Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mümtehine Suresi - 060Muntehine - 19. Sayfa

MUMTEHİNE SURESİ 2

Kafirleri Dost Edinip Onlarla İlişki İçine Girmemiz. 2

Bazı Kelimeler: 2

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 2

Hicret Eden Kadınlar Ve Onlarla Yapılan Bı'at 4

Bazı Kelimeler: 4

Nüzûl Sebebi: 4

Açıklama: 5


MUMTEHİNE SURESİ

 

Alimlerin tümüne göre bu Medenî bir sûre olup 13 ayettir. Bu sure Müs­lümanların akrabalık, dostluk, savaş, barış, evlilik gibi konularda müşriklere karşı takınmaları gereken tavırları net olarak belirlemektedir. Ayrıca Peygamber (S.A.V.) efendimizin kadınlarla nasıl bîat yapmış olduğunu açıklamaktadır. Sûrenin başında olduğu gibi son kısmında da mü'minlerin, kâfirlerle dost­luk te'sis etmeleri yasaklanmaktadır.[1]

 

Kafirleri Dost Edinip Onlarla İlişki İçine Girmemiz

 

Rahman  Rahim olan Allah'ın adıyla..

1- Ey İnananlar! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar, size gelen gerçeği inkar etmişken, onlara sevgi göste­riyorsunuz; oysa onlar, Rabbiniz olan Allah'a inandığınızdan ötürü sizi ve Peygamberi yurdun uzdan çıkarıyorlar. Eğer sizler Benim yolumdan savaşmak ve rızamı kazanmak İçin çıkmışsanız onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Ben, si-, zİn gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. İçinizden onlara sevgi gös­teren kimse, şüphesiz doğru yoldan sapmıştır,

2- Eğer sizi ele geçirirlerse sizin onlara gösterdiğiniz sevgiyi göstermezler, size düşman olurlar, ellerini ve dillerini fenalık etmek için uzatırlar, keski in­kar etseniz isterler.

3- Yakınlarınız ve çocuklarınız size kıyamet gününde bir fayda vere­mezler. Allah onlarla sizi ayırır. Allah işlediklerinizi görendir.

4- İbrahim ve onunla beraber olanlarda, sizin için uyulacak güzel bir örnek vardır. Onlar milletlerine şöyle demişlerdi: "Bizsizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız; sizin dininizi inkar ediyoruz; bizimle sizin ara­nızda yalnız Allah'a inanmanıza kadar ebedi düşmanlık ve Öfke başgöster-miştir." Yalnız, İbrahim'in babasına: "And olsun ki senin için mağrifet dile­yeceğim, fakat sana, Allah'tan gelecek herhangi bir şeyi savmaya gücüm yetmez" sözü bu Örneğin dışındadır. Ey İnananlar! Deyin ki; "Habbimiz! Sana güvendik, Sana yöneldik, dönüş Sanadır,"

5- "Rabbimiz! Bizi inkar edenlerle deneme; bizi bağışla, doğrusu, Sen, güçlü olan, Hakim olansın."

6- And olsun kinsizlerden, Allah'ı ve ahiret gününü uman kimse için bunlarda güzel örnekler vardır. Kim yüz çevirirse kendi aleyhine olur, doğru­su Allah müstağnidir, övülmeye layıktır.

7- Allah'ın sizinle, düşmanlık gösterdiğiniz kimseler arasında bir sev­gi yaratması umulur; Allah Kadir'dİr, Allah bağışlayandır, acıyandır.

8- Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarma­yan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı adil davranmanızı yasak kıl­maz; doğrusu Allah adi! olanları sever.   ,

9- Allah, ancak sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çı­karanları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmenizi yasak eder; kim onları dost edinirse, işte onlar zalimdir.[2]

 

Bazı Kelimeler:

 

Velî kelimesinin çoğulu olup dost manasına gelir. Dost­luk, Ayet-i kerimede bununla nasihat manası kast edilmiştir.Be­nim rızam ve hoşnutluğum.Sizi ele geçirirler, Akrabalarınız. Ben kelimesinin çoğulu olup sizinle ilgilenmeyiz ve ilahlarınıza bir değer vermeyiz manasına gelir.Güzel bir örnek. Zahir olup ortaya çıktı. İnkâr edenler için imtihan, yani onlar veya baş­kaları sebebiyle azaba uğrayanlar. Düşmanlık ve kin.Ak­rabalık ve dostluk bağı. Aralarında adaletle hükmedesiniz. Adaletliler. Sizi yurdunuzdan çıkarmak hususunda başkalarına yardım edip müzaherette bulundular.[3]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

İmamlar tarafından rivayet edilen, lafzı Müslim'e ait bir hadiste Hz. AH (R.A.) şöyle der: "Resulullah (S.A.V.) efendimiz ben, Zübeyr ve Mikdad'i gönr dererek şöyle dedi: (Mekke ile Medine arasında bulunan) Ravzatühah deni­len mevkiye gidin orada Hevdeç içinde, beraberinde bir mektup bulunan bir kadın var. Mektubu o kadından alın!" Hz. Ali (.S..A.) sözüne devamla der ki: "Süratlegidip kadına kavuştuk. Mektubu ondan istedik, vermek isteme­di. Bizim ciddi olup ısrar ettiğimizi ve kendisine tehditte bulunduğumuzu gö­rünce mektubu, saç örgüleri arasından çıkardı. Mektubu alıp Resulullah'a ge­tirdik. Bir de ne görelim? Mektup, Hatib bin Ebi Beltea'dan Mekke'deki müş­riklere gönderiliyor. Bu mektupta Peygamber efendimizin yaptığı ve yapaca­ğı bazı işler onlara haber veriliyordu. Resulullah (S.A.V.) "Bu nedir ey Ha­tib?" diyerek onu kınadı. Hatib: "Beni sıkboğaz etme ya Resulallah, ben Ku-reyş'le bağlantısı olan bir adamım. Orada akrabalarımı korumaları için Ku-reyş içinde kendime bir destek bulmak istedim. Ben bu mektubu, küfrümden veya irtİdadımdan yahut îslâmiyetten sonra küfre razı olduğumdan dolayı yazıp göndermedim. Mecburiyetten ötürü bunu yaptım." dedi.

Peygamber (S.A.V.) Efendimiz "Doğru söyledi" dedi.Hz. Ömer onu kı­lıçla vurmaya kasdettî, ama Hatib'in Bedir Savaşına katılanlardan olduğu, dolayısıyla öldürülmemesi gerektiğine dair Hz. Ömer'e cevap verildi. Bunun üzerine Cenab-i Allah yukarıdaki ayet-i kerimeyi inzal buyurdu. Bu anlam­da birçok ayet-i kerime de nazil oldu. "Ey inananlar, Yahudileri ve Hristi-yanlan dost edinmeyin''[4], "Mü'mİnler, inananları bırakıp, kâfirleri dost edinmesİn."[5]

 

Açıklama:

 

Ey iman ile vasıflananlar! Bu vasfınızdan ötürü, Allah'ın ve sizin düş-inanlarınızı, kendinize dost ve arkadaş edinmeyin. Zahiren de olsa onlarla dostluk kurmayın. Allah bizleri, onları dost edinmekten ve haberlerimizi onlara gizlice aktarmaktan men ediyor. İnanç ve akîdedcn ötürü olmasa bile zahi­ren bazı sebepler dolayısıyla da olsa onlarla dost olmamızı ve haberleri­mizi onlara gizlice ulaştırmamızı yasaklıyor. İyi niyetinden ötürü kardeşiniz Hatib bin Ebî Beltea'nın yaptığı gibi onlara dostluk gösterisinde bulunarak haberlerimizi gizlice onlara ulaştırmayın! Benim ve sizin düşmanlarınızı ken­dinize dost edinmeyin. Siz onları dost edinmek istiyorsunuz, ama onlar size gelen hakkı ve Kur'an'ı inkâr ettiler. Sizse, hak ve Kur'an'ı tasdik edip doğ-ruladmiz. Onlar ise kâfir oldular. İnanç hususunda aramızda şiddetli bir düşmanlık vardır. Siz nasıl onlarla aynı çizgide buluşursunuz? Onlar Allah'a ve Resulüne küfrettiler ve sizlerle Resulullah't, Rabbinize iman ettiğinizden ötürü —başka bir sebepten dolayı değil, sırf bundan doiayı— yurdunuzdan sürgün edip mallarınızdan uzaklaştırdılar. Hayret ediyorum, onları nasıl dost edinir ve dostlukla onlara sırlarınızı verirsiniz?! Eğer Allah yolunda cihad etmek ve rızayı ilâhiyi kazanmak uğruna yurdunuzdan çıkmışsanız artık on­ları, yani düşmanlarımı dost edinmeyin. Eğer Benim dostlarım İseniz bunu yapmayın! Nasıl olur da Resulün haberlerini dostlukla onlara gizlice ulaştı­rırsınız? Halbuki ben gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilirim. (Evet Allah sizin gizlediklerinizi ve açıkladıklarınızı bilir) Her kim bunu yaparsa doğru yol­dan sapmış, hak ve hidayet yolunun dışına çıkmış olur.

Sİz bunu nasıl yaparsınız? Halbuki onlar sizi ele geçirecek ve herhangi bir yerde sizi yakalayacak olsalar, size azılı düşmanlar gibi muamele eder. Vu­rarak, esir alarak, öldürerek küfrederek, söverek, kötüleyerek ellerini ve dil­lerini size ulaştırırlar. Bunda bîr tuhaflık yoktur. Onlar sizin küfretmenizi ve kâfir olmanızı gönülden isterler. Size ne oluyor ki yakınlığınız ve evlatlarınız için Allah'ın ve mü'minlerin düşmanlarına dost oluyorsunuz. Halbuki onların dost­lukları ve akrabalıkları size fayda vermez. Mallarınız ve evlatlarınız da kıya­met gününde size hiçbir bakımdan yarar sağlamaz. Yüce Allah, kıyamet gü­nünde aranızda adaletle hükmedecektir. Siz kıyamet günü için gerekli işler yapın ve yarınki gün için neler hazırladığınıza bir bakın. Hem bilin ki Cenab-ı Allah, sizin yapmakta olduğunuz işleri bilmektedir. Amellerinizin karşılığını size verecektir.[6]

 

İbrahim'in Bu Alandaki Önderliği:

 

 Sizler benim ve sizin düşmanlarınızı nasıl dost edinirsiniz? Atanız İbrahim'in

yolunda gitmez misiniz? O sizin için güzel bir örnek teşkil etmektedir. Allah dostu atanız İbrahim'de sizler için pek hoş ve güzel bir numune vardır. Onunla beraber bulunan mü'minler de bu hususta sizler İçin örnektirler. Çünkü onlar milletlerine şöyle demişlerdi: Biz, sizden ve tapmakta olduğunuz putlardan uzağız. Size aldırış etmiyoruz. Atalarınızın ve sizlerin tanrılarına iltifat etmiyoruz. Bilakis sizi protesto edi­yoruz. Bizlerle sizler arasında dostluk değil de düşmanlık zuhur etmiştir. Ara­mızda sadakat değil de kin ve öfke her zaman için ortada olacaktır.

Evet bütün bunlar sırf Allah'a iman etmeniz ve şirkinizi inkâr etmeniz içindir. İbrahim'in sözlerine ve fiillerine uyun. Sadece babasına söylemiş ol­duğu "Senin için Allah'tan mağfiret dileyeceğim." sözüne uymayın. Onun bu sözü sizin için bir örnek teşkil etmemelidir. Ama diğer sözlerine ve fiille­rine uymanız gerekir. Yalnız babası için söylemiş olduğu o sözden sonra Cenab-ı Allah'ın şu tehdidi kendisine nazil olmuştur. Kim yüz çevirirse (bilsin ki) Al­lah, zengin, övgüye layık olandır. İbrahim, babası İçin istiğfarda bulunmuş­tur. Çünkü babasının küfür üzerinde ısrar ettiğini bilmiyordu. Onun Allah inancına dönmesi ve muvaffak olması İçin O'na dı.ada bulunması şer'an ca­izdir. Çünkü babasının küfür üzere ısrar ettiğini bilmediğine şu ayet-İ kerime delalet ediyor: "Fakat onun bir AUah düşmanı olduğu kendisine belli olunca ondan uzak durdu."[7]. Bununla İlgili tslamî hükümde şudur: Kafirin, küf­ründe ısrar ettiğini veya küfür üzere öldüğünü bilir .ediğimiz takdirde bu ma­nada onun için İstiğfarda bulunmak caizdir, vacip değildir. Bu nedenle İbra­him'in babası için istiğfarda bulunması, bizler için uyulması vacip olan değil de, caiz olan bir durumdur. Bazıları bu hususta şöyle demişlerdir: İbrahim babası için mağfiret talebinde bulundu. Çünkü bibasmm küfürde ısrar et­mekte olduğunu bilmiyordu. Hem babasına, onun için mağfiret talebinde bu­lunacağına dair bir söz de vermişti.

Size gelince ey mü'minİer! Şu kâfirlerle müşriklerin küfür ve şirklerinde ısrar etmekte olduklarını ve çirkince inad içi... durduklarını bilmiyor mu­sunuz? Hem sizi şiddetle sevmediklerinin de farkında değil misiniz? Şu hal­de onlarla güzel geçinmeniz ve onlar için hayır duasında bulunmanız size as­la yaraşmaz. Onların kötü niyetli olduklarını Cenab-ı Allah size haber ver­dikten ve yapmakta oldukları işleri gördükten sonra onlar için İstiğfarda bu­lunmanız veya onları dost edinmeniz.size hiç yakışmıyor!

Babacığım senin için Rabbimden istiğfarda bulunacağım. Seni bağışla­masını dileyeceğim. Ama ben Allah'ın azabını senden savma hususunda hiç­bir güce sahip değilim. Ancak sen, Rabbini hoşnut edecek işler yap. Allah'ın azabını senden geri çevirmeye benim hiç gücüm yetmez!

Rabbimiz Sana tevekkül ettik. Sana döndük ve günahlarımızın affı için Senden tevbe diliyoruz. Dönüş sadece Sana'dır.

Rabbimiz, bizleri kafirler için bir imtihan yapma. Onların eliyle veya kendi katından göndereceğin bir azap İle bizleri azaplandırma ki onlar hak yolda olduklarını ve bizim de batıl üzere bulunduğumuzu zannetmesinler; bu ne­denle de fitneye düşmesinler. Maalesef bu gün vukua gelenler de budur. Ey Rabbimiz bizleri kafirler için bir imtihan aracı yapma. Kötülüklerimizi ba­ğışla. Dünya ve ahirette bizleri, horlanma ve küçük düşürülme azabından koru.

Ey Rabbimiz Sen güçlüsün. Yenik düşmezsin, hakimsin, hikmet sahibisin.

İbrahim'de ve beraberindeki mü'minlerde, Allah ile buluşmayı ve ahiret gününü ümid edenler için güzel bir örnek vardır. Her kim bundan yüz çevi­rip salih kimselerin peşi sıra yürümezse bilsin ki Allah zengindir. Onun ya­pacağı işlere muhtaç değildir. Göklerde ve yerde hiçbir şeye ihtiyacı olmayan­dır!

Bu ifadeler, güzel örnek olan ibrahim'e tabii olmayan kimseler için bir ı tehditdir.

Size gelince ey Müslümanlar; bu sizin ağırınıza gitmesin. Umulur ki Cenab-ı Allah sizlere, din konusunda sîze düşmanlık eden akrabalarınız ve müşrik olan aşiretiniz arasına İslâm bağı ve kardeşliğini koyar. Şüphesiz Al­lah herşeyi yapmaya muktedirdir. O günahları ve kusurları bağışlayandır. Ya­ratıklarını, tevbe edip kendisine yöneldikleri takdirde esirgeyendir.

Bu ayet-i kerimede bizim kafirlerle olan ilişkilerimiz belirlenmekte, on­ları dost edinmemiz yasaklanmaktadır. Savaşa dair sırlan ve İslâm ümmeti­ne zarar verecek haberleri kendilerine ulaştırmamız nehyedilmektedir.

Ama maddeten onlara iyilik yapmaktan onlara adilce muamele etmek­ten de yasaklanıyor muyuz? Bu konuda Cenab-ı Allah sadra şifa bir cevap vererek şu anlamda ifadeler sarfetmiştir: Din konusunda sizinle savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilikte bulunup adilce davranmak­tan ve güzel muamele ile onlara muamele etmekten Cenab-ı Allah sizleri men etmiyor. Din veya dünya konusunda size kötülük etmedikleri sürece onlara iyilik etmek ve güzel muamelede bulunmak hususunda Cenab-ı Allah size yasaklayıcı bir hüküm indirmemiştir. Şüphesiz Allah, adaletle muamele eden--leri sever. Ancak Allah, dinde sizinle savaşan ve din hususunda size karşı mu­harebede bulunan kimseleri dost edinip onlara sevgi beslemenizi yasaklıyor. Nitekim Kureyşliler size din konusunda kötülük etmiş, sizinle savaşmışlar, si­zi yurdunuzdan sürgün edip mallarınızdan uzaklaştırrmş, yurdunuzdan sür­gün edilmeniz hususunda başkaları ile yardimlaşmışlardı. İşte böylelerini dost edinip kendilerine sevgi göstermenizden Allah sizi men ediyor. Onları dost edinip ahbap olarak kabul edenler varya, işte onlar zalimlerin ta kendileri­dirler.[8]

 

Hicret Eden Kadınlar Ve Onlarla Yapılan Bı'at

 

10- Ey inananlar! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin, Allah onların imanlarını çok iyi bi­lir. Onların mü'min kadınlar olduklarım öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadırlar, o inkarcılara helal değildir. Onlar da bunlara helal ol­mazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehîrlerİ iade edin; bu kadmla-rin mchirlcrini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri iste­yin; inkarcı erkekler de hicret eden mü'min kadınlara verdikleri mehirleri is­tesinler. Allah'ın hükmü budur; aranızda O hükmeder! Allah bilendir, Hakim'dir.

11- Ey mü'min erkekler! Eğer inkar eden eşlerinize sar feniklerinizden inkarcılara birşey geçecek olursa ve sîz de üst durumda olursanız, ganimet­ten, eşleri giden mü'min erkeklere sarfettikleri miktar kadarını verin. İnan­dığınız Allah'a karşı gelmekten sakının.

12- Ey Peygamber! inanmış kadınlar, Allah 'a hiçbir ortak koşmamak,hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarım öldürmemek, başkasının ço­cuğunu sahiplenerek kocasına isnadda bulunmamak ve uygun olanı işlemek­te sana karşı gelmemek şartıyla sana bey'at etmek üzere geldikleri zaman, onları kabul et; onlara Allah'tan bağışlanma dile; doğrusu Allah, bağışlayı­cıdır, acıyandır.

13- Ey İnananlar! Allah 'm gazabına uğramış milleti dost etmeyin; in­karcıların kabirde bulunan kimselerden umutlarını kestikleri gibi, onlar da, ahiretten umutlarını kesmişlerdir.[9]

 

Bazı Kelimeler:

 

İsmet kelimesinin çoğulu olup nikah manasına gelin Mehirleri.Sıra size geldi, savaşta o kadınları gani­met olarak ele geçirdiniz.Çocuklarını diri diri toprağa. gömmesinler.Kocalarımızdandır diyerek iftira edip başkalarına ait gayr-ı meşru çocukları kocalarına isnad etmeleri. iftira ederler. Gayr-ı meşru çocukları kocalarına nîsbet ederler.[10]

 

Nüzûl Sebebi:

 

Cenab-i Allah, müşrikleri dost edinmelerini müslümanlara yasaklayıp bu dostluktan vazgeçmelerini emrettiğinde müslümanların şirk diyarını terk edip İslâm diyarına göçmeleri gerekli oldu. Evlenmekse, dostluk bağlarını kuv­vetlendirmenin en güçlü faktörlerinden biri İdi. İşte Hicret eden mü'min ka­dınların hükmünü Cenab-i Allah bu ayet-i kerime ile açıkladı. Bu ayet-i keri­menin nüzul sebepleri cümlesinden olarak îbn-i Abbas (R.A.) nın şöyle dedi­ği rivayet edilmiştir: Müslümanlarla Kureyş müşrikleri arasında Hudeybİye yılında sulh yapıldı. Bu sulhun şartlarından biri de şu idi: Mekkelilerden Pey­gamber (S.A.V.)'e gelecek olan bir şahıs, Mekkelilere iade edilecekti. Müslü­manlardan olup ta Mekkelilere sığınan bir kimse ise Müslümanlara eeri verilmeyecekti.

Bu sulh yapıldıktan sonra Eslemİyeli Rebia bint-i Haris, Resulullah'm yanına geldi. Daha sonra müşrik olan kocası gelerek bu kadını Peygamber­den istedi. Kocası Sayfî bin Rahib şöyle dedi: 'Ey Muhammed, karımı bana geri ver. Sen bu hususta ileri sürülen şartı kabul ettin. Henüz anlaşma metni­nin yazılı olduğu kağıttaki mürekkep kurumamıştır.

İşte bunun üzerine Cenab-ı Allah şu ayet-i kerimeyi inzal buyurdu.[11]

 

Açıklama:

 

Ey iman edenler! Mü'min kadınlar şirk diyarından göçerek İslâm diya­rına geldiklerinde, onların imanlarında dürüst oldukları ve sırf bir diyardan bir diyara göç etme iştiyakı ile yahut kocalarından öfkelendikleri İçin gelme­dikleri zannıni kuvvetle zihinlerinizde doğuracak bir şekilde onları imtihan edin. Sırf Allah rızası için gelip gelmediklerini deneyin. Ve bilin ki Cenab-ı Allah onların hakikaten iman edip etmediklerini en iyi bilendir. Onların iman­larının hakikâtini kapsamlı bir şekilde bilerek kalbinizi mutmain kılmanıza imkân yoktur. Ama onların İhlasla inanmış olup sadıkane bir şekilde iman ettiklerini anlarsanız onları kafirlere geri döndürmeyin. —Bu, sulh anlaşma­sındaki mutlak şarta bir kayıt getirmektedir—. Bilakis onları beraberinizde tutun.

Hikmet sahibi şeriat koyucusu bu ayet-i kerime ile, kadın İle kocasının birbirinden ayrılmasına hükmetmiştir. Zira erkek güçlüdür. Tek başına kü­für diyarını terk etme imkanına sahiptir. Kadın ise aldatmalara karşı dİrene-mez. Fitneye düşmesinden korkulur. İşte bu mü'mine kadınlar, kafir kocala­rına helal değildirler. O kafir kocaları da kendileri müşrik, kanlan mü'min oldukları sürece, gelecekte de hiçbir şekil ve surette karılarına helal olmazlar. Şu halde o kafir kocalara, karılarına yapmış oldukları masrafı (mehİrlerini) geri vermeniz gerekir.

Tabii ki bu hüküm, kendileri ile aramızda muahede bulunan kocalar İçin geçerlidir. Harbî kocalara gelince, onlara birşey vermemiz gerekmez. Şu hal­de ayet-i kerimedeki emir, mendubiyet ifade eder. Ayrıca bu mehirlerin koca­lara ödenmesi İçin kocaların böyle bir talepte bulunması şartı da vardır. Bu talepte bulunmadıkları takdirde onlara bir şey vermemiz gerekmez.

Kendilerine mehirlerini verdiğiniz takdirde bu kadınları nikahlamanızın hiçbir sakıncası yoktur. Kendisi müslüman olan bir erkeğin şirk diyarında müş­rike olarak terk ettiği kadının hükmü nedir? Cevap: Bu erkek gerçekten müs­lüman olursa kendisi île o müşrike ve putperest kadın arasındaki sabık nikah akdinin feshedilmesi vacip olur.

Kadın eğer kitabî ise aradaki nikah akdinin feshedilmesi gerekmez. Çünkü kitabiye kadın üzerine nikah akdi yapmak daha işin başından beri caizdir.

Müslüman koca ile müşrike kadın arasındaki evlilik bağının koparılması, henüz İddette iken İslâm bağının onları biraraya getirmiş olmaması şartına bağlı­dır.

"(Kafirlere katılan kadınlara) harcadığınız (mehr)i isteyin. Onlar da (si­ze katılan kadınlarına) harcadıklarını istesinler." Tefsirciler dediler ki: Müs­lüman iken mürted olan kadınlar, aranızda muahede bulunan kafirlere gitti­ği zaman, bu irtidat eden kadınların mehirleri kafirlerden istenir, bu kadının mehrini bize verin, denilirdi. Kafirlerden bir kadın Müslüman oiupta İslam diyarına hicret etseydi, kafirler, müslümanlara: Bu kadının mehrini bize ve­rin, derlerdi.

Bu, insanlar arasında uygulanan adil ve insaflı bir uygulama İdi. Sonra bu hüküm neshedildi.

Bu, aranızda Allah'ın adaletle uyguladığı bir hükümdür. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

Eğer eşlerinizden (onlara sarfettiğinizden) herhangi bir şey kafirlere gi­derse onlarla yaptığınız savaş sonucunda elde ettiğiniz ganimetten bu müslü-mânlann zararını ödeyin. Kafirler tarafına giden eşlerine sarf etmiş oldukla­rı mehirler kadar verin. Her hususta Allah'a karşı gelmekten sakının ve O-ndan korkun. Eğer mü'min iseniz O'nun azabından korunmaya çalışın. Müz­minin, gizli ve aşikâr her zaman ve her yerde Allah'tan sakınması gerekir. Mü'minler, kâfirlere ve mü'minlere vermekle emrolundukları şeyleri verdiler ve emri yerine getirdiler. Bu genel hüküm kaldırıldı. Bu, devlet başkanına ve genel olarak müslümanlara özgü şahsî bir hüküm haline geldi.

Ey Peygamber! Allah'a birşeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, yoksulluk veya utanç korkusuyla —Cahiliyette yaptıkları diri diri çocuk gömmek gibi— evlatlarını öldürmemek, elleri ile ayakları arasın­da uydurupta kendilerinin veya başkalarının doğurduğu bir çocuğu getirip kocalarına nisbet etmemek ve bu, bizim kocamızın çocuğudur dememek, iyi işlerde sana isyan etmemek, şer'an ve aklen maruf olan hususlarda sana kar­şı gelmemek, Allah'a ve Resulüne itaat edip O'na iyilikte bulunmak gibi gü­zel işlerde sana cephe almamak, şer'i şerifin emrettiği işlerde İtaatsizlik et­memek hususunda mü'mine kadınlar sana bîat ettiklerinde bu esas üzerine sen de onların biatlerini kabul et ve daha Önce işlemiş oldukları kusurların­dan ötürü Allah'tan istiğfarda bulun. Erkekler İslam ve cihad hususunda Pey­gambere bîat etmişlerdi. Kadınlarsa, mezkur şartlar üzerine Peygambere bî-atte bulunmuşlardı. Bazıları, bu şartlarda kadınlarla erkeklerin aynı durum­da olduklarını ifade etmişlerdir. Kadınların mezkur şartlar üzerine Peygam­bere biatte bulunmalarındakİ sırra gelince, kadınlar ekseriyetle bu gibi amel­leri irtikap ediyorlardı. Sabittir ki bu ayet-i kerime, Peygamber (S.A.V.) efen­dimizin Mekke fethinde kadınlarla yaptığı bîat hakkında nazil olmuştur. Pey­gambere bîat eden kadınlar arasında Hind bİnt-i Utbe de vardı. Siyer kitaplarında ona Özgü bir kıssa nakledilmektedir.

Bu surenin başlangıcında, Müslümanların, kafirleri, özellikle Yahudile­ri dost edinmeleri yasaklanmıştı. Yine böyie İfadelerle bu sure nihayete erdi­rilmiştir ki gayr-ı müslimleri dost edinme yasağı te'kid edilsin ve bu gibi dost­luktan, müslümanlar uzaklastırılsm.

Ey iman edenler, Allah'ın kendilerine gazap edip lanetlediği bir kavmi dost edinmeyin. Onlar Yahudi'lerdir. Kesin bildikleri halde ahiretten ve onun sevabından ümit kesmişlerdir. Doğruluğuna inandıkları halde sırf inatların­dan ötürü Peygambere iman etmemişlerdir. Mezarlık halkından nasıl ümit kesilmisse onlar da ahiretten öyle ümit kesmişlerdir.[12]

 



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/199.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/199-201.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/201-202.

[4] Mâide sûresi: 51.

[5] Al-i İmrân sûresi: 28.

Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/202.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/202-203.

[7] Tevbe sûresi: 114.

[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/203-205.

[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/206-207.

[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/207.

[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/207-208.

[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/208-210.