Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mülk Sûresi - Kuran - 067Mulk - 19. Sayfa

MÜLK SÛRESİ 2

Allah'ın Yaratmasında Bir Aykırılık Ve Uygunsuzluk Yoktur. 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 2

Allah'ın Nimet, Kudret Ve İlminin Bazı Görüntüleri, Kâfirlerin Tehdit Edilişi 3

Bazı Kelimeler: 4

Nüzul Sebebi: 4

Açıklama: 4

Bazı Kelimeler: 6

Açıklama: 6


MÜLK SÛRESİ

 

Buna Vâkıye ve Münciye sûresi de denilir. Çünkü bu sure insanı kabir azabından korur. Sahih kavle göre Mekkîdir, 30 ayettir. Diğer Mekkî sureler gibi Allah'ın varlığını, O'nun ilim ve kudret görüntülerini açıklayarak isbat-lamayı kapsar. Kıyamet gününde İnsanların karşılaşacağı manzaralara deği­nir. Ayrıca Cenab-ı Allah'ın, kullarına bahşetmiş olduğu nimetlerin bazısını açıklar, Genel olarak bu sure, ilâhî nimetleri açıklama noktasında odaklan­maktadır.[1]

 

Allah'ın Yaratmasında Bir Aykırılık Ve Uygunsuzluk Yoktur

 

Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.

1- Hükümranlık elmdp olan-Allah yücedir ve O herşeye Kadir'dir.

2- Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve dirimi ya­ratan O'dur. O, güçlüdür, bağışlayandır,

3- Gökleri yedi kat üzerine yaratan O'dur. Rahman'm bu yaratmasın­da bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü   : bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin?

4- Bit aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ye yorgun düşer.

5- And olsun ki, yakın göğü.kandillerle'donattık, onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık.

6- Rablerini İnkar eden kimseler için cehennem'azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür!

7- Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitir­ler.

8- Nerede ise öfkesinden paralanacak! İçine her bir topluluğun atılmasında bekçileri onlara: "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi? ".dîye sorarlar.

9- Onlar, '"Eyet; doğrusu bize bir uyarıcı geldi, hlçai'biz yalanladıkî ve "Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz büyük bir.sapjkhk içindesiniz-'' demiştik" derler.

10- "Eğer kulak vermiş veya akletmİş olsaydık, çılgın alevli cehennem­likler içinde olmazdık" derler.;..

11- Böylece, günahlarını itiraf ederler. Çılgın alevli cehennemlikler yok olsunlar!

12- Doğrusu, görünmediği halde Rablerinden korkanlara, onlara  ba­ğışlanma ve büyük ecir vardır.[2]

 

Bazı Kelimeler:

 

Bereket kelimesi bolluk, üreme ve ziyadeleşme dernektir.. Bu, maddî de olabilir. Manevî de olabilir. Kutluluk manasına da gelir. Bu kelime ile zat, sıfat ve fiil bakımından diğer varlıklardan üstün olan yüce Allah kas­tedilmiştir. Örneğin bir tepeye çıkan Arabi de şöyle demiştir. Ben maddeten sizden mübarek (yüce) oldum.

Mevt kelimesi Ölüm, yani .ha­yatın sona ermesi demektir. Hayat kelimesi ise yaşamak ye duyu organları­nın hissetmesi demektir.Sizi denemek ve imtihan etmek için."Aykırılık ve münasebetsizlik Tabaka, tabaka. İki defa. Çatlaklık ve yarıklık. Mahrum ve zelil6olarak. Döner. Yıldızlarla. Ümidini kesmişi Recm kelimesinin çoğulu olup kendisi ile taşlanılan şey demektir. Alevli ateş.'H'azirladik.

Eşek sesine benzer çirkin bir ses, homurtu. Çatlayıp ayrılır. Kaynar. Allah'ın rah­metinden uzaklık.Cemaat ve grup. Şiddetli gazap ve öf­ke[3]

 

Açıklama:

 

Kendisinden başka varlıklardan zat, sıfat ve fiil bakımından'yüce olan, hayır ve iyiliği bütün mahlukatınm üzerine bol bol-yağan; Allah, mevcudat üzerinde kendi irade Ve meşîeti uyanncâtam bir tasarruf sahibidir. O herşeye kâadirdir. İşlerini yerli yerince yapan ve kullartndan haberdar olandır. Ayet-i kerimede geçen--tebareke fiili O'nun son derece kemal sahibi olup yüce güç -'ve azametin doruk noktasında bulunduğuna delalet eder. Bu sebeple mezkur fiilini' yüce Allah'tan- başkası için kullanılması caiz olmamaktadır.'    '

' Kur'ah-i Kerim miiîk ve,yönetimin.bazı hükümleri ile kudret .eserlerini mufassal olarak bildirmeye; bunlara'ait bazı hikmetlerle kıymetli.gayderin bulunduğunu, açıklamaya başlarnış.t-if..;Bu hikmetlerle bu kıymetli gayelerin hepsi de bol iyilik ve hayırlarla yine insana dönmektedir.

O Allah'tır ki, ölümü ve hayatı yarattı. Varlık alanındaki bütün mevcu­data bu iki olguyu takdir etti. Bunların varlık sıralarına riayet etti. ölüm ke­limesini hayat kelimesinden önce zikretti. Ölüm kelimesinin hayat kelimesin­den önce zikredilmesinde, ibret alanlar İçin öğüt ve ibretler vardır. Allah, siz­lere ölüm ve hayatı takdir etti ki size, işinizi imtihan eden ve sizi deneyen kim­senin yaptığı muamelenin aynısını uygulasın. Ve sizin hanginizin hayırlı, han­ginizin şerli olduğunu ortaya çıkarsın. Hanginizin güzel amel işlediğini de bil­sin. Hanginizin daha çok ihlash olduğunu anlasın. Hanginizin ilâhî yasak­lardan daha çok sakındığını fark etsin. Hanginizin ilâhî taatlere daha çok koştuğunu görsün. Bu ifadelerde insan amelinin sürekli olarak iyi ile daha iyi arasında olması takdir edilmiştir. Yoksa iyi ile kötü arasında olması takdir edilmemiştir. Sizi İmtihan edip denemek için Cenab-ı Allah Ölüm ile hayatı yarattı. Hayat deneme ve mükellefiyet yeridir. Ölüm ceza ve mükâfat yeridir. Orası imtihanın nihayetidir. Allah güçlüdür ve kötülük işleyenlerin azabını vermek kendisine zor gelmez. Dilediğini veya tevbe eden kullarım bağışla­yandır. Allah yedi kat göğü üst üste tabakalar halinde yaratmıştır.

Semavat dediğimiz gök tabakaları yıldızların ve gezegenlerin seyredip dön­dükleri bir yer midir, yoksa mahiyetini ancak Allah'ın bildiği bir madde mi­dir? Doğrusunu Allah bilir ya Kur'an ve sünnetten alman nasların tümünden anlaşıldığına göre zahir olan şu ki; gök, mahiyetini ancak Allah'ın bildiği bir maddedir. Tabiat bilginleri, göğün bir boşluk olduğunu ve içinde gezegenle­rin devretmekte olduklarım ifade ederler. Şimdi durum pek kolay anlaşılı­yor. İnsanda gören göz olsaydı, Cenab-ı Allah'ın yedi kat göğü üstüste taba­kalar halinde yaratmış olduğunu görürdü. ,Bu tabakalar, yumurtadaki taba­kalar gibi birbirine benzerler. İçinde ayıp kusur ve noksanlık yoktur. Her ba­kımdan birbirlerine benzerler. Eğer bundan şüphe ediyorsan gözünü tekrar göğe çevirde bak. İyice incele ki durum sana açıklansın. Rahman olan Al­lah'ın yaratmasındaki tenasübü ve mükemmelliği gör de şüphen kalmasın. Tekrar göğe bak. Onda bir çatlaklık ve ayrılık görmekte misin? Hayır. Tekrar bak. İyice incele. Onda ayıp ve kusur göremediği için artık gözün ümidini keser. Şüphen kalmaz. Özetle şu yedi kat göğe ve onda mevcut olan ilâhî ayet­lere, o ayetler arasındaki tenasüp ve çekim kuvvetine, ince düzene baktığın zaman onların süratle devredip döndüklerini seyrettiğin vakit bu acaip dü­zen seni ürküntüye düşürür. Şayet bu düzenin Allah tarafından kurulduğu hususunda şüphen varsa tekrar tekrar göğe bak. Bu düzende bir eksiklik ve kusur'bulamayacâğından ötürü gözlerin sana mahrum ve ümidini kesmiş ola­rak dönecektir. Bu azametli kudret karşısında zayıf ve mahrum olarak sana dönecektir.

Bu yedikat gökte ayıp ve kusur bulamazsın. Son derece güze! ve kıymetli bir yaratılışa sahiptir. Cenab-ı Allah buyuruyor ki: Biz dünya semasını yıl­dızlarla süsledik. O,yıldızlar gökte, evin tavanına asılan kandiller gibi ışık sa­çarlar. Geceleyin göğe baktığında yıldızlarla süslenmiş olduğundan ötürü, zifaf gecesine hazırlanan bir gelin gibi görürsün. Bu yıldızlarla feleklerden kopan alevli parçalar, şeytanlara taş olarak atılır. Bu alevli parçalarla şeytanlar taş­lanır. Bu nedenle de şeytanlar gökten haber çalma İmkânına sahip değildir­ler. Dolayısıyla yalancı deccallar da insanlara karşı yalan söyleme yolunu bu­lamazlar. Çünkü Cenab-ı Allah, yıldızların, semayı süslemek İçin yaratılmış olduklarını ve şeytanlara atılan alevli taşlar olduklarını haber vermiştir. Biz bu şeytanlar için ahirette alevlenen çılgın ateşli alev hazırlamışizdır. Rableri-ni inkâr eden kâfirler için Cehennem azabı vardır. Orası ne kötü dönüş yeri­dir. O Cehennem ateşine atıldıklarında Cehennemin eşek "sesini andıran ho­murtusunu duyacaklardır. Tencere gibi onlara kaynama homurtusu veren Ce­hennem şiddetle kaynayacaktır. Ateşi gördükleri zaman vay onların halleri­ne. Şiddetli öfkesinden ve gazabından Ötürü Cehennem çatlayacak dereceye gelir!

İşte bu ifadelerle Cehennem çok ince bir şekilde tasvir edilmiş olmakta­dır.

Cehennemdekiİerİ tasvir eden bir başka ayet: Cehennemliklerden her bir grup oraya atıldığı zaman Cehennem zebanileri onlara şöyle derler: Allah'ın ayetlerini okuyan uyarıcılar size gelmediler mi. O uyarıcılar Rabbinizin hu­zuruna çıkacaksınız diye sizlere ikazda bulunmadılar mı? Cehenneme atılanlar da şöyle karşılık vereceklerdir: Evet bize uyarıcılar geldi. Bize ikazda bulundular. Rabbimizin ayetlerini bize okudular, ama biz onları yalanladık ve bi­zim gibi bir insana Cenab-ı Allah ayet indirmez, Ey Peygamberler sizler an­cak büyük bir sapıklık içindesiniz, dedik.

Onlar hatalarını itiraf edip ellerinden kaçan fırsatlardan dolayı da has­rete kapılarak şöyle diyecekler: Eğer Peygamberlerin bize okudukları kelamı kabul ve insaf kulağı ile dinleseydik, bize getirilen haberleri dinlemekte ve idrak etmekte akıllarımızı hakem kılsaydık, bu gün bizler çılgın alevli Cehen­nem halkından olmazdık!

Allah'ın ayetlerini inkâr etme suçlarını itiraf ettiler! Dolayısıyla onlar da Allah'ın rahmet ve rızasından uzaklaştırıldılar. Onlar çılgın alevli Cehen­nem ateşinin halkıdırlar.

Rablerİnden hakkıyla korkan, O'na İman eden ve kıyamet gününün aza­bından çekinen mü'mirilere gelince; işlemiş oldukları günahlarından ötürü onlara Rablerİnden taraf büyük bir bağışlama vardır. Onlar için büyük bir mükafat vardır. Bu mükafatın kadrini kimse bilemez. Mahiyetini kimse tak­dir edemez.[4]

 

Allah'ın Nimet, Kudret Ve İlminin Bazı Görüntüleri, Kâfirlerin Tehdit Edilişi

 

13- Sizler, sözlerinizi gizîeseniz de açıklasanız da birdi?;O, kâlblerde olanı bilir.

14- Yaratan bilmez olur mu! O, Latiftir, haberdardır.

15- Yeryüzünü, size boyun eğdiren O'dûr; öyleyse yerin sırtlarında do­laşın, Allah'ın verdiği azıktan yiyin; sonunda, dönüş O'nadir.

16- Gökte ölanm sizi yerin'dibine geçirmesiden güvende misiniz? O zaman, yer, sarsıldıkça sarsılır.

17- Gökte olanın başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Be­nim uyarmamın nasıl olduğunu yakında bileceksiniz.

18- And olsun ki, bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Beni inkar, etmek nasılmış?

19- Üzerlerinde kanat çırpan dizidizi kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olan Allah'tan başkası tutmuyor; doğrusu O, herşeyi görendir.

20- Yahut, Rahman olan Allah'ın dışında size yardımda bulunabile­cek taraftarlarınız kimdir? İnkarcılar sadece aldanmaktadırlar.

21- Allah size verdiği rızkı kesiverirse, size nzık verecek başka kim var­dır? Hayır; onlar, azgınlık ve nefrette direnmektedirler,

22- Yüzükoyun sürünen mi, yoksa.doğru yolda düpedüz yürüyen mî daha doğru yoldadır?          .          .

23- Ey Muhammedi De ki; "Sizi yaratan sizin için kulaklar, gözler ve kalbler var eden O'dur. Ne az şükrediyorsunuz!"

24- Sizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksı­nız.[5]

 

Bazı Kelimeler:

 

Göğüslerden ayrılmayan hatıralar ve kalplerde gizli sır­lar. En ince işlere dahi muttalidir.. Omuzlan. Yani yeryü­zünün köşeleri yanları ve bucakları, Yumuşak ve boyun eğen. Ölümden sonraki diriliş. Şiddetle hareket edip sarsılır. Yere batırır. Çakıl taneleri savuran fırtına. Ka­natlarını açarak gökte uçan kuşlar.

Değiştirme, azap.Yar­dımcı ve askerler. Kanatlarım yumar, Rahmandan başkası. Leccû kelimesi devam edip ısrar ettiler demektir, utüvv. kelimesi ise inat ve kibir demektir. Nufûr kelimesi ise haktan uzak ol-mak demektir. Yüzüstü kapanan.Boyu düzgün ve dosdoğru duran. Sizi çokluk cihetinde yaratan. Yol.[6]

 

Nüzul Sebebi:

 

Müşrikler Peygamber (S.A.V.) efendimizin aleyhinde konuşurlardı. On-ların bu konuşmalarını Cebrail, Peygamber efendimize haber verirdi. Müş­riklerin bazısı bazısına şöyle demişlerdi: Muhammed işitmesin diye O'nun aleyhindeki konuşmalarınızı gizlice yapın.

Bunun üzerine: "Sözünüzü ister gizleyin, ister onu açığa vurun, fark etmez" mealindeki ayet-i kerime nazil oldu.[7]

 

Açıklama:

 

Allah, gayb-ı ve şehadeti, yani görülen ve görülmeyen alemi, gizliyi, giz­linin de gizlisini bilendir. Sözlerinizi açığa vurmanız veya gizlemeniz O'nün ; yanında hep aynı hükme tabidir. O'nun için fark etmez. O, göğüslerinizdeki sırlan bilendir. Kalplerinizden ayrılmayan gizli düşüncelerin de farkındadır. Allah, yaratmış olduğu mahlukatın durumunu bilmez mi? Yaratan, yarattı­ğını bilmez mi? Oysaki o bilgisi herşeye nüfuz eden ve beşerin en ince işlerini dahi bilendir. Mahlukatin gizliliklerine muttali olan, k Jİlanna da lütufkâr dav­ranandır. O'nun kullarına yaptığı lütuflar son derece hayret vericidir. Onlara hayır ve iyiliği ulaştırır. Zararı en gizli ve en ince yoldan kendilerinden uzak­laştırıp giderir. O her şeyden haberdar olandır. O'dur ki yeri size boyun eğ­dirdi. Bütün mahlukatın, ondaki şeylerden yararlanmasına müsait hale ge­tirdi. Özellikle zamanımızda, yeryüzünün insanın emrine girdiği apaçık gö­rülmektedir. Çünkü yaratıklar, yerden yararlanmaya dair denemedikleri hiç­bir yol bırakmamışlar çeşitli yollarla yerden yararlanmaya başlamışlardır. Çöz­medikleri, analiz ve sentezini yapmadıkları bir element de bırakmamış­lardır. Madenleri eritmişler, atomları parçalamışlar, bitkileri yetiştirmişler, kâinatın sırlarını keşfetmişler, denizlerin derinliklerine dalmışlar, fe­zanın en ücra köşelerine kadar uçmuşlardır. Kendilerine bu imkânı veren Al­lah, kullarına lütfetmiş değil midir? Yeryüzünü onların emrine boyun eğdir­di. Öyleyse yeryüzünün omuzlarında bucaklarında, tepelerimde, yumuşak ve sert yerlerinde, uçlarında ve ovalarında dolaşın, öyle İse ey İnsanlar şu batıl­da ısrar edip peygamberleri yalanlamaya devam etmekten vazgeçip sakının. Allah'ın, yeri sizin emrinize tesim edip yumuşak ve itaatkâr hale getirdiğini hatırlayın.

Şu halde inadı ve yalanlamayı bırakın. Öldükten sonra diriltilerek O1 nun huzurunda toplanacağınızı bilin. Dönüş sadece O'nadir. Ahiret hayatın­da insanlar hesaba çekilip amellerinin karşılığını almak üzere Allah'ın huzu­runda toplanacaklardır. Ey insanlar! Bilin ki Allah nimetleri nikmete çevir­meye muktedirdir. O'nun azabından sakının, Öfkesinden de korkun! Kutlu ve yüce Allah'ın sizi yere batırmasından ve yerde kaybetmesinden emin mi oldunuz? Bir de bakarsınız k\ yer şiddetli ve alışık olmadığınız hareketle sarsılmaktadır! Ey kavim, şu yüce Allah'tan emin mi oldunuz ki O'nun gökler­de mevcut olduğuna İnanmıyorsunuz? Halbuki aklî delillerle de sabit oldu­ğuna göre Cenab-i Allah'ın mekânı yoktur. O ilim, kudret ve ihatası ile her mekânda mevcuttur. Sizi helak edip yok etmesinden ve her bakımdan yarar­lanmakta olduğunuz yeryüzünü değiştirmesinden emin mi oldunuz? Bir de bakarsınız ki yeryüzü sallanıp sarsılmaktadır!

İnandığınız gibi gökte olan Allah'ın size taş savurmakta olan şiddetli bir fırtınayı göndermesinden emin mi oldunuz1? Bu fırtınayı üzerinize salar, o fırtına ile sizi helak edip kökünüzü kazır.

Ayet-i kerimelerin sağlam, muhkem ve ince bir şekilde sıralanışına dik­kat edin. Önce Cenab-ı Allah kullarına, yeryüzünün yaşamaya elverişli bir şekilde kendilerine nimet olarak bahşedilmiş olduğunu hatırlatıyor. Sonra da onların batıida devam etmelerinin akıbetini bildirerek kendilerini sakındırı­yor. Yine hikmet gereği olarak, nimetlerin zevali hususunda emin olmamala­rı icab ettiğini bildiriyor. Allah bu nimetleri onların elinden çekip almaya muk­tedirdir. Zira yeryüzü itaatkâr bîr nimet olarak kendilerine bahşedildikten son­ra, serkeş hareket içine girerek kendilerini helak edip yutar. Araplar bu ifade­leri biraz garipsediler ve hemen hemen imkânsız gördüler. Bunun üzerine Cenab-ı Allah bunu anlatmaktan vazgeçerek kendilerini, çok defalar karşı­laştıkları bir şey ile tehdit etmeye başladı ki o da çakıl taşlan savuran şiddetli fırtınalardır. İnsanları kesilmiş ve kurumuş hurma kütüklerine çeviren şid­detli kum fırtınaları ile tehdit etti. O kum fırtınaları, insanları, hurma kü­tükleri gibi yerlere atar ve onlardan geride iz bırakmaz! İşte bu ifadelerde Cenab-ı Allah'ın uyarıp korkutması kesinlikle açıklanıp tebeyyün etmekte­dir: "(O zaman) tehdidim nasılmış bileceksiniz." Bundan sonra da Cenab-ı Allah onları, kendilerinden önce gelip geçmiş ve peygamberlerini yalanlamış olan ümmetlerin başına gelen felaketlere nazarlarını çevirerek tehdit etmiş­tir. Bununla da Resulü Ekrem teselli edilmiş olmaktadır..

Kendilerinden önce gelip geçmiş ve kendileri tarafından bilinen, aynı za­manda onların izleri üzerinde yürümekte oldukları ümmetlerin başlarına ge­len felaketlerden ibret almadılar mı? Onlar peygamberlerini yalanlamışlardı. Cenab-ı Allah da onlara gazaplamp dünya hayatında onlara azabı taddırdı. onları yere batırıp helak etti. İşte onların izleri ve geride bıraktıkları eserleri! Bakm benim azabım ve kafirlere öfkem nasümışl Onlar peygamberlerini ya­lanladılar. Onların tehditlerini hafife aldılar. Kendi mallarına aldandılar. Ne­ticeleri dünya veahirette hüsran oldu... Müşrik Araplar, tehdit oluna geldik-İeri şeylerin, aslında hiçte gerçekleşmeyeceğine inanıyorlardı. Cenab-ı Allah, kendilerinden önceki milletlerin başlarına gelen felaketleri ve kâinattaki kud­retinin alametlerini onlara hatırlattı. Allah'ın herşeye muktedir olduğunu bii-sinler için kendilerine şöyle denildi. İnsanın her vakitte gördüğü şeyler,, kuş­ların semanın ortasında uçuşmaları Allah'ın kudretinin acaipliklerinden değil midir?! Bu semayı sütunsuz olarak tepemizde durduran ve onu düşmek­ten alıkoyan, kuşlardaki semâda uçma kudretini icad eden, onları göklerde hareket ettiren kimdir? Onlarda semada uçma kudretini terkib edip meyda­na getiren kimdir? Bütün bunlar Allah'ın san'atmın göz alıcı, hayret verici acaiplİklerinden değil midir? Onlar köreldiler mi ki kuşların kanat açıp yu­marak üzerlerinde uçmakta olduklarını görmüyorlar? Bunu, bu kuşlara uç­ma ve intikal etme vesilelerini kolaylaştıran, rahmandan başka kimse yapma­mıştır ve yapamaz!

Bu da insanın gökte uçmayı düşünmesine bir esas teşkil etmiştir. Şüphe­siz ki Allah herşeyi görmektedir. Kuşun kanatlarını açması, onun uçmasına esas teşkil eder. Hatta kanatlarını açarak gökte saatlerce uçmaya devam ede­bilir. Kanatlarını yumarak uçması ise pek az rastlanılan bir şeydir, işte bu noktadan hareketle kuşların kanatlarını açarak yummaları (obu>) kelimesi ile; kanatlarını yumarak uçmaları ise ( Cr^Â ) kelimesi ile ifade edilmiştir.

Müşrikler kuşun havada uçmasına ilişkin Allah'ın zahir kudretinin eser­lerine ve san'atmın acaipliklerine bakmıyorlar mı ki, Allah'ın kendilerine azap indirmeye de muktedir olduğunu anlasınlar?! Yoksa kendilerini Allah'ın aza-bma karşı koruyacak bir güçleri mi var ki ona dayanıyorlar ve kendilerini Al­lah'a karşı savunacak, Allah vermediği takdirde kendilerini rızıklandıracak bir Tanrıları mı var ki ona bel bağlıyorlar da bu hakikatleri görmeyip köreli-yorlar?! İşte bu nedenle Cenab-ı Allah onları kınadı ve bu inanışlarının da fasid olduğu hususunda kendilerini uyardı. Kendilerini Allah'ın azabına kar­şı müdafaa edecek yardımcılarının bulunmadığını bildirerek bu İnanışlarım reddetti. Allah kendilerine azap vermek dilediği takdirde bu azabını savacak bir yardımcıları ve destekçileri yoktur. Bu nedenle Cenab-ı Allah şöyle bu­yurdu: "Yahut rahmandan başka sîze yardım ed(îp sizi O'nun azabından kur­taracak askeriniz kimdir?" Hayır onların askerleri ve yardımcıları yoktur. Bunu vehm eden kâfirler batıl ve yalancı bir aldanış içindedirler. Allah ken­dilerine rızık vermediği takdirde kendilerini rızıklandıracak Tanrıları oldu­ğuna dair inanışlarını da Cenab-ı Allah şu ifadeleri ile reddetmiştir: "Yahut Allah, rızkını tutacak olursa size nzık verecek kimdir?" Yani siz Allah'tan başka da size rızık verecek bir Tanrınızın olduğunu zannediyorsunuz, böyle birisi varsa bana bildirin. Hayır Allah'tan başka onları rızıklandıracak bir Tanrı yoktur. Şüphesiz Allah rızık veren ve sağlam kuvvet sahibi olandır. Şun-larsa inatlarında ısrar ettiler. "Azgınlıklarına ve haktan kaçmaya devam etti­ler. Cenab-ı Allah, doğru yola iletmiş olduğu mü'minlerle mukayese yaparak şu inatçı ve Hak'tan nefret edip kaçmakta,aynı zamanda azgınlıkta ısrar eden kâfirlere ilişkin bir misal verdi. Şüphesiz ki şeytan tarafından burnuna üfle­nerek içi azgınlık ve hakka karşı nefretle dolu olan aldanmış kafir, yüz üstü yürüyen ve attığı her adımda tökezleyen kimse gibidir. Mü'mine gelince o dos­doğru ye düzgün bir yolda yürüyen mutedil yürüyüşlü bir kimse gibidir. Şimdi

bunlardan hangisinin yolu daha düzgün ve amaca daha yakındır?!

Müşrikler böyle olduğuna göre, onlar mazur mudurlar, değil midirler? Hayır, onlar hiçbir hususta mazur değildirler ve mazeretleri de kabul edil­mez. Allah mahlukati yarattı. Onlara göz, kulak ve kalp verdi ki hayra yö­nelsinler, hakkı ve Allah'ın nurunu bulsunlar! Ama onlar çok az şükrediyor­lar

Ey Muhammedi Onlara de ki: Sizi yaratan ve sizi yerden üreten O'dur. Sizin nesliniz çoğaldı. Sayınız arttı. Yeryüzünün köşe ve bucaklarına yayıldı­nız. Ama bilin ki hepiniz O'nun huzurunda toplanacaksınız.

Bu ayetlerin haşr konusuyla sona ermesinde bir gariplik yoktur. Çünkü bu Mekkî'dİr. Mekkî surelerin gayelerinden biri'de ölüm sonrası dirilişi is-batlamaktır.

25- "Doğru sözlü iseniz bildirin bu azab sözü ne zamandır?" derler.

26- De ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."

27- Azabı yaklaşırken gördükleri zaman, inkar edenlerin yüzleri çİr-kinleşip kararır; onlara: "Sizin arayıp durduğunuz İşte budur" denir.

28- De ki: ' 'Allah, beni ve benimle beraber bulunanları isterse yok eder veya isterse merhamet eder" cöyîeyin; bu takdirde inkarcıları, can yakıcı azab-dan kim alıkoyabilir?"

29- De ki: "Bizim inandığımız ve kendisine güvendiğimiz Rahman olan Allah'tır. Kimin apaçık bîr sapıklıkta olduğunu yakında bileceksiniz."

30- De ki: "Suyunuz yere batarsa, söyleyin, size kim temiz bir su kay­nağı getirebilir?" [8]

 

Bazı Kelimeler:

 

Kötüleşti. Yakınlık.Suyun  çekilmesi. Çağırıyorsunuz. Akar su.[9]

 

Açıklama:

 

Müşrikler Peygamber (S.A.V.) efendimizin yapmış olduğu tehditleri in­kâr edip alaya aiarak ölüm sonrası dirilişin ne zaman olacağını soruyor ve 'kıyamet ne zaman kopacak?. Ey mü'minler! Eğer siz bu iddianızda doğru ise­niz söyleyin bakalım kıyamet ve ölüm sonrası diriliş ne zaman gerçekleşecek? diyorlardı.

Ama Cenab-ı Allah şu sözü ile onların bu istihzalarını reddetti: Buna ilişkin bilgi ancak Allah'a aittir. Kıyametin ve ölüm sonrası dirilişin ne za-man.olacağım ancak O bilir. Peygamber ise sadece bir tebliğcidir. Bunun ne zaman olacağını bilmek ona mahsus değildir.

İnkarcılar, tehdit olundukları günü ve kendileri için hazırlanmış olan kötü azabı gördüklerinde yüzleri kötüleşti, kalpleri kin ve keder doldu. Çünkü daha önce bu azabı ve bu günü yalanlıyorlardı. Kendilerini kınamak ve incitmek maksadıyla şöyle denildi: İşte sürekli isteyip sorduğunuz veya gerçekleşeceği­ni kabul etmediğiniz, size gelmeyeceğini iddia ettiğiniz gün ve azap budur! İşte pek yakınınızda görüyorsunuz. Bunda artık şu anda şüphe yoktur.

Peygamber (S.A.V.) efendimiz o müşrikleri imana çağırıyor ve bu çağrı­sını ısrarla tekrarlıyordu. Bu arada onların düşlerini bozuyor, tanrılarını kö-tülüyordu. Onlarda bundan hoşlanmıyor ve biri birlerine şöyle diyorlardı: Azı­cık bekleyin. Şu Muhammed ölecektir. Kendisinin ölümü ile birlikte davası da ortadan kalkacak, kafalarımız rahatlayacak, gönüllerimiz sakinleşecek-tir!

Cenab-ı Allah onları reddederek kendilerine şöyle demesi için Peygam­berine emir verdi: Allah sizin duanıza icabet ederse, bizi ölümle helak eder, yahut bize merhamet edipte azıcık ecelimizi ertelerse, sizin bundaki faydanız ne olacaktır? Siz küfür ve sapıklıkta ısrar ederseniz, bu ısrarınızın sizi Allah'ın azabından kurtaracağını mı sanıyorsunuz? Hayır, asla! Ölümümüz de, hayatımız da size fayda vermeyecektir. Size ancak iman fayda verir. Çünkü bizi kurtaran da rahmana iman etmemizdir ve ona dayanmamızdır. Size ge­lince, siz bu halinizi devam ettirdiğiniz takdirde kimin büyük bir sapıklık içinde olduğunu yarınki günde elbette ki bileceksiniz!

Ey Muhammed, onlara Rablerinin nimetlerini'hatırlatarak şöyle de: Eğer bu suyunuz çekilir ve eliniz ile kovalarınız bu suya kavuşmazsa o zaman yer­yüzünde akmakta olan bir akarsuyu size kim getirir? Veya pınarlardan fışkı­ran suyu size kim verir?! Hayır, hiç kimse veremez. Allah'tan başka bunu size verebilecek kimse yoktur. Öyle İse Allah'a iman edin ve sizi Rabbinizin elem verici azabından kurtaracak salih ameller işleyin.[10]

 



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/281.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/281-282.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/283.

[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/283-285.

[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/286-287.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/287.

[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/288.

[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/288-292.

[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/292.

[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/292-293.