Hâkkâ Sûresi Keremli Mekke'de Nazil Olmuştur - Kuran - 069Hakka - 10. Sayfa
HÂKKÂ SÛRESİ
Keremli Mekke'de nazil olmuştur. Etli iki âyettir. Allahü Teâlâ âyet-i cebesinde şöyle buyuruyor:
"O hak olan (kıyamet), nedir o hak olan (kıyamet)?"
"Elhâkka": Kıyamet adlarından bir addır. Bu (hakka) bir saattir ki, kesinlikle meydana gelecektir. Olmasında hiçbir şüphe yoktur. Kesinlikle inananlarca kıyamete (hakka) denilmesi, "her işin iç yüzünün o gün belli olacağı" içindir. Kimin amelinin ne kadar sevap getireceğinin gerçeği o gün anlaşılacak. Kimin de amelinin azaba sebeb olacağı o gün bilinecek. O günün işinin çetin ve korkularının büyük olduğu için de bu ismi almıştır.
Allah Rasûlüne (s.a.v) tekrar hitap ederek buyurur:
"O gerçek (kıyamet) İ sana hangi şey bildirdi?"
Yâ Muhammedi O kıyametin ne ulu gün olduğunu Biz Azîmüşşan bil-dirmezsek nereden öğreneceksin? Onun sânı büyüktür. Zor kavranır bu.
Şimdi de kıyameti yalanlayanların hallerini yüce Rabbimiz şöyle açıklıyor:
(Cüz: 29 Âyet: 5-7) Hakka Sûresi 277
"Setnud İle Âd patlayacak olan o kıyameti yalanladılar."
Hz. Salih (a.s)1 in kavmi Semûd ile Hz. Hûd (a.s)1 in kavmi Âd o kıyameti yalanladılar. Kıyamet gününe (Kâria) denmesi şundandır: O gün çeşit çeşit korkulu hallerden ötürü gönüller tutuşacak. Dayanılmaz azap olacak...
O yalanlayanların cezalarını Kur'an zikrederek şöyle beyân etmiştir:
"Semûd'a gelince; Onlar korkunç bir ses ile helak edildiler."
Çünkü onlar Salih peygamberi yalanlamışlardı. Yok oluşlarına azgınlıkları sebeb olmuştu. Bu korkunç ses, baştan aşağı geçerek onları yok etti.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Âd'a gelince: Onlar da uğultulu, azgın bir fırtına ile helak edildiler."
Âd kavmi de şiddetli soğuk bir rüzgâr ile yok edildiler. Her şeyin sahibi Hazînedânn hükmü ezelde verilmişti. Zamanı gelince bu hüküm bir bir gerçekleşti.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"CAİlah) onu yedi gece, sekiz gün ardı ardınca üzerlerine musallat etti. Öyle ki (sen de hazır olsaydın) o kavmin (bu müddet) içinde (nasıl) ölüp yıkıldığını görürdün. Sanki onlar, içleri bomboş hurma kütükleri gibi İdiler."
Yâ Muhammedi Sen bu müthiş hâdiseye şahit olsaydın, yedi gece-se-kiz gündüz içinde o uğultulu rüzgârı, onlara nasıl gönderdiğini görürdün! Sökülmüş hurma kütüklerine döndüler. İbn-i Abbas (r.a) der ki: "Yüce Allah gökten bir damla bile su göndermedi. Ancak çok ölçülü su verdi. Bir arpayı sallayacak kadar fazla rüzgâr estirmedi. Onu da çok az verdi. Âd ve Semûd kavmini bu korkunç yelle yok etti."
278 Hâkkâ Sûresi (Cüz: 29 Âyet: 3-11)
Herşeyin sahibinin hükmü öne geçti. Kimse onların helâklannı önleyemedi. Hepsini yok etti.
Nitekim Hak Teâlâ şöyle buyurdu:
"Şimdi onlardan bir kalan görüyor müsün?"
Yâ Muhammedi Etrafa bir bak. Onlardan bir kişiyi bile bulamazsın. Bundan sonra firavundan haber vererek yüce Rabbimiz şöyle buyur-
"Firavun da, ondan öncekiler de, altüst olan (kasaba) lar (halkı) da hep o hatayı (meydana) getirdiler."
O Allah'ın Peygamberlerine isyan ettiklerinden Allahü f eâlâ bunları şiddetli azaplara duçar etti. Firavun da bunlardandır. Çünkü o da Nemrûd gibi, Lût kavmi gibi, hep o "değişmez küfür hata sürecinde" kalakaldı. Yâni şirkle, çirkin işlerle ömür tükettiler.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Öyle ki (her ümmet) Rablerinin peygamberine isyan ettiler. Bundan dolayı O da kendilerini fazla bir şiddetle yakalayıverdi."
Çünkü o taşlan tavırlı kâfirler Mevlâlannın Rasûllerine itaat etmedikleri gibi; üstelik isyan da ettiler. Allah da bunları bu şiddetli önüne geçilmez azapla cezalandırdı. Onlar çirkin işlerini ve Peygamberlerine muhalefeti aralıksız sürdürdüler.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Doğrusu, (her yanı) su bastığı zaman sizi gemide biz taşıdık."
Sular yuvalarından haznelerinden taştı. Öyle ki herşeyin üstünde su
Hâkkâ Sûresi <Cü2: 29 Âyet: 12-16) 279
onbeş arşın yükseldi. Biz sizi, yâ Muhâmmed, o vakit babalarınızın sulbünde sakladık. Bu tufandan kurtardık.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Onu sizin için bir Öğüt ve İbret yapalım, onu belleyen kulaklar da bellesin diye"
Nûh kavmini helak edişimizden ibret alasınız ve iyi düşünesiniz diye size bunu bildirdik. Çünkü siz de onlann yaptıklarını yapıyorsunuz. Bu haberleri işittiği halde can kulağı ile dinlemeyerek taşkınlıklarına devam edenin akıbeti de farklı olmaz.
Bundan sonra sûrenin başındaki kıyâmeü beyân eden yüce Allah şöyle buyurdu:
"Artık (Sûr) a birinci üfürülüşle üfürüldüğü zaman,"
O Kıyamet, İsrafil (a.s) "Sûr"a bir defa üfürünce gerçekleşecektir. Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Yerle dağlar yerlerinden kaldırılıp da yekdiğerine bir çarpışla hepsi toz hâline geldiği (zaman)."
Yerlerdeki otlar, ağaçlar yerlerinden sökülür. Dağlar da yerlerinden koparlar! Hem de birbiriyle çarpışarak toz-duman olurlar! Yıkanmış topraktan tepeler oluşur. O yerleri, dağlan, hepsini o müthiş fırtınayla darmadağın ederiz!
Devamla şöyle buyurur:
"İşte o zaman olan olmuş (kıyamet kopmuş) tur. Gök de yarılmış ve artık o, o gün zaafa düşmüştür."
280
Hâkkâ Sûresi {Cüz: 29 Âyet: 17-18)
Kıyamet kopurtca Aliahü Teâlâ'nın heybetinden gökler zayıf düşecektir. Melekler de yere ineceklerdir. Tabiî gökler bu heybetten parça parça olacaktır.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Melek (ler) ise onun bucaklanndadır..."
Sûr'a üfürülmeden önceki meleklerin hâli budur. Yüce Allah devamla şöyle buyurdu:
"O gün Rabblnin arşını (bucaklardakilertn) üstlerinde bulunan sekiz (melek) yüklenir."
O gün Yâ Muhammedi Senin Rabbinin arşını bazı halklar üzerine sekiz melek götürürler. Kimisi dedi ki: "O meleklerin gerçek sayısını ancak O bilir. Ama haberde Rasûlullah (s.a.v)' in şöyle dediği varittir: "O Arşı taşıyan meleklerin başlan Arşı geçmiş, ayakları da yedi kat yerin altına inmiştir. Kulak yumuşağından boynu arası mesafe yediyüz yıllık yoldur. Hızlı uçan kuşlardan daha hızlıdırlar.
Teşbihleri C ) budur. Yani: "Seni, sen nasıl-
san, öylece noksanlıklardan uzak biliriz" demektir.
Vehb b. Münebbih (r.a)' e göre: "Arşın taşıyıcı meleği dörttür. Herbiri-nin de dörder yüzleri vardır. Bir yüzü (sığtr), bir yüzü (arslan), bir yüzü Cgerges) bir yüzü de (insan) dır."
s Yüce Allah şöyle buyurdu:
"O gün (huzura) arzolunacaksınız. (Öyle ki) size âlt hiçbir sır gizli kalmayacak."
O kıyamet günü sen hesap yerine Allah'ın huzurunda duracaksın. Aranızda olup bitenler, birbirinize yaptıklarınızın hepsi Allah tarafından bilinmektedir.
(Cüz; 29 Âyet: 19-23) Hikkâ Sûresi 281
Âlimler şöyle diyorlar: Üç türlü arz olacaktır.
Hesaplar görülecek. Herkes amelini görecek.
Birbiriyle dâvaları olanların çekişmeleri olacak.
Onlar arasındaki proplemler halledilecek. Sonunda herkes amel defterini bizzat okuyacak.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Artık kitabı sağ eline verilmiş olan kişiye gelince, der ki: Alın, okuyun kitabımı!"
Her kimin kitabı beraatı sağ eline verilmişse ordaki iyiliklerinin yazılmış olduğunu görünce tarifi imkânsız bir sevinç duyar. Bu sevincinden şöyle demeden kendini alamaz: "Gelin bu benim kitabıma bakın. Ben nasıl saadetlere erdim görünüz..."
Devamla yüce Allah şöyle buyurdu:
"Çünkü ben hakîkaten hesabıma kavuşacağımı (kuvvetle) zan-netmiştün."
Ben dünyada kesinlikle bu sonucu göreceğime inanıyordum. Kıyamet gününde Allah'ın bana bir ikramı olacağını biliyordum. Allah'a hamdoslun bu hayırlara kavuştum.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"İşte o, hoşnut bir hayat İçindedir. Yüksek bir cennette. Çabucak devşlrilecek (meyve) leri yakındır." ?
O cennete giren kimseler yüce köşklerde otururlar. Yüce hurma ve üzüm ağaçlan vardır orada. O çeşit çeşit meyveleri kolayca dererler. Birbîrlerine de ikram ederler.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
282 Hakka Sûresi (Cü2: 29 Âyet: 24-29)
"(Dünyâda) geçmiş günlerde takdim ettiğiniz (iyi ameller) in karşılığı olarak afiyetle yeyln, için."
Cennetteki hoşnutluk ve hizmetlerden dolayı, köşklerde yemeden-iç-meden ötürü mü'minler hoş vakit geçirirler. Pınarlardan soğuk sular içerler. Onların içlerini soğutsun dîye. Bu yemeklerden ve içmelerden hiçbir hastalık olmaz. Sonunda büyük-küçük abdest bozma da görülmez. Bu nimetlere sınır da yoktur. Kimsenin minneti yoktur. Ne yapılırsa yapılsın günah olmaz. Bu makamlar dünyâda "sâlih amellerinizden dolayıdır. Önceden gönderdiğinizin karşılığı olarak yeyin-için. Namazınız, orucunuz cihâdınız vs. karşılığı olarak sonsuza dek afiyetle yiyinîz-içiniz denilecek.
Bundan sonra yüce Allah ameli sol tarafından verilenleri şöyle bildirir:
"Kitabı sol eline verilmiş olan kişiye gelince, o da der ki: Ah keski benim kitabım verilmeseydi. Hesabımın da ne olduğunu bil-meseydim."
Keski dirilmeseydim. Bu kötü sonucu görmeseydim. Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Ah keski o (ölüm hayâtıma) katî bir son verici olmasaydı. Malım bana bir fayda vermedi. (Bütün) saltanatım benden ayrılıp mahvoldu."
Keski, O İsrafil (a.s)1 in "Sûr" ile ölmüş olunca tekrar dirilmeseydim de bu mihneti ve bu şiddeti görmeseydim! O dünyâda akıl atmaz zahmetlerle topladığım ve asla hayır yollarına sarfetmediğim malımın bugün-asıl yararlanacak bugün-bir faydasını bulmadım. Beni şu çekilmez azaptan kurtarması için onun hepsini fidye verirdim... (Verse de asla kabul edilmez). Dünyada Allah'ın hükmünün dışında bir takım hükümler koymuştum. Onlarla insanlar üzerinde "otorite" kurmuştum. Burada kendime bile hükme-
(Cüz: 29 Âyet; 30-37) Hakka Sûresi 283
demiyorum. Saltanatım yıkıldı. Bugün hor-hakîr rezîl oldum. Dayanılmaz maddî ve manevî acı içindeyim.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"(Allah buyururs) Tutun onu da (ellerini boynuna) bağlayın. Sonra da onu o alevli ateşe atın. (Bundan) sonra da onu, yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir İçinde, oraya sokun."
Tutun bu zâlimin boynunu demirleyin. Elini de boynuna demirleyin. O "Cahîm" derelerine bırakın. Meleklerin arşınlamasıyle yetmiş arşın olan zencirin yukarısından ağzından sokun tâ dübüründen çıkarın. Kalanlarım da boynuna sarın.
Dünyâda şeytan onu aldatmıştı, azdırmıştı. Onu da zincirleyin ki azapları da dünyadaki kötü işleri, inkârları gibi ortak olsun. Hadîs-i şerifde geçtiğine göre: "Eğer zincirin bir halkasını terazinin bir kefesine koysalar, dünyânın başından sonuna dek ne kadar demir yaratıldıysa onlar da öbür kefesine konsalar bu halka ağır gelir." Bir hadîsi şerifde de şöyle bir ifâde geçmektedir; "O zincirin bir halkasını Kâfdağı üzerine koysalar o dağ onun ısısından toprağa kadar erirdi." Bu hadis-i şerif den anlaşılan şudur: Cehennemlikler çok iri gövdeli olurlar. Çünkü çok zencir kullanmak gerekiyor.
Bu işkencelerin sebebini yüce Allah şöyle açıkladı:
"Çünkü o, O büyük Allah'a inanmazdı. Yoksula yemek (yedir-mediği gibi) vermeye teşvik bile etmezdi."
O dünyada yüce Allah'ı sânına lâyık bir biçimde tanımadı. Şirk koştu. Fakirleri doyurmadı. Başkasının yedirmesine de hep engel oldu.
Devamla şöyle buyurdu:
"Onun için bugün burada kendisine (acıyacak) hiçbir yakın (dost) yoktur. Gislîn'den başka yiyecek de yoktur. Ki onu (bilerek) hata eden (kâfir) ferden başkası yemez."
Bugün kendisinin şefkatli bir dostu yok ki ona şefaat etsin de kurtar-
284 Hakki Sûresi (Cüz: 29 Ayet: 38-43)
sın. Yiyecekleri de cehennemliklerin gövdelerinden sızan kanla karışık irinlerdir. (Gistîndir). Ateşten beter yenemez yiyecekler..Onu: Hak yoldan sapan ve dalâlete düşen, devamlı günah işleyen, günahlarına pişman olmayan üstelik mü'mirilere maddî, manevî sıkıntılar veren bütün bâtıl yolların iflah olmaz yolcuları yiyeceklerdir.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Neler görüyor, neler görmüyorsanız (onların hepsine) andede-rim ki, muhakkak o (Kur'an) Allah İndinde çok şerefli peygamberin kati sözüdür."
Yerde ve gökte olan gördüğünüz varlıklara andiçerim ki, — onlar; Arş, Kürsî, melekler, Levhimahfûz; yerlerde de vücutlarınız ve görmediğiniz canlarınızdır— bu Kur'an Allah katındandır. Cebrail (a.s) onu okumuş ve Peygamber (s.a.v) de onu tekrarlamıştır. O Rasûl (s.a.v) Allah'ın kerîm, azız, şerefli kuludur. O da, pegamberüğin gerçeği, Hak sözleri sizlere ulaştırdı. O asla şeytanların haberi değildir.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"O, bir şâir sözü değildir. Ne zaman inanırsınız sizi"
O Ebûcehil: "O Muhammed mecnundur. Sizin atalarınızın yoluna inancınız az olduğu için ona inanıyorsunuz," derdi hempalarına.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"(O), bir kâhin sözü de değildir. Siz ne az düşünürsünüz!"
Yüce Allah devamla şöyle buyurdu:
"(O), âlemlerin Rabblnden indirilmedir."
Bu Kur'an mutlak kudret sahibi bütün âlemlerin Rabbinden gönderil-
rtûrnûb Kir L»it4r\Mr
(Cüz: 29 Ayet: 44-49) Hakka Sûresi 285
"Eğer (peygamber söylediğimiz) bâzı sözleri bize karşı kendiliğinden uydurmuş olsaydı, elbette onun sağ elini (gücünü) aüverir-dlk. Sonra da, hiç şüphesiz, onun kalp damarını koparırdık."
O kâfirler dediler ki: "Muhammed okuduğu Kur'ani kendi kendine uy-dururyor." Allahü Teâlâ bunun üzerine "şayet o, Kur'andan bir harf eksik veya Fazla söyleseydi izzetim hakkıçûn biz onun gücünü giderir, boyun damarlanru da keserdik. Halkın en faziletlisi, en cömerti, en şereflisi olan Hz. Peygamber (s.a.v) hakkında bu ifâdeler kullanılması çok anlamlıdır. Âsi olanlara bu bir tehdittir. Resûlullah'm bu konuda bir hatası yoktur, Muhalfarz, kâfirlerin sözlerinin karşılığını belirtmek için buyurmuştur. Dîni tebliğ edenler çok dikkatli olmalıdır.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Sizden hiç biriniz o vakit buna engel de olamazdınız."
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Şüphesiz ki o (Kur'an fenalıklardan) korunanlar İçin kati bir öğüttür."
Doğrusu bu Kur'an vaazunasîhattır. Şunlar için ki şirkten, nifaktan ve yüzsüzlüklerden sakınmaya niyetli olanlar için faydalıdır. O Kur'an Allah'a itaate ve günahlardan sakınmaya herkesi çağırır.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"İçinizde yalan sayanlar bulunduğunu elbet biz de biliyoruz."
Biz Kur'an'ı ve peygamberi yalanlayanları çok iyi biliriz. Bunlar münafıklardır.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
286 Hâkkâ Sûresi (Cür: 29 Ayet: 50-52)
I
"Muhakkak ki o (Kuran) kâfirlere karşı (kaçınılmaz) bir hasrettir."
Kıyamet gününde bu Kur'an kâfirlerin ve münafıkların hasret ve pişmanlıklarını artıracak. Onlar ona inanmamışlardı. Cennetliklere Allah'ın ikramlarını da görünce hasretleri dayanılmaz boyutlara ulaşacak. Peygamberi de inkârlarına pişman olacaklar.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Hiç şüphesiz ki o (Kur'an) kaü bilginin tam gerçeğidir. Onların hasreti nedametleri kesin gerçekleşecek.
Bundan sonra Hak Teâlâ Rasûlüne şöyle buyurmaktadır:
"O halde O büyük Rabbİni, kendi adiyle tcsbîh et"
Rabbini Onun sânına uymayan şeylerden tenzih eyle. İşini Ona havale et. O senin yardımcın olsun.
İslami Okul Okulların En Önemlisi