Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mülk Süresi - Kuran - 067Mulk - 1. Sayfa

MÜLK SÜRESİ 2

Meal 2

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 2

Ölüm Ve Hayat Mahlûk Mudürlar?. 2

Yıldızların Yaratılma Nedeni 3

Meal 3

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 4

Gökte Olmanın Manası 4

Başını Eğip Yürüyenden Maksat Kimdir?. 5

Başını Eğip Yürüyenden Maksat Kimdir?. 5

Meal 6

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 6

 


MÜLK SÜRESİ

 

Meal

 

1- Mülk elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir! O her şeye kadirdir.

2- O hanginizin daha güzel amel işleyeceğini denemek için Ölümü ve hayatı yarattı. O güçlüdür, bağışlayandır.

3- Yedi göğü de kat kat yarattı. (Ey Rasûlüm!) Rahman'ın (Allah'ın) yaratmasında hiçbir aksaklık göremezsin. İşte gözünü çevir de bir bakî Hiçbir bozukluk görüyor musun?

4- Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar ve tekrar çevir de bak! Fakat göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer.

5- Andolsun ki biz (yeryüzüne)  en yakın olan göğü kan­dillerle süsleyip donattık ve bunları şeytanlar için taşlamalar kıl­dık. Onlar için çılgınca yanan ateş azabını hazırladık.

6- Rablerini tanımayanlar için cehennem azabı vardır. O ne kötü duraktır!

7- Oraya atıldıklarında, onun   kaynarken   çıkardığı   kor­kunç uğultusunu işitirler.

8- Az daha öfkeden çatlayacak. Her topluluk onun içine atıldıkça onun bekçileri o topluluğa sorar: «Size bir uyarıcı (pey­gamber) gelmedi mi?»

9- Onlar «Evet, bize bir uyarıcı geldi. Fakat biz onu ya­lanladık ve: «Allah hiçbir şeyi indirmiş değildir. Siz sadece apaçık bir sapıklıktasınız» dedik» derler.

10- «Eğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli cehennemlikler içinde olmazdık» derler.

11- Ve böylece kendi günahlarını itiraf ettiler. Çılgınca ya­nan ateş halkı ırak olsun!

12- Kuşkusuz ki Railerinden için için (görmeden) korkan­lara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır. [1]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

Mekke Dönemi'nde nazil olmuştur. 30 ayettir. (142)   «Mülk elinde bulunan Allah'ın...» Bu Ayetlerin Tefsiri

Bu sureye aynı zamanda şu isimler de verilmektedir: Teba-reke, el-Mania, El-Münci, El-Mücadele, El-Vakiye, El-Memnuı.

Bu sure en sahih görüşe göre Mekkî'dir. Bazıları «Üç ayet müstesna diğerleri Mekkî'dir» demiştir. îbn Cüveybir tefsirinde Dahhak'tan ve İbn Abbas'dan böyle rivayet etmektedir.

Mekke ve Medinelilerin sayımlarına göre ayetleri 31'dir. Di­ğer sayımlara göre 30'dur. Kelime adedi 330 veya 335, harfleri 1313* dür.

«Tebareke» kelimesi «bereket» kökünden gelir. Daha önce tef­siri yapılmıştı. Hasan Basri «Tekaddese mânâsını ifade eder» de­miştir. Bazı müfessirler de devam devam etme mânâsını ifade et­tiğini söylemişlerdir. Cenab-ı Hak öyle bir daimidir ki varlığının başlangıcı ve devamının sonu yoktur. O daimidir, ezelidir.

Mülk'ten maksat göklerin ve yerin mülküdür. Hem dünya hem ahirette göklerin ve yerin mülkü O'nundur.

İbn Abbas «Mülk O'nun elindedir. Dilediğini aziz, dilediğini zelil eder. Dilediğini diriltir, dilediğini öldürür. Dilediğini zengin, kılar, dilediğini fakr eder. Dilediğine verir, dilediğinden de alır» de­miştir.

Muhammed bin İshak «Peygamberlik mülkü O'nun elindedir. Peygamber'e tabi olanı, peygamberlikle aziz eder, muhalefet eden? de peygamberlikle zelil eder» diyor. [2]

 

Ölüm Ve Hayat Mahlûk Mudürlar?

 

«Ölümü ve hayatı yaratmıştır», yani sizi ölüm ve hayat için ya­ratmıştır. Dünyada ölüm, ahirette hayat. Ölüm hayattan önce zik­redilmiştir. Çünkü ölüm kahre daha yalandır.

Bazıları «Ölüm daha önce olduğundan dolayı takdim edilmiş­tir» der. Çünkü eşya başlangıçta ölüm hükmündeydi. Mesela meni ve toprak gibi.

Ebu Derda, Rasûl-ü Ekrem'in şöyle söylediğini rivayet ediyor: «Eğer üç şey olmasaydı Ademoğlu başını eğmezdi: Fakirlik, has­talık ve ölüm».

Mukatil, «Hayatı yarattı»; yani insanı yarattı, ona ruh üfledi, Ve insan, insan oldu» diyor. Mukatil'in bu yorumu güzeldir.

«Hanginiz amel yönünden daha güzelsiniz diye sizi denesin» cümlesi de buna delâlet eder. Bu tür bir ayetin tefsiri Kehf Sure­si'nde geçmişti.

«Tefavut» eğri-büğrü, ihdilaflı, tenakuz demektir. Yani Cenab-ı Haklan yaratmış olduklarında tefavutu değil, onların müstakim ve mustevi olduklarını görürsün.«Fütur» kelimesi yarıklar ve parçalar demektir. Katade, «Fu. tur, deliklerdir» diyor. İbn Abbas «Çürüklerdir» demiştir. Fakat :Ök mânâsı parçalamak, yarılmaktır.

I «Kerreteyn»in mânâsı bir bakışın arkasından gelen ikinci ba­kışla bakmaktır. Yani iki defa bak demek oluyor. Zira insan bir şeye bir defa bakınca onun ayıbım görmeyebilir. İkinci kez bakın­ca durum değişir. Cenab-ı Hak «Onlar göğe iki defa baksınlar. IHiçbir zaman orada herhangi bir eksiklik görmez. Ona bakmakla \hayrete düşer, Allah'ı tasdik eder» diyor.

«Hasıen» kelimesi korkar, zillete bürünür ve böyle bir şeyi görerekten uzaklaşır demektir.

«Haşir» kelimesi yorgunluğun doruk noktasına varmış demek­tir. Yani o, aradığını bulamamış ve yorgun düşmüştür.

«İki kez gözünü gezdir»den maksat, çokça bak demektir. Çün­kü bunun arkasında gelen «Göz kovulmuş ve yorgun olduğu halde sana dönüş yapacaktır» cümle bununla ilgilidir. [3]

 

Yıldızların Yaratılma Nedeni

 

«Mesabih» kelimesi misbahın çoğuludur ve lamba, çıra de­mektir. Yıldızlara parlaklıkları sebebiyle mesabih denilmiştir.

«Rucum» kelimesi recmin çoğuludur. Recim mastardır. Recim­de kullanılan taslara isim olmuştur.

Göklere süs olmaktan başka şeytanlar için recm aleti kılınmış­lardır. Yani şeytanları recmetmek için onlardan parçalar kopar. Bazıları «Yıldızlardan insan şeytanlarına yani müneccimlere rcimler ve sanlar yapışır. Onlar yıldızlardan çeşitli şeyleri zannedi­yorlar» demiştir.

Katade «Allah yıldızları üç şey için yaratmıştır:

1- Göğün ziynetidirler.

2- Şeytanlar için recmdirter.

3- Karada, denizde ve vakitlerde hidayeti, yani doğruyu buU maya sebep olan alametlerdir.

Kim ki onlardan bu üç faydadan başka vazifesi olduğunu söy­lerse kendisini bilmediği bir hususta zorlamış, zulmetmiş demek­tir» dedi.

«Sair» ise çokça yanan ve kızmış ateş demektir. Sair azabı yani şeytanlar için en şiddetli yakıcı azabı hazırladık. «Şehik» ke­limesi ses anlamındadır. İbn Abbas «Kâfirler cehenneme atıldık­larında oradan çıkan çığlıktır» der. Bazıları «Şehik, kâfirler ateşe atıldıklarında onlardan çıkan çığlıktır» demiştir. Şehik göğüste olan, zefir ise gırtlaktan gelen sestir.

«Tefur» fiili kaynar demektir.

«Temeyyezu» fiili parçalanır, birbirlerinden ayrılır demektir. «Gayz» kelimesi düşmana karşı duyulan öfke demektir. Bazıları «Kaynamak» mânâsına geldiği fikrindedir.

«Fevc» kelimesi kâfirlerden bir cemaat demektir.

«Hazene» cehennem zebanileri ve cehennemde hizmet eden melekler demektir.

«Nazır» kelimesi dünyada gönderilen peygamber anlamında­dır.

«Ashab-ı Saîr» ile kastedilen cehennem ehlidir. Ebu Said el-Hudri Rasûl-ü Ekrem'den şöyle rivayet ediyor: «Fâcir Jayamet gü­nünde pişman olmuştur. Onlar 'Eğer biz dinlemiş veya akıl erdir­miş olsaydık Ashab-ı Saîr içinde olmazdık» derler. Cenab-i Hak da «Onlar günahlarım ikrar ettiler» demiştir.

«Suhkan» kelimesi uzaklık demektir. Yani Allah'ın rahmetin­den uzak olmak Ashabı Saîr içindir. Said bin Cübeyr ve Ebu Salih «Suhkan kelimesi cehennemde bir vadinin ismidir» demişlerdir.

12. ayetin mânâsı şudur: Allah'tan korkarlar ve gaybî olan azabından korkarlar. Gaybî olan azap, Kıyamet Günü'ndeki azap­tır. İşte bu korkuya sahip olanlar' için hem günahların affı, hem de büyük bir ecir (cennet) vardır. [4]

 

Meal

 

13- Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa  vurun.  Allah  gö­ğüslerin özünü bilmektedir.

14- Yaratan bilmez mi? O en ince işleri görüp bilmektedir. O her şeyden haberdardır.

15- Yeri, üzerinde gezilebilecek bir halde yaratan O'dur. Ar­tık yerin ötesinde berisinde gezin ve Allah'ın verdiği rızıktan ye-yin. Tekrar dönüş O'nadır.

16- Gökte bulunan zatın sizi hemen sallanacak yer ile be­raber yere geçirmeyeceğinden mi emin oldunuz?

17- Yoksa gökte bulunan zatın üzerinize taş yağdırır' (bir fırtına) gönderemeyeceğinden mi emin oldunuz? Tehdidimin na­sıl vaki olacağını yakında (görüp) anlayacaksınız!

18- Andolsun ki onlardan önce gelenler de  (peygamberle­rini)  yalanlamışlardı. Fakat benim intikamım nasıl oldu?

19- Acaba onlar üstlerinde kanatlarım açıp, çırpıp kapaya­rak uçan kuşlara bakmıyorlar mı? Rahmandır ancak onları tu­tan! Kuşkusuz ki O her şeyi görendir.

20- Rahman'm  (Allah'ın)  azabından   sizi   kurtaracak kim­dir? Yoksa şu ordunuz mu?  (Sizi kurtaracak?). Kâfirler ancak aldanma içindedirler.

21- Acaba şu sizi rıziklandiran  (Allah), eğer rızkını keser­se size kim nzık verecek? Hayır onlar azgınlık ve nefret içinde direnmektedirler.

22- Şimdi, yüzüstü sürünen mi daha doğru gider yoksa dos­doğru bir yol üzerinde düpedüz yürüyen mi?

23- (Ey Rasûlüm!) De ki: «Sizi var eden, size kulak, gözler ve kalpler veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!

24- De ki: «Sizi yeryüzünde çoğaltan O'dur ve siz O'nun ka­tında toplanacaksınız».

25- Onlar derler ki: «Eğer doğru iseniz bu tehdid ne zaman

gerçekleşecek?»

26- (Ey Rasûlüm!) De ki: «Bunu ancak Allah bilir. Ben an­cak apaçık uyaran bir peygamberim».[5]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(13-26)   «Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun...» Bu Ayetlerin Tefsiri

Yani Muhammed'le ilgili konuşmanızı ister gizleyin, ister açık­layın, kesinlikle Allah göğüslerde olanı bilir. Yani kalplerdeki hay­rı ve şerri bilir.

İbn Abbas «13. ayet müşrikler hakkında nazil oldu» demiştir. Onlar Hz. Muhammed'in aleyhinde konuşuyorlardı. Cebrail de on-larm sözlerini Hz. Muhammed'e bildiriyordu. Onlar birbirlerine «Sözünüzü gizli tutun ki Muhammed'in Rabbi onu işitmesin» de­diler ve bunun üzerine bu ayet indi.

«Acaba yaratan bilmez mi?»; yani gizliyi yaratan gizliyi bil­mez mi? Cenab-ı Hak «Gizliyi kalplerde ben yarattım. Kulların kalplerinden gizliyi bilmez olur muyum?» demek istiyor.

«Zeluh kelimesi kolay, Üzerinde istikrar bulacak şekilde ya­ratmış demektir. Bazıları «Üzerinde yürüyen insanları kaydırmasın diye yeryüzünü Cenab-ı Hak-dağlarla çakmış, istikrara kavuştur, muştur» derler. Bazıları da «Ziraat etmeye, ağaç dikmeye, çeşme­lerin ve nehirlerin akmasına, kuyuların deşilmesine müsait bir şe. kilde yaratmıştır» demişlerdir.

«Menakıb» kelimesi etraf ve nahiyeler, tepeler ve dağlar demektir. Yani, yeryüzünün etrafında, nahiyelerinde, tepelerinde, dağlarında gezin! İbn Abbas «Dağlarında gezin» şeklinde yorum­lamıştır.

Rivayete göre Beşir bin Kâb'ın bir cariyesi vardı. Beşir, cari­yesine, «Eğer bana yeryüzünün menakiblarının ne olduğunu söy­lersen Allah için hürsün» der. Cariye, «Yeryüzünün menakibları dağlardır» der ve hürriyetine kavuşur. Bu sefer Beşir, bu cariye ile evlenmek istedi. Ebu Derda'dan meseleyi sordu. Ebu Derda: «Seni şüpheye sokanı bırak da şüpheye sokmayana git» dedi. Yani menakıbın kesinlikle dağlar mânâsına geldiği şüphelidir. Kadının hürriyeti de dolayısıyla şüpheli olur!

«Nuşur» kelimesi dönüş demektir. Yani göğü eksiksiz yaratan, yeri gezilir halde meydana getiren, sizi haşre göndermeye de ka­dirdir! [6]

 

Gökte Olmanın Manası

 

«Gökte olanın sizi yere batırmayacağından emin misiniz?» aye­tinin tefsirinde İbn Abbas, «Gökte olanın azabından emin misiniz ki O.na isyan edersiniz!» demiştir. Bazılarına göre ayetin mânâsı şudur: «Gökte kuvveti ,saltanatı, Arşı, memleketi olan zattan emin misiniz?» Allah'ın mülkü göğü, yeri ve her şeyi kapsamakta ise de Cenabı Hak göğü özellikle zikretmiştir. Bu ifadenin kullanılma sebebi «İlah göklerde kudreti nafiz olandır. Sizin yeryüzünde ta­zim etmekte olduğunuz putlar değildir.» noktasına dikkatleri çek­mek içindir. Bazıları «Bu meleklere işarettir» derken, bazıları da «Cebrail'e işarettir. Çünkü azabın vekili Cebrail'dir» demişlerdir.

^Kurtubi'ye göre ayetin mânâsının, «Göklerdeki yaratıcının si­zi yere batırmasından emin misiniz? Nitekim daha önce Karun'u da yere batırmıştı» şeklinde olması mümkündür.

«Temuru» gider-döner mânâsını ifade eder. Zira mevr kökün­den gelir ki bu da gidip gelme şeklindeki çalkalanmadır.

Müdekkikler «Ayetin mânâsı göklerin fevkinde olanın azabın­dan emin misiniz?» demektir. Yani temas etmek, istikrar bulmak şeklinde değü, kahr ve tedbiriyle göklerin fevkindedir.

Bazıları da ayeti «Sema'nın üzerinde bulunandan emin misi­niz?» şeklinde yorumlamıştır. Bunun mânâsı gökleri idare eden, göklerin maliki demektir. Mesela «Falan adam Irak'ın, Hicaz'ın üzerindedir» demek oranın valisidir, emiridir anlamına gelir. Bu hususta birçok sahih hadisler vardır. Uluvv'a işaret ederler. On­ları ancak bir mulhid ve muannid bir cahil reddeder. Onlardan maksat Cenab-ı Hak'ın süfliyetten, tevkid ve tenzihidir. TJluvla, aza­metle sıfatlanmasıdır. Yoksa mekânlar, cihetler ve hududlarla sı­nırlı değildir. Çünkü onlar mahlûkun sıfatlandır.

«Gökler semaya yükselir»; çünkü sema vahyin, yağmurun ge­liş yeridir. Kudsun yeridir, tertemiz olan meleklerin madenidir. Kulların amelleri oraya gider. Semanın fevkinde arş ve cennet var­dır. Nasıl ki Cenab-ı Hak, Kabe'yi dua ve namaza kıble kılmışsa mekânları da muhtaç olmadığı halde, halketmiştir. Onun ezelinde, mekân ve zamanın halkından önce, o aynen nasılsa şimdi de Öy­ledir.

«Hasib» kelimesi taş demektir. Yani Lut kavmine taş gönder­diği gibi, fil ordusuna taş yağdırdığı gibi size taş yağdırmayaca­ğından emin misiniz? Bazıları «Hasib, içinde taş olan rüzgâr de­mektir» derlerken, bazıları da «Taş getiren bulut» anlamında ol­duğunu söylemişlerdir.

«Benim korkutmamın nasıl olduğunu gelecekte bileceksiniz» Veya benim namı hesabıma sizi korkutan peygamberin doğrulu­ğunu ve sizin yalanınızın neticesini de gelecekte göreceksiniz!

Onlardan önceki yalanlayanlardan maksat her ümmetin kâfir­leridir. Nuh, Ad, Semud, Lut, Ashab-i Medyen, Res Ashabı (Halkı), Firavun kavmi gibi.

«Saffat» kelimesi uçarken havada kanatlarını açmış demek­tir. Çünkü onlar kanatlarını açtıklarında ayaklarını saf haline ge­tirirler. Yani yeryüzünü nasıl insanoğluna kolaylaştırmış, gezile­cek hale getirmişse böylece havayı da kuşlar için bu hale getirmiş­tir.

«Yakbidne» fiili kanatlarını yanlarına vururlar, çırparlar an­lamındadır. Ebu Cafer en-Nuhas «Kuş, kanadım açtığında saf is­mini alır. Kanatlarını yanlarına vurduğunda kabit vasfım alır» di­yor.

Kuş havada uçarken onu Allah'tan başkası tutmaz.

«Cünd» kelimesi asker manasınadır. însam koruyan yardımcı­lar demektir. Bu kelime tekil olarak kullanılır. Buradaki istifham, istifhamı inkâr'dîr. Yani sizi Allah'ın azabından koruyacak bir or­dunuz yoktur. O'nun azabından sizi hiç kimse koruyamaz.

«Gurur» kelimesi aldatılmış, mağrur olmuş manâsını ifade eder. Yani şeytanlar onları aldatır ve «azap yoktur» derler.

«Leccu» fiili ısrar ettiler, dalâlette devam ettiler demektir.

«Utuvv» kelimesi tuğyan demektir. «Nufur» kelimesi de hak­tan kaçmak anlamındadır. [7]

 

Başını Eğip Yürüyenden Maksat Kimdir?

 

«Mukibben» kelimesi başını eğerek önüne, sağına, soluna, bakmadan gitmek demektir. Yani böyle giden bir insan daima kaya­bilir, yüzüstü düşebilir. Acaba böyle giden bir insan ile doğru, mu­tedil, sağına-soluna bakarak yürüyen insan bir olur mu?

îbn Abbas «Bu, dünyadaki yürüyüştür» diyor. Bundan yolunu görmeyen âmâ da kastedüebilir. Yani böyle bir kimse düzgün, sıh­hatli yürür ve yolu bilir bir kişi ile bir olmaz.

Katade «Başını eğip sağını solunu görmeden yürüyen kimse­den kâfir kastedilmektedir» der. O dünyada günahlarında ısrar et-mektedir. Allah, Kıyamet Günü'nde onu bu şekilde hasreder.

îbn Abbas ve Kelbi «Basını eğip de önüne, sağına soluna bak-madan yürüyen kimseden maksat Ebu Cehil'dir» demişlerdir. Doğ­ru yürüyenden maksat da Rasûl-ü Ekrem'dir. Bazıları da «Ayet kâfirler ve müminler hakkında geneldir» demişlerdir. Yani kâfir, mutedil, doğru giden, yolu görerek giden, sıratı müstakimde olan bir müslümanla aynı değerde olabilir mi?

«Enşee» fiili yaptı, inşa etti demektir. Rasûl-ü Ekrem'e onla­ra şöyle demesi emredilmektedir: O zattır ki sizi yaratmış, inşa etmiştir. Sizin için kulak, göz ve kalpler yaratmıştır. Siz az teşek­kür ediyorsunuz. Bu nimetlerin şükrünü hakkıyla vermiyorsunuz. Allah'ı birlemiyorsunuz!

«Zerae» fiili yarattı demektir. Bu, îbn Abbas'tan rivayet edil­miştir. Îbn Şecere ise «Sisi yeryüzünde yaydı. Yeryüzünün sırtında sizi ayrı ayrı yerlere yerleştirdi demektir» der.

«Şu tehdid», ifadesiyle maksat Kıyamet Günü'dür. Yani «Kı­yamet Günü ne zamandır? Kıyamet'te göreceğimiz azap ne zaman­dır?» diyorlar ve bu vesile ile peygamberle istihza ediyorlardı. «Ey Muhammed, onlara de İd, kıyamet Allah kalındadır, ondan başka­sı bunu bilmez». Nitekim başka bir ayette de «Onun ilmi ancak Rabbinin katındadır» denilmiştir.

Onlardan önceki yalanlayanlardan maksat her ümmetin kafir­leridir. Nuh, Ad, Semud, Lut, Ashab-ı Medyen, Res Ashabı (Halkı), Firavun kavmi gibi.

«Saffat» kelimesi uçarken havada kanatlarını açmış demek­tir. Çünkü onlar kanatlarını açtıklarında ayaklarını saf haline ge­tirirler. Yani yeryüzünü nasıl insanoğluna kolaylaştırmış, gezile­cek hale getirmişse böylece havayı da kuşlar için bu hale getirmiş­tir.

«Yakbidne» fiili kanatlarını yanlarına vururlar, çırparlar an­lamındadır. Ebu Cafer en-Nuhas «Kuş, kanadını açtığında saf is­mini alır. Kanatlarını yanlarına vurduğunda kabit vasfını alır» di­yor.

Kuş havada uçarken onu Allah'tan başkası tutmaz.

«Cünd» kelimesi asker manasınadır. İnsanı koruyan yardımcı­lar demektir. Bu kelime tekil olarak kullanılır. Buradaki istifham, istifhamı inkâr'dîr. Yani sizi Allah'ın azabından koruyacak bir or­dunuz yoktur. O'nun azabından sizi hiç kimse koruyamaz.

«Gurur» kelimesi aldatılmış, mağrur olmuş mânâsını ifade eder. Yani şeytanlar onları aldatır ve «azap yoktur» derler.

«Leccu» fiili ısrar ettiler, dalâlette devam ettiler demektir.

«Utuvv» kelimesi tuğyan demektir. «Nufur» kelimesi de hak­tan kaçmak anlamındadır. [8]

 

Başını Eğip Yürüyenden Maksat Kimdir?

 

«MuJdbben» kelimesi başını eğerek önüne, sağına, soluna, bakmadan gitmek demektir. Yani böyle giden bir insan daima kaya­bilir, yüzüstü düşebilir. Acaba böyle giden bir insan ile doğru, mu- tedü, sağına-soluna bakarak yürüyen insan bir olur mu?

îbn Abbas «Bu, dünyadaki yürüyüştür» diyor. Bundan yolunu görmeyen âmâ da kastedilebilir. Yani böyle bir kimse düzgün, sıh-hatli yürür ve yolu bilir bir kişi üe bir olmaz.

Katade «Başını eğip sağını solunu görmeden yürüyen kimse­den kâfir kastedilmektedir» der. O dünyada günahlarında ısrar et-mektedir. Allah, Kıyamet Günü'nde onu bu şekilde hasreder.

îbn Abbas ve Kelbi «Başını eğip de Önüne, sağına soluna bak­madan yürüyen kimseden maksat Ebu Cehildir» demişlerdir. Doğ­ru yürüyenden maksat da Rasûl-ü Ekrem'dir. Bazıları da «Ayet kâfirler ve müminler hakkında geneldir» demişlerdir. Yani kâfir, mutedil, doğru giden, yolu görerek giden, sıratı müstakimde olan bir müslümanla aynı değerde olabilir mi?

«Enşee» füli yaptı, inşa etti demektir. Rasûl-ü Ekrem'e onla­ra şöyle demesi emredilmektedir: O zattır ki sizi yaratmış, inşa etmiştir. Sizin için kulak, göz ve kalpler yaratmıştır. Siz az teşek­kür ediyorsunuz. Bu nimetlerin şükrünü hakkıyla vermiyorsunuz. Allah'ı birlemiyorsunuz!

 «Zerae» fiili yarattı demektir. Bu, Îbn Abbas'tan rivayet edil­miştir. Îbn Şecere ise «Sizi yeryüzünde yaydı. Yeryüzünün sırtında sizi ayrı ayrı yerlere yerleştirdi demektir» der.

«Şu tehdid», ifadesiyle maksat Kıyamet Günü'dür. Yani «Ku  yamet Günü ne zamandır? Kıyamet'te göreceğimiz azap ne zaman­dır?» diyorlar ve bu vesile ile peygamberle istihza ediyorlardı. «Ey Muhammed, onlara de ki, kıyamet Allah katındadır, ondan başka­sı bunu bilmez». Nitekim başka bir ayette de «Onun ilmi ancak  Rabbinin katındadır» denilmiştir. [9]

 

Meal

 

27- Onu (azabı) pek yakın gördüklerinde o küfretmekte olanların yüzleri karardı. Ve «İşte bu, sizin olmayacak diye öne sürüp durduğunuz şeydir» denildi.

28- (Ey Rasûlüm!) De ki: «Allah benî ve benimle beraber bulunanları isterse yokeder, isterse merhamet eder. Söyleyin (bu takdirde) kâfirleri elem verici bir azaptan kim koruyacak?»

29- De ki: «O Rahman olan (Allah)dır. Biz O'na iman et­tik ve O'na dayandık. Artık siz, kimin açıkça bir şaşkınlık için­de olduğunu pek yakında öğreneceksiniz».

30- De ki: «Acaba suyunuz yere batarsa size kim temiz biı su kaynağı getirebilir?» [10]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(27-30)   «Onu pek yakın gördüklerinde...» Bu Ayetlerin Tefsiri

«Zulfeten» kelimesi mastardır. Yakın mânâsına gelir. (Mü-cahid). Hasan Basri «Gözle görülür mânâsınadmr demiştir. Onlar ahiret azabını yakın gördüklerinde kâfirlerin yüzleri kötüleşti ve­ya onlar kendilerine va'dedilen haşn yakın gördüklerinden bu hâle girdilerı îbn Abbas «Kötü amellerini yakın gördüklerinde küfre ka­yanların yüzü buruştu» diyor; Yani o azap onların hoşlarına git­medi ve hoşlarına gitmediği yüzlerinde belirdi. Bu belirme onların kâfir olduklarına delâlet eder. Nitekim Cenab-ı Hak başka bir ayette «Hatırlat öyle bir günü ki o günde bazı yüzler bembeyaz, bazı yüzler de simsiyahtır» buyurmuştur.

«Teddeûne» fiili temenni ediyor, sorup duruyordunuz demek­tir. İbn Abbas «Yalanlıyordunuz demektir» der: «İşte bu durum, kendisinden dolayı bâtıl iddialarda bulunduğunuz, bâtıl konuşma­lar yaptığınız durumdur».

Dahhak «Onların iddiaları: Yarab, eğer bu Kur'an haksa, Se­nin katından gelmişse bizim üzerimize gökten taş yağdır sözleri­dir» diyor. Ebu'l-Abbas «Teâ'une» şeklinde okumuş ve «acele isti­yordunuz mânâsını ifade eder» demiştir.

«Yucîru»   fiili  korur, kurtarır demektir.  Yani onlara de ki:

«Ey Mekke müşrikleri! Sis, benim ölümümü temenni ediyorsunuz Bana haber verir misiniz, eğer ben ölürsem veya Allah bize mer hamet eder, ecelimiz gecikirse sizi Allah'ın azabından koruyacal kim vardır? Artık benim ölümümü, Kıyamet'in süratle kopmasın beklemeniz manasızdır.))

Yani biz ölsek de hayatta kalsak da onları azaptan kurtara cak hiç kimse yoktur. De ki: Sizi çağırdığım zat rahmandır, bütür nimetlerin vericisidir. Biz O'na iman ettik ve sadece O'na tevek kül ettik. Çünkü O'na güvenimiz vardır ve biliyoruz ki O'ndar başkası bizzat ne zarar verebilir ne de yarar sağlayabilir. Bizimle sizin, hangimizin apaçık bir sapıklık içerisinde olduğumuzu ya kında bileceksiniz. Bu ayet Cenab-i Hak'kın onlar için tehdidi ila nişidir. Ey Habibim! De ki; Eğer suyunuz yere dalsa, eller ve ko valar yetişmese, size yeryüzünde ellerin ve kovaların yetiştiği suyı kim getirir?» Bu sudan zemzem veya diğer suların kastedilmiş ol ması mümkündür.

İbn Abbas «Maîn kelimesi akan su demektir» diyor. Ayetter maksat, onlara Cenab-ı Hak'kın birtakım nimetlerini ikrar ettir mek ve üzerlerinde bulundukları küfrü kendilerine göstermektir Mânası; eğer suyunuz yere batarsa, akan bir suyu kim size geti rir? Onlar bu sual karşısında elbette «Allah» diyeceklerdir. îşte c zaman kendilerine denilir ki: «Niçin Allah'a hiçbir şeye gücü yet­meyen putları ortak koşuyorsunuz?»

«Gavr» kelimesi çekildi, yere battı, yere daldı mânâsını ifade eder» demiştir. Bazıları, «Maîn» kelimesi çok olmuş mânâsım ifa­de eder» demişlerdir. îbn Abbas'tan başka bir rivayette, tatlı su demektir. Allah hakikati daha iyi bilir. [11]

MÜLK SUKESÎ'NÎN SONU

 



[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/189.

[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/190-191.

[3] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/191-192.

[4] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/192-194.

[5] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/196.

[6] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/197-198.

[7] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/198-200.

[8] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/200-201.

[9] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/202.

[10] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/203-204.

[11] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/203-204.