Tegabün Suresi - Kuran - 064Tegabun - 20. Sayfa
TEGABÜN SURESİ
Kurandaki Sırası : 64
Nüzul Sırası : 107
Ayet Sayısı : 18
İndiği Dönem : Medine
Sûrenin Tanıtımı
Sûrede, göklerde ve yerdeki herşeyin Allah'ı teşbih ve tenzih ettiği yer almakta ve her şeyin Allah'a boyun eğdiğine, evrende ve yaratıklar arasında büyüklüğünün göstergelerine, gücüne ve ilminin her şeyi kuşatmış olduğuna işaret edilmektedir. Kur'an bütün bunları kafirlere hatırlatmakta ve Allah'ın onlara olan azabını dile getirmektedir. Ayrıca, kafirlerin öldükten sonra tekrar dirilmeyi inkar ettikleri ve bundan dolayı uyarıldıkları anlatılmıştır. Yine Allah'a ve Rasulü'ne itaat edip Allah yolunda infak etmenin gerekliliği vurgulanmış; çocuklar, kadınlar ve malların infaka engel olmaması konusunda müslümanlar uyarılmıştır.
Bu sürenin; Mekki ya da Medeni olduğu hususunda çeşitli rivayetler olmakla birlikte, çoğunluğun görüşü Medine'de nazil olduğu yönündedir. Bir kısım rivayetlerde, sûrenin Mekki olduğu, sadece 14-16. ayetlerin Medeni olduğu söylenmiştir[1]. Ancak, bu rivayetlere rağmen sûredeki ayetler aynı dönemde inmişcesine gibi birbirleriyle uyum içindedir.
Ayetlerin mânâsı sûrenin Medine'de nazil olup, bir defada veya birbirinin peşisıra indiği görüşünü pekiştirmektedir.
Sûrenin, Tahrim sûresinden sonra indiğini ya da aksini gösteren herhangi bir işaret mevcut değildir. Herhalükarda biz, kaynak aldığımız mushafa ve diğer rivayetlere dayanarak bu sûreyi Tahrim'den sonraya aldık[2]. Elbette ki Allah daha iyi bilir.[3]
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
1- Göklerde ve yeryüzünde ne varsa Allah'ı tenzih eder. Mülk O'nundur, hamd O'nadır. O, herşeye kadirdir.
2- Sizi yaratan O'dur. Sizden kafir olan da vardır inanan da ve Allah yaptıklarınızı görür.
3- Gökleri ve yeri gerçek olarak yaratmış, size şekil vermiştir ve şeklinizi de en güzel bir tarzda meydana getirmiştir. Ve dönüş Allah'adır.
4- Göklerde ve yerde olanı ve gizleyip, açığa vurduğunuz şeyleri bilir. Allah, gönüllerde olanı da bilendir.
5- Daha önce kafir olanların haberi gelmedi mi size? Yaptıkları işin vebalini tattılar ve onlara elim bir azap vardır.
6- Bu, peygamberleri apaçık delillerle onlara geldiği halde, "bir insan mı bize doğru yolu gösterecek" deyip te kafir olmalarından ve yüz çevirmelerindendir. Allah ganidir ve hamde layık O'dur.
Ayetlerdeki ifadeler, sade ve açıktır. İlk dört ayette Allah'ın saltanatı, gücü ve evrende insanı yaratması, ona şekil vermesi, insanın şeklini en güzel şekilde meydana getirmeşindeki mutlak tasarrufun büyüklüğü ile ilminin her şeyi kuşattığı, her şeyin O'na boyun eğdiği ve övgüye, yüceltmeye ancak onun layık olduğu anlatılmıştır. Daha sonraki iki ayette ise, önceki topluluklardan kafir olanlar hatırlatılmış, onların Allah'ın peygamberlerinin beşer olmasını inkar ederek sergiledikleri tutumları dile getirilmiştir. Kafirlerin imanlarına Allah'ın ihtiyacı bulunmadığı gerçeği ile birlikte ahirette, kafirlere e-lim bir azabın yanısıra dünyada da Allah'ın gazabına mazhar olacakları bildirilmiştir.
Şurası açıktır ki ayetler, çağrıya kulak verenleri, Allah'a ve Nebi (s)'nin getirdiği hidayete tabi olmaya davet ediyor. Bu durum, takibeden ayetlerde daha bir açıklıkla ifade edilmiştir. Ayetlerin kullandığı üslup ise, genel olmakla birlikte hem kalbe hem de akla yönelik yol gösterici bir çağn niteliğindedir.
Müfessirler, "Sizi yaratan O'dur. Sizden kafir olan da vardır, inanan da" ifadesi üzerinde durmuş ve tefsirlerinde, mensup bulundukları kelam mezheplerinin görüşlerine göre ihtilaf etmişlerdir. Bu ihtilaf, daha önce ilgili bahislerde de geçmiş ve konu ile ilgili düşüncemizi bir çok defa dile getirmiştik. Bir kısım müfessirler bu ifadeyi "Sizden küfrü tercih edenler de vardır imanı tercih edenler de" şeklinde yorumlamış, bir kısmı ise; "Sizden küfür üzerine yaratılan da vardır, iman üzerine yaratılan da"[4] şeklinde tefsir etmiştir. Bu ihtilafı, değişik yerlerde, tekrara gerek kalmayacak biçimde izah ettik. Ancak, buradaki ifade, insanların Peygamber daveti karşısındaki gerçek durumlarım, iman ve küfrü tercihlerinde farklı yapı ve davranışlarda bulunduklarını ortaya koymaktadır. Doğru olan da bu şekilde değerlendirilmesidir.
Aynı zamanda, bu tarzda değerlendirme ile önceki kafirlerin kendi iradeleriyle küfrü seçtikleri, bundan dolayı Allah'ın onlara gazap edip, elim bir azabı hazırladığı söylenebilir. Bununla birlikte Allah'ın kendisine iman etmelerine ihtiyacı olmadığı bildirilerek, kafirlerin her ne yapmışlarsa kendi özgür seçimleri ile yaptıklarını, bu seçimlerinin de Allah'ın rızasına uygun olmadığı belirtilmiştir. "Sizden kafir olan da... (feminkum kâfir)" ifadesi mü'min olana imanın, kafir olana ise küfrün nisbet edileceğine dair bir ifadedir. Elbetteki Allah daha iyi bilir. Bu tür ifadeler, sûrenin başka ayetlerinde de mevcuttur.
Daha önceleri küfredenlerin, peygamberlerine söyledikleri "bir insan mı bize doğru yolu gösterecek" sözü anlatılırken Nebi (s)'nin risaletini inkar edenler, aynı ifadeyi kullandıklarından ötürü yerilmişlerdir. Nitekim, bu ifade Kur'an'ın değişik yerlerinde de mevcuttur. Örneğin İsra sûresinin 94. ayetinde "Kendilerine doğruyu gösteren bir peygamber geldiğinde, insanları inanmaktan alıkoyan şey; 'Allah bir insanı peygamber olarak gönderir mi?' demeleridir" buyurulmaktadır. Dolayısıyla ayette adeta şöyle deniliyor: Siz bunu söylüyorsunuz sizden öncekiler de aynı şeyi söylemiş ve bu yüzden Allah'ın azabına müstehak olmuşlardı. Allah daha öncekilerin iman etmesine ihtiyacı olmadığı gibi sizin iman etmenize de ihtiyacı yoktur. Allah, muhtaç değildir, övgüye layık olandır.
"Sizi şekillendirdi ve şeklinizi en güzel tarzda meydana getirdi" ifadesinde ise Allah'ın, insana diğer yarattıklarına oranla çeşitli imtiyazlar vererek, onu mümtaz kıldığı ve bu sebeple insanın bu nimeti itiraf ederek davetine icabet etmesi gerektiği hatırlatılmaktadır. Bu hatırlatma, daha önceki sûrelerde de mevcuttur.[5]
7- Kafirler öldükten sonra kesinlikle dirilmeyeceklerini sanırlar; de ki: Evet, Rabbime andolsun ki elbette dirileceksiniz. Sonra da yaptıklarınızdan haberdar edileceksiniz. Bu Allah'a pek kolaydır.
8- Artık, Allah'a, Peygamberi'ne ve indirdiğimiz nura iman edin. Allah, yaptıklarınızı haber almaktadır.
9- O gün sizi toplantı günü' [6]için bir araya getirecektir ve o gün teğabun'[7] günüdür. Kim Allah'a iman edip iyi işler yaparsa Allah onun kötülüklerini örter ve onları ebedi kalacakları, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere koyar. İşte bu büyük bir kurtuluştur..
10- Delillerimizi yalanlayıp küfredenler ise cehennemliktirler ve orada ebedi kalacaklardır ve orası dönüp varılacak ne kötü bir yerdir.
Kullanılan ifadeler, önceki ayetlerde olduğu gibi gramer açısından kolay ve açık ifadelerdir. Birinci ayette, kafirlerin öldükten sonra dirilmeyecekleri yanılgısına kapıldıkları anlatılıyor. İkinci ayette, Nebi (s)'nin, ölümden sonra dirilişin kesinlikle var olduğunu ve bunun Allah için pek kolay bir iş olduğunu söylemesi emrediliyor. Üçüncü ayette, bunun akabinde Allah'a, Rasulü'ne iman edip, Nebi (s)'ye indirilen nura tabi olmaya davet ediliyor. Dördüncü ayette, kıyametten söz edilerek başka bir konuya geçiliyor ve dünyada küfürde ısrar edip, gerçeğe ve doğruya daveti kabul etmeyen kafirlerin yaptıkları büyük (zararlı) alışverişlerin ortaya çıkacağı belirtiliyor. Beşinci ayette, kıyamet gününde insanların sonları açıklanıyor ve Allah'a iman edip salih amelde bulunanların cennette ebedi kalacakları, kafirlerin ise Allah'ın delillerini yalanlamalarından ötürü ebedi cehennemde kalacakları, ebedi cehennemin ise korkunç bir son olduğu belirtiliyor.
Ayetlerin nüzul sebebi hakkında herhangi bir rivayete rastlamadık. Bu ayetler ve daha önceki ayetlerden anlaşıldığına göre, Nebi (s) ile bazı kafirler arasında geçen ve peygamberin insan olduğu, ölümden sonra diriliş ile davet ve risaletin mahiyeti hususunda Mekke dönemindeki tartışmalardan biriyle ilgili olarak bu ayetler nazil olmuştur.
Sûrenin Mekke'de nazil olduğunu söyleyenler, bu ayetlerle Mekke'de vaki olanlar arasında bir benzerlik görmüş olsa gerek. Ancak bu benzerlik yeterli değildir. Çünkü, Arapların büyük bir çoğunluğu Mekke'nin fethine kadar müslüman olmamış ve küfürlerinde devam etmişlerdir. Bu konudaki bir çok rivayet, Nebi (s)'nin Mekke'lilerden müslüman olanlarla görüştüğünü, onların büyüklerinden heyetler kabul ettiğini ifade ediyor. Doğal olarak Nebi (s) onlarla görüşüyor, onları İslam'a davet ediyor ve aralarında Mekke'de olduğu gibi buna benzer tartışmalar meydana geliyordu. Dolayısıyla, sözko-nusu benzerlik, bu ayetlerin Mekke'de nazil olduğunu isbatlamak için yeterli değildir.
"Onların kötülüklerini örteriz" ifadesi ise, mü'minlere yönelik bir ifade olup ahiret-teki son ile ilgili bir çok yerde tekrar edilmiştir. Burada kötülüklerin örtülmesinden kasıt; insan karakterinin genellikle mazur görüldüğü ikinci derecede önemi haiz kötülüklerdir. Özellikle de bu kötülükler, insan haklarıyla ilgili olmayanlardır. Çünkü Allah, insan haklarını ihlal etmeyen, kötülükler hususunda iman edip iyi iş yapan ve işlerinin çoğu Allah'ın rızasına uygun olanlar için müsamaha göstermiştir. Gerek Mekke'de gerekse Medine'de nazil olmuş çeşitli ayetler, bu hususu içermektedir. Bu ayetlerden Necm sûresinin 31 ve 32. ayetlerinde: "Göklerde ve yerde bulunan herşey Allah'ındır. Kötülük edenleri yaptıklarına karşılık elbette cezalandırır, İyilik edenlere ise yaptıklarından daha da iyi mükafat verir. Israr etmemek şartıyla küçük günahlardan başka, büyük günahlardan ve çirkin şeylerden kaçınanlara gelince: Şüphesiz Rabbinin affı geniştir" buyurul-muş, Nisa sûresinin 31. ayetinde ise; "Nehyedildiğiniz büyük günahlardan kaçınırsanız, kötülüklerinizi örteriz ve sizi şerefli bir mevkiye ulaştırırız" buyurulmuştur. İşte burada güçlü psikolojik bir tedavi göze çarpmaktadır.[8]
11- Hiç bir felaket, Allah'ın izni olmadıkça gelip çatmaz, Kim Allah'a inanıyorsa, onun kalbine doğruyu, ilham eder. Allah her şeyi bilir.
12- Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirecek olursanız Rasulümüze düşen ancak apaçık tebliğden ibarettir.
13- O Allah ki; O'ndan başka ilah yoktur. Artık inananlar Allah'a dayansınlar.
Allah'a Tevekkül Etmek
Birinci ayette, bir kimseye isabet eden felaketin, her şeyi bilen Allah'ın izni dahilinde olduğu vurgulanıyor. Bu vurgunun hemen akabinde, her kim Allah'a iman eder ve işini O'na havale ederse kalbine doğruyu ilham edeceği, göğsünü genişletip sükunete erdireceği ve sabra, gönül hoşluğuna götürmeyen mevcut hali ondan kabul edeceği bildiriliyor. İkinci ayette, müslümanlann her halükarda Allah'a ve Rasulü'ne itaat etmeleri ve bundan hiç bir şeyin kendilerini alıkoymaması gerektiği, bunu yaparken O'ndan başka i-lah olmayan Allah'a daima tevekkül etmeleri emrediliyor. Üçüncü ayette, bu emir ve tavsiyelere kulak vermeyen, Allah'a ve Rasulü'ne itaat emrinden yüz çeviren kimselere, Rasul'e düşenin sadece tebliğ olduğunun hatırlatılması yer almakta, peygamberin sadece irşad ve açıklamada bulunacağı yerici bir dille bildirilmektedir.
Bu ayetlerin iniş sebepleri hakkında, herhangi bir rivayete rastlamadık. Bize öyle geliyor ki bu ayetler, önceki ayetlerden bağımsız bir bölümdür. Ayetlerin mânâ ve içeriğinde, sözkonusu olaya ve mevcut duruma işaret vardır ya da bazı müslümanların Nebi (s) tarafından emredildikleri işi yerine getirmek için karşılaştıkları sıkıntıyı hafifletici bir ifade vardır. Yine Nebi (s)'in emrettiği bir işi uygulayacağı esnada bir müslümanın karşılaşmaktan korktuğu sıkıntıyı hafifletici, Allah'a ve Rasulü'ne itaat emrini vurgulayıcı mahiyette bir ifade yer almıştır. Bu ayetlerin, devamındaki ayetler, bu ayetlere bağlı olup, bu ayetlerin indiği durum ve şartlarla ilgili olarak indiği söylenebilir.
Ayetlerin sözkonusu üslupla inmesinde ilgili olduğu kişinin yanısıra bütün mü'min-lerin tavsiyesi, gönül rahatlığı ve sıkıntılarının hafifletilmesi mesajına işaret vardır. Ayrıca, ayetlerde, mü'minin psikolojik açıdan destek alıp, kuvvet, sabır, sükunet bulduğu, Allah'a teslim olup her zaman ve her yerde insanların gerek bekledikleri gerekse beklemedikleri bir anda karşılaştıkları sıkıntılarında Allah'a tevekkül etmelerini sağlayıcı ecza ve tedavi bulunmaktadır.
İbn Kesir, sözkonusu ayetleri tefsir ederken iki hadis nakleder. Bu hadislerde, ayetlerin manâsıyla uyum içerisinde bir telkin ve tedavi saklıdır. Hadislerden birinde: "Mü'min için çok enteresan bir durum ki, Allah mü'min için "hayır" dan başkasını hükmetmez. Bir musibetle karşılaşırlarsa sabreder ve bu sabn, onun için hayra vesile olur. Bir sevindirici olayla karşılaştığında şükreder ve bu yine mü'min için hayra vesile olur. Bu durum sadece mü'minler içindir." buyrulmuştur. Diğer bir hadiste: " Bir adam Rasu-lullah (s)'a geldi ve "hangi amel daha hayırlıdır" diye sordu. Bunun üzerine Rasulullah: Allah'a iman edip, O'nu doğrulamak ve O'nun yolunda cihad etmek" dedi. Adam: "Bundan daha ehvenini istiyorum ya Rasulullah" dedi. Rasulullah: Allah'ın senin hakkında verdiği hükme razı ol" buyurdu."[9]
14- Ey inananlar, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazıları size düşmandır. Onlardan sakının. Ama, affeder, hoşgörür ve bağışlarsanız, muhakkak ki Allah da bağışlayandır, esirgeyendir.
15- Mallarınız ve çocuklarınız birer imtihandır. Allah ise, işte büyük mükafat onun yanındadır.
16- Öyle ise gücünüz yettiği kadar Allah'tan korkun, dinleyin, itaat edin ve kendi iyiliğinize olarak infak edin. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar, başarıya erenlerdir.
17- Eğer Allah'a güzel borç verirseniz Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah karşılık verendir, halim dîr.
18- Ğörünmeyeni ve ğörüneni bilendir. Azizdir, hakimdir.
Yukarıdaki ayetlerde; ilk olarak mü'minlerin eşlerinden ve çocuklarından bazılarının kendilerine düşman olduğu belirtilerek bunlardan sakınmaları istenmektedir. İkinci olarak, Allah'ın bağışlayıcı ve merhamet edici olduğu örnek gösterilerek, mü'minlerin de affedici, hoşgörülü ve bağışlayıcı olmaları tavsiye edilmiştir. Üçüncü olarak mü'minlere mal ve çocuklarının, Allah'a eda etmeleri gereken borçlarıyla umumi maslahatları arasındaki seçimleri konusunda bir imtihan vesilesi olduğu hatırlatılmış; Allah'ın katındaki mükafatın ise daha büyük ve daha güzel olduğu, bu büyük ecre ulaşabilmeleri için O'-nun rızasına uygun olanı seçmeleri gerektiği bildirilmiştir.
Dördüncü olarak, güçleri nisbetinde Allah'ın emirlerine uyup, nehiylerinden kaçınmaları hususunda mü'minler Allah'tan sakınmaya teşvik edilmekte, Allah'a ve Rasu-lü'ne itaat edip O'nun yolunda infak etmeye davet edilmektedir. İşte böyle davranmak, mü'minlerin hayrına ve faydasınadır. Kurtuluş ve başarıya erişen kimse ise, nefsinin pintiliği ve cimriliğinden uzak durandır. Mü'minler infakta bulunurlarsa, Allah'a güzel bir borç vermiş olurlar. Bunun karşılığında Allah onlara kat kat artırarak infak ettiklerini onlara iade eder. Bunun yanında onları affeder ve günahlarını örter. İşte Allah, hayır işleyenlere böyle karşılık verir ve O Allah ki kulları ile hoşgörü, duygu ve iyilikle muamele eder. O Allah ki, geçmekte olanı ve gelecekte olacakları bilir. Yine o Allah, güçlüdür, kudretlidir ve hikmetle doğruya hükmedendir.[10]
Allah'tan Gereği Gibi Korkmak
Müfessirler, ilk iki ayetin nüzul sebebi olarak, biri İbn Abbas ve Mücahid'e dayandırılan iki hadis rivayet etmişlerdir. Hadise göre, sözkonusu iki ayet, hicret etmek iste-yipte eş ve çocukları tarafından alıkonulan bir topluluk hakkında nazil olmuştur[11]. Tir-mizi bu hadisi İbn Abbas'tan değişik bir şekilde rivayet etmiştir. Şöyleki: "Mekkeliler-den müslüman olmuş bir topluluk Nebi (s)'nin yanına hicret etmek istemişlerdi ancak eşleri ve çocukları buna engel olmuştu. Nebi (s)'ye ulaştıklarında O'nun beraberindekilerin dinde fakih olduklarını görmüşler ve onları takip etmek istemişlerdi. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi"[12]. Tabiinin büyük alimlerinden Ata bin Yesar'a nisbet edilen ikinci hadiste ise; ayet Avf bin Malik El -Eşcai hakkında nazil olmuştur. Nitekim Avf bin Malik'in ailesi ve çocukları savaşa gideceği zaman ağlayarak "bizi kime bırakıyorsun" demişler ve bunun üzerine Avf bin Malik acıyarak onların dediğini yapmıştır[13].
Her halükarda ilk iki ayet, mefhumundan anlaşılacağı üzere benzer bir olaya binaen nazil olmuştur. Bize göre, bu ayetlerle daha önceki ayetlerin bir "girişi" mahiyetinde gelmiş ve her iki ayet grubunda Allah ve Rasulü'ne itaat emri yer almaktadır. Önceki ayetlerle bu ayetler arasındaki ortak nokta, oradaki ilgiyi güçlü bir şekilde ortaya koyuyor.
Şu da var ki ayetler, mü'minlerin tümüne seslenmektedir. Zira ilahi hikmet böyle uygun görmüş, tâ ki sözkonusu hâdise, müslümanların tümüne seslenmek ve böylece onlara nasihat edip -ayetlerin gösterdiği gibi- onları yönlendirmek için bir vesile olsun. Kur'an'ın bu üslubu bir çok yerde tekrarlanmıştır.
Ayetler böylesi bir genellik ve kapsamla benzer durumlarda nerede olursa olsun bütün müslümanlara sürekli olarak seslenmektedir.
Bir kısım tefsirciler ayetteki "Gücünüz nishetinde Allah'tan korkun" ifadesinin, "Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkulması gerekiyorsa öyle korkun" (Al-i İmran, 102) ifadesinin hafifletilmiş bir hali olduğu ve bu ifadenin böylece neshedildiğini söylemişlerdir. Bu konuda Said bin Cübeyr, Mukafil ve Süddiden de, müslümanların Ali İm-ran'daki ayetin nazil olmasıyla ibadetlerini artırıp ayaklan kabarıp şişinceye kadar namaz kıldıklarını, bunun üzerine bu ayetle rahatladıklarını rivayet etmişlerdir[14]. Bir kısım müfessirler ise her iki ayetteki hükmün değişik durumlarda geçerli olup birbiriyle çelişmediğini söylemişlerdir[15]. Bize göre bu görüş daha tutarlıdır. Çünkü Allah'tan gerektiği şekliyle korkmak müslüman için gücü yetmediği halde bir yükümlülük getirmemektedir. Kaldı ki Al-i İmran sûresi nazil olmadan önce gerek Mekki gerekse Medeni ayetlerde Kur'an, özellikle mü'mine gücünün dışında olanların yüklenmediğini ifade etmiştir. Nitekim Al-i İmran'daki ayet, Allah'a tam bir ihlas ve bağlılığı anlatmaktadır. Ayrıca, Al-i İmran'daki ayet, mü'minlerin sakındırıldığı hassas ve tehlikeli bir konuda nazil olmuştur. Dolayısıyla, bu ayetle bir hafifletme ve nesh (hükmün kaldırılması) sözkonusu olamaz.
Bize göre "Gerektiği gibi Allah'tan korkun" cümlesinin, Allah'tan korkmaya teşvik ve O'ndan sakınmaya gayret etmek mânâsına yorumlanması, ayetlerin ruhu, hedef ve makamı ile en uygun olanıdır. Böyle yorumlanması, yukarıda tutarlı gördüğümüz teze de uygundur. Elbetteki en doğrusunu Allah bilir.[16]
[1] Bkz. Beğavi, Tabresi, Zemahşeri, ibn Kesir ve Hazin Tefsirleri.
[2] Siretü'r-Rasul c. 2, s. 9 ve Zemahşeri Tefsiri.
[3] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/457.
[4] Zemahşeri, Tabresi, Beğavi, Hazin, Ibn Kesir
[5] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/458-460.
[6] Yevmü'l-cem'i Toplanma günü, kıyamet gününden kinayedir.
Çünkü o gün insanlar toplanırlar.
[7] Et-teğabun Bir malı fiyatından fazlaya satmak. Kafirler sapıklığı, doğruluk ile satın almış ve dolayısıyla mağfirete karşılık azabı satın almışlardır. Bu nedenle alış-verişleri zararla sona ermiştir.
[8] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/461-462.
[9] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/462-463.
[10] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/464.
[11] Tabresi, Beğavi ve ibn Kesir.
[12] Tac, c. 4, s. 238
[13] Beğavi Tefsiri
[14] Beğavi, Hazin, ibn Kesir
[15] Tabresi
[16] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/465-466.
İslami Okul Okulların En Önemlisi