Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tefsir Kulliyati - 10. Sayfa - 066Tahrim

TAHRİM SÛRESİ

Allahü Teâlâ âyet-i celflesinde şöyle buyuruyor:

"Ey peygamber, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi, zevcelerinin hoşnutluğunu arayarak, niçin (kendine) haram ediyorsun? Allah çok yarhğayıcı, çok esirgeyicidiı-."

Bu âyet-i kerîmenin sebeb-i nüzulü şuydu: Rasûlullah (s.a.v)' in dokuz hanımı vardı. Hepsini nöbetleşe geceleyin dolaşırdı. Sıra Hz, Âişe (r.a)1 ya gelmişti. Buna rağmen kiptî asılh "Mâriye" adlı câriye de fazla eğleşti. Onunla beraberken Hz. "Harsa" onları gördü. Rasûlullah (s.a.v), ona

şöyle dedi: "Yâ Hafsa! Bu gördüğünü gizle. Aişeye bildirme ki artık bu Mâriye bana haram olsun. Bununla bir daha başbaşa kalmam." Hz. Hafsa bu sırrı saklayamadı. Hem de Hz. Âişe'ye anlattı. Bu durumu da Allahü Teâl^ Rasûlullah (s.a.v)' a bildirdi. Bunun üzerine Rasûlullah Hafsa'yı bîr talakla boşadı. Yüce Allah Cebrail (a.s)'i gönderdi, şöyle buyurdu: "Helâl olan Mariyeye yanaşmamaya yemin etmenden ötürü keffâret verirsin. Allahü Teâlâ'nın sana helâl kıldığını sen kendine haram kılamazsın." Bir iddet-müddet bekledikten sonra Hafsa'ya tekrar döndü. Hafsa, çok oruç tutan çok namaz kılan biridir. "Ehlin Âişe'nin de gönlünü alırsın. Bütün bu geçici yanılmana rağmen Rabbin Allah çok bağışlayıcıdır. Mârîyeyİ kendine haram kılmanı bağışladı. Rahimdir. Bundan dolayı sana ceza yoktur. Ayrıca Hafsanın da saklayamadığı sırrın cezasını affetti. Onu da esirgedi de cezaya çarptırmadı.

Bu hâdisenin başka türlü de rivayeti vardır. Söyle ki: Karısı Zeynep bint-i Cahsın yanında bir"bal şerbeti" içiyor. Onun yanında fazla kalışın-

dan Hz. Âişe kıskançlığa düşüyor. Hz. Hafsa'yt kurarak Efendimizin ağzının koktuğunu ona söyletiyor. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v) de bal şerbeti içmemeye yemin ediyor.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Allah, yeminlerinizin (keffâretle) çözülmesini size farz kılmıştır. Allah, sizin yardımcımızdır ve O, hakkıyle bilendir. Tam hüküm ve hikmet sahibidir."

Hak Teâlâ antlarınızdan dolayı size and kefaretlerini beyân kıldı. O sizin mevlânızdır. Sizi saklayıcıdır. Âlîmdir. Hafsa'nın Mâriye hakkında Âise'nin dediklerini bilendir. Hakimdir. Hüküm ederek yeminin kefFâretiyle günahından kurtarandır.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Hani peygamber, zevcelerinden birine (Hz. Hafta) gizli bir söz söylemişti. Bunun üzerine o bunu haber verip de Allah da ona bunu açıklayınca (peygamber) bunun (ancak) bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Artık bunu kendisine söyleyince o (zevce) 'Bunu sana kim haber verdi?' dedi. (Peygamber de): 'Bana herşe-yi bilen her şeyden haberdar olan (Allah) haber verdi,' dedi:"

_■ ^Rasûlullah Hz. Hafsaya bir sır vermişti. O söyleme dediği halde Hz. Âişe'ye haber verdi. Allah da bu sırrı söylediğini peygamberine bildirdi. Peygamber (s.a.v) durumu bildirince Hz. Hafsa "Bunu sana kim haber verdi, yâ Rasûlallah?" diye sordu. Rasulullah (s.a.v): "Alîm ve habîr olan Allah," dddi. Bütün işler Ona malumdur. Onun cezasını iyi ve kötü olarak verendir.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

(Cüz: 28 Âyet: 4) Tahrîm Sûresi 241

"Eğer her ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz (ne âlâ, çünkü) hakîkaten sizin kalbleriniz kaymıştır. (Yok) onun aleyhinde birbirinize arka verirseniz hiç şüphesiz Allah bizzat onun yardımcısıdır. Cebrail de, mü'minlerin sâllh olanları da. Bunların ardından melekler de (ona) yardımcıdır.'1

"Ey Hafsa, ey Âişe! O peygamber hakkında konuştuğunuz o sözlere eğer tevbe eder dönerseniz, şüphesiz gönülleriniz Haktan yana yönelir de Hak Teâlâ da tevbenizi kabul eder. Suçlarınızı bağışlar. Fakat sizler Rasûl (s.a.v)'i inciltmek hususunda birbirinizle yardımlaşırsanız, ona isyan ederseniz, bu halde siz Nuhun hanimi ile Lût'un hanımına benzemiş olursunuz. Onlar da Allah'ın peygamberlerini incitmişlerdi. SİZ de Peygamberi incitmeyi sürdürürsenîz, iyi bilin ki, onun dostu Allah'tır. Cebrail (a.s) de onun yardımcısıdır. Mü'minler de-ki Ebûbekir, Ömer, Osman Ali ve Ashâb, onun yardımcısıdır."

Abdullah b. Abbas (r.a) şöyle diyor: "Ben Ömer (r.a) ile hacca gittim. Kimi yerlerde oturduk. Ben "Ey mü'minlerin'Emîri! Bu iki kadın kim ki bunlar hakkında (eğer tevbe ederseniz.,.) âyeti onlar İçin geliyor?" Ömer (r.a) bunu hoş karşılamadı. Ama "Ey İbn-i Abbas! Aciblerin sünnetidir, dedi. Bilmez misin onun biri benim kızım Hafsa'dır, Biri de Ebûbekir'in kızı Âişe'dir. Ya Abdullah! Biz kureyşliler olarak kadınlara hâkimdik. Onlar bİ-zim emrimizdeydi. Ama Medîneye geldik. Gördük ki burda da kadınlar erkeklerine hâkim olmuşlardı. Erkekler onların emrindeydi. Onlar kadınlarımızı etkilediler. Bir gün hanımının bile bana öfkeli konuştuğunu gördüm.

(Bana karşı mı geliyorsun?) dedim. Dedi ki: (Beni bırak. Rasûlullah'ın hanımları da ona böyle konuşuyorlar. Onlardan birisi Rasûlullah (s.a)'dan ayrı tek başına duruyor, nöbetinde yerinde durmadı) Bunun üzerine ben Hafsanın yanına vardım. Bu sözü ona söyledim. (Bu söz gerçek mi?) dedim, Hafsa (Gerçektir) dedi. Ben dedim ki: (Siz onu incitince Allah'ın da size gaVap etmeyeceğine emin olabilir misiniz? Ona yerici bir cevap verirsiniz... Ben senin nâmına isterseniz onunla konuşayım. Sakın sen inciltici bir cevap verme. Ne ihtiyacın varsa gel benim malımdan al. Sen ona (Âişe'ye) özenme. Çünkü o s'enden güzeldir. Onun yanında da itibarı daha çoktur.) Sonra akrabam olan Ümmü Seleme'ye vardım. Ondan durumu soruşturdum. Dedi ki: (Ya İbn-i Hattab! Sen garip bir adamsın! Herşeye karışıyorsun. Şimdi de Rasûlullah'ın hanımlarına mı karışıyorsun?) Bu söz canımı sıktı. (Rasûlullah hanımlarını boşadı) sözünü işitince ben (eyvah Hafsa ve Âişe helak oldu) dedim."

Rasûlullah (s.a.v) hanımlarına katı davranmaya başladı. Onun sırrı dilden dile dolaşmıştı. Rasûlullah (s.a.v)'ı incitmişü. Onlarla bir ay biraraya

242    Tahrim Sûresi {Cü2: 28 Ayet: 4-6)

gelmemeye andiçti. Bu sûrenin ilk âyetleri bu sebeblerle indi. Ama keffâret emredilmişti. Hafsa ve Âişe hakkında da tevbe etmeleri emredilmiştir.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Eğer o, sizi boşarsa yerinize-Allah'a itaatle teslim olan Allah'ın birliğini tasdik eden, namaz kılan, günahlardan tevbe ile vazgeçen, İbâdet eyleyen, oruç tutan, kadınlar, dullar ve kız-oğlan kızlar olmak üzere- Rabbbiin ona sizden hayırlılarını vermesi umulur."

Hak Teâlâ o Rasûlün hatunlarına Peygamber (s.a.v)'den ayrılmak tehdidiyle buyurdu kî: Ey Peygamber hanımları! Siz Rasûlümü inciltirseniz o sizi boşar ve siz de ondan ayrılmış olursunuz. Onun Mevlâsı ve Rabbİ, ona sizden daha yakındır. Hatunlarına düşen ona yardımcı olmaktır. Dİnt emirlerinde özellikle eksiksiz yerine getirmek gerekir. Allah'tan korkmanız gerekir. Gündüzleri oruç tutmanız uygundur. Kiminizin er görmüş, kiminizin de bekâr olmanız tabiîdir. Allah sizden daha hayırlısının her türlüsünü ona nasîb eder. Allahü Teâlâ'nın bu şekilde (dul-bekâr) ifâde etmesi, cennette olacak bir lutfa işarettir diye müfessirler yorum yaparlar. Biri Firav-vun'un karısı (Asiye), kız-oğlan kız olan da îsa peygamberin anası (Meryem) dir. Cennetlikleri hurilerle evlendirdiğinde Rasûlü Ekrem (s.a.v)'i de bu ikisiyle evlendirecektir.

Yüce Allah mü'min kullarına nasihat ederek şöyle buyurdu:

"Ey İman edenler, gerek kendinizi, gerek ailelerinizi öyle bir a-teşten koruyun ki onun yakacağı kısanla taştır. (O ateşin) üzerinde iri gövdeli, sert tabiatlı melekler vardır. Onlar Allah'ın kendilerine emrettiği şeylere asla isyan etmezler. Neye de memur edilirlerse (onu) yaparlar."

(Cüz: 28 Âyet: 7-8) TahrEm Sûresi      243

Ey mü'minler, Allah'a ve Rasûlüne itaat ederek kendinizi ateş azabından kurtarınız. Emriniz altındaki hanımınızt-çocuklarınızt da Allah'a isyandan sakındırarak cehennem yakacağı olmaktan onları da kurtarın. Onlara edeb ve terbiye öğretin. İnsan o ateşe girmeden "kibrit taşları" onun tutuş-rurucusu olacaktır.

O ateşin odunu-Allah korusun-insanoğludur! O kâfirlerle mü'minlerin tevbe etmeden büyük günahları işlemiş bir şefaate de kavuşmamış olan âsileri de onun yakıtıdırlar. Mü'minler günahları kadar azap çekerler ve çıkarlar. O cehennemle görevli iri gövdeli, haşin tabiattı melekler vardır. Vazifelerini yaparlar. Ellerinden ve ayaklarından tutup tutup kâfirleri-âsileri, münafıkları oraya atarlar. Dünya âmirleri-memurları gibi rüşvet alarak kimilerini bırakmazlar. İltimas da geçmezler. Allah'ın buyruğunu eksiksiz yerine getirirler.

Bundan sonra kâfirlere hitapla şöyle buyrulur

"Ey kâfirler! Bugün özür dilemeyin. Siz ancak yapmakta olduğunuzun cezasını çekeceksiniz (denilir)."

Kıyamet gününde o kâfirler binbir dereden su getirerek Özür dilerler. Melekler onlara derler ki: "Dünyâda Allah'ı ve Rasûlünü onun getirdiklerini inkâr etmiştiniz. Bugün boş yere özür diliyorsunuz. Çünkü asla sizin özrünüz kabul edilmeyecektir. O işlediğiniz küfür ve onun gereği günahlarla cezalandırılacaksınız. Sonu gelmez azap sizin içindir."

Bundan sonra mü'minlere tevbeyi emrederek yüce Allah şöyle buyurur:

"Ey îman edenler tam bir samimiyetle tevbe ediniz. Allah'a dönün. Olur ki Rabbinlz kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah peygamberini ve îman

244

Tahrîm Sûresi (Cüz: 28 Ayet: 1)

edip onunla beraber olanları rüsvay etmeyecek- Nurları önlerinde ve sağlarında koşacak. Ey Rabblmiz, diyecekler, bizim nurumuzu tamamla. Bizi yarlığa. Şüphesiz ki Sen herşeye hakkryle kadirsin."

Ey îmanla şereflenen ve tevbe ederek Allah'a yönelen kullarım! Nasûh tevbesiyle pişman olunuz. Bu tevbe şekli şudur: Bütün işlenilen günahlara gönülden çok samimî bir hava ile pişman olmaktır. Dil ile istiğfar edildiği gibi günahdan dönme sıtk ile olmalıdır. Artık o günahlara bir daha dönüp bakmaya. Elİyle-diliyle istediyse elini, dilini bütün bütün o işlerden çeke... Hem de tâ ölünceye dek... umulur ki Rabbiniz günahlarınızı bağışlar. O cennetlerine kavuşturur. Köşkler var. Ağaçlar var. Bir de altlarından nehirler akıyor. Peygamberine "şefaat" hakkı verilecek. Mü'mİnlerin de nûrlart sırat köprüsünde önlerini, sağlarını aydınlacak. Böylece (Sırat) ı hızla geçecekler. O münafıklara da amellerine uygun ceza verecek. Nitekim, dünyada İslâmlarla alay ederlerdi. İçleri kâfir, dışları mü'mindi. Sıratta bu ikili tutumlarına, çifte standart karekterlerine uygun ceza verilecek. Bir ışık gösterilecek, onlar adımlarını atacaklar. Fakat peşinden hemen ortalık kararacak. Böylece "cehennemin en alt tabakasına" düşecekler. Bunu gören mü'minler de nurlarının sönmesinden korkacaklar. Sonra: "Ey Rabbimiz! Nurumuzu sönmekten koru, tamamla, Günahlarımızı bağışla. Bizi yarlığa. Sen herşeye kadirsin. Bizi yarlığamaya da gücün yeter. Nurumuzu da tamamlamaya kadirsin" diyecekler.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Ey peygamber, kâfirlerle, münafıklarla savaş. Onlara karşı sert davran. Onların barınacakları yer cehennemdir. O, ne fena gidiştir!"

Bu kâfirlerle kılıçla gaza, eyle. Münafıklara ise sert davran. Kılıcı da onlara göster. Onları hep tehdîd et. Belki îmana gelirler. Şayet inanmazlar sa varacakları yer cehennemdir.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

28 Ayet: 10-11) Tahrîm Sûresi   245

"Allah, küfredenlere Nuh'un karısı ile LÛt'un karısını misâl olarak gösterdi. Onlar kullarımızdan iki iyi kulun (nikâhı) altında idiler. Böyle iken hainlik ettiler. O (İki zevç) onları Allah (in azabın) dan hiçbir şeyle kurtaramadılar. O (İki kadına): 'Ateşe girenlerle beraber siz de girin', denildi."

O Mekke müşrikleri Rasûlullah (s.a.v)'ı alaya alıp derlerdi ki: "Muham-med bizim kumamızdır (hemşehrimizdir). Kıyamet günü bizi kurtaracak" Hak Teâlâ buyurdu ki: "Mekke kâfirleri Muhammed'in şefaaünı umuyorlar. Bu, Nuh'un-Lût'un hanımlarının kocalarından şefaat beklemelerine benziyor. Onlar iki sâlih kulumuzun nikâhhsıydılar. İkisi de onlara (kocalarına ve peygamberlerine) muhalefet ettiler. Din de hâin oldular. Lût (a.s)1 in hanımının İhaneti şuydu: Eve gelen misafirleri hemen müşriklere haber verirdi. Onlar da gelirler Lût (a.s)1 dan o konuklarla düşmek-kalkmak için onları utanmadan isterlerdi. Nuh (a.s)'ın hanımının ihaneti ise şudur: Halka gider, kocasının mecnun-deli olduğunu söylerdi. Onları kocaları dünya-ukbâ azabından kurtaramadılar. Bu Mekkeliler bile Rasûlün Ehlibeytine muhalefet ettiler. Kendisine isyan ettiler. Bir de utanmadan onun şefaatini umuyorlar. Fayda yok ondan onlara. Bilâkis ebedî azaba mübtelâ olacaklar.

Allah, bu kez de mü'minlere misâl verdi, buyurdu ki:

"Allah, îman edenlere de firavunun karısını bir misâl olarak verdi. O vakit (bu kadın): 'Ey Rabbim, bana katında, cennetin içinde bir ev yap. Beni Firavundan ve Onun (fena) amelinden kurtar. Beni o zâlimler güruhundan selâmete çıkar.' demişti."

246

Tahrifti Sûresi [Giz: 28 Âyet: 12)

Allahü Teâlâ kâfirler elinde zahmet çeken mü'minlere şu darbımeseli verdi: Onlar bizim yolumuzda belâ ve musibet çeken şu (Âsiye)'ye benzer. Firavun taşkınının nikâhlısıydı. Firavun dininden dönmesi için ona baskı uyguladı. Dört mıh-çivi çakarak iki eli-iki ayağıyla "çarmıha gerdi". Gözüne de ateş koru yaklaştırdı kî gözleri görmesin diye. Bütün bunlara sabretti. Allahü Teâlâya şöyle niyaz eyledi: Ey Rabbİm! Hâlimi görüyorsun. Cennette bir ev benim için yaptır. Firavundan ve zâlim kavminden beni kurtar. Hak Teâlâ duasını kabul etti.

Gözünden gaflet perdelerini kaldırdı. Cennet içindeki bütün makamları ona gösterdi. O da bunları görünce çektiği dayanılmaz İşkenceleri unutuverdi. Onlar "bu delidir" dediler. İşkenceci Firavunun işkencesi altırjr da cân verdi. Ebedî saadete kavuştu! Bütün din yolunda giden, Allah rızasını başka her şeye tercih eden kimselerin de mertebesi buna benzer.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Namusunu muhkem bir kale gibi muhafaza eden İmran kızı Meryemi de (Allah misâl verdi). Biz bundan dolayı ona Ruhumuzdan üfledik. O, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. (Rabbİne) itaat edenlerdendi o..."

Ya Muhammedi Yahudilerin işkencelerine katlanan İmran kızı Meryem'i de iyi örnek olarak an. Namusunu korudu. Fuhuştan son derece sakındı. Cebrail (a.s)'i gönderdik, yakasından aşağı bizim Ruhumuzu üfledi. O İsâ (a.s)1 in ruhudur. Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik eyledi. Allanma'itaat edenlerden oldu. Bu âyetler hem mü'minlere müjdedir. Hem de ilâhî tuzaktır. Allah yolunda yürürken sağlam adımlar atmak gerekir. Münafıkların ve kâfirlerin işkencelerine sabretmek lâzımdır. Ebedî saadete enseler. Hazırladığımız nîmetl^e bu hâs kullar ulaşalar...

Übeyy b. Kaab (r.a)1 in nakline göre Efendimiz (s.a.v) "Kim Tahrîm sûresini okursa, Allahü Teâlâ ona (nasûh tevbesi) ihsan eder," buyurmuştur.