a karşı gelmekten sıkınmayı konuşun; kıyamet günü huzurunda toplanacağınız Allah'tan sakının.
10- Gizli toplantılar inananları üzmek İçin şeytanın istediği şeydir; Allah'ın İzni olmadıkça şeytan onlara bir zarar veremez; inananlar yalnız Allah'a güvensinler.[9]
Bazı Kelimeler:
Günah. Kalbinde dolaşipta başkalarınca fark edilmesinden korktuğun şey.Peygambere ve müslümanlara karşı yapılan düşmanlık. Cehennem azabı onlara yeter. Seni selamlarlar. Taat ve Cenab-ı Allah'ın yasakladığı şeylerden uzak durmak.[10]
Nüzul Sebebi:
İbn-İ Abbas acr ki: Bu ayet-i kerime Yahudilerle münafıklar hakkında nazil olmuştur. Onlar kendi aralarında fısıldaşır, mü'minlere bakar ve birî-birlerine göz kırparlardı. Mü'minler de; herhalde muhacir ve Ensardan olan kardeşlerimizle yakınlarımıza bu adamlai Katı, musibet, veya hezimet gibi bir bela ulaştırmışlardır diyorlardı. Mü'minler onların böyle fısıldaşmalarına çok üzülüyorlar ve bunu ResuluÜah'a şikayet ediyorlardı. Peygamber efendimiz Yahudilerle münafıkları gizlice konuşup fisıldaşmaktan men etti, ama onlar bu yasağa uymadılar. Bunun üzerine "Bakmıyor musun şu adamlara ki gizli gizli konuşmaktan men edildikleri nalde yine o men edildikleri işe dönüyorlar." mealindeki ayet-i kerime nazil oldu.
Buharı rivayet eder ki; "Yahudiler Peygamber (S.A.V.) efendimize gelerek, Essâmû aleyke (vani ölüm senin üzerine olsun) dediler. Aişe der ki: Ben onların bu sozunun ne anlama geldiğini bildim ve kendilerine ölüm sizin üzerinize olsun ve Allah size lanet edip gazap etsin, dedim. Resulullah (S.A.V.) efendimiz bana yavaş ol ya Aişe! Merhametli ol, şiddetülikten sakın, kötü söz söylemekten uzak dur dedi. Ben de. Ya Resulullah onların söylediklerini işitmedin mi? dedim. Buyurdu ki, "Benim söylediklerimi de işitmedin mi? Ben de onlara karşılık verdim, benim onlar için söylediğim söz kabul edilir ama, onların benim için söyledikleri söz kabul edilmez." Bir başka rivayete göre İse bu olay üzerine Cenab-ı Allah "Sana geldikleri zaman seni, Allah'ın selamlamadığı bir tarzda selamlıyorlar." mealindeki ayet-i kerimeyi inzal buyurdu.[11]
Açıklama:
Bir şeyi terketmekle emroİunan ve yasaklandıkları bu şeye tekrar dönen bu kimselerin durumu pek tuhaftır! Müslümanlar tarafından Peygambere şikayet edildiklerinde aralarında gizlice konuşup fısrfdaşmaktan yasaklanan şu Yahudilerle münafıkları görmüyor musun?! Yasaklandıkları halde tekrar eski fiillerini işliyorlar. "Bakmıyor musun şu adamlara kıgızıı gızıı Konuşmaktan men edildikleri halde yine o men edildikleri işe. dönüyorlar...'' Bununla beraber onlar günah ve vebal olan şeyleri aralarında fisıldaşıyorlar. Bu fısıldaş-malannın zararı kendilerine dönecektir. Mü'minlere karşı düşmanlık ettiklerinden, Resulullah'a muhalefet ettiklerinden ötürü bu fısıldaşmalarımn zarar ve vebali üzerlerine dönecektir. Ey Müslüman! Şunlara dikkatle bak ve Peygambere karşı isyan —ki bu da umumî kanunu çiğnemenin bir başka yoludur— ile'fısıldaşmaktan sakın, fısıldaşanlardan bîri olmaktan uzak dur. . Onların bazı sıfatlarının anlatılması, diğer bazı sıfatlarının anlatılmasına yol açmıştır. Bu sıfatlar onların kötü niyetli olduklarına delalet etmekte^ dir. Şu Yahudilerle münafıklardan bazıları Peygamber (S.A.V.) efendimize gelerek, O'nu Allah'ın selamlamadığı bir selamla selamlarlardı. VE Ona:Essa-mü aleyke diyerek ölümünü isterlerdi. Peygamber (S.A.V.) efendimiz de ve aley-küm "sizin üzerinize olsun" diyerek karşılık verirdi. Bununla yetinselerdi ya! Hayır bilâkis "Bu söylediğimiz sözden ötürü Allah bizi azaplandırsa yat" diyorlardı. Yani Muhammed eğer Peygamber olsaydı, ona bu şekilde hitap etmemizden ötürü Çenab-ı Allah bizi azaplandırırdı, diyorlardı. Cenab-ı Allah, onlara açık seçik bir cevap vererek şöyle buyurmuştur: "Onlara Cehennem azabı yeter! Oraya girecek ve onun ateşi ile yanacaklardır. Onların varış yeri ne kötü bir yerdir!"
Ey iman edenler! Bu imanınızın gereği olarak Allah'a itaat etmeli ve sahih imana zıt gelen işlerden, özellikle günah ve düşmanlık konularında fısıldamaktan sakınmalısınız. Yahudilerle münafıkların yaptığı gibi aranızda günah ve düşmanlık konularında fısıldaşmayın. Ancak iyilik, takva ve hayır konularında fısıldasın. Gizli ve aşikar her zaman Allah'ın azabından korunmaya çalışın. O'ndan sakının. Çünkü O sizden haberdardır. Sonra O'nun huzuruna varıp toplanacaksınız.
Peygamber (S.A.V.) efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Üç kişi olduğunuzda, iki kişi, üçüncüyü bırakarak kendi aralarında fısıldaşmasmlar. Ancak insanlar arasına karıştığınızda konuşun. Çünkü bu yaptığınız iş (üçüncü arkadaşınızı) üzer." Yani üçüncü arkadaşınızın gönlüne, onu hüzünlendire-cek bir şey girmesin diye onu bırakıpta ikiniz kendi aranızda fısıldaşmayın.
Onu kötüye yorabilecek kimseler yanında gizli konuşma ve fısıldaşma-lar şeytandandır. Şeytanın allayıp pullamasındandir. Şeytan bu fısıldaşmala-rı, iman etmiş kimseleri üzmek için süsler. Çünkü mü'minler, Yahudilerle münafıkların kendi aralarında gizlice konuşup fısıldaşmalarmdan; kendi din kardeşlerine bîr şer ve kötülük isabet ettiğini anlamaktadırlar. Oysa Allah'ın izin ve dilemesi olmadan gizli fısıldaşmalar müslümanlara asla zarar veremez, inanmışlar, sadece Allah'a güvenip, dayansınlar.
Gizli konuşmalarda Kur'an'ın öngördüğü edebe dikkat edin. O konuşmaları insanları i^üic ve takvaya nasıl yöneltiyor, günah ve düşmanlıktan naşı uzaklaştırıyor.[12]
Meclislerde Oturmaya Dair İslâmî Edepler
11- Ey inananlar! Toplantılarda, size, "Yer açın" denince hemen yer açın ki Allah da size genişlik versin; "Kalkın" denildiği zaman da hemen kalkın ki, Allah, içinizden inanmış olanları ve kendilerine ilim gerilenleri derecelerle yükseltsin. Allah işlediklerinizden haberdardır.[13]
Bazı Kelimeler:
Genişletin, yer açın.Kalkın.[14]
Açıklama:
Ey Allah'a ve Resulüne iman edip Kur'an ahlakı ile süslenenler! Meclislerde kardeşleriniz için yer açın denildiğinde onlara yer açın ki Allah'ta size müsamahakâr davransın. Oturduğu yerde kardeşine yer açıp ona ikramda bulunan kimseye Cenab-ı Allah da genişlik verip ikramda bulunur. Çünkü verilecek mükâfat, işlenen amelin cinsinden olur. Rivayet olunduğuna göre bu ayet-i kerime Cuma günü nazil olmuştur. O gün Resulullah (S.A.V.) efendimiz sofada bulunmakta, dar bir yerde oturmakta idi. Muhacir ve Ensardan olup Bedir muharebesine katılan kimselere ikramda bulunmakta idi. Bedir muharebesine katılanlar geldiler. Aralarında Sabit bin Kays bin Şemmas da vardı. Kendilerinden önce bazı kimseler gelip mecliste yer tutmuşlar ve oturacak yer bırakmamışlardı. Bu son gelenler Resulullah (S.A.V.) efendimizin Önünde durup ayakta beklemiş ve kendilerine yer açılması için durmuşlardı. Ama kendilerine, oturmaları için meclistekiler yer açmamışlardı. Bu, Peygamber (S.A.V.) efendimizin ağırına gitmiş, etrafında bulunupta Bedir Savaşına katılmayanlardan bazılarına şöyle demişti: "Ey falan ayağa kalk. Sen de ey falan..." Bedir Savaşma katıhpta yer bulamadığı için ayakta duran.kîmselerin sayısınca, yerde oturmakta olanları ayağa kaldırdı. Bu da ayağa kaldırılanların ağırına gitti. Peygamber (S.A.V.) efendimiz, ayağa kaldırılanların bu durumu beğenmediklerini yüzlerinden anladı. Münafıklar hemen biribirleri-ne kaş göz ederek şöyle dediler: Şunlar ne kadar da insafliymış. Peygamberlerine yakın olmayı istediler, yer kapmak için tez davrandılar.
Onların böyle demeleri üzerine Cenab-ı Allah yukarıdaki ayet-i kerimeyi indirdi.
İslamî edeplerden biri de meclisteki yerin, önce oturana ait olduğu yolundadır. Kişİ, başkalarının oturması için, oturduğu yerden kalkmaz. Ama sonra gelen kardeşinin de oturabilmesi için mecliste bulunan kimsenin ona yer açması İslamî edeptendir. Mecliste oturan kimselere zarar vermeksizin, sonra gelene yer açmak edep gereğidir. Ancak fıkıhçılar, meclise gelen kimse için ayağa kalkmanın caiz olup olmadığı hususunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Bazı fıkıhçılar, "Efendiniz için ayağa kalkın" hadisini delil olarak ileri sürüp bunun caiz olduğunu söylemişlerdir. Bazı kimseler bu hadisin, hakim ve kavmin reisi ile ilgili olduğunu ifade etmişlerdir. Yalnız hakimlerle reislerin, zamanımızda yapıldığı gibi bunu adet ve şiar edinmemeleri de şarttır. Bazı fıkıhçılarda, meclise sonra gelen kimse İçin ayağa kalkılmasmı, "Erkeklerin kendisi için ayağa kalkıp durmalarından hoşlanan kimse ateşteki yerini hazırlasın" hadisi şerifine dayanarak caiz görmemişlerdir. Peygamber (S.A.V.) efendimiz, meclise geldiğinde en sondaki yere otururdu. Ey meclislerde oturanlar! Size hayır için ayağa kalkın denildiği zaman siz de kalkın ki Allah ta sizleri yüceltsin. Özellikle alimleri, dünya ve ahirette Cenab-ı Allah yükseltecektir. Sizin yapmakta olduğunuz işlerden yüce Allah haberdardır.[15]
Peygamberlerle Gizli Konuşmak
12- Ey İnananlar! Peygamberlerle hususi olarak konuşacağınızda, bu konuşmanızdan Önce fakirlere sadaka veriniz; bu, sizin daha iyi ve daha temiz olmanız içindir. Eğer sadaka verecek bir şey bulamazsanız üzülmeyiniz: Allah şüphesiz bağışlayandır, acıyandır.
13- Hususi konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktünüz mü ki bunu yerine getirmediniz? Ama Allah, tevbenizi kabul etmiştir, öyleyse namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve peygamberine itaat edin, Allah, işlediklerinizden haberdardır.[16]
Bazı Kelimeler:
Peygamberle gizli konuşmadan Önce sadaka verme nedeniyle yoksul düşmekten mi korktunuz?
Peygamber (S.A.V.) efendimiz güzel ahlaklı, yumuşak huylu ve müsamahakâr bir insandı. Bu nedenle insanlar gereksiz yere onunla fazlaca gizli konuşurlardı. İlgi çekme arzusu onları bu işe itmişti. Bunun üzerine yukarıdaki ayet-i kerime nazil olmuştur.[17]
Açıklama:
Ey iman edenler! Resulullah ile gizli konuşmak ve herhangi bir hususta sırren O'nunla müşavere etmek isteğiniz zan. O'nunla gizii konuşmanızdan önce bir sadaka verin.
Bu sadaka şartının konulmasındaki sır, Resulullah (S.A.V.) efendimizin şanını yüceltmek, fakirlere fayda temin etmek, ihlaslı kimselerle münafıkları birbirinden ayirdetmek ve gereksiz yere Resulullah ile gizli konuşmayı önlemektir.
O'nunla gizli konuşmanızdan önce sadaka takdim etmeniz, sizin için daha hayırlı ve sizleri daha da arındincıdır. Eğer sadaka verecek bir şey bulamazsanız şüphesiz Allah çok bağışlayan ve esirgeyendir. Yukarıdaki ayet-i kerimede, Peygamberle gizli konuşmadan önce sadaka vermeye dair verilen emir mendubiyet mi ifade eder, yahut vücup ifade etmiş olupta gelecek ayet ile nesh mi edilmiştir? Bu hususta iki,görüş vardır. Şu da var ki ayet-i kerimede sözü edilen sadakanın, azı da çoğu da kapsasın diye miktarı belirlenmemiştir. Meşhur görüşe göre, bu ayet-İ kerime ile Hz. Ali'den başkası amel etmemiştir. Hz. Ali (R.A.)'nin bu konuda şöyle dediği rivayet edilir: "Allah'ın Kitabında bir ayet vardır ki, benden önce onunla amel eden olmamıştır. Benden sonra da onunla kimse amel etmeyecektir. Bu ayet-i kerime şudur: Ey inananlar, siz Peygamber ile gizli konuşacağınız zaman bu gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin."
"Gİzli konuşmanızdan önce sadaka vermenizden korktunuz mu?" ayet-i kerimesi nazil olduğunda Peygamber (S.A.V.) efendimiz, "Cenab-i Allah bu ümmetin (yükünü) hafifletti" buyurmuştur.
İnsan, tabiatı gereği cimridir. Mal sevgisini içinde taşır. Sizin için men-dup kılman veya bu ayet-i kerimede olduğu gibi emir olarak verilen İşi yapmadığınız takdirde Cenab-ı Allah sizleri affedip tevbenizi kabul eder. Sadaka vermeden de Peygamber ile gizli konuşmanıza ruhsat verilmiştir. Oysa OL nunla gizli konuşmadan önce sadaka vermeniz sizin için daha hayırlı ve sizi daha da arındırıcıdır. Eğer bunu yapmazsanız, nefisleriniz doğrulup düzelsin diye namaz kılın; mallarınız temizlenip muhafaza altına alınsın diye zekât verin. Allah ve Resulüne itaat edin. Şüphesiz yapmakta olduğunuz işlerden Allah haberdardır.
Bu ifadelerden de öğreniyoruz ki Allah'ü Teâlâ'dan birşey talep etmeden veya O'na yalvarıp yakarmadan önce bir hayır yapmak bizler için çok güzel ve yerinde olacaktır.[18]
İnananlardan Başkalarını Dost Edinmek
14- Allah'ın gazap ettiği milleti dost edinen münafıkları görmedin mi? Oniar ne sizdendir ne de onlardan, bile bile, yalan ytre yemin etmektedirler.
15- Allah, onlara çetin bir azab hazırlamıştır. İşledikleri şey ne kötüdür!
16- Yeminlerini kalkan edindiler de, Allah yolundan alıkoydular: onlara alçaltıcı bir azab vardır.
17- Mallan ve çocukları, onlara, Allah katında bir fayda sağlamaz. Onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.
18- Allah, onların hepsini tekrar dirilttiği gün, size yemin ettikleri gibi O'na yemin ederler; kendilerine bir yarar sağlayacağını sanırlar. Dikkat edin; onlar şüphesiz yalancıdırlar.
19- Şeytan onların başlarına dikilip Allah'ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın taraftarlarıdır İyi bilin; şeytanın taraftarları elbette hüsrandadırlar.
20- Allah'a ve peygamberine karşı gelenler; işte onlar en alçak kimselerle beraberdirler.
21- Allah, "And olsun ki Ben ve peygamberlerim üstün geleceğiz" diye yazmıştır. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
22- Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin, —babalan veya oğulları veya kardeşleri ya da akrabaları olsa bile— Allah'a ve Peygamberine karşı gelenlere, sevgi beslediklerini görmezsin. İşte Allah, imanı bunların kalbleri-ne yazmış, katından bîr nur ile onları desteklemiştir. Onları, içlerinden irmaklar akan, İçinde temelli kalacakları cennetlere koyar. Allah onlardan ho$-nud olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnud olmuştur, İşte bunlar, Allah'tan yana olanlardır. İyi bilin ki saadete erecek olanlar, Allah'tan yana olanlardır.[19]
Bazı Kelimeler:
Küçük düşürücü. Koruyucu kalkan. Onları istila etmiş ve kalplerine galip olmuştur. Şeytana tabi olup ona yardımcı olan taraftarları.Dostluk ederler. Aşiret kelimesi akraba ve aile efradı anlamına gelir.Kendi katından bir kuvvet ve gönül huzuru ile.[20]
Açıklama:
Ey görebilen kimse, Allah'ın gazap ettiği bir kavmi dost edinen kimseye hayretle bak! Onlar Yahudilerdir. Münafıklar da —gizlice— onlarla dostluk kurar ve onlarla beraber olduklarına dair yemin ederlerdi. Allah, münafıkların elbette yalancı olduklarını biliyor. Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir kavmi nasıl da dost ediniyorlar? Halbuki onlar, onlardan olmadıkları gibi o gazaba uğramış kavim de kendilerinden değildir! Yani şu Yahudileri dost edinenler, halis mü'minlerden olmadıkları gibi tam kâfirlerden de değildirler. Bilakis iki gurup arasında mütereddittirler. Ne onlardan ne de diğerlerindendirler.
Rivayete göre bu ayet-i kerime münafık olan Abdullah bin Nebtel hakkında nazil olmuştur. O, esmer, kısa boylu ve hafif bir kimse idi. Peygamber (S.A.V.) efendimiz onunla aynı mecliste oturur konuşurdu. Sonra O, Peygamber (S.A.V.)'in söylediklerini Yahudilere ulaştırdı. Birgün bizler, odalardan birinde Resuiüllah (S.A.V.) ile otururken şöyle buyurdu: "Şimdi size kalbi katı, zorba, şeytanın iki gözüyle bakan bir adam gelecektir!" Böyle dedikten sonra Abduliah bin Nebtel yanımıza geldi, Peygamber (S.A.V.) efendimiz, Ona: "Sen ve arkadaşların niçin bana küfrediyorsunuz?" dedi. O da böyle yapmadığına dair yemin etti. Peygamber (S.A.V.) efendimiz Ona: "yaptın!" dedi. Bunun üzerine o adam, gerisin geri koşup gitti; hemen arkadaşlarını getirdi ve Peygamber (S.A.V.) efendimize küfretmediklerine dair yemin ettiler. Bunun üzerine yukardaki ayet-i kerime nazil oldu. ' 'Bilerek yalan yere yemin ediyorlar!' ayet-İ kerimesinin manâsı da budur. Evet onlar yalan yere günahkârca Allah adına yemin ettiler ve yemin ederken de yalan söylediklerini biliyorlardı. Yemin-i Gamus işte budur.
İşte bu gibi kimseler için Allah şiddetli bir azap hazırlamıştır. O azap, cehennemin en alt tabakasıdır. Onların yaptıkları iş, ne kötü bir iştir! Şu yalan yeminlerini, kendileri için bir kalkan ettiler. Ta ki Öldürülmekten emin olsunlar. Bir kıraate göre, ayet-i kerimede geçen eyman kelimesi iman şeklinde okunmuştur. Buna göre onların zahiri imanları, müslümanlar tarafından öldürülmemden için kendilerine bir kalkan oldu. Dolayısıyla onlar da mü'minleri Allah'ın yolundan çevirdiler. Aslında mü'minle-rin onları öldürmesi, mallarını almaları ve onlarla cihad etmeleri gerekirdi. Denildi ki; onların, mü'minleri Allah yolundan çevirmeleri; yalan ve asılsız sözler ortaya atarak mü'minleri cihaddan alıkoymaları ve ölüm ile onları korkutmaları idi. Evet münafıklar işte böyledirler. Bu nedenle kendilerini dünya ve ahirette küçük düşürecek horlayım bir azap vardır. Topladıkları mallan ve övündükleri evlatları kendilerini, Allah'ın azabından kurtarmadı. Mal ve oğulların fayda vermeyeceği bir günde mallan ve oğulları Allah'ın azabından korunma hususunda kedilerine nasıl fayda sağlar?! Onlar ateş halkıdırlar. Orada ebedî kalcıdırlar.
Hatırla O günü ki Cenab-ı Allah onların.tümünü Kabirlerinden çıkaracak ve onlar, müminler olduklarına dair yemin edeceklerdir. Bu yeminlerinin kendilerine asla fayda sağlamlyacağım ve yalan yere yemin etmenin akıllı bir kimseye asla yaraşmayacağını bilmediler. Mü'min olduklarına dair bize yemin ettikleri gibi Allah'a da yemin edecekler ve bu yalan yere yaptıkları yeminlerin, kendilerine bir fayda temin edeceğini zannettiler. îyi bilinki onlar son derece yalancı kimselerdirler. îmam etmediklerini Facir kimsenin dahi bildiği halde onlar kıyamet gününde gaypları bilen Allah'ın huzurun da yalan söyleyeceklerdir. Bunda bir gariplik yoktur. Çünkü onlar şimdi de sizin yanınızda, mü'min olduklarına dair yemin ediyorlar. Adamın biri çıkıpta, bunların ne diye yalan yere yemin ettiklerini sorabilir. Buna cevabed denilir ki: Şeytan onları istila etmiş, onların yularlarım eline almış, akıllarına hakim olmuştur. Dolayısıyla onlar, akıl ve düşünceleri olmaksızın şeytana tabi olmuşlardır. İşte yalan söylemelerinin ve sapıklığa düşmelerinin sebebi budur. Şeytan onlara galip gelmiş, Allah'ın zikrini onlara unutturmuştur. Nihayet onlar kendi nefislerini de unutmuşlardır. Nefislerini, günah işleme hususunda salıvermişler. Onlar şeytanın taraftarlarıdırlar. Günah ve düşmanlık konusunda birleşmişlerdir. İyi bilin ki onlar şeytanın taraftarları ve kayba uğrayan kimselerdirler. Bundan daha büyük bir kayıp düşünülebilir mi?
Allah'ın emirlerine muhalefet edip şeytana uyan ve Allah ile Resulüne maydan okuyup baş kaldıran kimseler alçakların da alçaklarıdırlar. Zira üstünlük; Allah'a, Resulüne ve mü'minlere aittir.
Bunun sebebi nedir? Cevap: Allah; Ben ye elçilerim mutlaka galip geleceğiz, diye yazmıştır. Yani bunu takdir ve murad etmiştir. Öyle ki; bu hususta kasem etmiştir. Hatta bu kasemin cevabı olan fiilinin başına te'kid lamı koymuştur. Bir başka ayet-i kerimede de Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur. "Gönderilen Peygamber kullarımıza şu sözümüz geçmişti: Mutlaka kendilerine yardım edilecektir. Ve galip gelecek olanlar, mutlaka bizim ordumuzdur!""'[21]. Bunda bir gariplik yoktur. Şüphesiz ey Muhammed Senin Rabbin çok güçlüdür, muktedirdir, üstündür ve galiptir.
Allah'a ve Resulüne hakkı ile kamilen iman eden bir kavmin; Allah ve Resulüne düşman olanlara ihlasli bir gönülle dostluk beslediklerini göremezsin!
Böyle bir üslubun kullanılmasındaki maksat, aynı kalpte kâmil iman ile kâfirlere dostluk duygusunun bir arada bulunmamasının gerektiğini açıklamaktır. Gerçekten de karni imanla,, kafirlere dostluk duygusunun aynı kalpte bulunmaması icap eder. Ve böyle bir durumun hiçbir halde bulunmaması gerekir. Bununla da, kafirlere dostluk besleme yoluna girmeleri mü'mİnlere kat-iyyetle yasaklanmaktadır. Bu ayet-İ kerimede yasaklanan husus; kişinin babası da olsa, kardeşi de olsa, oğlu da olsa, aşiretinden bir fert de olsa kafir kimseye gönülden dostluk beslemektir. Sahabe-i kiram, hiçbir şeyi Allah ve Resulünü sevmenin üzerinde tutmazlardı. Hatta bazıları Allah yolunda akrabalarının bir kısmını öldürmüşler ve horlamışlardı. İşte Allah'ın emrine hakkıyla uyanlar onlardır. Onlar imanın tadını, Allah ve Resulünün sevgisinde bulurlar. Tabiatı İle onlar Allah ve İslam düşmanları İle Kur'an muarızlarına dostluk beslemezler. Allah onların kalplerine imanı yazmış ve sabit kılmıştır. Kendi katından bir ruh ve itmi'nan ile onları desteklemiş, kalplerini hak yolunda aydınlatmıştır. Böylece onlar hakkı kucaklamışlardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Rablerinden hoşnut olmuşlardır. İşte onlar Rahmanın taraftarlarıdırlar. Kur'an ile yaşayan kimselerdirler. İyi bilin ki onlar Allah'ın taraftandırlar. Kurtuluşa erenler sadece onlardırlar. Bundan daha büyük bir kurtuluş düşünülebilir mi?![22]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/161.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/161-162.
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/162.
[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/162-163.
[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/163-165.
[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/165-166.
[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/166.
[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/166.
[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/167.
[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/168.
[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/168.
[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/168-169.
[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/170.
[14] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/170.
[15] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/170-171.
[16] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/171-172.
[17] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/172.
[18] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/172-173.
[19] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/173-175.
[20] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/175.
[21] Saffal sûresi: 171-173.
[22] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/175-177.
İslami Okul Okulların En Önemlisi