Hakka Sûresi - Kuran - 069Hakka - 20. Sayfa
Bu Üç Ayeti Takip Eden Ayetlerde Şu Hususlara Değinilmiştir:
Kıyamet Günü'nde İnkâr Edenin Durumu
Yoksulu Doyurmayı Teşvik Etmek
HAKKA SÛRESİ
Kur’an ‘daki Sırası :69
Nüzul Sırası :78
Ayet Sayısı :52
İndigi Dönem :Mekke
Sûrenin Tanıtımı
Sûrede kafirler Allah'ın azabıyia korkutul m akta, kendilerinden önce geçen benzerlerinin başlarına gelenler hatırlatılmakta. Kıyamet gününün dehşet ve korkusu, o günde mü'minlerle kafirlerin varacakları son yerler anlatılmaktadır. Peygamber'in Rabbani vahiyle olan ilişkisinin, Kur'an'ın O'nun tarafından gelmesinin doğruluğu kuvvetli bir şekilde te'yid edilmekte ve ondan iftira, şiir ve kehanet vasıfiarı nefyedilip kaldırılmaktadır.
Sûre ayetlerinin birbiriyle tevazün içerisinde, kafiyeli ve irtibatlı olması bir defada indikleri görüşünü doğrulamaktadır.[1]
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
1. Elbette gerçekleşecek olan'[2] (Kıyamet)
2. Nedir o muhakkak gelecek olan?
3. O gerçekleşecek olanı (Kıyameti) sana bildiren[3] nedir?
4. Semûd ve Ad (kavimleri), kâriayı[4] yalan saydılar.
5. Bu nedenle Semud (halkı), korkunç bir sesle[5]' helak edildi.
6. Ad (halkın)a gelince; onlarda, uğultu yüklü, azgın[6] bir kasırga'[7] ile helak edüdiler.
7. (Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti'[8]. Öyle ki, o kavmin, orada sanki İçi boş hurma kütükleriymiş'[9] gibi çarpılıp[10] yere yıkıldığını'[11] görürsün.
8. Şimdi onlardan hiç arta kalan (bir şey) görüyor musun?
9. Firavun ve ondan öncekiler ve altüst olmuş kentler'[12](in halkı olan Lût kavmi) de hatalı iş yaptılar.
10. Rablerinin elçisine karşı geldiler[13]. O da onları şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı.
11. Gerçek şu ki, su taştığı zaman, o gemide biz [14]sizi taşıdık.
12. Ki, onu size bir ibret yapalım ve belleyen kuîak(lar) onu bellesin.
Kıyametin Şiddeti
Sûrenin ilk üç ayeti bir topluluğa Allah'ın bela ve azabı isabet ettiğinde, bunun ne kadar şiddetli ve korkunç olacağına dikkat çekmektedir.
Aynı üslup aynı mânâyla Karia sûresinin girişinde de kullanılmıştır. Müfessirler Hakka'nın Kıyamet gününden kinaye olduğunu söylemiştir. Ancak bu üç ayetten sonra gelen ayetlerin önceki kavimlerin başına gelen dünya azabını hatırlatması, buradaki Hakka'dan maksadın da mutlak olarak Allah'ın azap ve belasına dikkat çekmek olduğunu göstermektedir. Hem dünya azabını, hem de ahiret azabını veya her ikisini de kapsaması mümkündür.[15]
Bu Üç Ayeti Takip Eden Ayetlerde Şu Hususlara Değinilmiştir:
1- Önceki ümmetlere isabet eden Rabbani azaba seri bir hatırlatma işaretinde bulunulmuştur: Semûd ve Ad kavimleri Kıyamet gününü yalanlayıp inkâr etmişlerdi. Allah da evvelkileri, Semûd halkını şiddetli azgın bir belayla helak etmiş, sonradan gelen Âd kavmini de üzerlerine yedi gece sekiz gün aralıksız olarak musallat ettiği şiddetli, kuvvetli bir kasırgayla helak etmiş, köklerini söküp kazımıştı. Öyle ki onlar içi boş hurma ağacı kütükleri gibi yıkılmış, tuğla duvarlar gibi yerlere atılıp savrulmuşlardı. Onlardan hiç bir kimse geride kalmamıştı. Bunu, işitenler çok iyi bilmektedirler.
2- Firavun, ondan önceki kavimler ve yere batırılmış kentler halkı olan Lût kavmi birçok hata ve günahlar işlemişler, Allah'ın elçilerine karşı gelmişlerdi. Allah da onları şiddetli bir şekilde yakalayarak helak etmişti.
3- Su yükselip taştığında, ufukları doldurduğunda, zihinlerden çıkmayacak bir öğüt ve ibret vesikası olması için Allah itaat edenleri gemide taşımıştı.
Son iki ayetin Nuh tufanı hadisesi ve gemisine işaret ettiği anlaşılmaktadır. Sözün muhatap çoğul zamiriyle dinleyenlere çevrilmesi, Allah'ın gemi üzerinde kendilerini kurtardığı evvelki ataları olan Nuh (as) ve halkı vasıtasıyla onların da bu hadiseyle bağlantıları olduğunu göstermek içindir. Nitekim bu bağlantı Kur'an'da başka yerlerde daha açık bir ifadeyle vurgulanmıştır. Saffat sûresinin şu ayetinde olduğu gibi: "Yalnız o-nun zürriyetini kalıcılar yaptık (onlardan başka hepsini helak ettik.)" (Saffat, 77). Muhatap çoğul zamiri, dinleyenlerin hadiseyi ve gemi üzerinde kurtulan Nuh ve çocuklarıyla olan bağlantılarını bildiklerine nişanedir.
Aynı şekilde ayetler Arap kafirlerini, önceki geçen kavimlerin peygamberlerini yalanlamalarından ve günahlar işlemelerinden ötürü Allah'ın çok çeşitli belalarına çarpıldıklarını hatırlatarak, ibret ve öğüt almaları gerektiğine dikkatlerini çekmekte ve Önceki geçen benzerleri gibi, onlara da azap ve belanın isabet edebileceği konusunda onları uyarmaktadır.[16]
13. Artık sur'a tek bir üfürülüşle üfürüleceği,
14. Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman.
15. İşte o gün olan olmuştur[17].
16. Gök yarılmıştır; o gün o, zayıf, sarkıktır[18].
17. Melekler de onun kenarlarındadır. O gün Rabbinin tahtını, üstlerinde sekiz (melek) taşımaktadır.
18. Siz o gün (Allah'a) arz olunursunuz; sizden yana hiç bir gizli (şey) kalmaz.
19. Artık kitabı sağından verilen: "Alın kitabımı okuyun" der.
20. Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmıştım[19].
21. Artık o, hoşnut bir yaşama içindedir.
22. Yüksek bir cennette,
23. Devşirilecek (meyve ve eşsiz ürün)leri pek yakındır'[20].
24. Geçmiş günlerde[21]' yaptığınız işlerden[22] ötürü afiyetle yiyin, İçin.
25. Kitabı sol eline verilen ise; o da der ki: "Bana keşke kitabım verilmeseydi."
26. "Hesabımı hiç bilmeseydim."
27. "Keşke (ölüm) İşimi bitirmiş olsaydı!"
28. Maiım bana hiç bir yarar sağlayamadı.
29. Güç ve kudretim yok olup gitti'[23].
30. (Allah buyruk verir): Onu tutuklayın, hemen bağlayın.[24]
31. Sonra çılgın alevlerin İçine atın[25].
32. Daha sonra onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zinci-re vurup gönderin.
33. Çünkü o, büyük olan Allah'a İman etmiyordu.
34. Yoksulu doyurmaya destekçi olmazdı.
35. Bundan dolayı bugün, kendisine hiçbir sıcak dost yoktur.
36. İrin ve kan karışımından başka bir yemek yoktur.
37. Bunu da, hata edenlerden başkası yemez.
Kıyamet Günü'nde İnkâr Edenin Durumu
Bu ayetler Kıyamet günündeki durumu vasfetmektedir. Tayin edilen vakit gelip de Sur'a üflendiğinde, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirlerine çarpılarak paramparça edildiğinde, gökyüzü yarılıp yıkılmaya yüz tuttuğunda, artık olan olmuş, Kıyamet kopmuş demektir. O vakit melekler bütün kenarlan ve yönleri kuşatmış olacaklardır. Allah da (cc) kâinatın ve yaratıkların üstlerinde meleklerinden sekiz melek tarafından taşınan Arş'ının üzerine tecelli edecektir. Bütün insanlar O'na arzolunacaklardır, onların hiçbir şeyi O'na gizli kalamayacaktır. Allah'ın onlar hakkındaki hükmü infaz edilecek ve iki gruba ayrılacaklardır; bir gruba kitabı sağ tarafından verilir ve o grup sevinip mutlu olur; çünkü onlar Allah'a, O'na kavuşmaya ve hesaba çekeceğine kesin olarak inanmaktaydılar. Ve bu grup cennete girer, orada razı olduğu bir yaşama, kolayca alabilmesi için yaklaştırılmış olan her türlü meyvalara, yiyeceklere kavuşur. Onlara, yiyiniz, içiniz afiyet olsun, bu dünyadayken salih amel işleyerek yaptığınız hazırlığın karşılığıdır, denir. Bir gruba da kitabı sol tarafından verilir ve onu korku kaplar, pişmanlık duyarak, hasret içerisinde keşke diriltilmeseydim, hesaba çekilmeseydim temennilerinde bulunur ve feryat ederek malının kendisine hiçbir fayda vermediğini, hakimiyet ve gücünün kaybolduğunu söyler. O esnada azap memurlarına onları yakalayıp ellerini bağlamaları, cehenneme atmaları ve uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup bağlamaları emredilir. Çünkü onlar Yüce Allah'a inanmamışlardı, yoksulu doyurmaya teşvik etmemişlerdi. O zaman kendilerine hiçbir sıcak dost veya faydası dokunacak bir yardımcı bulamayacaklardır. Yiyecek olarak da onlara, benzerleri günahkârlar için hazırlanmış irinden başka bir yemek de olmayacaktır.
Bu ayetlerle öncekiler hatırlatma ve uyarı hedefinde birleşmektedir. Allah, evvelki yalanlayıp inkar eden kafirleri dünyada çok çeşitli belalarla helak ettiği gibi, ahirette de onlar için türlü azaplar hazırlamıştır. Arap kafirlerinin durumu, önceki kafirlerin durumu gibidir, sonları da aynı son olacaktır.
Kafirlerin sonlan anlatıldıktan sonra, Kur'an üslubuna uygun olarak, onların sonu mukabilinde salih mü'minlerin sonu da övülerek anlatılmıştır.
İlk ayetler -inanılması gereken ahiret olaylarının hakikatlerine ilave olarak- Kıyamet gününün şiddetli korkusunu hatırlatmak ve korkutmak amacıyla tasvir etmektedir. Mü'minlerin varacakları son yerin vasfedilmesi, mü'minlerin gönüllerini rahatlatmak, müjdelemek ve salih amel işlemeye rağbet ettirmek amacıyla olmuştur. Aynı şekilde kafirlerin sonlarının vasfı da korkunç olmuştur, böylece kalplerinde korku uyandırıp <Snlan inkarlarından vazgeçmeye sevketmek amaçlanmıştır. Her iki tasvirin de ayetlerin hedefleri arasında olduğu anlaşılmaktadır.
"Melekler de onun kenarianndadır. O gün Rabbinin Arş'mı, üstlerinde sekiz (melek) taşımaktadır" ayetinde ifade edilen konunun bir benzeri de Zümer, Gâfir ve Şûra sûrelerinde geçmiştir. Bu hususla ilgili, genel olarak da meleklerle ilgili Müddessir sûresinin tefsirinde tekrara ihtiyaç olmayacak şekilde açıklamada bulunmuştuk.[26]
Yoksulu Doyurmayı Teşvik Etmek
"Yoksulu doyurmaya teşvik etmemenin kınanmasıyla, iyiliğin sadece yoksulu doyurmakta olduğu, günahın da bunu yapmamak olduğu kastedilmemiştir" demek, bilinen bir gerçeği tekrarlamaktan ibarettir. Ancak bunu yapmak evrensel olan Kur'an beyanının içerisinde kuşkusuz vardır; bu işi yapmak, onu yapmaya başkalarını teşvik etmek ve bunu en büyük sosyal iyilik davranışlarından kabul etmek, özellikle de ihtiyaçların son
derece fazla olduğu bölgelerde çok büyük önem arzetmektedir.[27]
38. Hayır; gördüklerinize yemin ederim.
39. Görmediklerinize de[28].
40. Hiç şüphesiz o (Kur'an), şerefli bir elçinin[29]' kesin sözüdür.
41. O, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz?
42. Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz?
43. Alemlerin Rabbİ tarafından indirilmiştir.
44. Eğer (Peygamber), bazı laflar uydurup bize iftira etseydi,
45. Elbette onun sağ elini (bütün güç ve kudretini) çekip alıverİrdİk[30].
46. Sonra onun can damarını[31] elbette keserdik.
47. Sizden hiç kimse buna engel olamazdı.
48. O (Kur'an}, korunanlar için bir öğüttür.
49. Elbette biz, içinizde yalanlayanların bulunduğunu bili yoruz.
50. Gerçekten o (Kur'an), kafirler için bir hasrettir.
51. Ve şüphesiz o, kesin bir gerçektir.
52. Öyleyse, büyük Rabbini ismiyle teşbih et.
Kur'an Allah Kelâmıdır
Bu ayetlerde, dinleyen muhatapların kâinat varlıklarından ve sırlarından; dünya ve ahirette müşahade edilenlerden ve gaybda olanlardan gördüklerine ve görmediklerine yönelik, Peygamber'in nübüvvetinin doğruluğunu, onun söz ve tebliğinin sadık olduğunu te'yid amacıyla yapılan Rabbani kasem-yemin yer almaktadır: O Allah katında şerefli bir elçidir; o şair de değildir, kâhin de. Bu durum üzerinde, söylediği sözler üzerinde düşünen, kalbi kötülükten temiz, hakikati kabul etmeye hazır, hidayet ve hakka ulaşmayı arzulayan herkese bu apaçık bir gerçek olarak gözükür. Çünkü onun söyledikleri çok yüce olup, şairlerin, kâhinlerin ona ulaşması; özellikle hedefler, öz-ana tema ve boyutları noktasında mümkün değildir. O hatırlatmadır, öğüttür; ondan temiz kalp sahipleri, samimi arzu, istek sahipleri ve Allah'ın gazabından korkarak sakınanlar, rızasını arzulayanlar istifade eder. O, içine bâtıl karışması mümkün olmayan kesin bir gerçektir. O alemlerin Rabbi Allah tarafından indirilmiştir. Şayet o, bazı ayetleri kendi tarafından uydurup Allah'a iftira olarak nisbet edecek olsa, Allah onu yakalayıp helak etmeye elbette kadirdir ve onu O'ndan kurtarmaya hiçbir kimsenin gücü yetmez. Ve Allah çok iyi bilmektedir ki, insanların bir kısmı onu yalanlayacaklardır. Fakat onlar yalanladiklarından, inkar ettiklerinden dolayı pişman olacaklar, hasret çekeceklerdir.
Ayetler Peygamber'e Yüce Rabbinin adıyla teşbih etmesi emriyle bitmektedir. Bunda, bir yönden bu büyük Rabbani te'yidden, bir yönden de onu yalanlayanların bulunmasının tabii olduğu açıklamasından sonra, ona açık bir teselli ve destekleme bulunmaktadır.
Ayetler öncekilerle bağlantılıdır. Peygamber'in okuduğu, mü'min ve kafirlerin sonlarım açıklayan ayetlerin doğruluğunu te'yid etmektedir. Ayetler kınamasında, uyarısında, te'yidinde, inkarında ve tesbitinde çok mükemmel ve güçlüdür. Böylece Peygamber'in mü'minlerin gönlünde, güven duygusunu en yüksek düzeyde gerçekleştirmektedir. Hatta mutlak olarak işiten muhataplar inadı, büyüklenmeyi, hevayı ve kini terkeder-ler de Peygamber'in Rabbanî vahiyle bağının ve Kur'an'ın O'ndan geldiğinin doğruluğuna inanırlarsa, onların gönlünde de güven duygusu en yüksek düzeyde gerçekleşir.
Son ayette, birçok sûrenin bitiminde bulunan özellik aynen gözükmektedir.[32]
[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/239.
[2] el-Hâkka Va'dolunan Allah'ın azabının gerçekleştiği hadise.
[3] Ve mâ edrâke 'Ma' burada ismi mevsul, yani bağlaçtır. Cümle 'Hakka'mn tehlikesine dikkat çekmek için gelmiştir.
[4] el-Kâria 'Kari' kökünden gelir; çalmak, vurmak anlamındadır. Kinaye yoluyla Kıyamet günü kastedilmiştir. Zira onun şiddetli korkusundan kulaklar çınlayacaktır.
[5] bi-Tâgiyej Kinaye yoluyla Semud halkının yurtlarına isabet e-den şiddetli, azgın bela kastedilmiştir.
[6] Afiye Engellenmesi mümkün olmayan, şiddet anlamında bir sıfattır. "Utûv' kökünden gelir; korkunç, şiddetli rüzgar anlamındadır.
[7] Sarsar Şiddetli soğuk veya şiddetli ses ve uğultu.
[8] Husûman Hasm kökünden olup; kesmek, koparmak anlamındadır. Kelime kökünden koparıp almak anlamına da gelir.
[9] A'câzü'n-Nahl Hurma ağaçlarını ve köklerini korumak için tuğladan yapılmış set, duvar.
[10] Sar'â Helak edilerek yere atılıp, yıkılmış cesetler.
[11] Hâviy İçi boş veya göçük, yıkık anlamındadır.
[12] el-Mutefıkât Yerle bir olmuş, yerin dibine geçmiş mekanlar. Müfessirlerin çoğuna göre kastedilen, Lût kavminin yaşadığı kasabalardır.
[13] Râhiye Artan, çoğalan... Normalden çok daha fazla bir şiddette artma durumu vasfedilmektedir.
[14] el-Câriye Gemi, sandal.
[15] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/241-242.
[16] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/242.
[17] el-Vâkıa Kinaye yoluyla Kıyamet günü kastedilmiştir.
[18] Vahiye Yıkılmaya yüz tutmuştur.
[19] Zanantü Burada bildim, kesin olarak anladım anlamındadır.
[20] Dâniye Alınması için yakınlaştmlmış.
[21] el-Eyyamü'l-Hâliye Dünyadan kinayedir.
[22] Esleftüm Daha önce yapıp gönderdiğiniz.
[23] Heleke arım Sultaniye Tüm hakimiyetim yok oldu ve gücümü kaybettim.
[24] Fegullûhü Onu zincirlerle bağlayın.
[25] Sallûhü Ateşin içine sokun, onda yansın.
[26] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/245-246.
[27] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/246.
[28] Tübsirûne ve mâla Tübsirûn Gördüğünüz dünya ve görmediğiniz ahiret anlamındadır. Yine dünya ve ahirette müşahade edilenle, gaybda olanlardan gördükleriniz ve görmedikleriniz anlamındadır.
[29] Rasâlûn Kerîm Peygamber'den kinayedir.
Rasâlûn Kerîm Peygamber'den kinayedir.
[30] Le ahaznâ minhü bi'l-Yemîn Gücümüzle, sür'atle üzerine atılır, onu yok ederdik.
[31] el-Vetîn Kalbe giden damar.
[32] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/247-248.
İslami Okul Okulların En Önemlisi