Mülk Sûresi - Kuran - 067Mulk - 19. Sayfa
Allah'ın Yaratmasında Bir Aykırılık Ve Uygunsuzluk Yoktur
Allah'ın Nimet, Kudret Ve İlminin Bazı Görüntüleri, Kâfirlerin Tehdit Edilişi
MÜLK SÛRESİ
Buna Vâkıye ve Münciye sûresi de denilir. Çünkü bu sure insanı kabir azabından korur. Sahih kavle göre Mekkîdir, 30 ayettir. Diğer Mekkî sureler gibi Allah'ın varlığını, O'nun ilim ve kudret görüntülerini açıklayarak isbat-lamayı kapsar. Kıyamet gününde İnsanların karşılaşacağı manzaralara değinir. Ayrıca Cenab-ı Allah'ın, kullarına bahşetmiş olduğu nimetlerin bazısını açıklar, Genel olarak bu sure, ilâhî nimetleri açıklama noktasında odaklanmaktadır.[1]
Allah'ın Yaratmasında Bir Aykırılık Ve Uygunsuzluk Yoktur
Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.
1- Hükümranlık elmdp olan-Allah yücedir ve O herşeye Kadir'dir.
2- Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve dirimi yaratan O'dur. O, güçlüdür, bağışlayandır,
3- Gökleri yedi kat üzerine yaratan O'dur. Rahman'm bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü : bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin?
4- Bit aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ye yorgun düşer.
5- And olsun ki, yakın göğü.kandillerle'donattık, onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık.
6- Rablerini İnkar eden kimseler için cehennem'azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür!
7- Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.
8- Nerede ise öfkesinden paralanacak! İçine her bir topluluğun atılmasında bekçileri onlara: "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi? ".dîye sorarlar.
9- Onlar, '"Eyet; doğrusu bize bir uyarıcı geldi, hlçai'biz yalanladıkî ve "Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz büyük bir.sapjkhk içindesiniz-'' demiştik" derler.
10- "Eğer kulak vermiş veya akletmİş olsaydık, çılgın alevli cehennemlikler içinde olmazdık" derler.;..
11- Böylece, günahlarını itiraf ederler. Çılgın alevli cehennemlikler yok olsunlar!
12- Doğrusu, görünmediği halde Rablerinden korkanlara, onlara bağışlanma ve büyük ecir vardır.[2]
Bazı Kelimeler:
Bereket kelimesi bolluk, üreme ve ziyadeleşme dernektir.. Bu, maddî de olabilir. Manevî de olabilir. Kutluluk manasına da gelir. Bu kelime ile zat, sıfat ve fiil bakımından diğer varlıklardan üstün olan yüce Allah kastedilmiştir. Örneğin bir tepeye çıkan Arabi de şöyle demiştir. Ben maddeten sizden mübarek (yüce) oldum.
Mevt kelimesi Ölüm, yani .hayatın sona ermesi demektir. Hayat kelimesi ise yaşamak ye duyu organlarının hissetmesi demektir.Sizi denemek ve imtihan etmek için."Aykırılık ve münasebetsizlik Tabaka, tabaka. İki defa. Çatlaklık ve yarıklık. Mahrum ve zelil6olarak. Döner. Yıldızlarla. Ümidini kesmişi Recm kelimesinin çoğulu olup kendisi ile taşlanılan şey demektir. Alevli ateş.'H'azirladik.
Eşek sesine benzer çirkin bir ses, homurtu. Çatlayıp ayrılır. Kaynar. Allah'ın rahmetinden uzaklık.Cemaat ve grup. Şiddetli gazap ve öfke[3]
Açıklama:
Kendisinden başka varlıklardan zat, sıfat ve fiil bakımından'yüce olan, hayır ve iyiliği bütün mahlukatınm üzerine bol bol-yağan; Allah, mevcudat üzerinde kendi irade Ve meşîeti uyanncâtam bir tasarruf sahibidir. O herşeye kâadirdir. İşlerini yerli yerince yapan ve kullartndan haberdar olandır. Ayet-i kerimede geçen--tebareke fiili O'nun son derece kemal sahibi olup yüce güç -'ve azametin doruk noktasında bulunduğuna delalet eder. Bu sebeple mezkur fiilini' yüce Allah'tan- başkası için kullanılması caiz olmamaktadır.' '
' Kur'ah-i Kerim miiîk ve,yönetimin.bazı hükümleri ile kudret .eserlerini mufassal olarak bildirmeye; bunlara'ait bazı hikmetlerle kıymetli.gayderin bulunduğunu, açıklamaya başlarnış.t-if..;Bu hikmetlerle bu kıymetli gayelerin hepsi de bol iyilik ve hayırlarla yine insana dönmektedir.
O Allah'tır ki, ölümü ve hayatı yarattı. Varlık alanındaki bütün mevcudata bu iki olguyu takdir etti. Bunların varlık sıralarına riayet etti. ölüm kelimesini hayat kelimesinden önce zikretti. Ölüm kelimesinin hayat kelimesinden önce zikredilmesinde, ibret alanlar İçin öğüt ve ibretler vardır. Allah, sizlere ölüm ve hayatı takdir etti ki size, işinizi imtihan eden ve sizi deneyen kimsenin yaptığı muamelenin aynısını uygulasın. Ve sizin hanginizin hayırlı, hanginizin şerli olduğunu ortaya çıkarsın. Hanginizin güzel amel işlediğini de bilsin. Hanginizin daha çok ihlash olduğunu anlasın. Hanginizin ilâhî yasaklardan daha çok sakındığını fark etsin. Hanginizin ilâhî taatlere daha çok koştuğunu görsün. Bu ifadelerde insan amelinin sürekli olarak iyi ile daha iyi arasında olması takdir edilmiştir. Yoksa iyi ile kötü arasında olması takdir edilmemiştir. Sizi İmtihan edip denemek için Cenab-ı Allah Ölüm ile hayatı yarattı. Hayat deneme ve mükellefiyet yeridir. Ölüm ceza ve mükâfat yeridir. Orası imtihanın nihayetidir. Allah güçlüdür ve kötülük işleyenlerin azabını vermek kendisine zor gelmez. Dilediğini veya tevbe eden kullarım bağışlayandır. Allah yedi kat göğü üst üste tabakalar halinde yaratmıştır.
Semavat dediğimiz gök tabakaları yıldızların ve gezegenlerin seyredip döndükleri bir yer midir, yoksa mahiyetini ancak Allah'ın bildiği bir madde midir? Doğrusunu Allah bilir ya Kur'an ve sünnetten alman nasların tümünden anlaşıldığına göre zahir olan şu ki; gök, mahiyetini ancak Allah'ın bildiği bir maddedir. Tabiat bilginleri, göğün bir boşluk olduğunu ve içinde gezegenlerin devretmekte olduklarım ifade ederler. Şimdi durum pek kolay anlaşılıyor. İnsanda gören göz olsaydı, Cenab-ı Allah'ın yedi kat göğü üstüste tabakalar halinde yaratmış olduğunu görürdü. ,Bu tabakalar, yumurtadaki tabakalar gibi birbirine benzerler. İçinde ayıp kusur ve noksanlık yoktur. Her bakımdan birbirlerine benzerler. Eğer bundan şüphe ediyorsan gözünü tekrar göğe çevirde bak. İyice incele ki durum sana açıklansın. Rahman olan Allah'ın yaratmasındaki tenasübü ve mükemmelliği gör de şüphen kalmasın. Tekrar göğe bak. Onda bir çatlaklık ve ayrılık görmekte misin? Hayır. Tekrar bak. İyice incele. Onda ayıp ve kusur göremediği için artık gözün ümidini keser. Şüphen kalmaz. Özetle şu yedi kat göğe ve onda mevcut olan ilâhî ayetlere, o ayetler arasındaki tenasüp ve çekim kuvvetine, ince düzene baktığın zaman onların süratle devredip döndüklerini seyrettiğin vakit bu acaip düzen seni ürküntüye düşürür. Şayet bu düzenin Allah tarafından kurulduğu hususunda şüphen varsa tekrar tekrar göğe bak. Bu düzende bir eksiklik ve kusur'bulamayacâğından ötürü gözlerin sana mahrum ve ümidini kesmiş olarak dönecektir. Bu azametli kudret karşısında zayıf ve mahrum olarak sana dönecektir.
Bu yedikat gökte ayıp ve kusur bulamazsın. Son derece güze! ve kıymetli bir yaratılışa sahiptir. Cenab-ı Allah buyuruyor ki: Biz dünya semasını yıldızlarla süsledik. O,yıldızlar gökte, evin tavanına asılan kandiller gibi ışık saçarlar. Geceleyin göğe baktığında yıldızlarla süslenmiş olduğundan ötürü, zifaf gecesine hazırlanan bir gelin gibi görürsün. Bu yıldızlarla feleklerden kopan alevli parçalar, şeytanlara taş olarak atılır. Bu alevli parçalarla şeytanlar taşlanır. Bu nedenle de şeytanlar gökten haber çalma İmkânına sahip değildirler. Dolayısıyla yalancı deccallar da insanlara karşı yalan söyleme yolunu bulamazlar. Çünkü Cenab-ı Allah, yıldızların, semayı süslemek İçin yaratılmış olduklarını ve şeytanlara atılan alevli taşlar olduklarını haber vermiştir. Biz bu şeytanlar için ahirette alevlenen çılgın ateşli alev hazırlamışizdır. Rableri-ni inkâr eden kâfirler için Cehennem azabı vardır. Orası ne kötü dönüş yeridir. O Cehennem ateşine atıldıklarında Cehennemin eşek "sesini andıran homurtusunu duyacaklardır. Tencere gibi onlara kaynama homurtusu veren Cehennem şiddetle kaynayacaktır. Ateşi gördükleri zaman vay onların hallerine. Şiddetli öfkesinden ve gazabından Ötürü Cehennem çatlayacak dereceye gelir!
İşte bu ifadelerle Cehennem çok ince bir şekilde tasvir edilmiş olmaktadır.
Cehennemdekiİerİ tasvir eden bir başka ayet: Cehennemliklerden her bir grup oraya atıldığı zaman Cehennem zebanileri onlara şöyle derler: Allah'ın ayetlerini okuyan uyarıcılar size gelmediler mi. O uyarıcılar Rabbinizin huzuruna çıkacaksınız diye sizlere ikazda bulunmadılar mı? Cehenneme atılanlar da şöyle karşılık vereceklerdir: Evet bize uyarıcılar geldi. Bize ikazda bulundular. Rabbimizin ayetlerini bize okudular, ama biz onları yalanladık ve bizim gibi bir insana Cenab-ı Allah ayet indirmez, Ey Peygamberler sizler ancak büyük bir sapıklık içindesiniz, dedik.
Onlar hatalarını itiraf edip ellerinden kaçan fırsatlardan dolayı da hasrete kapılarak şöyle diyecekler: Eğer Peygamberlerin bize okudukları kelamı kabul ve insaf kulağı ile dinleseydik, bize getirilen haberleri dinlemekte ve idrak etmekte akıllarımızı hakem kılsaydık, bu gün bizler çılgın alevli Cehennem halkından olmazdık!
Allah'ın ayetlerini inkâr etme suçlarını itiraf ettiler! Dolayısıyla onlar da Allah'ın rahmet ve rızasından uzaklaştırıldılar. Onlar çılgın alevli Cehennem ateşinin halkıdırlar.
Rablerİnden hakkıyla korkan, O'na İman eden ve kıyamet gününün azabından çekinen mü'mirilere gelince; işlemiş oldukları günahlarından ötürü onlara Rablerİnden taraf büyük bir bağışlama vardır. Onlar için büyük bir mükafat vardır. Bu mükafatın kadrini kimse bilemez. Mahiyetini kimse takdir edemez.[4]
Allah'ın Nimet, Kudret Ve İlminin Bazı Görüntüleri, Kâfirlerin Tehdit Edilişi
13- Sizler, sözlerinizi gizîeseniz de açıklasanız da birdi?;O, kâlblerde olanı bilir.
14- Yaratan bilmez olur mu! O, Latiftir, haberdardır.
15- Yeryüzünü, size boyun eğdiren O'dûr; öyleyse yerin sırtlarında dolaşın, Allah'ın verdiği azıktan yiyin; sonunda, dönüş O'nadir.
16- Gökte ölanm sizi yerin'dibine geçirmesiden güvende misiniz? O zaman, yer, sarsıldıkça sarsılır.
17- Gökte olanın başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Benim uyarmamın nasıl olduğunu yakında bileceksiniz.
18- And olsun ki, bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Beni inkar, etmek nasılmış?
19- Üzerlerinde kanat çırpan dizidizi kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olan Allah'tan başkası tutmuyor; doğrusu O, herşeyi görendir.
20- Yahut, Rahman olan Allah'ın dışında size yardımda bulunabilecek taraftarlarınız kimdir? İnkarcılar sadece aldanmaktadırlar.
21- Allah size verdiği rızkı kesiverirse, size nzık verecek başka kim vardır? Hayır; onlar, azgınlık ve nefrette direnmektedirler,
22- Yüzükoyun sürünen mi, yoksa.doğru yolda düpedüz yürüyen mî daha doğru yoldadır? . .
23- Ey Muhammedi De ki; "Sizi yaratan sizin için kulaklar, gözler ve kalbler var eden O'dur. Ne az şükrediyorsunuz!"
24- Sizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.[5]
Bazı Kelimeler:
Göğüslerden ayrılmayan hatıralar ve kalplerde gizli sırlar. En ince işlere dahi muttalidir.. Omuzlan. Yani yeryüzünün köşeleri yanları ve bucakları, Yumuşak ve boyun eğen. Ölümden sonraki diriliş. Şiddetle hareket edip sarsılır. Yere batırır. Çakıl taneleri savuran fırtına. Kanatlarını açarak gökte uçan kuşlar.
Değiştirme, azap.Yardımcı ve askerler. Kanatlarım yumar, Rahmandan başkası. Leccû kelimesi devam edip ısrar ettiler demektir, utüvv. kelimesi ise inat ve kibir demektir. Nufûr kelimesi ise haktan uzak ol-mak demektir. Yüzüstü kapanan.Boyu düzgün ve dosdoğru duran. Sizi çokluk cihetinde yaratan. Yol.[6]
Nüzul Sebebi:
Müşrikler Peygamber (S.A.V.) efendimizin aleyhinde konuşurlardı. On-ların bu konuşmalarını Cebrail, Peygamber efendimize haber verirdi. Müşriklerin bazısı bazısına şöyle demişlerdi: Muhammed işitmesin diye O'nun aleyhindeki konuşmalarınızı gizlice yapın.
Bunun üzerine: "Sözünüzü ister gizleyin, ister onu açığa vurun, fark etmez" mealindeki ayet-i kerime nazil oldu.[7]
Açıklama:
Allah, gayb-ı ve şehadeti, yani görülen ve görülmeyen alemi, gizliyi, gizlinin de gizlisini bilendir. Sözlerinizi açığa vurmanız veya gizlemeniz O'nün ; yanında hep aynı hükme tabidir. O'nun için fark etmez. O, göğüslerinizdeki sırlan bilendir. Kalplerinizden ayrılmayan gizli düşüncelerin de farkındadır. Allah, yaratmış olduğu mahlukatın durumunu bilmez mi? Yaratan, yarattığını bilmez mi? Oysaki o bilgisi herşeye nüfuz eden ve beşerin en ince işlerini dahi bilendir. Mahlukatin gizliliklerine muttali olan, k Jİlanna da lütufkâr davranandır. O'nun kullarına yaptığı lütuflar son derece hayret vericidir. Onlara hayır ve iyiliği ulaştırır. Zararı en gizli ve en ince yoldan kendilerinden uzaklaştırıp giderir. O her şeyden haberdar olandır. O'dur ki yeri size boyun eğdirdi. Bütün mahlukatın, ondaki şeylerden yararlanmasına müsait hale getirdi. Özellikle zamanımızda, yeryüzünün insanın emrine girdiği apaçık görülmektedir. Çünkü yaratıklar, yerden yararlanmaya dair denemedikleri hiçbir yol bırakmamışlar çeşitli yollarla yerden yararlanmaya başlamışlardır. Çözmedikleri, analiz ve sentezini yapmadıkları bir element de bırakmamışlardır. Madenleri eritmişler, atomları parçalamışlar, bitkileri yetiştirmişler, kâinatın sırlarını keşfetmişler, denizlerin derinliklerine dalmışlar, fezanın en ücra köşelerine kadar uçmuşlardır. Kendilerine bu imkânı veren Allah, kullarına lütfetmiş değil midir? Yeryüzünü onların emrine boyun eğdirdi. Öyleyse yeryüzünün omuzlarında bucaklarında, tepelerimde, yumuşak ve sert yerlerinde, uçlarında ve ovalarında dolaşın, öyle İse ey İnsanlar şu batılda ısrar edip peygamberleri yalanlamaya devam etmekten vazgeçip sakının. Allah'ın, yeri sizin emrinize tesim edip yumuşak ve itaatkâr hale getirdiğini hatırlayın.
Şu halde inadı ve yalanlamayı bırakın. Öldükten sonra diriltilerek O1 nun huzurunda toplanacağınızı bilin. Dönüş sadece O'nadir. Ahiret hayatında insanlar hesaba çekilip amellerinin karşılığını almak üzere Allah'ın huzurunda toplanacaklardır. Ey insanlar! Bilin ki Allah nimetleri nikmete çevirmeye muktedirdir. O'nun azabından sakının, Öfkesinden de korkun! Kutlu ve yüce Allah'ın sizi yere batırmasından ve yerde kaybetmesinden emin mi oldunuz? Bir de bakarsınız k\ yer şiddetli ve alışık olmadığınız hareketle sarsılmaktadır! Ey kavim, şu yüce Allah'tan emin mi oldunuz ki O'nun göklerde mevcut olduğuna İnanmıyorsunuz? Halbuki aklî delillerle de sabit olduğuna göre Cenab-i Allah'ın mekânı yoktur. O ilim, kudret ve ihatası ile her mekânda mevcuttur. Sizi helak edip yok etmesinden ve her bakımdan yararlanmakta olduğunuz yeryüzünü değiştirmesinden emin mi oldunuz? Bir de bakarsınız ki yeryüzü sallanıp sarsılmaktadır!
İnandığınız gibi gökte olan Allah'ın size taş savurmakta olan şiddetli bir fırtınayı göndermesinden emin mi oldunuz1? Bu fırtınayı üzerinize salar, o fırtına ile sizi helak edip kökünüzü kazır.
Ayet-i kerimelerin sağlam, muhkem ve ince bir şekilde sıralanışına dikkat edin. Önce Cenab-ı Allah kullarına, yeryüzünün yaşamaya elverişli bir şekilde kendilerine nimet olarak bahşedilmiş olduğunu hatırlatıyor. Sonra da onların batıida devam etmelerinin akıbetini bildirerek kendilerini sakındırıyor. Yine hikmet gereği olarak, nimetlerin zevali hususunda emin olmamaları icab ettiğini bildiriyor. Allah bu nimetleri onların elinden çekip almaya muktedirdir. Zira yeryüzü itaatkâr bîr nimet olarak kendilerine bahşedildikten sonra, serkeş hareket içine girerek kendilerini helak edip yutar. Araplar bu ifadeleri biraz garipsediler ve hemen hemen imkânsız gördüler. Bunun üzerine Cenab-ı Allah bunu anlatmaktan vazgeçerek kendilerini, çok defalar karşılaştıkları bir şey ile tehdit etmeye başladı ki o da çakıl taşlan savuran şiddetli fırtınalardır. İnsanları kesilmiş ve kurumuş hurma kütüklerine çeviren şiddetli kum fırtınaları ile tehdit etti. O kum fırtınaları, insanları, hurma kütükleri gibi yerlere atar ve onlardan geride iz bırakmaz! İşte bu ifadelerde Cenab-ı Allah'ın uyarıp korkutması kesinlikle açıklanıp tebeyyün etmektedir: "(O zaman) tehdidim nasılmış bileceksiniz." Bundan sonra da Cenab-ı Allah onları, kendilerinden önce gelip geçmiş ve peygamberlerini yalanlamış olan ümmetlerin başına gelen felaketlere nazarlarını çevirerek tehdit etmiştir. Bununla da Resulü Ekrem teselli edilmiş olmaktadır..
Kendilerinden önce gelip geçmiş ve kendileri tarafından bilinen, aynı zamanda onların izleri üzerinde yürümekte oldukları ümmetlerin başlarına gelen felaketlerden ibret almadılar mı? Onlar peygamberlerini yalanlamışlardı. Cenab-ı Allah da onlara gazaplamp dünya hayatında onlara azabı taddırdı. onları yere batırıp helak etti. İşte onların izleri ve geride bıraktıkları eserleri! Bakm benim azabım ve kafirlere öfkem nasümışl Onlar peygamberlerini yalanladılar. Onların tehditlerini hafife aldılar. Kendi mallarına aldandılar. Neticeleri dünya veahirette hüsran oldu... Müşrik Araplar, tehdit oluna geldik-İeri şeylerin, aslında hiçte gerçekleşmeyeceğine inanıyorlardı. Cenab-ı Allah, kendilerinden önceki milletlerin başlarına gelen felaketleri ve kâinattaki kudretinin alametlerini onlara hatırlattı. Allah'ın herşeye muktedir olduğunu bii-sinler için kendilerine şöyle denildi. İnsanın her vakitte gördüğü şeyler,, kuşların semanın ortasında uçuşmaları Allah'ın kudretinin acaipliklerinden değil midir?! Bu semayı sütunsuz olarak tepemizde durduran ve onu düşmekten alıkoyan, kuşlardaki semâda uçma kudretini icad eden, onları göklerde hareket ettiren kimdir? Onlarda semada uçma kudretini terkib edip meydana getiren kimdir? Bütün bunlar Allah'ın san'atmın göz alıcı, hayret verici acaiplİklerinden değil midir? Onlar köreldiler mi ki kuşların kanat açıp yumarak üzerlerinde uçmakta olduklarını görmüyorlar? Bunu, bu kuşlara uçma ve intikal etme vesilelerini kolaylaştıran, rahmandan başka kimse yapmamıştır ve yapamaz!
Bu da insanın gökte uçmayı düşünmesine bir esas teşkil etmiştir. Şüphesiz ki Allah herşeyi görmektedir. Kuşun kanatlarını açması, onun uçmasına esas teşkil eder. Hatta kanatlarını açarak gökte saatlerce uçmaya devam edebilir. Kanatlarını yumarak uçması ise pek az rastlanılan bir şeydir, işte bu noktadan hareketle kuşların kanatlarını açarak yummaları (obu>) kelimesi ile; kanatlarını yumarak uçmaları ise ( Cr^Â ) kelimesi ile ifade edilmiştir.
Müşrikler kuşun havada uçmasına ilişkin Allah'ın zahir kudretinin eserlerine ve san'atmın acaipliklerine bakmıyorlar mı ki, Allah'ın kendilerine azap indirmeye de muktedir olduğunu anlasınlar?! Yoksa kendilerini Allah'ın aza-bma karşı koruyacak bir güçleri mi var ki ona dayanıyorlar ve kendilerini Allah'a karşı savunacak, Allah vermediği takdirde kendilerini rızıklandıracak bir Tanrıları mı var ki ona bel bağlıyorlar da bu hakikatleri görmeyip köreli-yorlar?! İşte bu nedenle Cenab-ı Allah onları kınadı ve bu inanışlarının da fasid olduğu hususunda kendilerini uyardı. Kendilerini Allah'ın azabına karşı müdafaa edecek yardımcılarının bulunmadığını bildirerek bu İnanışlarım reddetti. Allah kendilerine azap vermek dilediği takdirde bu azabını savacak bir yardımcıları ve destekçileri yoktur. Bu nedenle Cenab-ı Allah şöyle buyurdu: "Yahut rahmandan başka sîze yardım ed(îp sizi O'nun azabından kurtaracak askeriniz kimdir?" Hayır onların askerleri ve yardımcıları yoktur. Bunu vehm eden kâfirler batıl ve yalancı bir aldanış içindedirler. Allah kendilerine rızık vermediği takdirde kendilerini rızıklandıracak Tanrıları olduğuna dair inanışlarını da Cenab-ı Allah şu ifadeleri ile reddetmiştir: "Yahut Allah, rızkını tutacak olursa size nzık verecek kimdir?" Yani siz Allah'tan başka da size rızık verecek bir Tanrınızın olduğunu zannediyorsunuz, böyle birisi varsa bana bildirin. Hayır Allah'tan başka onları rızıklandıracak bir Tanrı yoktur. Şüphesiz Allah rızık veren ve sağlam kuvvet sahibi olandır. Şun-larsa inatlarında ısrar ettiler. "Azgınlıklarına ve haktan kaçmaya devam ettiler. Cenab-ı Allah, doğru yola iletmiş olduğu mü'minlerle mukayese yaparak şu inatçı ve Hak'tan nefret edip kaçmakta,aynı zamanda azgınlıkta ısrar eden kâfirlere ilişkin bir misal verdi. Şüphesiz ki şeytan tarafından burnuna üflenerek içi azgınlık ve hakka karşı nefretle dolu olan aldanmış kafir, yüz üstü yürüyen ve attığı her adımda tökezleyen kimse gibidir. Mü'mine gelince o dosdoğru ye düzgün bir yolda yürüyen mutedil yürüyüşlü bir kimse gibidir. Şimdi
bunlardan hangisinin yolu daha düzgün ve amaca daha yakındır?!
Müşrikler böyle olduğuna göre, onlar mazur mudurlar, değil midirler? Hayır, onlar hiçbir hususta mazur değildirler ve mazeretleri de kabul edilmez. Allah mahlukati yarattı. Onlara göz, kulak ve kalp verdi ki hayra yönelsinler, hakkı ve Allah'ın nurunu bulsunlar! Ama onlar çok az şükrediyorlar
Ey Muhammedi Onlara de ki: Sizi yaratan ve sizi yerden üreten O'dur. Sizin nesliniz çoğaldı. Sayınız arttı. Yeryüzünün köşe ve bucaklarına yayıldınız. Ama bilin ki hepiniz O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Bu ayetlerin haşr konusuyla sona ermesinde bir gariplik yoktur. Çünkü bu Mekkî'dİr. Mekkî surelerin gayelerinden biri'de ölüm sonrası dirilişi is-batlamaktır.
25- "Doğru sözlü iseniz bildirin bu azab sözü ne zamandır?" derler.
26- De ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."
27- Azabı yaklaşırken gördükleri zaman, inkar edenlerin yüzleri çİr-kinleşip kararır; onlara: "Sizin arayıp durduğunuz İşte budur" denir.
28- De ki: ' 'Allah, beni ve benimle beraber bulunanları isterse yok eder veya isterse merhamet eder" cöyîeyin; bu takdirde inkarcıları, can yakıcı azab-dan kim alıkoyabilir?"
29- De ki: "Bizim inandığımız ve kendisine güvendiğimiz Rahman olan Allah'tır. Kimin apaçık bîr sapıklıkta olduğunu yakında bileceksiniz."
30- De ki: "Suyunuz yere batarsa, söyleyin, size kim temiz bir su kaynağı getirebilir?" [8]
Bazı Kelimeler:
Kötüleşti. Yakınlık.Suyun çekilmesi. Çağırıyorsunuz. Akar su.[9]
Açıklama:
Müşrikler Peygamber (S.A.V.) efendimizin yapmış olduğu tehditleri inkâr edip alaya aiarak ölüm sonrası dirilişin ne zaman olacağını soruyor ve 'kıyamet ne zaman kopacak?. Ey mü'minler! Eğer siz bu iddianızda doğru iseniz söyleyin bakalım kıyamet ve ölüm sonrası diriliş ne zaman gerçekleşecek? diyorlardı.
Ama Cenab-ı Allah şu sözü ile onların bu istihzalarını reddetti: Buna ilişkin bilgi ancak Allah'a aittir. Kıyametin ve ölüm sonrası dirilişin ne za-man.olacağım ancak O bilir. Peygamber ise sadece bir tebliğcidir. Bunun ne zaman olacağını bilmek ona mahsus değildir.
İnkarcılar, tehdit olundukları günü ve kendileri için hazırlanmış olan kötü azabı gördüklerinde yüzleri kötüleşti, kalpleri kin ve keder doldu. Çünkü daha önce bu azabı ve bu günü yalanlıyorlardı. Kendilerini kınamak ve incitmek maksadıyla şöyle denildi: İşte sürekli isteyip sorduğunuz veya gerçekleşeceğini kabul etmediğiniz, size gelmeyeceğini iddia ettiğiniz gün ve azap budur! İşte pek yakınınızda görüyorsunuz. Bunda artık şu anda şüphe yoktur.
Peygamber (S.A.V.) efendimiz o müşrikleri imana çağırıyor ve bu çağrısını ısrarla tekrarlıyordu. Bu arada onların düşlerini bozuyor, tanrılarını kö-tülüyordu. Onlarda bundan hoşlanmıyor ve biri birlerine şöyle diyorlardı: Azıcık bekleyin. Şu Muhammed ölecektir. Kendisinin ölümü ile birlikte davası da ortadan kalkacak, kafalarımız rahatlayacak, gönüllerimiz sakinleşecek-tir!
Cenab-ı Allah onları reddederek kendilerine şöyle demesi için Peygamberine emir verdi: Allah sizin duanıza icabet ederse, bizi ölümle helak eder, yahut bize merhamet edipte azıcık ecelimizi ertelerse, sizin bundaki faydanız ne olacaktır? Siz küfür ve sapıklıkta ısrar ederseniz, bu ısrarınızın sizi Allah'ın azabından kurtaracağını mı sanıyorsunuz? Hayır, asla! Ölümümüz de, hayatımız da size fayda vermeyecektir. Size ancak iman fayda verir. Çünkü bizi kurtaran da rahmana iman etmemizdir ve ona dayanmamızdır. Size gelince, siz bu halinizi devam ettirdiğiniz takdirde kimin büyük bir sapıklık içinde olduğunu yarınki günde elbette ki bileceksiniz!
Ey Muhammed, onlara Rablerinin nimetlerini'hatırlatarak şöyle de: Eğer bu suyunuz çekilir ve eliniz ile kovalarınız bu suya kavuşmazsa o zaman yeryüzünde akmakta olan bir akarsuyu size kim getirir? Veya pınarlardan fışkıran suyu size kim verir?! Hayır, hiç kimse veremez. Allah'tan başka bunu size verebilecek kimse yoktur. Öyle İse Allah'a iman edin ve sizi Rabbinizin elem verici azabından kurtaracak salih ameller işleyin.[10]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/281.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/281-282.
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/283.
[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/283-285.
[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/286-287.
[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/287.
[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/288.
[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/288-292.
[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/292.
[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/292-293.
İslami Okul Okulların En Önemlisi