Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Cum'a Sûresi - Kuran - 062Cuma - 19. Sayfa

CUM'A SÛRESİ 2

Allah, Araplara Ve Bütün İnsanlığa Lütufta Bulundu. 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 2

Yahudiler İşte Bunlardır. 2

Bazı Kelimeler: 3

Cuma Namazı İle İlgili Bazı Hükümler. 3

Bazı Kelimeler: 3

Açıklama: 3


CUM'A SÛRESİ

 

İcma' ile Medenîdir. II ayettir. Bu surede Peygamber (S.A.V.)'İn gönde­rilişi vesilesi ile Cenab-ı Allah'ın Araplara lütufta bulunduğundan bahsedil­mektedir. Şeriatlerinİ muhafaza etmedikleri gerekçesiyle Yahudilerden de söz açılmakta, bundan sonra, Cum'ayla ilgili bazı hikmetlerden söz edilmekte­dir.[1]

 

Allah, Araplara Ve Bütün İnsanlığa Lütufta Bulundu

 

Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.

1- Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar, hükümran, çok kutsal, güç­lü ve Hakim olan Allah'ı teşbih ederler.

2- Kitabsız kimseler arasından, kendilerine ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur. On­lar, daha önce, şüphesiz apaçık bir sapıklık içinde idiler.

3- Onlardan başkalarına da —ki henüz onlara katılmamışlardır— Ki-tab ve hikmeti öğretmek üzere, peygamberi gönderen Allah'tır. O, güçlüdür, Hakimdir.

4- Bu, Allah'ın dilediğine verdiği lutfudur. Allah, büyük lütuf sahibi­dir.[2]

 

Bazı Kelimeler:

 

Yani Araplar. Çünkü Arapların çoğu okuma yazma bilmez­lerdi. Onları temizleyip arındırır.[3]

 

Açıklama:

 

Göklerde ve yerde mevcud olan herşey, her zaman yemlenen ve süreklili­ği bulunan bir teşbih İle Allah'ı tenzih ederler. Çünkü O mülkün sahibidir. Emir ve yaratma O'nun elindedir. O bütün noksanlıklardan münezzeh olan ve bütün kemal sıfatlarla muttasıf olan mukaddes, hiçbir varlık tarafından mağlup edilemeyen aziz, her işini yerli yerince yapan hikmet sahibidir. O'­nun yaratıklarına bahşettiği nimet ve lütfün görünümlerinden ilki; Peygam­berleri özellikle Muhammed (S.A.V.)'i son peygamber olarak göndermiş ol­masıdır. Şüphesiz ki bu, O'nun üstünlük ve hikmetinin görüntülerinden biri­dir. O haktır, mübarektir, kutludur, üstündür. Araplara, kendi cinslerinden ve kendileri gibi okuma-yazma bilmeyen ümmî birini Peygamber olarak gön­derdi. Bununla beraber Peygamber, Araplara ayetleri okuyor. Onları nefis te­mizliğine iletiyordu. Onlarda, yaşayan bir vicdan yaratmaya çalışıyordu. On­lara Kur'an'ı öğretiyor, kendi sünnetinden alman faideli hikmetleri telkin edi­yordu. O ideal bir örnekti. Daha önce her ne kadar kapkaranlık bir cahiliyet ve kör bir sapıklık içinde idiyseler de ümmetini yargılamada, yasamada, po­litika ve ekonomide sağlıklı bir hayata sevk etti. İslam öncesi Arapların sa­pıklıklarından daha büyük bir sapıklık düşünebiliyor musunuz?

Peygamber (5.A.V.) efendimiz Araplara Kitabı ve hikmeti öğretiyor on­ları, günahların tümünden, çirkin ve kötü amellerin pisliğinden arındırıyor; kendilerine katılmamış olan ve ileride katılacak olan diğer Araplara da bun­ları öğretiyordu. Bunlar sahabilerden sonra İslama giren Araplar la.diğer mil­letlerdir.

Ayet-i Kerimede Arap ve Arap olmayanlar arasında bir ayrım yapmak­sızın onlardan, kelimesinin kullanılmasındaki üslup parlaklığına dikkat edin! Evet İslamiyet renk ve ırk ayrımını asla benimsemiyor. Yurtları her ne kadar uzakta da olsa başka ırklardan ve renklerden olsalar dahi İslamı kabul eden herkes, İslam ailesinin bir ferdidir.

Bu, Allah'ın, dilediği kuluna vereceği lütuf ve nimetidir. Allah, lütfü bol ve büyük olandır. O dilediğine lütfunu ve nimetini bahşeder. Bu hususta O'nu sorguya çekecek hiç kimse yoktur. Çünkü Resulullah'ı ve kavmini önderler yaparak diğer milletlere üstün kıldı. Halbuki onların daha Önce diğer millet­ler yanında hiçbir değer ve kıymetleri yoktu. Onların Önderlikleri bu zamana kadar devam etmiştir, Hajen de Araplar dünyada büyük bir önem taşımakta ve ehemmiyetli roller oynamaktadırlar.[4]

 

Yahudiler İşte Bunlardır

 

5- Kendilerine Tevrat öğretildiği halde, O'nun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklenmiş merkebin durumu gibidir. Allah'ın ayetleri­ni yalanlayan kimselerin durumu ne kötüdür! Allah zalimleri doğru yola eriş­tirmez.

6- Ey Muhammedi De ki: "Ey Yahudiler! Bütün insanlar bir yana, yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu İddia ediyorsanız ve bunda samimi İseniz, ölümü dilesenize!"

7- Yaptıklarından Ötürü, ölümü asla dileyemezler. Allah, zalimleri bi­lendir.

8- De ki: "Doğrusu kendisinden kaçtığın ölüm mutlaka karşınıza çı­kacaktır; sonra; görüleni de görülmeyeni de bilen Allah'a döndürüleceksi­niz, O size işlediklerinizi haber verecektir?'[5]

 

Bazı Kelimeler:

 

Tevrat'taki hükümleri uygulamakla mükellef kılındılar.

Tomarlar ve büyük Kitaplar halinde. Allah'ın dostla­rı. O'ndan korkarsınız, kaçarsınız.

Bu, Cenab-ı Allah'ın Yahudiler için vermiş olduğu bir misaldir. Onlara Tevrat'ı verdi. Onlar Tevrat'taki hükümlerle amel etmediler. Büyük Kitapları sırtında taşıyan eşekler gibi oldular. Bu misalin verilmesiyle Muhammed (S.A.V.)'İn ümmetine de Yahudiler gibi, iddia eden ama iddia ettiğiyle amel etmeyen; sırtında kitabı taşıyıpta o kitaptan yararlanmayan kimseler olma­maları hususunda uyarıda bulunuldu.[6]

 

Açıklama:

 

Cenab-ı Allah Yahudileri, büyük kitapları sırtında taşıyan eşeğe benzet­ti. Çünkü onlar Tevrat'la mükellef kılındılar, ondaki hükümlere uymakla em-rolundular. İçindeki ahkamı bilip hıfzettiler, sonra onunla amel etmediler ve O'ndan yararlanmadılar. Eşek, sırtında ilim kitaplarını taşıdığı halde o ki-taplardaki bilgilerden habersiz olarak yoluna devam edip gider.

Bu ayet-İ kerimede özellikle eşekten bahsedildi. Çünkü o cehalet ve ah­maklıkta örnek teşkil etmektedir. Bu misal, Kur'an'Ia amel etmeyen kimseler için de söz konusudur. Allah'ın ayetlerini yalanlayan kavim için verilen ör­nek ne kötü bir örnektir. Allah, zalimler topluluğunu asla doğru yola İlet­mez.

Yahudiler, kendilerinin Allah'ın oğulları ve dostları olduklarını, ahire-tin de sırf kendilerine mahsus olduğunu iddia ederlerdi. Bununla ilgili ola­rak şu ilahî ferman nazil oldu: Ey Muhammed onlara de ki: Ey Yahudiler ve Musa ile Tevrat'a tabi olanlar! Eğer Allah'ın dostları ve oğullan olduğu­nuza dair iddianızda doğru iseniz; sizi şeref yurduna, ahirete intikal ettirecek olan ölümü temennî edin. Orada Rabbiniz tarafından size hazırlanmış olan mutluluktan paylarınızı alın!

Onlar böyle bir temennide bulunamazlar. Çünkü küfür ve masiyet işleyip Peygamber (S.A.V.) i inkâr etmişlerdir. O'nun doğruluğunu ve Tevrat'taki vasıflarını bildikleri halde O'nu yalanlamışlardır.

Bİr hadis-i şeriflerinde Peygamber (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurmuş­lardır: "Bu ayet-i kerime nazil olduğunda, Muhammedin nefsi elinde bulunana andolsun ki (Yahudiler) ölümü temenni etselerdi yeryüzünde ölü­mü tatmayan hiçbir Yahudi kalmazdı."

Bu hadiste gayptan haber vermek vardır. Şerefli Peygamberimizin muci­zesi vardır.

Onlara de ki, kendisinden kaçıp korkmakta olduğunuz ölüm mutlaka size ulaşacaktır. Çünkü Allah'ın zatından başka herşey yok olup helak ola­caktır. Sonra Ey Yahudilerîsİzler gaybı ve şehadet alemini bilen Allah'ın hu­zurunda toplanacaksınız. Sizin işlediğiniz gizli fiillerden de O haberdardır. Yapmakta olduğunuz işleri size kıyamette haber verecek ve bu işlerinizin kar­şılığını size verecektir.[7]

 

Cuma Namazı İle İlgili Bazı Hükümler

 

9- Ey İnananlar! Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman Al­lah'ı anmaya koşun; alım satımı bırakın; bilseniz, bu sizin için daha iyidir.

10- Namaz bitince yeryüzüne yayılın; Allah'ın lutfundan nzık isteyin; Allah'ı çok anın ki saadete ensesiniz.

11- Ey Muhammedi Onlar bir kazanç veya bir eğlence gördüklerinde, seni ayakta bırakarak oraya yöneldiler. De ki: "Allah katında olan, eğlence­den de kazançtan da hayırlıdır. Allah nzık verenlerin en ıyisidir!'[8]

 

Bazı Kelimeler:

 

Namaz için ezan okunduğunda. Hafta­nın bilinen günlerinden ve içinde Cuma namazı kılınan gün. Güzel niyetle Allah'ın zikrine koşun. Alışverişi terk edin. Namazı eda edip dağıldığınız zaman. O'na koştular.[9]

 

Açıklama:

 

Noksanlıklardan münezzeh yüce Allah, özellikle bu nida ile mü'minlere çağrıda bulunmaktadır ki, onları şereflendirsin ve yüceltsin. Ve de onlar bil­sinler ki kendilerindeki îman, onları bu talebe icabet hususunda çabuk dav­ranmayı ve bu emri gerçekleştirmeyi gerekli kılmaktadır. Ey iman edenler! Cuma gününde Cuma namazı İçin ezan okunduğu zaman, vaktinin evvelin­de Cuma namazına kavuşmayı gerçekleştirecek bir hızla namaza koşmanız gerekir ki, Cuma sevabını tam olarak elde edesiniz. Sizden İstenen, camiye koşmak, zikredicİ kalpler, namaza hazır olmayı arzulayan nefislerle ihlaslı olarak amel etmektir. Şanı yüce Allah'ın huzurunda hazır bulunmaktır. Al­lah'ın zikrine koşun. Alış-verişi ve benzer işleri bırakın.

Cuma namazı kime farzdır. Ve kimlerin bu namaza, ezanı duydukların­da derhal koşmaları gerekir? Hür, mukim ve mazeretsiz erkeklerin bu nama­za derhal koşmaları icap eder.

Ayet-i kerimede bahsedilen çağrıdan kasıt nedir? Bu ilk ezan mıdır, yoksa hatibin mimbere çıktığı esnada okunan ezan mıdır? Yani Peygamber (S.A.V.)'in zamanında kendisi minbere çıkarken, okunupta hutbenin irad edildiği, bila­hare namazın kılındığı ezan mıdır? Aslında ilk ezan Hz. Osman'ın zamanın­da okunmaya başlanmıştır. Şu halde ayet-i kerimede sözü edilen nidadan ka­sıt birinci ezan değil de ikinci ezandır. Ama gerçek şu ki akla da uygun olan, zamanımızda ilk ezanı duyduğumuz esnada alış-verişi bırakıp namaza koşmamızdır ki, sükûn ve huzur ile namaza hazırlığımızı tamamlayabilelim.

Bir hadis-i şeriflerinde Peygamber (S.A.V.) efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Her kim, küçümseyerek Cuma namazını üç defa terk ederse Allah onun kalbini mühürler!" Diğer namazlarda olduğu gibi Cuma namazı içinde abdest ve taharet gereklidir. Cuma namazı için gusletmekte sünnettir. Namaz kılınıp Cuma namazı ile ilgili İşleriniz tamamlandığında ticaret yap­mak ve ihtiyaçlarınızı karşılamak gayesiyle tasarrufta bulunmak için yeryü­züne dağılırı ve Allah'ın lütfunu arayın. Kurtuluşa erenlerden olmanız umu­duyla Allah'ı çokça anın. Selefi salihînden bazı kimselerin Cuma namazının ardı sıra şöyle dua ettikleri rivayet olunur: Allah'ım ben Senin davetine ica­bet ettim. Farzını kıldım. Bana emrettiğin gibi namazdan sonra yeryüzüne dağıldım. Lütfundan bana rızık ihsan et. Sen nzık verenlerin en hayırhsısın.

Rivayete göre Peygamber (S.A.V.) efendimiz bir Cuma günü ayakta hut­be îrad ederken Şam'dan bir kervan gelmiş, insanlar o kervana doğru koş­muşlar, ancak mescidte oniki kişi katmıştı. Bunun üzerine şu ayet-i kerime nazil olmuştu: "Bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona gittiler ve seni ayakta bıraktılar..!'

Ey Muhammed onlara de ki: Aİlah'ın katında bulunan bol sevap ve umu­mî lütuf iie geniş nzık ve kullarından bazısına verdiği bereket; kendisine doğru koşmakta olduğunuz lehviyyat ve ticaretten daha hayırlıdır. Rızık verenlerin en hayırlısı yalnızca Allah'tır. Rızkı O'ndan isteyin. O'nun yanında bulunan dünya ve ahİret hayrını elde edebilmek için taatte bulunarak O'ndan yardım dileyin.[10]

 



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/223.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/223-224.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/224.

[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/224-225.

[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/225-226.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/226.

[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/226-227.

[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/227.

[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/228.

[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/228-229.