Cuma Suresi - Kuran - 062Cuma - 11. Sayfa
CUMA SURESİ
Bu sure, Medine'de nazil olmuştur, 11 ayettir. Bir rivayete göre de cum'a ile ilgili son ayetler (üç ayet) Medine'ye hicretten hemen sonra nazil olmuş, baştarafı hicretin 7. yılında nazil olmuştur. Fakat iki bölümün birbiri ile olan yakın alakasından dolayı, bu ayet-i kerimeler yazımda aynı sure içerisinde toplanmış.
Sure-i celilenin başında Allah (c.c); "Göklerde ve yerdeki her şeyin Allah'ı teşbih ettiğini" haber veriyor. Arkasından "efendimiz (s.a.v.)'in, ümmi bir toplum arasından peygamber olarak gönderildiğini ve o topluma Allah'ın kitabını okuduğunu, onları temiz bir toplum haline getirdiğini, onlara kitabı ve hikmeti öğrettiğini" haber veriyor.
Arkasından da yahudilerin kitap bilgileri olduğunu fakat bu bilgileriyle amel etmediklerini, onların bu durumlarıyla sırtında kitap taşıyan eşeklere benzediğini Allah (c.c.) haber veriyor. Cumartesi gününe riayet etmeyen, onu değiştiren ve o günde yasaklananları yapan toplum bize bildirildikten sonra, bizede cuma namazını kılmamız, ezan okununca hemen Allah'ın zikrine koşmamız emrediliyor. Aralarında böyle bir alaka var.[1]
1- Göklerde ve yerde olanlar, herşeyin sahibi, tertemiz, herşeye galip ve hakim olan Allah'ı teşbih ederler.
Bu ayette Allah(c.c) "Göklerde ve yerde her ne var ise, Allah'ı teşbih eder" diyor. Böyle olunca yaratılan herşey, Allah'ı teşbih eder. En uzak yıldız dahil (ki, Mülk suresinin tefsirinde geçmişti birinci kat semadadır. Kur'an-ı Kerim yedi kat semadan bahsediyor. Yıldızların en uzağıda birinci kat semadadır. Onun dışındaki genişliği ifade edecek rakamı insanoğlu henüz bulmuş değildir.) Yedinci kat semanın en uzağına kadar ve yerin yedi kat altına kadar yaratılmış herne yar ise Allah'ı teşbih eder.
"Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı teşbih ediyor" ama biz anlayamıyoruz. Anlayamadığımızı da bir başka ayet-i kerime de Rabbim haber verir; "Fakat siz onların tesbih'ini anlayamazsınız." (İsra 44) Karıncanın kendine görebir zikri vardır. Kelebeğin kendine göre bir zikri vardır. Arının, gülün, denizin, dağların kendilerine göre bir zikri vardır.
Herkes bir zakirdir. Herkes gökyüzünde uçarken, yeryüzünde yürürken, zikredenlerin arasından geçtiğini düşünecek. İnanmayanların da bütün hücreleri Allah'ı zikreder; Dilinin et parçası Allah'ı zikreder. Onun kafirliği, iradesini kötüye kullanmaktan, aklını Allah'ı inkarda kullanmasından dolayıdır. Yoksa onun kanı da, kalbi de, canı da Allah'ı zikretmektedir. İradesiyle bu zikri yapmadığından dolayı cezalandırılacaktır.
Bu ayette Allah'ın esma'ül-hüsnasmda 5 tanesi sayılmış oluyor. Hem Kur'an-ı Kerimi okuyoruz, hem manasını anlıyoruz, herşey Allah'ı teşbih eder diyoruz, hem de Allah'ın kelamını okuyarak ve de Allah'ın esmatil hüsnasından beş tanesini zikrederek ibadetimize ve zikrimize devam ediyoruz. Buda Kur'an'ın bir özelliği ve güzelliğidir. Allah'ın beş esmasının ayetin manasıyla alakası vardır. Göklerde ve yerdeki her şeyin teşbih ettiği o Allah,
"El-Melik" Gücü ve emri karşısında durulamayandır. Yani tabiatta her neyin olmasını istiyorsa, insanoğlu ancak ona boyun eğmekle mükelleftir. Allah(c.c) gökyüzünü, güneşi ve havayı veriyor, biz bunu istemeyiz deyip engelleyecek kimse yok. O tabiatın yönetiminde hiç kimsenin etkisinde değil, kimse de onun gücünü engelleyecek güçte değil O "Kuddüs'tür"; O bütün eksikliklerden uzaktır. Yani doğmaz, doğrulmaz, ölmez, hastalanmaz, uyumaz kısaca bütün eksikliklerden yüce ve kendisi tertemizdir.
Allah'ın bu Kuddusiyeti tecelli etmemiş olsaydı, yeryüzünde Hz. Adem'den bu güne kadar ölenlerin kokusu yeryüzünü durulamaz hale getirirdi. Fakat Rabbim yeryüzünde bir denge kurmuş. Bir tarafta ölenler, bir tarafta yok olanlar, bir tarafta pisleyenler, bir tarafta pisliği temizleyenler.
Bir diğer taraftan güneşi bu işe musahhar kılmış. Tabiatta milyonlarca temizlik işçisi yardır. Onun için dağlar eğer insanoğlu kirletmiyorsa, kendi kirini temizler bir mekanizmaya sahiptir. Rabbim tabiata dengeyi böyle koymuştur. Dengeyi insanoğlu bozmaya çalışmaktadır.
Mü'minler olarak bizler insanların kirlenmesini istemiyoruz, gönüllerine şirk inancının Allah'ı inkar pisliğinin girmesine karşı duruyoruz. Çünkü tabiatın kirlenmesi gönülün kirlenmesinden meydana geliyor. Gönül kirlenince tabiat kirleniyor. Gönül temiz kalacak olursa tabiatta temiz kalıyor.
O "Aziz' olan Allah, herşeye hükmeden hükmündede hikmet sahibi olan Allah'ı (c.c), herşey teşbih eder.[2]
2- O, ümmiler içinde kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten Peygamberi gönderendir. Halbuki onlar bundan önce açık bir sapıklığın içindeydiler.
3- Onlardan henüz kendilerine katılmamış olan diğerlerine de (Peygamber olarak gönderilmiştir.)
O Allah (c.c.) yani Melik, Kuddüs, Aziz ve Hakim olan Allah (c.c.) ümmiler arasından onlara bir peygamber göndermiştir. Onlara henüz kavuşmayan bizlere de, daha sonra gelecek olanlara da bizim peygamberimiz hz. Muhammed(s.a.v.) gönderilmiştir.
Daha önce onlar her ne kadar apaçık bir sapıklığın içerisinde iselerde onkrı temize çıkarmak, onlara kitabı öğretmek, onlara hikmeti öğretmek ve onlara Allah'ın ayetlerini okumak üzere peygamberini göndermiştir. Sevgili peygamberimizin görevleri Kur'an-ı Kerim'de çeşitli şekilde verilmiştir. Burada ise "Onlara Allah'ın ayetlerini okuyan bir peygamber" "Onları bu ayetlerle temizleyen, temiz bir toplum meydana getiren peygamber" olarak nitelenmektedir.
Hz. peygamberin (s.a.v.) Bu sayılan 4 özelliği diğerlerinin neredeyse özü durumundadır. O peygamber, o günün şartlan içerisinde olan bir toplumu temizlemiştir. Şu anda sizi rahatsız edecek bütün haberlerin en kötü uygulaması Mekke toplumunda vardı. Ahlaksızlığın boyutlarını bizim tahayyül etmemiz mümkün değil. İşte böyle bir toplum düzeltilmiştir. Ne ile düzeltilmiştir. Onlara okunan Allah'ın ayetleriyle düzeltilmiştir.
Biz bugün Türkiye'de 65 milyon insan, dünyada 6 milyar insan temiz toplum istiyoruz. Aslında bu bir dirilme alametidir. Yani 6 milyar insanın temizliği istemesi bir hayra alamettir. Fakat bu istenilen temiz toplumun meydana gelmesi için hangi ilkeler benimsenecek?
Bir kısmı koministlik ilkeleri? Benimsedi temizlenmedi, en kötü hale dönüşüverdi. Kapitalist ilkelerin bütün sistemleri denendi olmadı. Onlar diyorlar ki; biz başarılı olamadık, konforu teknolojinin bütün imkanlarından yararlanarak sağladık ama, oğlumuz eroinman oldu, kızımız fahişe oldu. Yani toplum iyice bozuldu.
Şimdi sıra bizde, Bu topluma bir teklif getirebiliriz biz. Bu kendi teklifimiz değil. Allah (c.c.)'m onları, yani toplumu temizlemek için indirdiği ayet-i kerimelerini bu insanlara okuyacağız. Bu insanlara insanın Allah tarafından yaratılan bir şaheser olduğunu, bunun kırılmaması gerektiğini anlatacağız.[3]
4- Bu, Allah'ın lûtfûdur. Onu dilediğine verir, sahibidir.
Peygamberlik Allah'ın bir lûtfû keremidir, onu dilediğine verir."
Yahudiler itiraz ediyorlar!!. Bu okuma yazma bilmeyen insanların arasından, bu okuması-yazması olmayan peygamberi niye gönderiyor? Bu naşı! peygamber olur?
İlimle insan belirli mevki elde eder. Fakat peygamberliğin okumayla alakası yoktur. Alim olan Allah (c.c.) peygamberlik için dilediği insanları seçiyor. O dilediği insanlara dilediği kadar ilim veriyor. Böylelikle peygamber olarak gönderiyor. Allah dilediğini seçer. İnsanların bu konuda hiçbir müdahalesi yoktur.
Yahudiler, kendilerinden peygamber gelmesini bekliyorlar. Mekke'nin müşrikleri de itirazlarında diyorlar ki; Allah mutlaka bir peygamber gönderecekse bunu Mekke'nin veya Taif in, şu iki şehrin ileri gelenlerinden, filan adamı göndermesi gerekmezmiydi.?[4]
Dikkat ederseniz, Mekke'li müşriklerin peygamberlik için ileri sürdükleri değerler, günümüz müşrik insanlarının da değerleridir. Yani bir insanın değerli olabilmesi için paraya sahib olması gerekir diyorlar. Kimin parası fazla ise onun sözü geçer, inancı Mekkede de vardı, günümüz cahil toplumunda da vardır.[5]
5- Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu; kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan kavmin durumu ne kötüdür. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
Tevrat-ı Öğrenip, ezberleyip de amel etmeyenlerin durumu; sırtında kitap taşıyan eşeklere benzer diyor. Misal olarak "eşek" kelimesi kullanıldığından biraz kaba gibi ama böyle bir insanın tanıtımı içinde Allah (c.c.) bu kelimeyi seçmiştir. Dünyanın en değerli kitaplarını bir eşeğin sırtına yükleseniz, eşek o kitaplardan ne kadar yararlanır? Dünyanın en değerli silahlarını eşeğin sırtına yükleseniz, kendisini yemek için gelen kurd'a karşı nasıl kullanabilir?
İnsanların kültürlü, irfan sahibi, ilim sahibi biri olduğunu ağzından söylediklerine bakarak değil, onun hayatına tatbik edişine, yani aile hayatında, komşuluk hayatında, devlet hayatında, mahalle hayatında, üniversitedeki hayatında ilmini ne kadar tatbik ediyor? Bunlara bakılması gerekir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan bu toplumun misali ne kötü şeydir. Allah zalimlere hidayet vermez.[6]
6- Deki; "Ey Yahudiler, eğer siz insanlardan ayrı olarak Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız ve eğer doğru iseniz hemen ölümü isteyiniz.
"Ey Yahudi olanlar!"; Kur'an-ı Kerim'de "Ey iman edenler," "Ey insanlar", "Ey kafir olanlar" hitablarr olduğu gibi. burada da "Ey yahudi olanlar" hitabı vardır. "Eğer Allah'ın yakın dostları diğer insanlar değil de, yalnız sizin olduğunuz iddiasındaysanız, öyleyse ölmeyi arzu ediniz" Eğer doğru söylüyorsanız hemen ölün.
Öyle güzel ifade ki; Yahudiler ta Hz. peygamber zamanında kendilerinin Allah'ın seçkin kullan olduğunu söylüyorlardı. Günümüzde de aynı şeyi söylemeye devam ediyorlar.
Mademki ahirette cennete doğrudan gidecek olan sizsiniz niye bu dünyanın çilesini çekiyorsunuz ki hemen ölün, ahirette Allah'a kavuşun cennetine gidin!!!.
Biz, mü'minler cennete gidecektir diyoruz. Yani ben, sen gideceksin demiyoruz. Peki bizde hemen gidebilecekmiyiz? Hayır! Ölünceye kadar imanımızı korumakla görevliyiz, imanımızı korumanın yollarından biri de imansız insanların imana gelmesini sağlamak için gayret göstermektir.[7]
7- Elleriyle takdim ettikleri (kötülükleri) sebebiyle onu (ölümü) asla istemezler. Allah /alimleri bilir.
Yani yaptıkları kötülükleri çok iyi bildiklerinden ölümü istemezler. Çünkü onun hesabını verecekler öldükten sonra. Yahudiler yaptıkları pislikleri çok iyi bildiklerinden Ölümü de istemiyorlar Niye? Çünkü yaptıkları pisliklerin cezasını çekeceklerde ondan. Allah zalimleri en iyi bilendir.[8]
8- Deki; "Kendisinden kaçtığınız ölüm size mutlaka ulaşacaktır. Sonra gizliyi ve açığı bilene döndürüldüğünüzde o size yaptıklarınızı haber verir."
Yaptığımız herşeyi kayda geçiyor ve Rabbimizin huzuruna döndürüleceğiz "Tekrar dünyaya döndürüleceksiniz" demiyor.
Günümüzde "ahireti inkar cemiyetinin" mensubları; öldükten sonra dünyaya tekrar geleceksiniz, diyorlar. Batıya olan imanı İslam'a olan imanından biraz ileride olan bir iki insan bunları söylüyor.[9]
9- Ey iman edenler, cuma günü namaz için çağrıldığında hemen Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilmiş olsaydınız bu sizin için daha hayırlıdır.
Cuma günü ezan, "Allah'u ekber" dediği andan itibaren satışı durdurunuz. Ezana beş dakika kala hazırlığınızı yapınız. Bizim insanımız anlayışlıdır. Cuma günü dükkanımıza gelip cuma vaktide kapalı bulursa, cuma namazından sonra yine sizin dükkanınıza gelecektir. Bunun tatbikatı çok görülmüştür. Rızık endişesi ile kapatmayanlar aslında kaybetmektedirler.
Bunun farkına da varmazlar. Ben bir örnek vereyim; "Bir dükkana giriyorum, oradan bir takım şeyler alacağım. Dükkana gelmiş bir dilenciye dükkan sahibi para vermiyor. Vermemesi bir tarafa, hakaret de ediyor. Dilenci de üzülerek gidiyor. Şahsen ben de o günden sonra o dükkandan alışveriş yapmıyorum."
O insanın para isteyen dilenciye muamelesi beni rahatsız ettiğinden dolayı ben de o dükkandan alışveriş yapmıyorum. Fakat benim bu nedenle alış-veriş yapmadığımı oda bilmez. Bunun örneği hayatımızda çok olur. Rızık için çalışacağız ama helalıncjan olmasına çalışacağız. Ezan okunduğu andan itibaren yapılan alışverişlerin haram olduğunu bildirir bu ayetin tefsirleri. Onun için haram lokma yememeye de dikkat edeceğiz.
"Eğer siz bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır." Ancak hayrın ne yönde olduğu konusunda bir açıklama yoktur. Bu dünyada hayırlı olabilir. Rızık yönüyle de hayırlı olabilir. Cuma'ya riayet etmemiz, Ahirette zaten hayırlı olacaktır.
Fakihlerimiz ayetteki "çağrıldığında" ifadesinden izni âm'ı yani devlet başkanının izninin gerekli olduğunu, "Koşunuz" emrinden en az üç cemaat olması gerektiğini, "alışverişi bırakın" emrinden cuma namazı kılman yerin şehir veya şehir gibi olan yerler olması gerektiğini, "koşun" emrinden özürlülere cumanın farz olmadığını anlamışlar. Hadisler de bu anlamı kolaylaştırmış.[10]
10- Namaz kılındığı zaman yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan (rızkından) arayın. Allah'ı çok zikredin ki, kurtuluşa erebilesiniz.
Cıım'a namazını kıldıktan sonra dağilınız ve Allah'ın lütfü kereminden de aramaya devam ediniz. Dinimizde; "cuma günü mü'minler için bayramdır" sözü doğrudur. Ama bu bayram sözü çalışmamayı
gerektirmiyor.
Bir gün istirahat yapılması gerekiyorsa mü'minler bunun için 'cuma' gününü tercih ederler. Ama cuma. günü tatil olacak, çalışılmayacak, yan gelip yatılacak diye bir kural da dinimizde yoktur. Allah'ı çokça zikrediniz ki, kurtuluşa eresiniz. Kurtuluşa ermek zikretmekten geçmektedir. Allah'ı zikretmek;
1-Allah, Allah, Lailahe İllallah demektir
2-Farz namazlardan sonra nafile namazlar da kılmak bir zikirdir.
3- Kur'an-ı Kerim okumaktır.
4-Ticaretinizi İslami kurallara göre yapmanızdır.
5-İnsanlarla ilişkilerinizi İslam'ı kurallar üzerine kurmanız da bir zikirdir. İslam'a göre yaşayan bir insanın 24 saati zikir halidir.[11]
11- Bir ticaret veya eğelence gördüklerinde hemen ona fırladılar ve seni ayaküstü bıraktılar. Deki; "Allah katındaki, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırhsidir.
Olay şöyle; Sevgili peygamberimiz (s.a.v.) Medine'de camide Cuma namazında hutbe okumak üzere minberde ashabına Allah kelamından bir şeyler anlatırken; davul sesi gelir. Caminin içindeki sahabe anlarlarki; Şam'dan geri dönen ticaret kervanı Medine'ye girmiştir. Davul onun için çalmaktadır. Dıhyet'ül-kelbi (R.A) büyük bir ticaret kervâmyla Şam'dan dönmüştür. Medine'de bir kıtlık var, açlık var.
Kervanın döndüğü haberi davulla bildirilince, Mescidü'n-Nebevi de olan o sahabe derhal dışarıya çıkarlar. Biz bunu şöyle düşünelim. Sahabe hayatını Kur'an'a göre düzenliyor. Bu konuda bir uyan gelmemiş. Hutbenin nasıl dinlenileceği uygulaması gelmemiş daha.
Bu ayet nazil oluyor. Bu yapılan işin yanlış olduğu bildirilmiş, sahabe de bir daha yapmamış. Mescidü'n-Nebevi'de 12 erkek 1 kadın kaldı diyorlar. Peygamber efendimiz bunlara hutbe irad etti. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.
Bazıları, herşeyi Kur'an'dan aradıklarını, bulamadıklarından inkar ettiklerini söylerler. Halbuki Kur'an'da olan bir çok şeyi kendi bilgisizlikleri sebebiyle bulamazlar. Abdullah b. Mesud'a; "Peygamber efendimiz hutbeyi ayakda mı okurdu, yoksa oturarak mı okurdu?" diye sorulduğunda bu ayeti okumuştur.
Bu ayet bizi ne ilgilendirir? Tarihi bir olayı nakletmek üzere mi indirildi? Hayır!, Günümüzde de biz bunu şöyle anlıyoruz; Bu güne kadar bir çok insan tanıdım. Çok samimi insanlardı bunlar. İslam için herşeyi vermeye hazırdılar gençlik yıllarında. Ama belirli yaştan sonra paranın içine öylesine girdiler ki, İslami mücadele veren diğer arkadaşlarıyla gö: rüşernez, konuşamaz, telefonla bile irtibatlaşamaz hale geldiler. Ticareti görünce, arkadaşlarını ayak üzeri bırakıverdiler. İşte bu Ayet-i kerime'de kıyamete kadar bize bunu hatırlatıveriyor.
Deki, Allah katında olanlar, oyundan da, ticaretten de daha hayırlıdır. Rızık verenlerin en hayırlısı Allah (c.c)dır. Siz O'nun kurallarına riayet edin, en güzel en helalinden rızıkları Allah (c.c.) size nasib edecektir.[12]
[1] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/487.
[2] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/487-489.
[3] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/489-490.
[4] Zuhruf 31
[5] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/491.
[6] Şifa Tefsiri Hadid 16
Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/491-492.
[7] Bak. Şifa Tefsin Bakara 94-96
Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/492-493.
[8] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/493.
[9] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/493.
[10] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/493-494.
[11] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/495.
[12] Gerçek ticaret için Şifa Tefsiri Saf suresi 10'ncu ayetine bakınız.
Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/495-496.
İslami Okul Okulların En Önemlisi