Tahrim Sûresi - Kuran - 066Tahrim - 19. Sayfa
Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Bazı Zevcelerinden Kaynaklanan Husumet
TAHRİM SÛRESİ
Ulemanın icmaı İle Medenî bir suredir. 12 ayettir. Buna Nebî suresi de denilir. Bu nedenledir ki zevcelerinden sadır olan bazı hareketlerden ve bir koca olarak'Peygamber (S.A.V.)'den söz edilmiştir. Bunun yanısıra diğer bazı öğüt, misal ve tevcihlerden de bahsedilmiştir.[1]
Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Bazı Zevcelerinden Kaynaklanan Husumet
Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.
1- Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine yasak ediyorsun? Allah bağışlayandır, acıyandır.
2- Allah şüphesiz size, yeminlerinizi keffaretle geri almanızı meşru kılmıştır. Allah sizin dostunuzdur. O, bilendir, Hakim'dir.
3- Peygamber, eşlerinden birine gizlice b'r söz söylemişti. O, bunu peygamberin diğer bir eşine haber verince, Allah da peygambere, durum u bildirmiş, o da bir kısmının yüzüne vurmuş bir kısmının yüzüne vurmaktan geri durmuştu. Eşine, gizlice söylediği şeyi başkasına nakletmiş olduğunu bildi-. rince eşi; "Bunu sana kim haber verdi?" demiş o, da: "Bana, herşeyi bilen ve herşeyden haberdar olan Allah haber verdi" demişti
4- Ey Peygamber'in eşleri! Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, kaymış olan kalpleriniz düzelmiş olur. Eğer eşinizin aheyhinde yardımlaşarak bir-şey yapmağa kalkarsanız, bilin ki Allah onun dostu, bundan başka Cebrail, iyi mü'minler ve melekler de yardımcısıdır.
5- Ey Peygamber'in eşleri! Eğer O sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha iyi olan, kendini Allah'a veren, inanan, boyun eğen, tevbe eden, kulluk eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.[2]
Bazı Kelimeler:
Meşru kıldı ve yasalaştırdı. Yeminlerinizi çözmenizi. Efendinizde işlerinizin yöneticisi.Allah
Onu o sırra muttali kıldı,Haber verdi.Yardımcısı. Yöneldi. İbadet ve taatlere devam eden kadınlar. Destekçisi. ibadet eden veya boyun eğen kadınlar.
Yani oruç tutan kadınlar, Bakireler. Dullar.[3]
Nüzul Sebebi:
Buharı ve Müslim, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet ederler: Resulullah (S.A.V.) efendimiz bal ve helvayı severdi. İkindi namazını kıldıktan sonra karılarını dolaşırdı. Onlardan herbirine uğrardı. Günün birinde de Hafsa'ya uğradı. Onun yanında, normalden biraz daha uzun süre kaldı. Ben bunun sebebini sordum bana dedi ki: Hafsa'ya, kavminden bir kadın bir kap bal hediye etti. O da bunu Resulûllah'a içirdi. Ben dedim ki. Vallahi biz ona hîle yapacağız. Ben bunu Sevde'ye anlattım ve ona dedim ki: Resulûllah sana gelipte yanına yaklaştığında O'na de ki: Ey Allah'ın Resulü megafir (meşe sakızı) mı yedin. Bu ne kokudur?
Hz. Peygamber ise kendisinden pis koku gelmesinden hoşlanmazdı. İşte ey Şevde Resulûllah sana diyecektir ki: Hafsa bana bal şerbeti içirdi. Sende ona de ki: Onun arısı meşe ağacını yemiş ve bu bal öylece meydana gelmiş. Bu çok pis bir kokudur!.
Benim yanıma geldiğinde de ben O'na böyle diyeceğim. Ey Safiye sen de O'na aynı şeyleri söyle. Neticede öyle de yaptılar.
Bu rivayete göre Peygamber (S.A.V.) efendimizin yanında bal şerbeti içtiği karısı Hafsa'dır. Başka bir rivayete göre de Zeynep binti Cahş'dır. Peygamber (S.A.V.) efendimiz de bu sebeple artık bîr daha bal şerbeti içmeyeceğine yemin etti ve bu durumu kimseye haber vermemesi için de Hafsa'ya ye-mîn verdi.
Darakutni, İbn-i Abbas'ın Hz. Ömer'den naklederek şöyle dediğini rivayet eder: Resulûllah (S.A.V.) Efendimiz Hafsa'nm odasında, cariyesi olan Mariye ile buluşup birleşti. Onları bu halde iken Hafsa gördü. Hafsa da çekip babasının evine gitti ve Peygambere şöyle dedi: Sen o cariyeyi benim odama koyuyor ve odamda bu işi yapıyorsun ha?! Diğer kadınlarına yapamadığın bir işi, sırf senin yanında değersiz olduğumdan ötürü benim odamda bana karşı yapıyorsun! Bunun üzerine Hz. Peygamber, Hafsa'ya şöyle dedi: "Bunu Aişe'ye anlatma. Bundan sonra Mariye'yeyaklaşmak bana haram olsun'' Hafsa Peygamber (S.A.V.)'e şöyle dedi: "Onu kendine nasıl haram kılarsın? O senin cariyendİr." Peygamber (S.A.V.), Mariye'ye yaklaşmamaya yemin etti ve Hafsa'ya, "Bunu hiç kimseye anlatma." dedi. Hafsa der ki: Ben bunu Aişe'ye anlattım. Bunun üzerine Resulûllah (S.A.V.) Efendimiz bir ay müddetle karılarına yaklaşmamaya yemin etti. îlâ yaptı. 29 gece onlardan uzak durdu. Nihayet Cenab-ı Allah şu ayet-i kerimeyi inzal buyurdu: "Ey Peygamber, Allah'ın sana helal kıldığını niçin kendine haram kılıyorsun?" Kurtubî, bu rivayetin senet bakımından daha sağlan) ve manâya daha yakın olduğunu ifade etmiştir. Ancak bu rivayet sahih hadis kitaplarında yer almamıştır.[4]
Açıklama:
Ey seçkin Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığını ne diye kendine haram kılıyorsun? Bunu yapmak sana yaraşmaz.
Kaldı ki ayet-i kerimede geçen haram kılmaktan maksat; baldan veya rivayetlerin ihtilafına göre Mariye'den yararlanmaktan vazgeçmek manasınadır. Yoksa Allah'ın helal kıldığının haramlığına inanmak değildir.
Zevcenin hoşnutluğunu kazanmak uğruna, senin için helal olan şeyleri ne diye kendine haram kılıyorsun? Senin, mahlukatı razı etmekle meşgul olman sana yaraşmaz. Bilakis zevcelerinin ve diğer mahlukatın seni hoşnut etmeye çabalamaları gerekir. Senin risaletle ilgili önemli işlere kendini vermen 'icab eder. Allah bağışlayan ve esirgeyendir.
Ayet-i kerimenin bu cümlelerle nihayete ermesi, Resulullah'm sânının yüceliğine ve mertebesinin yüksekliğine delil teşkil etmektedir. Zira O'nun yüce makamına nisbetle, evla olan işleri terk etmesi bir nevi suç sayılmaktadır ama aslında bu, suç ve günah değildir. Cenab-ı Allah'ın bu ayet-i kerimede Peygamberini kınaması, sırf O'na fazla itinâ göstermesinden dolayıdır.
Yeminlerinizi keffaretle veya yemin ettiğiniz şeyi yapmakla çözmenizi Cenab-ı Allah meşru kılmıştır. Yemin keffareti ise şu ayet-i kerimede anlatılmıştır: "Onun (yeminin) keffareti: Ailenize yedirdiğinizin orta derecesinden on fakiri yedir(ip doyur)mak, yahut onları giydirmek, ya da bir boyun (kö-}ey)i hürriyete kavuşturmaktır. Bunu bulamayan, (bunları yapmaya gücü yetmeyen) kimse, üç gün oruç tutsun."[5].
Bir rivayete göre Peygamber (S.A.V.) efendimiz yemin etmiştir. Böyle olunca da ayet-i kerimenin manası zahir olur. Başka bir rivayete göre ise Peygamber (S.A.V.) efendimiz yemin etmemiştir. Bu durumda da haram kılma kelimesi yemin olarak adlandırılmış olur. Çünkü bunda da yemin keffaretini ödemek vacip olmaktadır. Peygamber (S.A.V.) efendimiz bir köle azad ederek yemininin keffaretini vermiş midir, vermemiş midir? Bu hususta iki kavil vardır. Cenab-ı Allah, yeminleriniz için keffaret vererek yeminlerinizi çözmenizi size meşru kılmıştır. O sizin mevlânızdır. Herşeyi bilendir. Sizin yararınıza olan şeyleri bilir ve size meşru kılar. O bütün fiil ve hükümlerini hikmetle yapıp vaz' eder.
Hani Peygamber (S.A.V.), zevcelerinden birine —sahih rivayete göre o zevce, Hafsa'dır—, Hafsa kendisini kınadığı zaman gizüce şöyle demişti: "Zeynep bint-i Cahş'm yanında bal şerbeti içtim. Artık ona dönmeyeceğim." Böyle dedikten sonra yemin etmiş ve bunu başkalarına haber vermemesini talep etmişti, ama o bunu, Aişe'ye haber vermiş Aişe de Peygamber (S.A.V.) efendimiz tarafından kınanmıştı.
Aişe, bunu Peygambere haber verdiğinde zaten Cenab-ı Allah'ta Peygamberi bundan haberdar kılmıştı. Halbuki daha önce bu, Peygamber ile Hafsa arasında bir sır idi. Evet Aişe bunu Peygamber'e haber verdiğinde, bu haberi Hafsa'nm ifşa ettiğini bildi. Peygamber ona; "Ben Zeynep bint-i Cahş'm yanında bal şerbeti içtim ama artık ona dönmeyeceğim." diye sır vermişti. Peygamber (S.A.V.) bu olup bitenlerden sırrın ifşa olmasından dolayı fazlaca mahcubiyet duyduğu İçin diğer zevcelerinden de yüz çevirdi. Aişe bunu kendisine, haber verdiği zaman Peygamber de bu sırra muttalî olmuştu. Aişe bunu nereden haber aldığını sorunca o da herşeyi bilen ve herşeyden haberdar olan Allah'ın kendisine haber verdiğini bildirdi ve Aişe ile Hafsa'ya hitaben de şöyle dedi: Eğer ikiniz Allah'a tövbe ederseniz ki etmeniz gerekir, tevbenizi gerekli kılan sebepler vardır. Çünkü kalbiniz tövbeyi gerektiren bir duruma yönelmişti. Şu halde sevdiklerini severek, sevmediklerini sevmeyerek Allah ve Resulünü memnun etmeniz icâb eder. Derhal tevbe edin. Resulûllah'ı razı edin. Eğer aşırı kıskançlık nedeniyle O'nu rahatsız edecek işler yaparak O'na karşı birleşip yardımlaşirsamz, O'na yardım edecek kimse de elbette vardır. Şüphesiz Allah O'nun yardımcısı ve dostudur. Cebrail ile, mü'minlerin salihleri Ebu Bekir, Ömer ve diğer sahabiler O'na yardım ederler. Bundan sonra melekler de O'nu memnun etmek için elbirliği ile çalışırlar. Böyle bir zat artık bundan sonra kime muhtaç olur?!
Bir başka tehdit daha: Eğer sizi boşarsa umulur ki Rabbi, sizin yerinize O'na sizden daha hayırlı zevceler verir. Eğer siz hayırlı ve iyi zevceler olsanız sizi boşamaz. Şayet sizi boşarsa sizin yerinize müslüman ve ihlaslı, mü'min, sadık, tövbe eden ve her zamanda Allah'a yönelen, çok ibadet edip oruç tutarak manevî alemlere seyahat eden, dullar ve bakirelerden oluşan zevceleri Allah O'na verir.
Bir kimsenin, Allah tarafından kendisine helal kılınan şeyden uzak durarak onu kendine haram kılmasının layık olmayacağı bir davranış olduğu hususunda ey okuyucu, sen de benimle aynı görüşe katılmıyor musun? "Ey inananlar, Allah'ın size helal kıldığı güzel ve temiz şeyleri haram etmeyin, sının aşmayın."[6]. Keffaretlerin, bizden sadır olan noksanlıkları telafi ettiği hususunda benimle aynı görüşe katılmıyor musunuz?! Kadınların biribirini çekemeyip kıskandıkları görüşünü de benimle paylaşmıyor musunuz?! Ve bu kıssanın da, Kur'an-ı Kerim'in Muhammed (S.A.V.) tarafından değil de Allah tarafından indirilen bir kitap olduğuna delil teşkil ettiğini benimle birlikte siz de kabul etmiyor musunuz? Çünkü bir insanın kendi aleyhine bir kınamayı tescil etmesi veya evindeki çekişmeleri başkalarına haber vermesi aklın kabul edebileceği bir iş değildir. Oysa bu surede Peygamber (S.A.V.) efendimizin aleyhinde vuku bulan bir kınama ile evinin içindeki çekişmeler tescil edrlip haber verilmektedir.[7]
Öğüt Ve Direktifler
6- Ey İnananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu Cehennem ateşinden koruyun; onun yakıtı, insanlar ve taşlardır; görevlileri, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere başkaldırmayan, kendilerine buyrulanı yerine getiren pek haşin meleklerdir.
7- "Ey İnkar edenler! Bugün özür beyan etmeyin, ancak işledikleriniz karşılığını görmektesiniz" denir.
8- "Ey İnananlar! Yürekten tevbe ederek Allah'a dönün ki, Rabbiniz kötülüklerinizi örtsün, sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koysun. Allah'ın peygamberini ve onunla beraber olan mü'minleri utandırmayacağı o gün, ışıkları Önlerinde ve defterleri sağlarından verilmiş olarak yürürler ve: "Rabbimİz! Işığımızı tamamla, bizi bağışla, doğrusu Sen herşeye Kadir'sin" derler.[8]
Bazı Kelimeler:
Kendinizi ve ailenizi koruyun, Kuvvetli bedenli. Sert huylu. Ihlaslı ve katıksız. Rüsvay etmez ve küçük düşürmez.Onlara karşı katı ve sert ol.
Peygamber (S.A.V.)'in evindeki dahili çekişmeler anlatıldıktan sonra ileri sürülen bu tevcihler ne kadarda kuvvetlidirler. Bunlardan sonra verilen öğütler ne kadar da parlaktırlar. Aradaki bu münasebet ne kadar sağlamdır, muhkemdir.[9]
Açıklama:
Ey Allah'a ve Resulüne iman edenler! Kendi nefislerinizi ve aile efradınızı Cehennem ateşinden koruyun. Çünkü o, yakıtı insanlarla taşlar olan bir ateştir/Onun yakıtı ağaçlarla otlar değildir! Kendi nefislerinizi, günahları terk ederek, taatleri işleyerek Allah ve Resulünü öfkelendiren yasaklardan kaçınarak bu ateşten koruyun. Kendilerine iyiliği emredip kötülükleri yasaklayarak, hayn ve şer'î emirleri öğretip Kur'an edebiyle terbiye ederek aile efradınızı da bu ateşten koruyun.
Ayet-i kerimede geçen ve aile efradı manasında terceme edilen ehl kelimesi eş, çoluk çocuk, hizmetçiler ve bakmakla yükümlü olup idareniz altında bulunan kimselerdir. Cenab-ı Allah ne doğru buyurmuştur: "Ailene namazı emret, kendin de o(nun güçlüklerine dayan."[10] "(Önce) en yakın akrabam uyar."[11] Müslümanın Öncelikle kendi nefsini İslah edip ateşin şerrinden ve cabbar olan Allah'ın gazabından koruması; sonra da ailesini, sapıklıklardan uzak olan İslam prensiplerine uygun bir tarzda oluşturup yetiştirmesi ve onların gönüllerine Kur'an-ı Kerim edebiyle İslamın yüce faziletlerini dikmesi gerekir. Evet aile efradını ateşten korumak ancak şu şekilde mümkün olur. Yoksa sadece kendi nefsinizi korumakla yükümlü değilsiniz. Evet hem kendi nefsinizi, hem de aile efradınızı ateşten korumakla vazifelisiniz. Sonra eğer daha fazla-hayır ve iyilikte bulunmak istiyorsanız Allah'a yönelip dua edin; kardeşlerinizin, tanıdıklarınızın, dostlarınızın çevresinde İslamîedep ve Öğretileri yaymaya çalışın.
Yakıtı insanlarla taşlar olan ve üzerinde katı huylu kuvvetli bedenli, Allah'a isyan etmeyen, emrolunduklanm yapan meleklerin bekçi olarak bulunduğu ateşe karşı hem kendi nefsinizi, hem aile efradınızı koruyun!
Ey küfredenler! Bugün artık mazeret beyanında bulunmayın —bu sözü, Cehenneme sürülürken melekler kendilerine söyleyeceklerdir— Bugün mazeret ve şikayet günü değildir. Bugün ceza v&hesap günüdür. Ancak dünyada işlemiş olduğunuz amellerin karşılığını görmektesiniz. .
Ey İman edenler! Allah'a ihlasla tevbe edin. Sırf O'nüri rızası için O'na yönelin. Başka bir amaç gütmeyin. Sahibine öğüt verecek ve faydalı olacak bir tevbede bulunun. Eseri, sahibinde görülecek halis bir tevbe ile Allah'a tevbe edin ki, insanlar da sizi görüp bu şekilde tevbe etsinler. Nasuh tevbesİ, insanın günahtan tamamen sökülmesini ve başka bir sebepten ötürü değil de sırf günah olduğundan Ötürü işlenen çirkin fiile karşı pişmanlık duymayı gerekli kılar. İnsanı hüzünlendirip esefi endi recek bir şekilde kalbi pişmanlık duymaya götürür. Şüphesiz bu da insanın, ikinci kez günaha dönmemeye kesin karar vermesini icab ettirir. İşlenmiş olan günah, kişiyle Allah arasında olan ve ilahî hukuku ilgilendiren bir suçsa bu, pişmanlık duymakla tevbe tamamlanmış olur. Ama kul hakkını ilgilendiren bir günahsa o hakkı sahibine İade etmek veya ondan af taleb etmek ve helallik almak gerekli olur.
Tevbenin kabulü mutlak mıdır, yoksa Allah-ü Teala'nın dilemesine mi kalmıştır ki kul, Allah'a yönelmekte devam etsin? Doğrusu —Allah bilir ya— Tevbeyi kabul etmek Allah üzerine vacip değildir. Şartlan tamamlanmış olsa bile tevbeyi kabul etmekle Genab-i Allah yükümlü değildir. Ancak Allah kendi' lütuf ve keremiyle tevbeyi kabul edebilir. Tevbe etmeniz durumunda umulur ki Cenab-i Allah günahlarınızı örter sizi, altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Kıyamet gününde Cenab-ı Allah, Peygamberini mahcup etmez, bilakis O'na ikram £dip O'nu üstün kılar.,Çünkü O, seçkin sevgilisidir. Onun bera-. berindeki mü'minleri de mahcup edip rüsvaylığa sürüklemez. Onlar o gün-, de, öyle bir durumda olurlar ki, nurları önlerinde ve sağlarında koşar. O gün için onlara müjdeler olsun. Kendilerinden başka kimselerin sapıklıkta olduklarını görünce şöyle derler: Ey Rabbİmiz, bizim için nurumuzu tamamla ve bizleri bağışla. Şüphesiz ki Sen herşeye kaadirsin.
Ey Peygamber, sana verilen bütün kuvvetlerle kafirlere karşı cihad etv Münafıklara karşı da cihad bayrağını aç. Onlara karşı katı ol ve sert muamelede bulun. Hem bil kronların dönüş yeri Cehennemdir.Onlarm döneceği
yer ne kötü bir yerdir![12]
Kadınlar İçin Canlı Misaller
9- Ey Peygamber! İnkarcılarla ve ikiyüzlülerle savaş; onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir, ne kötü dönüştür!.
10- Allah, inkâr.edenlere; Nuh'un karısıyla Lût'uri karısını misal gösterir: Onlar, kullarımızdan iki iyi kulun nikâhı altında iken onlara karşı hâ-inlîk edip inkârlarını gizlemişlerdi de iki peygamber Allah'tan gelen azabı onlardan savaşmamışlardı. O iki kadına: ' 'Cehenneme girenlerle beraber siz de girin'' dendi.
11- Allah, İnananlara Fir'avıin'un karısını misal gösterir': O: "Rabbinin Katından bana cennette bir ev yap; beni Fir'avun'dan ve onun işlediklerinden kurtar; beni zâlim milletten kurtar" demişti.
12- Mahrem yerini korumuş olan îmrâm kızı Meryem de bir misaldir. Ona ruhumuzdan iiflemiştik; Rabbinin sözlerini ve kitâblannı tasdik etmişti; o, Bize gönülden İtaat edenlerdendi[13] .
Bazı Kelimeler:
Mesel kelimesi,,ilgi çeken acâip sıfattır. Örnek gösterildiği diğer durumu insanların bilmesi için ortaya sürülen tuhaf hal demektir. Onlara hiçbir fayda vermedi. Rabbinİn kelimeleri yani şeriatı İle.Irzını korudu.Gönülden itaat ve ibadet eden kavimden.
Cenab-ı Allah bu misalleri verdi ki herkes şunu bilsin: Allah'a yaklaşmak şefeat ve vesile ile değil de taatlerle mümkün olur. Eziyetlere karşı sabreden mü'mine kadınları da Cenab-ı Allah zalimler kavminden kurtarır.
Bu ifadelerle Peygamber efendimizin zevcelerine şu tarizde ve şu tehditte bulunulmaktadır ki; Peygambere yakın olmaları, günah işlemiş olmaları halinde kendilerine fayda vermiyecektir!
Kadının mes'uliyetine delalet eden hususların anlatılmasıyla bu sure parlak ifadelerle nihayete erdirilmiş olmaktadır.[14]
Açıklama:
Peygamberden şefaat bekleyerek aldanan kâfirler için Cenab-ı Allah; Nuh'un karısı ile Lut'un karısını Örnek gösterdi. Bunlar, Allah katında şerefli olan iki erkeğin nikahı altında idiler. Birincisi insanlığın ikinci babası olan Nuh'un, ikincisi de Allah katında şerefli bir peygamber olan Lût'un nikâhı altında idi. Ama bu İki kadın, kocalarına hiyanet ettiler. Allah bilir ya zahir olan odur ki bu kadınlar, zina yoluyla değilde inanç ve huy bakımından kocalarına hiyanet ettiler. Çünkü zina yoluyla kocaya hiyanet etmek çok kötü bir huydur. Erkeklerinde böyle yapması kötü bir huydur ki Peygamberler ve onların aileleri böyle bir suçtan uzaktırlar. Bir peygamberin karısının kâfir olmasını akıl kabul edebilir. Zaten ayet-i kerimede de bu apaçık bir surette görülmektedir. Ancak peygamberin karısının zinakâr olmasını hiçbir surette akıl kabul etmez. Zira zina, irsî bir hastalık olup insanın yaşamakta olduğu çevreden ve mıntıkadan kaynaklanır. Bir peygamberin, zinakâr bir kadını nikâhı altında tutmasını da akıl kabul etmez.
Bu iki kadından herbiri düşünce bakımından veya koğuculuk yaparak veya Peygamberin düşmanlarıyla ilişki içine girerek kocalarına hiyanette bulundular. Peygambere yakınlıkları, kendilerine fayda sağlamadı. Asi olduklarından Ötürü bu iki kadına kocaları Nuh ile Lût, Allah katında şerefli oldukları halde fayda sağlayamadılar ve kartlarını Allah'ın azabına karşı koru-yamadılar. Bu da, azabın şefeatle değil de ancak taat ve ibadetle sayılabileceğini açıkça beyan etmektedir. Bu iki kadına şöyle denildi: Bir peygambere bağlantısı olmayan kimselerle birlikte Cehenneme girin!
İnananlara da örnek olarak Cenab-ı Allah Fir'avn'ın karısını gösterdi. O kadın inanmış ve salih amel işleyen bir kadındı. Bu kadın, kendisi salih amel işlediği müddetçe kâfirlerle ilişkisinin kendisine zarar vermeyeceği hususunda inanmış kimseler için muazzam bir örnek teşkil etmektedir. Örnek olarak gösterilen bu kadın, Fîr'avn'ın kendisine işkence ettiği zaman şöyle-demişti: Ey Rabbim kendi katında, Cennette benim için bir ev yap. Beni, Fir-avn ve onun amelinden, yani kötü işlerinden kurtar. Beni azgın zalimler kavminden de kurtar.
Cenab-ı Allah, inananlara ayrıca îmran kızı Meryem'i de örnek gösterdi. O, İsa (A.S.)'ın annesi idi. Irzını korumuştu. Çünkü O iffetli günahsız ve ayıplardan uzak bir kadındı. Ey Allah'ım Sen ne büyüksün! İşte Senin Kur-an'm, iffetli ve temiz Meryem'i böyle niteliyor.
Cenab-ı Allah Ona kendi ruhundan üfledi. Aslında üfleyen, Allah'ın emri ile Cebrail'dir. Onun fercine veya gömleğinin yakasına Allah'tan bir ruh üfledi. Meryem de İsa'ya gebe kaldı. Cenab-ı Allah teşrî ve ikram İçin kendi ruhumuz diyerek ruh kelimesini kendine izafe etmiştir. Hem o ruh, baba vasıtası olmaksızın Meryem'e ulaşmıştır. Meryem de Rabbİnin kelimelerini doğruladı. Cebrail: "Ben, dedi, sadece Rabbimin elçisiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuğu hediye edeyim diye (geldim)''[15] dediğinde Meryem, Allah'ın şe-riatlerini ve kitaplarını tasdik etti. Meryem gönülden itaat eden bir sülâleden gelmekte İdi.[16]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/267.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/267-268
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/268.
[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/268-269.
[5] Maide sûresi: 89.
[6] Maide sûresi: 87.
[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/270-272.
[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/272-273.
[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/273.
[10] Taha sûresi: 132.
[11] Şuara sûresi: 214.
[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/273-275.
[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/275-276.
[14] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/276.
[15] Meryem sûresi: 19.
[16] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/276-277.
İslami Okul Okulların En Önemlisi