Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mümtehine Suresi - 060Muntehine - 22. Sayfa

MÜMTAHİNE SURESİ 2

Sure-I Celılenın Nüzul Sebebi 2

 


MÜMTAHİNE SURESİ

 

Münıtuhine Suresi Medine'de nazil olmuştur ve on üç âyettir.

Bu sure-i celile, Allahın ve müminlerin düşmanlarını dost edinmeyi ya­saklayan âyet,i kerime ile başlıyor ve peygamber ve müminlerin yurtlarından, Allaha iman ettikleri için çıkarıldıklarım beyan ediyor.

Hz. İbrahim ve yanında bulunanların, kâfirlere karşı tavırlarının bize ör­nek olduğu ifade ediliyor.

Muhacir olarak müslümanların yanına gelen kadınların ne için hicret et­tiklerinin araştırılması ve gerçekten iman etmiş olarak geldiklerinin anlaşılması halinde onların kâfirlere iade edilmemesi emrediliyor ve mümin erkeklerin kâfir kadınlarla, kâfir erkeklerin de mümin kadınlarla evlenemeyecekleri hükmü açıklanıyor. Kocalarından ayrılarak hicret eden kadınların, mümin erkeklerle evlenmeleri halinde, kâfir kocalarının verdiği mehirin iade edilmesi emredili­yor. Bu muhacir kadınlarla, mehirlerini vermek suretiyle evlenmenin caiz oklu­ğu beyan ediliyor.

Mümin kadınların Resulullahıa gelip, Allaha hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını .Öldürmemek, iftirada bulunma­mak, iyilikler hususunda kendisine karşı gelmemek şartıyla biat ederlerse onla­rın biatlanm kabul etmesi emrediliyor.

Sure-i celile "Ey iman.edenler, Allahın gazabettiği bir kavmi dost edin­meyin.." âyet-i kerimesiyle sona eriyor.[1]

Sure-I Celılenın Nüzul Sebebi

 

Bu surenin ilk âyetlerinin nüzul sebebi hakkında Hâtıb b. Ebi Beltea'nın kıssası zikredilmiştir. Hâtıb, muhacirlerden olup Bedir savaşına katılan şahabı? terden biridir. Hâtıb Mekke'den hicret etmiş, çocukları ve mallan ise orada kalmistir. Bu şahıs Kureşli değildi. Onlarla antlaşması bulunan bir kimseydi. Bu sebeple Mekke'de kalan ailesini koruyacak hiç kimsesi yoktu. Mekkeliler Hu-deybiye musalahasını bozunca Resulullah (s.a.v.) Mekke'yi fethetmeye karar verdi ve müslümanlara, savaşa hazırlanmalarını emretti. .Resulullah, diğer sa­vaşlarda olduğu gibi bu harekatı da gizli tuttu. Hâtib, Mekke'de bulunan Ku-reyş I ilerin, orada kalan aile efradına yardımlarını sağlamak maksadıyla, Resulü-lahin, onlara karşı savaşmak istediğini bildiren bir mektup yazdı ve bu mektubu Kureyşten olan bir kadnla Mekke'ye gönderdi. Bunun üzerine Allah teala, Pey­gamberine bu mektubun gönderilişini haber verdi. Peygamber (s.a.v.) de kadı­nın arkasından adam göndererek mektubu yakalatıp geri getirtti.

Hz. Ali (r.a.) diyor ki:

"Resulullah (s.a.v.) beni, Zübeyr'i ve Mikdat'ı bir yere gönderdi.. Bize, "Yola çıkın." Ravdatu Hah" denen yere varınca orada hevdecinin içinde giden, kendisinde bir mektup bulunan bir kadına rastlayacaksınız. Mektubu alıp geti­rin." buyurdu. Biz de atlarımıza binip gittik. "Ravdatu Hah" denen yere varınca, hevdecinin içinde giden kadını gördük ve ona "Mektubu çıkar" dedik. O, "Ben­de mektup yok. dedi. Biz de "Ya mektubu çıkarırsın yahut da elbiselerini soyu­nursun." dedik. Bunun üzerine ne kadın, saç Örgüsünün içerisinden mektubu çı­karıp verdi. Biz de alıp Resulullaha getirdik. Bir de ne görülsün, bu mektup, Hatıb b. Ebi Beltea tarafından, Mekke'de bulunan bir kısım müşriklere gönderi­len bir mektup. Hfıtıb bu mektubunda onlara, Resulullahın bazı işlerini bildiri­yor.

Bunun üzerine Resulullah "Ey Hâtıb bu nedir?" diye sordu. Hâtib: "Ey Al kıtım Resulü, hakkımda acele davranma. Ben Kureyştendim. Fakat ben onla­rın soyundan değildim. Seninle beraber bulunan muhacirlerden her birinin orada akrabaları var. Bunlar o akrabaları aracılığıyla Mekke'deki aile fertlerini ve mal­larını koruyorlar. Benim onların arasında bir soy bağım olmadığı için onlardan bir destek sağlamak istedim ki onlar benim akrabalarımı korusunlar. Ben bu işi ne kâfirliğimden dolayı yaptım ne de dinimden döndüğümden dolayı." dedi. Bu­nun üzerine Resulullah, sahabilere hitaben: "O size doğruyu söyledi." dedi. Ömer ise: "Ey Allahm Resulü, bırak beni de onun boynunu vurayım." dedi. Re­sulullah "O Beclir'de bulundu. Ne bileceksin belki de Allah, Bedir ehline baktı ve onlara "İstediğinizi yapın. Ben sizi affettim." dedi. İşte bunun üzerine "Ey iman edenler, benim düşmünımı da sizin düşmanınızı da dostlar edinmeyin.." âyeti nazil oldu.[2]

 

Rahman ve Rahim olan Allah in adıyla.

 

1- Ey iman edenler, benim düşmanımı da sizin düşmanınızı da dost­lar edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Halbuki onlar size gelen hakkı inkar ettiler. Pcygmaberi ve sizi, rabbiniz olan AHaha iman ettiğiniz için yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer siz benim yolumda cihad için ve rıza­mı talep için yurdunuzdan çiktıysanız onları dost edinmeyin. Onlara olan sevginizi gizlersiniz. Oysa ben sizin gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da çok iyi bilirim. İçinizden kim benim ve sizin düşmanlarınızı dost edinir­se şüphesiz ki o, doğru yoldan sapmıştır.

"Ey iman edenler, benim de sizin de düşmanınız olan müşrikleri dost ve yardımcılar edinmeyin. Siz onlara dostluk gösteriyorsunuz. Halbuki onlar size gelen ve hak olan tevhid inancını, Kur'anı ve peygamberi inkar ettiler. Sizler rabbinize iman ettiğiniz için, peygamberi ve sizleri yurtlarınızdan çıkarıp hicre­te zorluyorlar. Şayet sizler benim yolumda cihad etmek için hicret ettiyseniz ve benim rızamı kazanmak için yola çıktıysanız, benim de sizin de düşmanınız olan kimseleri dostlar edinmeyin. Ey müminler sizler, müşriklere gizlice sevgi besliyorsunuz.Ben ise sizin gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da çok iyi bilirim. Artık bundan sonra sizden kim yine böyle yapacak olursa şüphesiz ki o, doğru yoldan sapmış ve haktin ayrılmış bir kimsedir."

Bu hususta Allah teala şu âyetlerde de buyuruyor ki: "Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanlan dost edinmeyin. Onlar birbirleinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz ki onlardan olur. Muhakkak ki Allah, zalim kavmi hidayete erdirmez." "Kalblerinde hastalık bulunanların, onlara doğru koştuğunu görürsün." Bize kötülük isabet etmesinden korkünz." derler. Umulur ki Allah bir fetih ihsan eder veya katından bir emir getirir de içlerinde gizledik­lerine pişman olurlar." "Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilen­lerle, kâfirlerden dininizi alay ve eğlence konusu yapanları dost edinmeyin. Eğer iman ediyorsanız Allahtan korkun."[3] "Muhamrned ancak bir peygamber­dir. Ondan önce de peygamberler gelip geçti. Şimdi o ölür veya öldürülürse Ök­çelerinizin üzerine geri mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerine geri dönerse Alla-ha hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükafaatlandıracaktir."[4]

 

2- Eğer sizi ele geçirirlerse hemen size düşman kesilirler. Ellerini ve dillerini size kötülük yapmak için uzatırlar. İsterler ki keşke inkar etseniz.

Ey iman edenler, kendilerine dostluk beslediğiniz kâfirler, sizi yakalayıp ellerine geçirecek olsaiar size karşı düşman kesilirler. Sizi öldürmek için elleri­ni, kötülük yapmak için de dillerini uzatırlar. Sizin de rabbinizi inkar edip onlar gibi kâfir olmanızı isterler.[5]

 

3- Akraba ve çocuklarınız size kıyamet gününde hiçbir fayda sağla­yamayacaktır. O gün Allah sizinle onların arasını ayıracaktır. Allah, sizin yaptıklarınızı çok iyi görür.

Ey iman edenler, hısımlarınız, akrabalarınız ve çocuklarınız, kafir olma­nıza ve Allanın düşmanlarını dostlar edinmenize sebep olmasınlar. Zira size kı­yamet gününde ne akrabalarınız bir fayda sağlayacak ne de evlatlarınız. Allah o günde sizi birbirinizden ayıracaktır, itaat edenleri cennete, isyan edenleri ise ce­henneme koyacaktır. Allah, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir. O, herkese hak ettiğini karşılığını verecektir.[6]

 

4-  Gerçekten İbrahim ve bcrabcrindckilcrdc sizin için güzel bir ör­nek vardır. Hani bir zaman onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: "Şüphesiz biz, sizden ve Allahtan başka taptıklarınızdan uzağız. Bİz sizi asla kabul et­miyoruz. Yalnızca Allaha iman etmenize kadar bizimle sizin aranızda ebe­di bir düşmanlık ve kin ortaya çıkmıştır." Fakat İbrahim'in, babasına: "Mutlaka senin için Allahtan mağfiret dileyeceğim. Ama Allahtan gelecek hiçbir şeyi senden uzaklaştıramam." sözü bunun dışındadır. Ey müminler siz şöyle deyin: "Ey rabbimiz biz sana güvendik, sana yöneldik. Kıyamet günü dönüşümüz yine sanadır."[7]

 

5- Ey rabbimiz, kâfirlerin lehine olacak bir imtihanla bizleri imtihan etme, günahlarımızı bağışla. Ey rabbimiz şüphesiz ki sen, herşeye galipsin, hüküm ve hikmet sahibisin."

Ey müminler, şüphesiz ki sizin için, Allahın düşmanlarını dost edinmeme bakımından İbrahim'de ve onunla birlikte olan müminlerde güzel bir örnek var­dır. İbrahim ve onunla birlikte olanlar, Allahi inkar eden ve tağutlara tapan ka­vimlerine şöyle demişlerdi: "Biz sizlerden de Allahtan başta taptığınız put ve ta-ğutlardan da beriyiz. Biz, sizin, Allahdan başkasna tapmanızı reddediyoruz. Bu batıl dininizi inkar ediyoruz. Sizin yalnızca Allaha iman edip onu birlemenize kadar bizimle sizin aranızda ebedi olarak düşmanlık ve kin ortaya çıkmıştır. Bu düşmanlık ve kini, yalnızca Allaha kulluk etmeniz giderir.

Ey müminler, kâfirlere karşı tavır almanızda, İbrahim ve onunla birlikte İman edenlerde sizin için güzel bir Örnek vardır. Ancak İbrahim'in, babası hak­kında söylediği şu sözler sizin İçin örnek değildir. "Mutlaka senin İçin Allahtan mağfiret dileyeceğim. Ama Allahtan gelecek hiçbir şeyi senden uzaklaştıra-mam." İbrahim ve onunla beraber iman edenler, kavimlerinin inkarcılıklarından dolayı onlardan uzaklaşınca, rablerine yönelerek şöyle demişlerdi: "Ey rabbimiz sana tevekkül ettik, tevbe ederek sana yöneldik, dirilip kabirlerimizden kalktığı­mız zaman yine sana döneceğiz. Ey rabbimiz, bizleri, kâfirlerin lehine olacak bir imthanla imtihan etme. Onları bize musallat ederek, kendilerinin hak yolda bizim ise batıl yokla olduğumuz zehabına kaptırma. Veya bize abazederek on­ların: "Eğer haklı olsalardı Allah onları cezalandırmazdı." demelerine imkan verme."

Allah teala bu âyetlerde, kâfirlerden uzak durma, onlara düşmanlık bes­leme ve onları dost edinmeme hususunda müminlerin, Hz. İbrahim'i ve onunla birlikte iman edenleri örnek almalarını emrediyor. Zira Hz. İbrahim ve onunla birlikte iman edenler, kâfirlere karşı kesin bir tavır almışlar, onların taptıktan şeylerden beri olduklarını ve onlara düşman olduklarını kesin bir şekilde ortaya koymuşlar, iman ile inkar arasını kesin bir sınır çizmişlerdir. Bütün müminlerin de böyle olmalan gerekmektedir.

Allah teala, Hz. İbrahim'in, müşrik olan babası için af dilemesinin örnek alınmamasını eretmiştir. Zira Hz. İbrahim şu âyette de belirtildiği gibi babasına daha önce verdiği bir sözü yerine getirmek için böyle bir teşebbüste bulunmuş fakat babasının Allah düşmanı olduğu ortaya çıkınca ondan uzaklaşmış ve Al­lahtan af dilemiştir. "İbrahim'in, babası için af dilemesi ise sadece ona verdiği sözü yerine getirmesi içindir. Fakat babasının, Allahın düşmanı olduğu ortaya çıkınca İbrahim ondan uzaklaştı. Şüphesiz ki İbrahim, çok niyaz eden ve çok halim selim bir insandı."[8]

Bazı müfessirler, dördüncü âyetin sonundaki: "Ey rabbimiz biz sana yö­neldik.." kısmından itibaren beşinci âyetin sonuna kadar Hz. İbrahim'in duası olduğunu söylemişlerdir: Taberi de âyeti bu şekilde izah etmiştir. Bazı müfessir­ler ise bu dualarımı, bütün müminler için, yapmaları emredilen dualar olduğunu söylemişlerdir. Meal bu görüşe göre hazırlanmıştır.[9]

 

6- Sizlerden, Allahı ve âhiret güün arzulayanlar için bunlarda mutla­ka güzel bir misal vardır. Kim yüzçcvirirse şüphesiz ki Allah, hiçbir şeye muhfaç değildir, övülmeye layıktır.

Ey müminler, sizlerden, Allahın huzuruna çıkacağını, âhiret güünde kur­tuluşa ereceğini ümit edenler için, İbrahim ve onunla birlikte olanlarda güzel bir numune vardır. Sizden kim, Allahın emrettiklerinden yüzçevirir ve Allahın düş­manlarını dost edinmeye girişirse bilsin ki Allahın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Allah, onun iman ve itaatine muhtaç değildir. Yine bilsin ki Aiiah, nimeüen-nin kıymetini bilen bütün yaratıklan tarafından övülendir. Böyle nankörlerin övmesine ihtiyacı yoktur.[10]

 

7- Allah, sizinle düşmanlık ettiğiniz kimseler arasında belki de bir sevgi meydana getirir. Allah herşeye kadirdir. Allah, çok affeden ve çok acıyandır.

Ey müminler belki de Allah sizinle, kendilerine karşı çıktığınız müşrikler arasında bir sevgi meydana getirir de onlara iman etmeyi nasibeder. Böylece aranızdaki düşmanlık silinmiş olur. Zira Allah herşeye kadirdir, çok affeden ve çok merhamet edendir. O halde kâfirlerle dost olma işine girişmeyin, isterse onu yapacak olan Allahtır.[11]

 

8- Allah, din hususunda sizinle savaşmayan ve sizi yurdunuzdan çı­karmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasakla­maz. Şüphesiz ki Allah, adaletli davrananları sever.

Ey iman edenler, din uğrunda size karşı savaşmayan ve sizleri yurdunuz­dan çıkarmaya çahşmyan insanlara iyi davranmanız ve onlara karşı adaletli ol­manız size yasaklanmamıştır. Şüphesiz ki Allah, adaletli davrananları sever.

Müfessirler bu âyette, kendilerine iyilik yapılmasına ve adaletli davra-nılmasına izin verilenlerin kimler oldukları hakkında farklı görüşler zikretmiş­lerdir:

Mücahid'e göre bunlar, iman ettikleri halde Mekke'den hicret etmeyen müminlerdir. Allah teala müminlere, bunlar için af dilemelerini bunlara iyilikte bulunmalarının ve bunlara adaletli davranmalarının yasaklanmadığını beyan et­miştir.

Abdullah b. Zübeyr'den nakledien bir görüşe göre ise bunlar, Mekke müşrikleri haricindeki insanlardır. Bu hususta Abdullah b. Zübeyr eliyor ki:.

"Ebubekir'in kızı Esma'nın annesi olan Abdüluzza'nın kızı Katile (veya Kabile) isimli kadın henüz müşrik iken kızı Esma'ya, keler, çökelek ve yağ ge­tirmişti. Esma, annesinin hediyelerini kabul etmemiş ve evine girmesini isteme­miştir, Aişe (r..anh.) ResuluHah (s.a.v.)e bu hususu sormuşv-e bunun üzerine Allah teala bu âyet-i kerimeyi indirmiştir. Âyet inince Resulullah Esma'ya, he­diyeleri kabul etmesini ve annesinin, evine girmesine müsaade etmesini emret­miştir.[12]

İbn-i Zeyd ve Katade'ye göre ise âyette kendilerine iyi davranılması ve adaletli olunması emredilen bu insanlardan maksat, Mekke müşriklerinden, mü­minlere karşı savaşmamış ve onları yurtlarından çıkarmamış olan insanlardır. İbn-i Zeyd ve Katade'ye göre bu âyet-i kerime "Müşrikleri nerede bulursanız öl­dürün."[13] âyet-i kerimeiyle neshetlilmiştir.

Taberi, burada zikredilen insanlardan maksadın herhangi bir dinden olan insanlar olabileceğini söyleiş, âyet-i kerimenin, herhangi bir insanı özellikle kasdetmediğini beyan etmiştir. Taberi'ye göre bu âyetin neshedildiğini söyleme­nin de bir manası yoktur. Zira.mUmin bir insanın, kendisine karşı savaşmayan ve kendisine karşı savaşanlara da yardım etmeyen bir kafire, ister akrabası olsun ister yabancı olsun, iyilikte bulunması ne haramdır ne de yasaklanmıştır. Nite­kim, Abdullah b. Zübeyr'in rivayet ettiği hadis de bu görüşü desteklemektedir.[14]

 

9- Allah, ancak sizinle din hususunda savaşanları sizi yurtlarını/dan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar, kim onları dot edinirse, işte onlar, zalimlerdir.

Allah teala bu âyet-i kerimede, müslümanlara karşı islamı reddetmek için savaşanlan.müslümanlan yurtlarından çıkaranları ve müsltimanlan yurtla­rından çıkaran müşriklere yardım edenleri dost edinmeyi yasakladığını beyan ediyor. Bunları dost edinenlerin ise zalim olacaklarım bildiriyor.

Bu hususta Muide suresinin elli birinci âyetinde şöyle buyurulmaktadır: "Rublerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları Kur'anla uyar. Onlar için Allahtan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi vardır. Gerekir ki, Allahtan korkar­lar."[15]

 

10- Ey iman edenler, mümin kadınlar si/c muhacir olarak geldikleri zaman onları imtihan edin. Onların imanlarını Allah daha iyi bilir Mümin olduklarını (iğrendiğiniz zaman da onları kâfirlere iade etmeyin. Çünkü ne mümin kadınlar kâfirlere helaldir ne de kâfir erkekler mümin erkeklere helaldir. Kâfir kocalarının (sizlere muhacir olarak gelen mümin kadınlara) vermiş oldukları mchirlcrî geri iade edin. Bu muhacir kadınlara, mchirlc-rini verdiğiniz takdirde kendileriyle evlenmenizde bir mahzur yoktur. Kâfir kadınları nikahınız altında tutmayın. Siz, (Kâfir kadınlara) verdiği­niz mehirleri geri isteyin. Kâfir erkekler de size gelen muhacir kadınlara verdikleri mehirleri geri islesinler. İşte Alkilim sizin hakkınızda hükmü bu­dur. O, aranızda hükmeder. Allah, herşeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahi­bidir.

Ayet-i kerimede, kâfirlerin hakim olduğu bir beldede müslüman olup da müminlerin hakim olduğu beldeye gelen ve mümin olduklarını söyleyen kadın­ların, gerçekten mümin olup olmadıkların ıanlamak için imtihan edilmeleri em­rediliyor.

Abdullah b. Abbas'tan, Resulullahın, mümin olduklarını söyleyen muha­cir kadınları nasıl imtihan ettiği sorulmuş o da şöyle demiştir: "Resulullah ka­dınlardan, "Allaha yemin olsun ki ben, kocama kızarak oradan çıkmadım. Alla-ha yemin olsun ki ben, bir yeri sevmediğim için başka bir yere gideyim diye oradan çıkmadım. AUaha yemin olsun ki ben, dünya malını elde etmek için çıkmadım. Allaha yemin olsun ki ben oradan, ancak AHahı ve Resulünü sevdi­ğim için çıktım." demelerini isteyerek onlun emtihan ederdi.

Zühri'nin ve Ureve b. Zübeyr'in Hz. Aişe'den naklettiklerine göre ise Re­sulullah, iman ettiklerini söyleyen ve kâfirlerden kaçıp müminlere sığınan ka­dınları bu surein on ikinci âyetinde zikredilen ve "Kadınların biat şeklini" bildi­ren âyetle imtihan edermiş.

Hz. Aişe (r.anh.) diyor ki: "Mümin olduklarını söyleyen kadınlar bu âyette zikredilen emirleri kabullenince Resulullah da onların Allah ve Rsulü-nün sevgisi için hicret ettiklerini kabul ederdi ve onlra "Haydi gidin, sizin biati­nizi kabul ettim." derdi.

Mücahiü diyor ki: "O kadınları imtihan edin." ifadesinden maksat şudur: "Siz o kadınlara, niçin geldiklerini sorun. Şayet onlar kocalarına kızdıklarından dolayı veya başka bir sebeple gelmişler ve mümin olmamış!arsa siz onları tekrar kocalarına yollayın."

Katade diyor ki: "Hicret edip gelen o kadınların imtihan edilmeleri şöyle olurdu: "Kadınlar, kocalarından kaçmak için gelmediklerine, sadece İslam ve müslümanları sevdiklerinden dolayı ve İslama olan hassasiyetlerinden dolayı geldiklerine dair Allaha yemin ettirilirlerdi. Kadınlar bu yemini yapınca da on­ların iman etmiş oldukları kabul edilirdik İbn-i Zeyd diyor ki: "Müşriklerden bir katlın, kocasına kızdığı ve onunla münakaşa ettiği zaman kocasına şöyle derdi: "Allaha yemin olsun ki ben, Muhammed'e ve onun arkadaşlarına hicret edece­ğim." İşte bunun üzerine Allah teala bu ayet-i kerimeyi indirdi ve hicret eden kadınların imtihan edilmelerini emretti. Eğer hicret eden o kadınların geliş se­bepleri kocalarına kızmaları ise geri çevirilmeleri, bu sebep müslüman olmaları ise geri çeviri İnlemelerini emretti.

Ayet-i kerimenin devamında, "Onların mümin olduklarını Öğrendiğiniz zaman da onları kâfirlere iade etmeyin." buyuruluyor. Âyetin bu kısmını şu ha­dise açıklamıştır.

Peygamber efendimiz, Hudeybiye müşahhasım yaparken müşrikler, ant­laşmaya şu şartı koymuşlardı. Müşriklerin tarafından, müslümanlığı kabul ede­rek Medine'ye gidenler, müşriklere geri iade edilecek fakat müslümanlurdaıı, dinden çıkıp Mekke'ye gidenler ise müslümanlara geri iade edilmeyecekti."

Fakat bu ara, bir kısım kadınlar müslüman olarak Mekke'den Medine'ye hicret etmişlerdir. Müşrikler, yukarıda zikredilen anlaşmaya dayanarak bu ka­dınların geri iade edilmelerini istemişler işte bunun üzerine bu âyet inmiş ve mümin kadınların iade edilmeyeceklerini, zira onların kâfirlere, kâfirlerin de on­lara haram okluğunu beyan etmiştir.[16]

Hicret eden bu kadınlardan biri de Ümnrü Gülsüm Öint-i Ukbe b. Ebi muayt'tır. Bu kadın hicret ettikten sonra kardeşleri Ammare ve Velid Resululla-ha gelerek kizkardeşlerinin kendilerine verilmesini ve geri gönderilmesini iste­mişler, bunun üzerine Allah teala bu âyet-i kerimeyi indirmiş böyle kadınlardı geri iade edilmelerini yasaklanıştır.

Âyet-i kerimede, müslüman erkeklerin müslüman kadınlara, müslüman kadınların da ancak müslüman erkeklere helal oldukları beyan edilmektedir. Bu âyet nazil olmadan önce müslüman kadınların, kâfir erkeklerle evlenmeleri ya­saklanmamıştı. Bu sebeple Peygamber Efendimizin kızı Zeyneb, Müslüman ol­masına rağmen kocası Ebuİ Ass b. Rebi ile beraber yaşıyordu. Ebul Ass Be-dir'de esir düşünce hanımı Zeyneb, annesi Hatice validemizden miras kalan ger­danlığı, kocasını kurtarmak için fidye olarak göndermiştir. Resulullah gerdanlı­ğı görünce kızının haline acımış ve müslümaniara, "Bunun esirini serbest bıra-kabiliyorsaniz bırakın." demiştir. Müslümanlar onu bırakmışlar. Bunun üzerine ResuluIIalı, Ebul Ass'a Mekke'ye gider gitmez, kızını kendisine göndermesi şar­tıyla kendisini serbest bırakacağını söylemiş, Ebuİ Assa da bunu kabul etmiş ve verdiği sözü yerine getirerek, Resulullahın kızı Zeyneb'i Zeyd b. Harise ile bir­likte hicretin ikinci yılında Medine'ye göndermiş, Zeyneb, kocası Ebul Ass'ın müslüman olup, hicretin sekizinci yılında Medine'ye gelmesine kadar beklemiş, ResuluİIah da onu tekrar Ebul As'a vemıişir.[17] ^

Bu âyet-i kerime nazil oldaktan sonra, artık müslüman kadınların, ister kitap ehli olsun ister müşrik olsun, müslüman olmayanlarla evlenemeyeceği ke­sinleşti. Müslüman erkeklerin ise, kitap ehli olmayan kâfir kadınlarla evleneme-yecekleri hükmü kondu. Nitekim bu âyetin devamında "Kâfir kadınları nikahı­nız altında tutmayın." Duyurulmaktadır.

Bu âyet-i kerime nazil olduktan sonra Hz. Ömer iki hanımın, Talha b. Ubeydullah a bir hanımını boyamışlardır.[18]

Ancak müslüman erkeklerin kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyan kadınlar­la evlenebilecekleri şu âyette belirtilmiş ve sadece bunlar İçin bir ruhsat tanın­mıştır. "Bugün size, temiz ve güzel olan şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemekleri size helal okluğu gibi sizin yemekleriniz de onlara helal­dir Hür ve iffetli mümin kadınlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden hür ve iffetli kadınlar, namuslu olmanız, zina yapmamanız, dost edinmemeniz ve kendilerine mehirlerini vemıeniz şartıyla size helaldir. Kim dini inkar ederse, şüphesiz onun, daha önceki amelleri boşa gider. Ve âhiret gününde o, hüsrana uğrayanlardandır."[19]

Âyet-i kerimede, mümin erkeklerin, bu âyet nazil olduktan sonra, aynl-dıkhrı kafir kadınlardan, evlenirken verdikleri mehirleri geri istemeleri emredil­miş di«er yandan kâfir erkeklerin de müslüman olup kendilerinden ayrılan hanımlanndan. evlenirken verdikleri mehirleri geri istemeye haklan okluğu beyan edilmiştir.[20]

 

11- Kadınlarınızdan bazılarının kaçması sebebiyle kâfirlere bir hak­kınız geçecek olur da siz de onlardan bir şey elde ederseniz, karıları kaçan müslümaniara, harcadıkları kadar verin. İman ettiğiniz AUahtan korkun.

Ey iman edenler, şayet sizin kadınlarınızdan bazıları kâfirlere kaçar onlar üa sizin, kadınlarınız için verdiğiniz mehirleri geri vermezlerse siz de gerek sa­vaşarak gerekse onların kadınlarının size kaçması sebebiyle kâfirlerden bir şey elde edecek olursanız bu maldan, karıları kaçan müslümanlann, kanlarına ver­dikleri mehirleri geri verin. Bu emri yerine getirme hususunda, kendisine iman ettiğiniz Allahtan korkun.

Âyet-i kerimede, müminlerin karılarının kaçtığı kâfilerden söz edilmek­tedir. Mücahid ve Katade'ye göre bu kâfirler, ResuluİIah ile Hudeybiye sulhün-Ue bulunmayan kâfirlerdir. Zühri'ye göre ise bunlar, ResuluİIah ile musalaha ya­pan Ktıreyş müşrikleridir. Müslümanlar, müşriklerden kendilerine kaçan mümin kadınların mehirlerini eski kocalarına iade ederken müşrikler aynı şeyi yapma­mışlardır. Bu sebeple âyette, müminlerin kâfirlerden bir şey ekle etmeleri halin­de, kaçan karılarının mehirlerini alamayan müminlere o şeylerden verilmesi em­redilmiştir.

Müminlerin, kâfirlerden ekle edecekleri mal, Zühri'ye göre, müslüman olup da müminlere kaçan ve evlenen kadınlardan dolayı eski kocalarına veril­mesi gereken şeylerdir. Zira müminler bu mehiri, kaçan--kadının eski müşrik ko­casına vreme yerine, kansı müşriklere kaçan ve bu kadının mehirinio müşrik­lerden alamayan mümin kocaya verilir.

Abdullah b. Abbas, Mücahid, Mesruk ve İbrahim en-Nehai'ye göre, Zühri ve Katade'den de nakledilen ikinci bir görüşe göre müminlerin kâfirlerden elde ettikleri mallardan maksat, ganimet mallan ve Resulullaha mahsus olan "Fey" mallandır. Buna göre müslüman bir erkeğin kocasına ödemeyecek olurlarsa, müslümanlar, kâfirlerden aldıkları ganimet ve Fey mallarından, bu kadının me-hirini müslüman kocasına öderler.

İbn-i Zeyd'e göre ise burada zikredilen ve ınüslümanlann kâfirlerden elde ettikleri mallardan maksat, kâfirlerden kaçıp gelen müslüman kadınlardır. Buna göre herhangi bir müslümanin hanımı kâfirlere kaçar, kafirlerden de bir kadın müslüman olup gelecek olursa bu kadına, karısı kaçan müslümanla evlenmesi teklif edilir. Kabul ettiği takdirde başka birşey almasına gerek kalmza. Kabul et­mezse gerek bu kadının evleneceği kocasından alacağı mehirderi, gerekse gani­met mallarından, kansı kaçan müslüman kocaya mehiri geri verilir.

Taberi, kansı kaçtığı için mağdur olan müslüman erkeğe, kâfirlerden elde edilen ganimetten veya onlardan kaçan kadınla evlenen kişiden alınan mehir-den, kaçan karısına harcadığı kadar verilmesi gerektiğini söylemenin daha doğ­ru olduğunu belirtmiştir.[21]

 

12- Ey Peygamber, mümin kadınlar sana gelip, Allaha hiçbir şeyi orlak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürme­mek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup ileri sürmemek ve iyilikler hususunda sana karşı gelmemek şartıyla biat ederlerse biatlarnı kabul et. Allahtan onların affedilmelerini iste. Şüphesiz ki Allah, çok affeden ve çok acıyandır.

Bu âyet-i kerime kadınların biat şeklini beyan etmektedir. Peygamber efendimiz Hudeybiye sulhünden sonra müslümanlara sığınan kadınları, bu âyette zikredilen hususları kabul edip etmetfiklerimeselesiyle imtihan ediyor, bunlan kabul edenlerin biatlannı kabul ediyordu.

Bu hususta Hz. Ali (r.a.) diyor ki: "Resulullah kendisine hicret eden mü­min kadmlan bu âyetle imtihan ediyor ve mümin kadınlardan bu şartlan kabul edenlere "Biatınizt kabul ettim." diyor ve bu biati böyle yapıyordu. Allaha ye­min olsun ki Resulullahın eli biat sırasında hiçbir kadının eline dokunmadı. Re­sulullah kadınlara sadece "Bu şanlarla sizin biatinizi kabul ettim." diyerek on-lamı biatlannı kabul ediyordu.[22]

Peygamber efendimiz Mekke'yi fethettikten sonra da kadınlardan biat alırken bu âyette zikredilen hususlan kabullenip kabullenmediklerini soruyor, kabul edenlerin biatini alıyordu.

Âyet-i kerimede: "Elleriyle ayaklan arasında bir iftira uydurup ileri sür­memek." ifadesi geçmektedir. Abdullah b. Abbas'a göre bu ifadeden maksat, kadınların zina yoluyla başkalanndan kazandıkları çocukları, yalan söyleyerek kocalarına isnad etmeleridir.

Yine âyet-i kerimede "İyililer hususunda sana karşı gelmemek şartıyla." buyurulmaktadır. Bundan maksat ise çeşitli şeklilerde izah edilmiştir. Abdullah b. Abbas, Salim b. Ebil Ca'd ve Ebu "Salih'e göre, kadınlann bağırıp çağırarak, feryad ederek ölüye ağlamalarıdır. Resulullah, kadınlardan biat alırken bu şekil­de feryad ederek ölüye ağlamalarıdır. Resulullah, kadınlardan biat alırken bu şe­kilde feryat! ederek ölüye ağlamamalarına dair de biat almıştır. Bu hususta şu haber naklediliyor. "Ümmü Atiyye diyor ki:

"Resululluh (s.a.v.) bizden biat akit ve bize bu âyet-i kerimeyi okudu. Aynca o bize, ölünün üzerine bağırıp çağırarak ağlamamızı yasakladı. Bunun üzerine bir kadın elini biattan çekti ve dedi ki: "Falanca kadın benim ölüme ağ­layarak beni mutlu etmişti şimdi ben de ona karşılığını vermek istiyorum." Re-sulullah da onun biatini kabul etti."[23]                             

Katade'ye göre ise "İyilikler hususunda Resulullaha karşı gelmemek"ten maksat, kadınların, ölülerin üzerine bağırıp çağırarak ağlamamaları ve mahrem­leri olmayan erkeklerle konuşmamalarıdır. Bu hususta da bir hadis-i şerifte şöy­le buyuruluyor: Abdullah b.Amr b. el-Ass diyor ki: "Rukiyye'nin kızı Ümey-me.müslüman olduğuna dair biat etmek için Resulullaha geldi. Resululluh ona şöyle buyurdu: "Ben senin, Allaha herhangi bir şeyi ortak koşmaman, hırsızlık yapmaman, zina etmemen, çocuğunu öldürmemen, ellerinle ayakların arasında bir iftira uydurup ileri sürmemen, ölünün üzerine bağırıp çağırarak ağlamaman ve cahiliye dönemindeki gibi açılıp saçılmaman şartıyla biatim kabul ediyo­rum."

Dehhak'a göre ise "İyilikler hususunda Resulullaha karşı gelmemek" ifa­desinden maksat, âyette zikredilen ve biat için şart koşulan yasaklar hususunda Resuullaha karşı gelmemeleridir.

İbn-i Zeyd'e göre ise "İyilikler hususunda Resulullaha karşı gelmemek." ifadesinden maksat, Resulullahm onlara emrettiği bütün iyiliklerde ona karşı gelmemeleridir.[24]

 

13- Ey iman edenler» Allanın gazabettiği bir kavmi dost edinmeyin. Kafirlerin, kabirlcrdckİ ölülerden ümitlerini kcsfiklcri gibi onlar da âhiretten ümetlerini kesmişlerdir.

Âyet-i kerime iki şekilde izah edilmiştir: Abdullah b. Abbas, Katade ve Dehhak'a göre âyetin izahı şöyledir: Yaşayan kâfirler, öldükten sonra dirilmeye iman etmedikleri için, kendilerinden ölenlerin tekrar dirileceklerinden ümit kes­tikleri gibi AHahın gazabına uğrayan bu Yahudi ve diğer kâfirler de tekrar diril-

tileceklerinden ve âhirette kendilerine mükafaat verileceğinden ümit kesmişler­dir.

Mücahid, İkrime, Kelbi ve İbn-i Zeyd'e göre ise bu âyetin izahı şöyledir: AHahın gazabına uğrayan kâfirlerden, ölüp kabirlerine gidenler, azabı yakında görecekleri için Alkilim rahmetinden ve AHahın kendilerini affedeceğinden ümitlerini kestikleri gibi onlardan sağ olarak yaşayanlar da AHahın, âhirette kendilerine merhametli davranacağından ve kendilerini affedeceğinden ümitle­rini kesmişlerdir. Zira bunlar, kitap ehli oldukları için kendilerine gelen pey­gamberin hak olduğunu bile bile onu yalanlamışlar ve ona karşı çıkmışlardır. Taberi de bu izahı tercih etmiştir.[25]

 



[1] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/249.

[2] Buharı, K.Tefsir el-Kui'an, Sure: 60, bnb: 1 / Tinnizî, K.Tcfsir el-Kurtın, Sure; 60, bab: 1,1 Ia-cti.s no: 33

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/249-251.

[3] Makle Suresi, 5/51-52-57

[4] Nisa Suresi, 4/144

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/253-254.

[5] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/254.

[6] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/255.

[7] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/255.

[8] Tevbe Suresi, 9/114

[9] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/255-257.

[10] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/257.

[11] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/257.

[12] Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.4, S.4

[13] Tevbe Suresi, 9/5

[14] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/258-259.

[15] Maide Suresi, 5/51

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/259-260.

[16] Bkz. Buhari, K7es-Şürüt, bab: 3

[17] Bkz. Ehu DîıvıkI, K.ct-Talnk, hah: 24, Hikiis no: 2240/Timıizî, K.cn-Nikah, bah: 43, Hadis no: 1143

[18] Bkz. Buharı, K.eç-Şurûl, bab: 3 / Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.4, S.331

[19] Maide Suresi, 5/5

[20] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/260-263.

[21] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/263-264.

[22] Bkz. Buharı, K.Tefsir cl-Kur'an, Sum: 60, bab: 2

[23] Buhari, K.Tefsir el-Kur'an, Sure: 60, bab: 3,. Müslim, K.el-Cenaiz, bal: 33, Hadis no: 936

[24] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/264-266.

[25] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/266-267.