Talak Süresi - Kuran - 065Talak - 1. Sayfa
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsîrî
Üç Talak Ne Zaman Bîr Talak Manasında Îdi?
Îddet
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
TALAK SÜRESİ
Meal
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Ey Peygamber! Kadınları boşamak istediğiniz zaman onları temizlenme vakitlerinde boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah'tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın. (İddetleri bitinceye kadar) kendileri de çıkmasinlar. Meğer ki açık bir edeb-sizlik etmiş olsunlar. Bu hükümler Allah'ın hududlandır. Kim Allah'ın hududunu aşarsa kendisine zulmetmiş olur. Bilmezsin, belki Allah onun arkasından bir iş çıkarır.
2 - Sonra iddetlerînin sonuna yaklaştıkları zaman onları güzellikle tutun veya güzellikle onlardan ayrılın. İçinizden iki adil kimseyi şahid tutun. Şahidliği Allah için eda edin. Böylece Allah ve Ahiret Günü'ne iman edenlere öğüt verilir, Allah'a karşı vazifesine dikkat edene, Allah (onu sıkıntılarından) kurtaracak bir yol kılar.
3- Ve ona ummadığı yerden nzık verir. Kim Allah'a tevekkül ederse (güvenirse) Allah ona kâfidir. Kuşkusuz ki Allah her şey için bir ölçü tayin etmiştir.
4- (Ey müminler) kadınlarınızdan ay hali görmekten kesilenler ile henüz ay hali görmemiş olanların iddetleri konusunda şüpheye düşerseniz (bilmiş olun ki) onların iddeti üç aydır. Gebe olanların iddeti doğu m lan ile tamamlanır. Allah, (emrine
karşı gelmekten) sakınan kimseye, işinde kolaylık verir.
5- îşte bu (açıklanan hükümler) Allah'ın emridir. Onu size indirdi. Kim Allah'tan korkarsa, Allah onun günahlarım örter ve onun sevabını büyütür.[1]
Dirayet Ve Rivayet Tefsîrî
(1-5) «Ey Peygamber! Kadınları boşamak istediğiniz saman...»Bu Ayetlerin Tefsiri
Medine Dönemi'nde nazil olmuştur. 12 ayettir.
Bu sure aynı zamanda en-Nisa, el-Kusra ismini almaktadır. Buhari'nin rivayetine göre bu ismi sureye îbn Mesud vermiştir. Fakat Davudi bu ismi reddetmekte ve şöyle demektedir: «Kusra kelirnesinın hıfzedüdiğini tahmin etmiyorum. Kur'an surelerinin herhangi birisine «kusra-en kısa, suğra-en küçük» denilmez».
îbn Hacer, Davudi'nin aleyhinde şöyle demektedir: «Senedsiz sabit olan hadisleri reddetmektir, böyle bir red keyfidir. Kısalık ve uzunluk nisbi bir emirdir. Yani şeref bakımından en kısa demek değildir. Diğer en-Nisa Suresi'nenisbet edilirse kısadır.»
Buharı, Zeyd bin Sabit'ten bu sahabinin A'raf Suresi için «en uzunların uzunu» tabirini kullandığını rivayet ediyor.
Talak Suresi ittifakla Medeni'dir. Ayetlerinin adedinde ihtilâf vardır. Basrahlann sayımına göre 11, diğer sayımlara göre 12'dir. Kelimeleri 147, harfleri 1070'dir.
Bu isim surenin «talaknâzn bahseden birinci ve yedinci ayet. lerinden alınmıştır.
«Ey Nebi! Kadınları boşadığınız zaman...» ifadesiyle Rasûlul-lah'a hitabedilmektedir. Onu tazim etmek için Cenab-ı Hak bir cemaata yapılan hitap şeklini kullanmıştır. İbn Mace'nin Sünen'inde Said bin Cübeyr'den, İbn Abbas'tan, Hz. Ömer'den Rasûlullah'm Hafsa validemizi boşadığı, sonra tekrar nikahladığı hadisini nakletmektedir. Katade, Enes'ten şöyle rivayet ediyor: «Hz. Peygamber, eşi Hafsa'yı boşadı. Hafsa aile efradına, babasının evine gitti. Cenab-ı Hak bu ayeti indirdikten sonra Rasûl-ü Ekrem'e, «Hafsa' ya müracaatla onu tekrar nikâhının altına al. Çünkü o çokça Allah'a ibadet eder, bütün günler oruçludur. O cennette senin hanımlarından olsun» denildi. Bu rivayeti Maverdi, Kuşeyri ve Salebi nakletmektedir.
Hafsa'nm çıkıp aile efradının yanına gitmesi hususunda «Onları evlerinden çıkarmayın» ayeti inmiştir. Kelbi «Bu ayetin sebebi nüzulü şudur: Rasûlullah, Hafsa'ya kızmıştı. Çünkü ona bir hadiseyi gizlice söylemiş, o da bunu Hz. Âişe'ye açıklamıştı. Peygamber de onu bir talakla boşamıştı. îşte bunun üzerine bu ayet indi» der.
Süddi «Bu ayet Abdullah bin Ömer hakkında nazil olmuştur. Bu zat hayız halinde olan hanımını bir talakla boşamıştı. Rasûl-ü Ekrem O'na: «Hanımını nikâhın altına al. Bir temizlik vakti görsün ve hayz görsün, sonra tekrar temizlik vakti görsün. Eğer onu boşamak istiyorsan, o temzilik vaktine girdiğinde, kendisiyle temas etmezden önce boşa!» dedi. îşte Cenab-ı Hak'kın emrettiği iddet budur» demiştir.
Deniliyor ki: Sahabilerden Abdullah bin Ömer gibi, bir grup, (Abdullah ibn Amr bin As, Amr bin Said. bin As, Utbe bin Ğazvan) hanimlannı boşamışlardı. Bu ayet onlar hakkında nazil olmuştur.
Salebi, îbn Ömer'den şu hadisi rivayet ediyor: «Allah'ın Rasû-lü «Kesinlikle helalin en mebğuzu Allah katında boşanmadır» buyurmuştur.»
Hz. Ali, Rasül-ü Ekrem'den şöyle rivayet ediyor: «Evlenin, Bo-şanmayın. Boşanmadan Allah'ın arşı sallanır».
Kadın hayızdan temizlenmiş bir halde iken ve kocasıyla cinsi ilişki kurmazdan önce, kocası hanımını boşarsa, boşaması geçerlidir ve sünnete uymuş olur. Eğer hayızlı iken boşarsa talak geçerlidir, fakat sünnete muhalif hareket etmiş olur.
Said bin Museyyeb başka bir rivayette «Ka&ını hayızlt halde iken boşama boşama değildir. Çünkü sünnete muhaliftir. Şia da bu görüştedir» demiştir.
Abdullah bin Mesud «Sünnete uygun olan talak, her temizlik vaktinde kadım bir talak ile boşamaktır. En son boşama ile Allah'ın emrettiği iddet bitmiş olur» diyor.
îmam Şafii'ye göre sünnete uygun olan talak, Özellikle her temizlik vaktinde boşamaktır. Eğer tek temizlik vaktinde üç talakla boşarsa talak bid'i olmaz.
Ebu Hanife «Sünnete uygun olan talak her tuhurda (her temizlik müddetinde) boşamaktır» der. İmam Malik «Sünnet talakı yedi şartı birarada bulunduran talaktır: Kadını bir talakla boşayacaktır. Kadın hayız görenlerden olacaktır. Boşandığı anda hayızda olmayacaktır. Boşandığı anda temizlik müddetince kendisiyle cinsi ilişki kurulmamış olacaktır. Daha önce hayızda boşanmamış olacaktır. Bunun arkasından gelen tuhurda herhangi bir boşanma olmayacaktır. Boşanma karşılıksız olacaktır. îbn Ömer'in bahsi geçen hadisinden bu anlaşılmaktadır» demiştir.
Şabi'ye göre erkek, hanımıyla cinsi ilişkide bulunduğu bir temizlik müddeti içinde hanımını boşayabilir. İmam Şafii «Üç talakı birden yapmakta herhangi bir beis yoktur. Talakların sayısında sünnetle bidati bilmiyorum» diyor. Bu mubahtır. İmam Malik'e göre, «Sünnet, talakda sayı ile vakti gözetmektedir». Ebu Hanife tefrik ile vakti gözetmektedir. îmam Şafii ise sadece vakti gözetmektedir. Yani İmam Malik'e göre temiz olduğu zamanda bir talakla boşayacaktır. İmam Azam'a göre her tuhurda bir talakla boşayacaktır ve bu boşama tuhur zamanında olacaktır. İmm Şafii'ye göre ise tuhur zamanında olacak, fakat her tuhurda bir talak şartı yoktur. İsterse bir tuhurda üç talakla boşar.
Üç talakı birden yapmaktan maksat, ayrı ayrı lâfızlarla,yapmaktır. Mesela «sen boşsun, sen boşsun, sen boşsun» diyecektir. Veya «Sen üç defa boşsun» diyecektir. «Sen üç defa boşsun» demekle üç talakla boşama olur mu meselesinde ihtilaf vardır. Mesela hayızda talakın geçerli olup olmadığı hususunda da ihtilaf vardır. Şia'ya göre üç talakla boşsun demekle talak düşmez. Hayız halinde de talak düşmez. Çünkü burada haram olan bir bidat işlenmiş olmaktadır. [2]
Üç Talak Ne Zaman Bîr Talak Manasında Îdi?
Rasûlullah zamanında, Hz. Ebubekir'in zamanında ve Hz. Ömer'in de halifeliğinin birinci ve ikinci senelerinde üç talak bir talak sayılıyordu. Yani «Üç talakla boşadım» sözü bir talak demekti. Bunun üzerine Hz. Ömer: «Halk yavaş hareket etmesi gereken bir durumda çok acele etmektedir. Ve acele ettiler, biz de bunu onlar için geçerli sayarsak iyi olur» dedi ve «Üç talakla boşadım» sözünü üç talakla boşama olarak kabul etti.
Bazı alimlere göre, Kendisiyle cinsi ilişki kurulmuş hanıma 'Seni üç talakla boşadım' derse üç talakla boşamış olur. Bu söz cinsi ilişki olmadığı zaman söylenirse, bu bir talak gibidir». Nitekim Müslim Ebu Davud ve Nesei'de şu rivayet vardır:
Ebu Sehba, İbn Abbas'tan çok sual sorardı: «Sera bilmez misin, kişi hanımını, cinsi ilişki kurmazdan evvel üç talakla boşarsa onu bir talak sayıyorlar?» diye sordu. İbn Abbas: «Evet, kişi du-huldan evvel yani temastan önce hanımını üç talakla boşarsa Ra-sûlullah'ın döneminde, Hz. Ebubekir'in döneminde ve Hz. Ömer' in halifeliğinin ilk iki yılında bir talak sayarlardı» dedi.
Cumhuru sahabe ve tabiin ve onlardan sonra gelen imamlar (dört mezheb imamı da bunlara dahildir), tek ağızla üç talakla seni boşadım sözüyle üç talakla boşamış olur kanaatindedir. Hatta Hanefilerden İbn Hummam, «Seni üç talakla boşadım» ibaresiyle üç talakın düştüğüne dair sahabelerin sükuti icmaı vardır iddiasında bulunuyor. Sahabilerin müçtehidlerinden Hz. Ali, İbn Abbas, İbn Mesud, Ebu Hureyre, Osman İbn Affan, Abdullah bin Amr bin As'dan nakledilen, bu hususta açık fetva vermeleridir. Rivayete göre Hz. Ömer'in bunu üç talak olarak geçerli saymasına sahabe karşı çıkmamıştır. Sahâbiler bunun daha önce bir olduğunu biliyorlardı. Sahabüerin bu şekilde karşı çıkmamaları mutlaka korkudan veya yağcılıktan değil, son zamanlarda bu hükmü nesheden bir hükmün varlığına vakıf olmalarından ileri gelmiştir. Veya bu hükmün sona erdiğini bildiklerinden seslerini çıkarmamışlardır. Bu da tabii onların son zamanda o hükmün sona erdiğini bildikleri birtakım mânâlara bağlıdır. İbn Hacer, Tuhfe'sin-de buna karşı verilen iki cevabı nakledip bunların zayıf olduğunu tesbit ettikten sonra «onlar bir nasıha muttali olmuşlardır» cevabını istihsan etmektedir. Fakat bazıları demişler ki «Buradaki, üç, muhtemeldir ki üç lâfızla söylemektir. Sen boşsun, sen boşsun, sen boşsun, gibi. Yoksa «sen üç talakla boşsun» lafzıyla olan de-fildir. Umulur ki bu en açık, en belirgin olanıdır, O vakit «sen üç talakla boşsun» sözü bir talakı düşürür diyenlerin aleyhinde delil olarak merfu hadisleri kullanmak uygun değildir. Fakat eğer su-Jcûti dahi olsa «üç talakla boşsun» kelimesiyle üç talak gider diye tema edilmişse burada o icma muvafakat etmekten başka uygun yol yoktur. Susmak lazımdır. Hz. Ömer'den geleni tevil etmek lazımdır» demişlerdir.
Birçok alim, boşanmanın nikâh nimetini inkâr mânâsı taşıdığı için mahzurlu olduğunu söylemişlerdir. Ayrıca Rasûl-ü Ekrem' in «Cenab-ı Hak, zevkinin peşinde koşup da çokça kadın boşayana lanet etmiştir» hadisi vardır. Boşanma ancak ihtiyaçtan dolayı mubahtır. Îbn'ul-Hümmam «Bu, en sıhhatli görüştür» diyor. İhtiyaç olmaksızın boşamak mekruhtur. Mubah olduğu şeklinde gelen rivayetler ise bazı vakitlerde ihtiyaçtan dolayı mubah olduğu şeklinde yorumlanır. Bu aynı zamanda Ebu Davud'un rivayetinin de zahiridir. Çünkü O «Allah katında talaktan daha mebğuz hiçbir şeyi helâl kılmamıştır» demiştir. [3]
Îddet
«îddeti sayınız»; yani üç tuhuru tamam ediniz. İddeti uzatmak hususunda Allah'tan korkun. Uzatmayın. Onlara zarar vermeyin. Onları oturdukları meskenlerden çıkarmayın. Yani boşadığınız zaman iddetleri bitinceye kadar bulundukları yerde otursunlar. Bu meskenler kocalarına ait olmasına rağmen Cenab-ı Hak «Onların evlerinden kendilerini çıkarmayın» diyor. Yani iddet zamanında o kadınlar eve herkesten daha müstahaktırlar. Sanki o evler kendi-lerininmiş gibidir. «Onlar da çtkmasınlar», yani siz onlan çıkartmadığınız gibi eğer sizden izin isterlerse onlara çıkma iznini de vermeyiniz. Kendiliklerinden de çıkmasmlar. Bu cümleden anlaşılıyor ki onların o evlerde iddet çektikleri süre içinde oturmaları seri bir haktır. Hem çok tekidli bir haktır ki izinle dahi sakıt olmaz. Bu Hanefilerin görüşüdür. Şafiilerin görüşüne göre eğer ikisi evden başka bir eve intikal etmekte ittifak ederlerse intikal edebilirler. Çünkü bu hak ikisinindir.
«Ancak açık bir fuhuş yaparlarsa»; yani iddet bitmezden önce o evi izinsiz, kendiliklerinden terkederlerse, bu açık bir fahiş hareket olur. Abdurrezzak, Abd bin Humeyd, İbn'ul-Munzir, Beyha-ki, İbn Merduveyh ve Hakim bunu İbn Ömer'den böyle rivayet ediyorlar. Ebu Hanife'nin görüşü de budur. Yani onlara çıkma hususunda izin verilmez. Ancak apaçık bir kötülük yaparlarsa. Bu kötülük de iddet tamam olmazdan ev\el çıkılmasıdır. Bunu Abdurrezzak ve İbn Merduveyh, İbn Ömer'den rivayet etmişlerdir. Süddi'den, İbn Said ve Nehai'den de rivayet edilmiştir. Ebu Hanife'nin görüşü de budur.
îbn Abbas, İbn Ömer, Hasan ve Sabi «Bu açık kötülük zina etmektir. O zaman evden çıkartılır ve kendisine had tatbik edilir» demişlerdir. İbn Abbas ve İmam Şafii «Boşanmış kadının kayınpederine, kayınbiraderine ve kocasının yakınlarına diliyle hücum etmesi, onlara küfretmesidir. O zaman onların kendisini evden çıkarmaları helal olur» demiştir.
«Allah'ın ortaya çıkarması muhtemel olan iş»ten maksat boşanmak isteyen kocanın kalbine kadına buğz yerine sevgisini atması veya onun istememesi yerine istemesini atmasıdır. Müfessir-lerin çoğu burada «Tekrar ricat yapıp da onu nikâhının altına al-ması kastedilmiştir)) diyorlar.
Ayetin son cümlesinin mânâsı kadını boşamak isteyenin bir veya iki talakla boşamasıdır ki ileride pişman olduğu takdirde müracaat imkânı kalsın. Mukatil «Ondan sonra, yani bir veya iki talakla boşadıktan sonra» şeklinde tefsir etmiş, «emirden maksat da ricat yapmasıdır» demiştir.
îddet müddetinin sonuna yaklaştıklarında onları iyilik olarak müracaat etmek suretiyle nikâhınız altına alın veya onları iddet-leri bitmek üzere bırakın, onlar kendi nefislerine hakim olsunlar Yani onlara rağbetiniz yoksa sadece zarar vermek için tekrar müracaat olmasın. İster müracaat olsun, isterse olmasın sizden olan iki adalet sahibi şahit huzurunda, bunlar icra edilsin. Bu iki şahidin bulundurulması şek ve şüpheyi ortadan kaldırmak, mücadeleye son vermek içindir. Buradaki emir vücubu değil nedbi ifade etmektedir.
İmam Şafii'ye göre ricat meselesinde şahit dinlemek vacibtir, fakat ayrılık ve boşanmada mendubtur! Ricat veya talak meselesindeki şahitlerin erkek olması gereği ayetin takdirinden anlaşılmaktadır.
«Yuazu» fiili razı olur demektir. Mahreç çıkış noktasıdır. İbn Abbas, Sabi ve Dahhak «Bu özellikle talak meselesinde olur)) demiştir. Yani kim Allah'ın emrettiği şekilde hanımını boşarsa, iddet-te iken ricat meselesinde onun için çıkış noktası vardır. Eğer iddet biterse diğer isteyenler gibi o da ancak tekrar istemek suretiyle nikâhı altına alabilir.
îbn Abbas'tan gelen diğer bir rivayete göre Allah onu hem dünya hem de ahirette üzüntüden kurtarır demektir. Bazıları «Onu ateşten cennete giden bir çıkışa sahip kılar» demek olduğunu söylemişlerdir.
«el-Mahiyz» kelimesi hayız demektir. Yanı adet görmektir. Kadın, yaşlılık sebebiyle hayizdan kesilirse ve siz de bunu kadının iddeti hususunda tereddüdle karşılarsanız veya iddetini bilmezseniz, onun iddeti üç aydır.
Hakim ve Beyhaki, Ubey bin Kâb'tan şöyle rivayet ediyorlar: Medinelilerden bir grup, kadınların iddeti hakkında Bakara Sure-si'ndeki ayet nazil olduğunda dediler ki «Bu, boşanmış veya kocası ölmüş kadınlar hakkındadır. Küçük veya yaşlılıktan dolayı hayız görmeyen veya gebe olan kadınların iddeti hakkında bir şey zikre* dilmedi». Onların bu sözlerini Ubey bin Kâ*b, Rasûlullah'a arzetti. Bunun üzerine bu ayet indi.
Gebe kadınların iddeti gebe kadın isterse boşanmış, isterse kocası Ölmüş olsun doğum yaptıkları ana kadardır. Bu durum İbn Ömer'den ve babası Hz. Ömer'den rivayet edilmiştir.
Malik, Şafii, Abdurrezzak, İbn ebi Şeybe, İbn'ul-Munzir, İbn Ömer'den şöyle rivayet ediyorlar:
Bunlardan kocası öldüğü anda gebe olan kadının iddeti soruldu. Ne zaman doğum yaparsa iddetinin biteceğini söyledi. [4]
Meal
6- (Boşadığımz) kadınları gücünüz nisbetinde oturmakta olduğunuz yerin bir kenarında oturtun. Onları darlık ve sıkıntıya sokmak maksadıyla kendilerine zarar vermeyin. Eğer gebe iseler, yüklerini bırakın caya kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için (çocuklarınızı) emzirirlerse onlara ücretlerini Ödeyin. Kendi aranızda güzellikle görüşüp konuşun. Eğer güçlük içine girerseniz, bu durumda (çocuğu) bir başkası emzirebilir.
7- Eli geniş olan, elinin genişliğine göre nafaka versin. Eli dar olan kimse de, Allah'ın kendisine verdiğinden versin. Allah bir kişiye ne vermişse ancak onu yükler. Allah her güçlükten sonra bir kolaylık ihsan eder.
8- Nice belde vardır ki halkı Rab 1 erin in ve O'nun peygamberlerinin emirlerinden yüz çevirmiştir. Biz de onları şiddetli bir hesaba çekmiş ve dehşetli azaba uğratmışızdır.
9- O beldeler (in halkı) işlerinin karşılığını tattılar. İşlerinin neticesi hüsran oldu.
10- Allah onlara şiddetli bir azab hazırlamıştır. O halde ey iman eden akıl sahipleri! Allah'tan korkun. İşte Allah size bir zikir (Kur'an) gönderdi.
11- Ve bir peygamber gönderdi ki O Allah'ın (emir ve yasaklarını) açıklayan ayetlerini sizlere okur. Ta ki iman edip salih ameller işleyenleri karanlıklardan çıkarsın. Kim Allah'a iman edip, salih amel işlerse Allah onu (ahi re t te) içlerinde ebedi kalmak üzere altlarından nehirler akan cennetlere koyacaktır. Allah ona gerçekten güzel bir nzik vermiştir!
12- Allah o zattır ki yedi göğü yarattı ve yerden de bir o kadarını yarattı. O emir onların arasına durmadan iner. Sizin Allah'ın her şeye gücü yettiğini ve ilmiyle her şeyi kuşattığını öğrenmeniz için (bunları yapar). [5]
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
(6-12) «(Boşadığımz) kadınları gücünüz nisbetinde...» Bu Ayetlerin Tefsiri
«Vücd» kelimesi güç yetirme, imkân mânâsını ifade eder. Eşehb, îmam Malik'ten şöyle rivayet eder:
Koca, karısını boşadığı zaman evden çıkar. Evi, iddetini çekmek üzere kadına bırakır. Çünkü Cenab-ı Hak «onları oturtun» diyor. Eğer kendisi de kadınla beraber aynı evde otursaydı Allah bu tabiri kullanmazdı. Nafi, İmam Malik'ten şöyle rivayet ediyor: «Burada kastedilen üç talakla, bain talakla boşanmış kadınlardır.» Çünkü kocaları onlar için ricat yapamaz ve kadın gebe de değildir. O halde kadına iddetini bitirinceye kadar mesken vermek lazımdır. Fakat nafaka ve kisvet vermek mecburiyeti yoktur. Çünkü bu kadın artık kendisinden ayrılmıştır. Ölürlerse birbirlerinin varisi olamazlar. Ricat meselesi de burada sözkonusu değildir. Eğer kadın gebe ise o zaman hem mesken, hem nafaka hem de kisvesini yani elbisesini verecektir. Ta ki iddeti bitinceye kadar.
Üç talakla boşanmış kadının meskeni İmam Malik ve îmam Şafi'ye göre verilir, fakat nafaka verilmez. Ebu Hanife ve arkadaşlarına göre hem mesken hem de nafaka verilir. îmam Ahmed, İs-hak ve Ebu Sevr'e göre ne nafaka ne de mesken verilir.
«Sıkıştırmak için kendilerine zarar vermeyin».
Mücahid «Bu, mesken meselesindedir» diyor. Mukatil «Nafaka hususundadır» diyor. Ebu'd Duha «Bu mesele, kişi hanımım boşuyor, iddetine iki gün kala müracaat ediyor ve tekrar boşu-yor, iddetine iki gün kala müracaat ediyor ve tekrar boşuyor. Böylece ona zarar veriyor demektir» dedi.
«Ve aranızda güzellikle konuşum) hitabı hem kocalara hem de hanımlaradır. Yani bir kısmınız diğerinin güzel emirlerini yerine getirsin! Kadından gelen güzellik çocuğunu ücretsiz emzirmesidir. Erkekten gelen güzellik ise emzirme için ona bol üc?et vermesidir.
Dahhak «Eğer anne çocuğa süt vermekten imtina ederse ço. cuğun babası başka bir kadını ücretle tutar, çocuğu emzirir. Eğer böyle bir imkân yoksa çocuğu doğurup dünyaya getiren anne onu emzirmeye ücret karşılığında zorlanır» diyor. Alimler bu emzirme ücretinin kimin boynuna vacip olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Malikilere göre annelik sıfatı devam ettikçe, çocuğun emzirilmesi annesine aittir. Ancak kadın eşraftan ise veya kadının mevkii bunu götürmüyorsa baba malından nafaka vererek onu emzirir. Ebu Hanife'ye göre, hiçbir durumda anne için çocuğu emzirmesi vacib değildir. Üçüncü görüş, her halükârda ona çocuğu emzirmenin vacib olduğu şeklindedir.
Yedinci ayet çocuğun nafakasının annesinin değil babasının boynuna vacib olduğu hükmünü getirmiştir. İbn'ul-Arabi «Eğer baba yoksa o zaman anneye vacib olur» demiştir. Buharı, Rasûl-ü Ekrem'den rivayet ediyor: Kadın sana «Bana nafaka ver! Aksi takdirde beni boşa» der. Köle de «Bana nafaka ver ve beni çalıştır» der. Çocuğun da sana «Bana nafaka ver beni kime havale ediyor, sun» der.«
îşte görüldüğü gibi bu meselede Kur'an ile sünnet birbirini desteklemekte ve aynı sistemi getirmektedir.
«Atet» fiili isyan etti demektir. «Nukren» kelimesi munker, reddedilen, kabul edilmeyen, hoşa gitmeyen azap demektir.
8. ve 9. ayetlerin tafsilatı Al-i İmran ve Kehf Surelerinde geçmişti. «Hüsran» kelimesi de helak manasınadır. Yani dünyada helak oldular, ahirette de cehennem kendilerini beklemektedir.
«Ulu'UElbab»t3J\ maksat akıl sahipleridir. Yani ey akıl sahipleri, ey iman edenler! Allah'ın azabından korkun, ona muhalefetten sakının. Onun taatini yerine getirin, isyanlarından çekinin. «İman edenlerin üzerine inen zikir»6en maksat Kur'an'dır.
11. ayetin başındaki «Rasulen» kelimesi mukadder bir fiilin mefulu olur, bu takdirde size Kur'an'ı indirdi ve bir peygamber gönderdi, demek olur. Bazıları «Size zikir sahibi bir peygamber indirdik demektir» demiştir. Bu takdirde «Rasûlen» kelimesi zi-kir'in sıfatı olur. Bazıları da «Rasûlen, zikir kelimesinin mefulu. dur. Çünkü zikir mastardır, meful olabilir» demişlerdir. Allah'ın Rasûlünü zikretmesi ile «Muhammed Allah'ın Rasûlüdür» mealindeki ayet kastedilmektedir. «Rasûlen» kelimesinin zikr kelimesine bedel olması mümkündür. Veya teşvik kabilinden mensub okunmuş olabilir.-Yani sanki Cenab-ı Hak «Bir Rasûle tabi olun» diyor. Bazıları «Zikir burada şeref manasınadır» demişlerdir. O şeref de bir peygamberdir. Peygamberden maksat da Hz. Muham-med'dir.
«Allah'ın ayetlerinden maksat Kur'an'dır.
«Mubeyyenat» kelimesi fetha ile okunursa Allah tarafından açıklananlar demek olur. Eğer «Mübeyyinat» şeklinde okunursa o ayetler sizin muhtaç olduğunuz hükümleri size açıklarlar demek olur. Fakat birinci okunuş daha uygundur. Çünkü Cenab-ı Hak başka bir ayette «Biz sizler için ayetleri açıkladık» buyurmuştur.
«Zulumat» ile maksat küfürdür. «Nur»dan maksat da hidayet ve imandır, «İman edip salih amel işleyenler»den maksat, Allah'ın ilminde bu şekilde sebkat edenlerdir. îbn Abbas, «Bu ayet ehli kitabın ilimleri hakkında nazil olmuştur» der. «Peygamber bunları zulmetten nura çıkanr» denildi..Çünkü iman, peygambere itaat etmekle meydana gelir.
«Yerden de benzerleri (yarattı).
Bu cümleden anlaşıldığına göre yerle gökler bazı sıfatlarda ortaktırlar. Cumhur'a göre yerlerin de gökler gibi yedi tabaka olmak hususunda ortaklıkları vardır. Bu tabakanın biri diğerinin üzerindedir. Bir yerden diğeri arasındaki mesafe gökle yer arasın-daki mesafe kadardır. Her tabakada Allah'ın mahlûklarından yaşayanlar vardır. Onların hakikatini Allah'tan başkası bilmez!
İbn Abbas, «Bu tabakalarda yaşayanlar ya melekler veya cinlerdir» demiştir.
«Emir onların arasına iner», yani Allah'ın emri, kaza ve kaderi o tabakalar arasına iner ve o tabakalarda Allah'ın hükmü infaz edilir.
Îbn*ul-Munzir, Katade'den söyle rivayet ediyor: «Her gökte ve her yer'de Allah'ın mahlûkları vardır. Onun emirlerinden bir emir, kazalarından bir kaza vardır».
Bazıları «Onların aralarına emrin inmesi hayat ve ölüm, zenginlik ve fakirlik ile olur» demiştir. Bazılarına göre «Emir» burada vahy demektir. «Onların arasına emri iner» tabiri şu üzerinde yaşadığımız yer kürresi ile yedinci sema arasına işarettir.
MÜfessirlerin çoğu «Emir burada kaza ve kader manasınadır, bunların arası tabiri de yer küresinin en altı ile yedinci semanın arasına işarettir» demişlerdir. [6]
TALAK SURESİNİN SONU
[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/151.152-155.
[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/155-157.
[3] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/155-157.
[4] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/157-160.
[5] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/162.
[6] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/163-166.
İslami Okul Okulların En Önemlisi