Tegabun Süresi - Kuran - 064Tegabun - 19. Sayfa
Allah'ıd Kudret Ve İlminin Görüntüleri
Müminlerin Nazarında Dünya Hayatı
TEGABUN SÜRESİ
Ekseri ulemaya göre Medenîdir. Bazıları ayet-i kerimesiyle başlayan ve surenin sonuna kadar devam eden kısmının Mekkî olduğunu söylemişlerdir. Bu sure 18 AYETTİR. Allah'ın kudret ve ilmini açıklamaktadır.[1]
Allah'ıd Kudret Ve İlminin Görüntüleri
Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.
1- Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Allah'ı teşbih ederler. Hükümranlık O'nundur, övülmek Ö'na mahsustur. O herşeye Kadir'dir.
2- Sizi yaratan O 'dur; kiminiz inkarcı kiminiz m ü 'mindir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
3- Gökleri ve yeri gerektiği gibi yaratmıştır. Size şekil vermiş ve şeklinizi güzel yapmıştır. Dönüş O'nadır.
4- Göklerde ve yerde olanları bilir; gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir; Allah, kalblerde olanı da bilendir.[2]
Bazı Kelimeler:
Sizi şekillendirdi, biçim verdi. Göğüslerde bulunup oradan ayrılmayan sırlar.[3]
Açıklama:
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı noksanlıklardan sürekli olarak tenzih ederler. O'na teşbihte bulunurla/. Çünkü bu şeyler Allah'ın kemal sıfatlarla muttastf olduğuna ve noksanlıklardan da münezzeh olduğuna delalet çimektedirler. Mülk sadece O'nundur. Başkasının kâinatta mülkiyet hakkı yoktur. Çünkü O bütün nimetlerin sahibi olup esirgeyen ve bağışlayandır. Kendisinden başka bazı kimselerin bir kısım mallara malik olmalarına gelince o da Cenab-ı Allah'ın onlara bir lütfü ve kendiliğinden onlara temlikte bulunmasından ötürüdür. O'ndan başka hiçbir zata hamd edilemez. O mübarektir, yücedir, kutludur. Ondan başkasına hamdedilmesi ise bazı nimetlerin O'nun elinde cereyan ettiğinden dolayıdır. Hakikatte hamd ve mülk O'na aittir. O herşeye kadirdir.
İşte bunlar Allah'ın kudret eserlerinden bazılarıdır: Allah; sizi yarattı, sizi yoktan var etti, topraktan halk edip şekillendirdi. Sonra size kendi ruhundan üfledi. Böylece maddeden ve ruhtan oluşan bir insan haline geldiniz. Sizde hayır ve şer güdüleri vardır, Ey insanlar! Sizin bazınız kâfir bazınız da mü'mindir. Bunu böyle isteyip takdir eden yüce Allah'tır. Kâfirin küfrü, ondaki maddenin ruha galip gelmesinden ötürüdür. Asî ve günahkârlar da böyledirler. Mü'mindeki durum ise bunun tersinedir. Rabbin, insanları küfür ve masiyetlerinden, imanlarından, güzel amellerinden ötürü tecziye edip gerekli karşılığı verecektir. Çünkü imanı da isteyen kişinin kendisi, küfrü de isteyen yine kişinin kendisidir. Sizin yapmakta olduklarınızı Allah görmektedir. O halkından haberdardır. Allah, sizi yaratmıştır. Sizden kafir olan da vardır, mü'min olan da vardır. O Allah göklerle yeri yaratmıştır. Bir kısmı bilinen ama çok kısmı bilinmeyen şu kainat gayesiz yaratılmış değildir. Bilakis hak ve hikmet ile yaratılmıştır ki kötülük yapanlar amellerinden dolayı ceza görsünler. İyilik yapanlar da salih amellerinden Ötürü mükafat görsünler. Allah sizi şekillendirdi ve şeklinizi güzel yaptı. "Biz insanı en güze! biçimde yarattık."[4] Evet insanı biz yarattık ve onu en mükemmel surette meydana getirdik. Ona nizam verdik. İnce bir tertip kazandırdık.
Allah bizde akıl ve fikir yarattı. Görüş ve beyan icad ettiki akıbetimizi ve işimizin sonunu —eğer düşünen kimselerden isek— bilelim! Bizi engüzel surete büründürdü. Dönüş sadece O'nadır. Öyleyse Allah'tan sakınmamız ve O'nun azabından korunmamız gerekir. Yarınki kıyamet günü için neler hazırladığımıza bakmalıyız. Bilmeliyiz ki Cenab-ı Allah, gökte ve yerde olup biten herşeyi bilmektedir. O, görünen ve görülmeyen alemlerden haberdardır. Gizliyi, gizlinin gizlisini de bilir. O göğüslerin özünü bilendir. Şam yücedir. Adı mübarektir. Noksanlıklardan münezzeh ve yücedir![5]
Ölüm Sonrası Dirilişin İsbatı
5- Daha önce İnkar edip de, inkarlarının karşılığım tadan kimselerin haberi size gelmedi mi? Onlara, can yakıcı azab sardır.
6- Bu, kendilerine peygamberleri belgelerle geldiğinde:"Bizi doğru yola bir insan mı eriştirecek?" diyerek inkar edip gerçeğe yüz çevirmelerinden ötürüdür. Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını ortaya koymuştur. Allah müstağnidir, övülmeğe layık olandır.
7- İnkar edenler, tekrar dirilmeyeceklerini ileri sürerler. Ey Muhammedi De ki: "Evet; Rabbime and olsun ki, şüphesiz diriltileceksiniz ve sonra, yaptıklarınız size bildirilecektir. Bu, Allah'a kolaydır".
8- Öyleyse Allah'a, Peygamberine ve indirdiğimiznur'a, Kur'an'a inanın; Allah işlediklerinizden haberdardır.
9- Sizi toplanma gününde bir araya getirdiği gün, işte o, kimin aldan-dığınm ortaya çıkacağı gündür; Allah'a kim inanmış ve yararlı iş işlemişse, Allah onun kötülüklerini örter, onu içinde temelli ve sonsuz kalacağı, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar; büyük kurtuluş İşte budur.
10- İnkar edip, ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar da ateşliklerdir, orada temellidirler. Ne kötü bir dönüştür.[6]
Bazı Kelimeler:
Küfredenlerin önemli haberi işlerinin akıbeti, vebali Zanncti. Za'm kelimesi, batıl ve mesnetsiz iddiada bulunmak maııaasn.ıa da gelir.Yani Kur'an-ı Kerim Evet. Kıyamet günü. O gün bütün yaratıklar toplanırlar. Kıyamet günü ki o günde Cennetlikler, Cehennemlikleri alteder ve Cehennemlikler aldanırlar.
Kalbini rıza ve sabra İletir, imanda sabitleştirir.[7]
Açıklama:
Ey kâfirler, sizden önceki milletlerden olan Nuh, Ad, Semud kavmi ile diğerlerinin önemli haberi size gelmedi mi? Bunlar küfrettiler ve işlerinin ve-bali ile akıbetini de taddılar. Onların küfürlerinin sonu dünyada hüsran, ani-rette de kendileri için hiç kimse tarafından takdir edilemeyecek derecede acı verici bir azap oldu. Dünyada tatdıkları ve ahirette tadacakları bu azap; mucizeler ve apaçık belgelerle kendilerine gelen peygamberlerini, inat ve kibirlerinden ötürü inkâr etmeleri, küfredip gevezelikle şöyle demelerinden ötürüdür; Bir İnsan mı bizi doğru yola iletecek? Bir insanın, elinde mucizeler zahir olsa bile yine de Peygamber olamayacağını iddia ederek inkâra sapıyorlar ve:' 'Bizden olan bir adamın peşi sıra mı yürüyeceğiz" diyorlardı. Sanki hepsi bir ağızdan şöyle diyorlardı: Bir insan mı bizi hidayete kavuşturacak? Evet böyle diyerek küfrettiler ve ayetlerden yüzçevirdiler. Cenab-i Allah da onlara ihtiyacı olmadığını göstererek kendi katından bir azap ile onları helak etti. Evet onlara ihtiyacı olsaydı onları doğru yola ve hidayete, imana kavuşturur, iman etmeye muvaffak kılardı. Allah, yaratıklarına ihtiyacı olmayandır. Onların taat ve ibadetlerine muhtaç değildir. Göklerde ve yerde Lisan-ı Makal ile değil de Lisan-ı Hal ile övülmektedir.
Kâfirler, Ölümlerinden sonra diriltilmeyeceklcrinİ zannettiler. Hiçbir delil ve hüccete dayanmaksızın böyle bir iddiaya ve zanna kapıldılar. Şüphesiz ki bu batıl bir zandır. Ey Muhammedi Onlara de ki: Evet, Rabbim kıyamet gününde sizleri diriltecek ve sizler, dünyada yapmış olduğunuz işlerden haberdar edilecek, bu işlerinizden ötürü de cezalandırılacaksınız. Bütün bunlar Allah'a kolaydır. Şüphesiz O herşeye kaadirdir. Hal böyle olunca Allah'a ve Resulüne iman edin. İndirdiğimiz nura iman edin. O nür, alemlere rahmet ve bütün insanlık için bir aydınlatıcı kandil olarak indirilen Kur'an'dır ki, insanları doğru yola iletir. Onları dünya ve ahiret saadetine ulaştırır. Şüphesiz ki O alemlerin Rabbinin nurudur ve Allah, sizin yapmakta olduğunuz işlerden haberdardır. Toplanma günü İçin kutlu ve yüce Hak Teâlâ'nm sizi toplayacağı günü hatırlayın. O günde bütün yaratıklar O'nun huzurunda toplanacak, Evvelin ve âhirin, cin ve insler O'nun huzurunda divan duracaklardır. O gün aldanma günüdür. O gün kıyamet günüdür. Kıyamete aldanma günü denmesinin sebebi şudur: İmanı terk eden kafirlerin, aldandıklan, o günde ortaya çıkacaktır. İyilik ve ihsanda kusurlu davranan mü'minlerin de aldanmiş oldukları o gün belli olacaktır. Şüphesiz bu güne aldanma günü denmesi pek yerinde olmuştur.
"Her kim Allah'a iman eder ve salih amel işlerse..." Sanki bu iki ayet, aldanmanın manasını açıklıyor: Her kim hakkı ile Allah'a iman edip salih amel işlerse Cenab-ı Allah onun kötülüklerini örter ve setreden Onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Orada kalır. İşte en büyük kurtuluş budur.
Allah'a ve Resulüne küfreden, O'nun ayetlerini, özellikle Kur'an-ı Ke-rim'i yalanlayanlara gelince onlar, işte cehennemliktirler. Ateş halkıdırlar. Orada ebedî kalıcıdırlar. Orası ne kötü dönüş yeridir.
Mü'minlerin akıbetine ve kâfirlerin sonuna bak![8]
Müminlerin Nazarında Dünya Hayatı
11- Başa gelen hiçbir musibet Allah 'm izni olmaksızın olamaz; Allah 'a kim inanırsa onun gönlünü doğruya yöneltir. Allah herşeyi bilendir.
12- Allah'a itaat edin; Peygambere itaat edin eğer bundan yüz çevirirseniz bilin ki Peygamberimize düşen apaçık tebliğdir.
13- Allah vardır, O'ndan başka tanrı yoktur. İnananlar yalnız Allah'a güvensinler.
14- Ey inananlar! Eşleriniz ve çocuklarınızdan size düşmanlık edenler olur, onlardan sakının; ama, siz affeder, suçlarını örter ve bağışlarsanız bilin kî Allah da bağışlar ve acır.
15- Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır. Büyük ecir ise Allah kalındadır.
16- Allah'a karşı gelmekten gücünüzün yettiği kadar sakının, buyruklarını dinleyin, itaat edin; kendinizin iyiliğine olarak mallarınızdan sarfedİn; nefsinin tamahkarlığından korunan kimseler, işte onlar saadete erenlerdir.
17- Eğer Allah'a güzel bir ödünç takdiminde bulunursanız, onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar; Allah, şükrün karşılığını verendir; Halimdir.
18- Görüleni görülmeyeni bilendir, güçlüdür. Hakimdir.[9]
Bazı Kelimeler:
Deneme, imtihan ve bela.Gücünüz yettiğince.
Borç verir yani sadaka verip Allah yolunda infakta bulunursanız, Cimrilik ve hırs.[10]
Nüzul Sebebi:
Rivayet olunduğuna göre kafirler; "Müslümanlar gerçekten Allah'a iman etmiş olsalardı Allah onları dünyada musibetlere karşı korurdu," demişler, bunun üzerine yukarıdaki ayet-i kerime nazil olmuştur. Mezkur ayet-İ kerimeler dünyanın iç yüzünü ve müslümanın dünyada karşılaştığı hayır veya şerri izah etmektedirler[11]
Açıklama:
Önceki ayet-İ kerimelerde imanın netice ve nihayeti İle küfrün netice ve sonucu anlatıldı. Mü'mİnlerin ahirette elde edecekleri büyük kurtuluş ile kâfirlerin orada karşılaşacakları kötü akıbet İzah edildi. Dünyaya gelince, dünya işi gerçekten pek kolaydır. Çünkü dünya ceza ve mükafat yeri değildir. Dünya, sadece çalışıp yorgunluk çekme yeridir. Bazan deneme, imtihan ve ibtila yeri de olabilir. Çünkü insanlar dünyada çeşitli musibet ve mihnetle karşılaşabiliyorlar. Gerçek mü'mine gelince, onlar insanın başına gelen musibetlerin Allah'ın emir ve izni ile geldiğini ve takdirin mutlaka yerini bulacağını anlamışlardır. Çünkü Allah katında herşey kaza ve kader iledir. Her kim Allah'a iman eder, bu itikada sahip olursa Cenab-ı Allah onu hakka ve doğru olan sabr-ü sebata iletir. Dönüş Allah'adır. Bu nedenle bu gibi kimseler yani halis inançlı rnü'minler yatarlarken kalpleri müsterih, gözleri doygun ve huzur içinde yatarlar. Şüphesiz Allah herşeyi bilendir. Mü'minlerden başkasına bir bela ve musibet geldiğinde sıkıntıya kapılıp sabırsızlanırlar. Gam ve kedere gark olur, hüzünlenirler. Oysaki Allah'ın yargısı herkese mutlaka infaz edilecektir. Bizim yapacağımız tek şey bütün emir ve yasaklarında Allah ve Resulüne itaat etmektir. Faydalı ve müessir ilaç işte budur. Ama bazı kimseler Allah'ın emir ve yasaklarına riayet etmeyip ondan yüz çevirirlerse, onların hesabını görmek Rablerine aittir. Peygambere düşen apaçık bir tebliğdir. Her-şeyde maksud olan, bîr ve tek Allah'tır ki, mülk O'na aittir. Hükümranlık O'na mahsustur. Bütün işler'O'na döner. Mü'minler sadece O'na-tevekkül ederler...
Eşler ve çoluk çocuk İle mal ve aile hakkında sahip olmamız gereken en sağlıklı anlayışı bu suredeki 14. ncü ve 15. nci ayetler tekeffül edip açıklamaktadırlar. Bu açıklamalar surenin nihayetine kadar devam etmektedir. Rivayete göre Avf bin Malik el Eşcaî çoluk çocuk sahibi bir kimse idi. Gazaya gitmek istediğinde ailesi ve çocukları ona gelip ağlayarak yüreklerini yufkalt-tılar ve bizi kime bırakıyorsun, dediler. Onun da kalbi yufkalip ikamet etmek ve savaşa gitmemek yoluna meyletti. Bunun üzerine yukarıdaki ayet-i kerimeler nazil oldu. Başka bir rivayete göre ise bu ayet-İ kerimeler Mekke'de müslüman olup Peygamber (S.A.V.) in yanına gitmek isteyen bazı erkekler hakkında nazil olmuştur. Bunlar Peygamberin yanına gitmek istediklerinde eşleri ve çoluk çocukları kendilerini men etmek istediler. Bunlar Peygambere ge-lipte insanların dini bilgilere sahip olduklarını gördüklerinde çocuklarını cezalandırmak istediler. Bunun üzerine Cenab-ı Allah yukarıdaki ayet-İ kerimeleri İnzal buyurdu.
Ey iman edenler, bazı eşleriniz ve çocuklarınız sizin için düşmandırlar. Size düşmanca muamelede bulunurlar. Ayağınızın önüne taşlar koyarak yolunuza gitmenize engel olurlar. Hayır işlemenize mani olurlar. Günah işlemeye sizi davet ederler. Kendileri rahat edip mutluluk elde etsinler diye sizi günaha sürüklerler. Ey okuyucu, bana düşmanca muamelede bulunan, bana faydalı olacak hayırları işlemekten beni men eden ve masiyet işlemeye beni sevk eden kimsenin —bu kimse benim eşim veya oğlum veya başkası da olsa— benim için düşman olacağı hususunda sen de benimle aynı görüşü paylaşmıyor musun?! Eğer hal böyle ise sizde çoluk çocuğunuzdan ve eşlerinizden sakının. Kendi nefislerinizi, —şayet varsa— onların günahlarından ve şerlerinden koruyun.
Her ne kadar böyle iseler de onlar senin ailen ve yakınlarındırlar. Senden istenen, seni kötülüğe itecek davranışlarına ve hareketlerine karşı kendini korumandır. Sonra da onları affedip bağışlamandır. Eğer affedip bağırlarsan Allah da seni affedip bağışlar. Şüphesiz ki Allah bağışlayan ve esirgeyendir.
Ancak mallarınız ve çoluk çocuğunuz sizler için bir deneme ve imtihandır. Onlar nedeniyle günaha ve musibetlere maruz kalabilirsiniz. Mal ve evladın kişiyi helak edici fiillere sürüklediğini ve bazı insanları aldatıcı gurura sevkettiğini, büyük günahlarla cürümlere ilettiğini çok görmüşüzdür. "İnsan, kendini zengin gördüğü için azar."[12] Allah'ın katında büyük mükâfat ve sevap vardır. Ona bakın. Mal ve çocuklarınızı bırakın. Çünkü onlar kıyamet ve hesap gününde size fayda vermîyeceklerdir. Gücünüz yettiğince Allah'tan sakının ve O'ndan korkun. Takvalı olmak için var gücünüzü sarfedı'n. Nefsinize en çok hoş gelen, Allah ve Resulünün sevgisi olmalıdır. Onlartn öğütlerini ve emirlerini kabul kulağıyla işitin. Emrettiği her hususta O'na itaat edin. Sİzc rızik olarak verdiği şeylerden bîr kısmın» Allah yolunda infak edin ki sizin için daha hayırlı ve faziletli olsun. Mal ve aileniz ile çoluk çocuğunuz, sizleri cimriliğe ve korkaklığa itmesin. Nefsinin cimriliğinden sakınan kimselerin gerçek kurtuluşa eren kimseler olduklarını da bilin. Allah yolunda ve O'nun rızasını elde etmek uğrunda malınızın bir kısmını sarfederseniz Allah size bol sevap ve mükâfat verir, günahlarınızı bağışlar. Şüphesiz Allah yaptığınız iyiliklerin karşılığını verip sizleri mükâfatlandıracaktır. Şayet günah işlemisseniz de sizi çabucak azaplandırmak İstemeyecektir. O, görülen ve görülmeyen alemleri bilen, üstünlük ve hikmet sahibidir.[13]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/241.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/241-242.
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/242.
[4] Tin sûresi: 4.
[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/242-243.
[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/243-244.
[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/244.
[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/244-245.
[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/246-247.
[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/247.
[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/247.
[12] Alak süresi: 6-7.
[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/247-249.
İslami Okul Okulların En Önemlisi