Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hakka Suresi - Kuran - 069Hakka - 22. Sayfa

HAKKA SURESİ 2

 


HAKKA SURESİ

 

Hakka suresi elli iki âyettir ve Mekke'de nazil olmuştur.

Bu mübarek sure, bir gün mutlaka gerçekleşecek olan kıyameti haber ve­rerek başlıyor.

Semud ve Âd kavimlerinin, bir gün mutlaka gerçekleşecek olan kıyameti yalanladıkları için Allah teala tarafından korkunç azaplarla cezalandırıldıkları haber veriliyor. Korkunç çığlık ve aralıksız esen uğultulu soğuk rüzgarın bu ka­vimleri helak ettiği ve onlardan kurtulan olmadığı beyan ediliyor.

Firavun'un ve ondan önceki kavimlerin de hep aynı hatayı işledikleri ve bu yüzden de helak edildikleri haber veriliyor.

Sure-i celilede kıyametin dehşetli sahneleri ve o zorlu günden sonra he­sap verme anı tasvir ediliyor. Amelleri salih olanların cennete konulup nimetle­re erdirileceği, inkarcıların ise cehenneme atılacakları ve orada işkencelere tabi olacakları ifade buyuruluyor.

Sure-i celilede bundan sonra Allah teala, Hz. Muhammed (s.a.v.)in hak peygamber olduğunu yeminle beyan ediyor ve Kur'anm kendisi tarafından indi­rildiğini haber veriyor. Kur'an'ın kâfirler için de bir pişmanlık kaynağı olduğu beyan ediliyor ve sure-i celile, "Öyle ise ey Peygamber, yüce rabbinin adını teş­bih et." âyetiyle sona eriyor.[1]

 

Rahman ve Rahim olan Allanın adıyla.

 

1-3- Mutlaka gerçekleşecek olan kıyamet, nedir o mutlaka gerçekle­şecek olan kıyamet? Mutlaka gerçekleşecek olan kıyametin mahiyetini sen nereden bileceksin?

Bir kısım işlerin gerçekleşeceği ve dünyada işlenen amellerin karşılıkları­nın verileceği kıyamet günü. Nedir o, içinde olayların gerçekleşeceği kıyamet günü? Ey Muhammed, mutlaka gerçekleşecek olan o kıyamet gününün ne ol­duğunu Sana bildirecek olan nedir?

Ayette zikredilen ve "Gerçekleşecek olan" diye tercüme edilen kelimesi, kıyametin isimlerinden biridir. Kıyamete isimleri verilmektedir. Bunların

ne anlama geldiklerini şöylece izah etmek mümkündür:

Mutlaka gerçekleşecek olan veya içinde bir takım hadise­lerin mutlaka gerçekleşeceği yahut amellerin cezalarının mutlaka tahakkuk ede­ceği gün demektir.

Dehşeti ve sıkıntısı insanların kalblerinin kapısını çalan gün demektir.

Mutlaka meydana gelecek olan çığlık demektir. Her felaketi bastıran demektir. Çığlık koparan demektir.

Abdullah b. Abbas diyor ki: "el-Hakka kıymetin isimlerinden biridir. Al­lah, kıyamet gününün dehşetini bu şekilde beyan etmiş ve kullarını bundan sakindirmiştır.

Katade diyor ki: "Kıyamete el-Hâkka, denmesinin sebebi, o günün, her amel işleyenin amelini ortaya çıkarmasındandır.[2]

 

4- Semud ve Âd kavimleri, dehşetlerle dolu o korkunç kıyamet günü­nü yalanladılar.

Salih Peygamberin kavmi Semud ve Hud peygamberin kavmi Âd, dehşeti insanların kalbini ürperten kıyamet gününü yalanladılar.[3]

 

5- Bu yüzden Scmud kavini, korkunç bir hadise ile helak oldular.

Âyette, "Korkunç bir hadise" diye tercüme edilen "Taği-ye" kelimesinden maksat, Mücahid ve İbn-i Zeyd'e göre, tuğyan ve isyan de­mektir. Buna göre âyetin manası: "Semud kavmi, inkarları ve işledikleri günah­ları yüzünden helak oldu." demektir.

Katade'yegöre ise "Tâğiye" kelimesinden maksat, "Haddi aşan bir çığlık" demektir. Bu çığlık normal işitme haddini aştığı için böyle isimlendirilmiştir. Allah teala, onların üzerine, çığlıkla gelen bir afet göndemıiş ve onları helak et­miştir.

Taberi bu son görüşü tercih etmiş ve buna delil olarak da daha sonra zik­redilen, Ad kavminin rüzgarla helak oluşunun ildirilmesini göstermiş ve demiş­tir ki: "Görülüyor ki âyetler, kavimlerin ne sebeple helak olduklarını değil nasıl helak olduklarını bildinnektedir."[4]

 

6- Âd kavmi ise, uğultu çıkaran çok soğuk ve azgın bir rüzgarla yok edildi.

Âd kavmini helak eden rüzgara "Azgın" denmesinin sebebini Abdullah b. Abbas ve Hz. Ali şöyle izah etmişlerdir: Hz. AH diyor ki: "Hiçbir damla su inmez ki o, meleğin elinde bulunan ölçü ile inmiş olmasın. Ancak Nuh tufanı olduğu gün suya, meleğin kontrolü dışında inme izni verilmiştir. Bu sebeple su­lar taşıp dağlan aşmıştır. İşte Allah tealanın, "Biz, tufan kopup sular taştığı za­man sizi gemide taşıdık."[5] âyeti bunu ifade etmektedir. Yine: Hiçbir rüzgar esmez ki meleğin elinde bulunan ölçü ile esmiş bulunmasın. Ancak Âd kavmi­nin helak olma gününde rüzgara, meleğin kontrolü dışında esme izni verildi. Ve rüzgar, haddi aşan bir şekilde esti. İşte Allah tealanın: "Âd kavmi ise uğultu çı­karan çok soğuk ve azgın bir rüzgarla yok edildi." âyeti de bunu ifade etmekte­dir. Yani rüzgar, kendisini idare eden meleğe isyan etmiştir.

Abdullah b. Abbas diğer bir görüşünde bu âyeti izah ederken şöyle de­miştir: "Âd kavmi, helak eden,soğuk, merhametsiz, uğursuz ve hiç kesilmeden esen bir rüzgarla helak edilmiştir."[6]

 

7- Allah (onların köklerini kesmek için) o kasırgayı, yedi gece, sekiz gün aralıksız estirdi. Eğer orada olsaydın onların, kökünden sökülmüş kof hurma kütükleri gibi yere serildiklerini görürdün.[7]

 

8- Sen onlardan hiç kurtulup kalanı gördün mü?

Âyet-i kerimede geçen ve "Aralıksız" diye tercüme edilen kelimesi, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud, Mücahid, İkrime ve Katade tarafından bu şekilde izah edilmiştir. Taberi de bu izahı tercih etmiştir Süfyan es-Sevri ise bunu "Köklerini kesen" diye izah etmiştir.

Allah teala bu âyetlerde, Âd kavmini, rüzgarla nasıl helak ettiğini beyan etmektedir. Peygamber efendimiz de bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

"Bana saba rüzgarı ile yardım edildi. Âd kavmi ise batı riizgan ile helak edildi."[8]

 

9- Firavun da ondan önce gelmiş geçmiş milletler de, altı üstüne çevirilmiş kavimler de, hep aynı hatayı işlcycgcldilcr.[9]

 

10-  Rab Itrinin Peygamberine karşı isyan ettiler. Bunun üzerine Al­lah da, onları son derece şiddetli bir azapla yaka layı verdi.

Fravun, ondan önce geçen Nuh, Âd, Semud kavimleri ve memleketlerinin üstü altına getirilen Lut kavmi, bu yalanlama suçunu ve günahları işlemişlerdi. Onların hepsi de rablerinin, kendilerine gönderdiği peygamberine karşı olmuş­lardı. Bunun üzerine rableri de onlan, şiddetli bir yakalayişla yakalayıverdi ve onlan helak etti.

Firavun'un, ondan önce geçen kavimlerin ve üstlerinin altlarına çeviril-diği bildirilen kavimlerin işledikleri hatadan maksat, Atlahm indirdiği emirleri yalanlamaları, ona isyan etmeleri ve şirke düşmeleri gibi durumlardır.[10]

 

11-12- Ey insanlar, sizlere bir ibret olsun ve duyabilen kulaklar iyice anlasın diye biz, tufan kopup sular kabardığı zaman, sizi gemide taşıdık.

Ey insanlar, Nuh tufanı esnasında sular çoğalıp belli sınırları aşınca biz sizlerin atalarınızı ve onların sulbünde de sizleri, suyun üzerinde akıp giden gemiye yükletip taşıttık ki bu gemiyi sizin için bir öğüt ve bir ibret yapalım ve işiten kulaklar da bu hadiseyi işitip kalblerinde muhafaza etsinler.

Katade diyor ki: "Burada ifade edilen "Suların kabarmasından maksat Nuh zamanında kopan tufandır. Bu tufan koptuğunda sular, herşeyin on beş ar­şın üzerine çıkmıştır.

Nuh'un gemisi, Kur'anın nüzulundan sonra dünyaya gelen insanları taşı­mamıştır. Buna rağmen, bizim Nuh'un gemisiyle taşındığımızı zikretmektedir. Bunun sebebi, sulblerinde bulunduğumuz atalarımızın, Nuh'un gemisinde taşın­mış olmalarıdır.[11]

 

13- Sur'a bir defa üfürüldüğü zaman.[12]

 

14- Yer ve dağlar yerlerinden kaldırılıp tek bîr çarpışla darmadağın edildiği zaman.[13]

 

15- Evet, işte o gün, mutlaka gerçekleşecek olan kıyamet kopacaktır.[14]

 

16- Gök varılacaktır. O gün gök, zayıf bir hale gelecektir.'

İsrafil, dünyanın sona ermesi için birinci sura üfürdüğü zaman yeryüzü ve dağlar, yerlerinden oynayıp, tek bir sarsıntı ile sarsılıp darmadağın olduktan sonra işte o gün kopacak olan'kıyamet kopacak, zayıflamış olan gök yanlacaktır.[15]

 

17- Melekler göğün etrafın (ladırlar. O gün Rabbinin arşını o melek­lerin de üstünde sekiz melek yüklenir.

Âyette geçen "Melekler göğün etrafındanrlar" ifadesinden maksat, Ab­dullah b. Abbas'a göre "Gök yanıldığında meleklerin göğün çevresinde bulun­malarıdır. Dehhak bu âyeti şöyle izah etmiştir: "Kıyamet gelince Allah, dünya semasına ve orada bulunanlara emredecek, orada bulunan melekler inip yeryü­zünü ve orada bulunanları kuş atacaklardır. Sonra Allah teala, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci göklere ve orada bulunanlara emredecek onlar da inip birinci göğün sakinlerinin arkasında saf tutacaklardır. Sonra yüce melik sol tarafında cehennem olduğu halde inecek,yeryüzü halkı bunu görünce korkup kaçacaklardır. Kaçan kimseler yeryüzünün herhangi bir yerine varınca orayı yedi kat meleğin çember içine aldığını görecekler, tekrar dönüp, geldikleri yere gideceklerdir.

Dehhak diyor ki: "İşte Allah teala şu âyetlerde bu durumu beyan etmek­tedir: "Ey kavmim, sizin için insanlann birbirlerini çağıracakları o kıyamet gü­nünden korkuyorum." "O gün, arkanızı dönüp kaçacaksınız. Fakat hiç kimse si­zi, Allahın azabından korumayacaktır. Allah, kimi doğru yoldan saptınrsa artık onu hidayete erdirecek hiçbir kimse yoktur."[16] "Rabbin ve saf saf olan melek­ler, karşına geldiği zaman", "İşte o gün, cehennem getirilecek, yine o gün insan, herşeyi anlayacaktır. Fakat bit anlamanın ona ne faydası olacak?"[17] "Melekler göğün etrafmdadırlar. O gün rabbinin arşını o meleklerin de üstünde sekiz me­lek yüklenir."[18] W

Âyette "O gün rabbinin arşını o meleklerin de üstünde sekiz melek yükle­nir" buyurulmaktadır. Abdullah b. Abbas ve Delıhak'a göre, burada zikredilen sekiz melekten maksat, sekiz sıra melek demektir. Bunların sayılarını Allah bi­lir.

İbn-i Zeyd diyor ki: "Burada zikredilen melekler, arşı taşıyacak kadar güçlü kuvvetli olan sekiz tane melektir. Arşı yüklenen meleklerin halen dört ol­duğu âhirette ise sekiz olacağı, Resulullah'tan rivayet edilmişin Peygamber efendimiz, arşı yüklenen meleklerin büyüklüğünü beyan ede­rek şöyle buyunnuştur:

"Allahın meleklerinden, arşı yüklenen melekler hakkında size konuşmam için bana izin verildi. Şüphesiz ki onlardan birinin kulağının yumuşağı ile omu­zu arasındaki mesafe yedi yüz yıllık mesafe kadardır."[19]

 

18- O gün hesap vermek üzere huzura çağırılırsınız. Hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.

Ey insanlar, kıyamet gününde sizler, rabinizin huzuruna çağırılırsınız. Si­zin yaptıklarınızdan hiçbir şeyAİIaha gizli kalmaz. Çünkü o, sizi, ilmiyle kuşat­mıştır.

Ebu Musa el-Eş'ari, Resulullahın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"İnsanlar kıyamet gününde üç kere huzura çağınlacaklar. İkisi, tartışma­lar ve özür beyan etmelerle geçecek üçüncüsünde ise amel defteri çıkıp herkesin eline gelecek. Amel defterini bazıları sağ taraflarından bazıları da sol tarafların­dan alacaklardır."[20]

 

19-20- O gün amel defteri sağ tarafından verilen, (etrafındakilere) şöyle der: "İşte kitabım, alın okuyun. Ben (dünyadayken) hesaba çekilece­ğimi biliyordum."

Amel defterleri sağ taraflarından verilen insanlar, hesaplarının ağır geldi­ğini öğrenince sevinirler ve bu sevinçlerinden dolayı, karşılaştıkları herkese "iş­te benim amel defterim, alın okuyun. Ben rabbimin huzurunda hesaba çekilece­ğimi biliyordum." derler.[21]

 

21-23- Artık.o,razı olduğu bir hayat içindedir. Meyveleri sarkmış yü­ce cennettedir.[22]

 

24- (O gün, cennetliklere şöyle denir) "Geçmişteki günlerde işlediği­niz iyi amellerin mükafaatı olarak afiyetle yeyin, için."

Artık, amel defteri sağ tarafından verilen o insan, meyveleri, onları topla­mak isteyenlere yaklaştırılmış yüce cennette, tam razı olacağı bir hayat içinde yaşayacak ve onun gibilere Allah şöyle diyecektir: "Siz bu cennetin yemeklerin­den yeyin, içeceklerinden için, bunlar size afiyet olsun. Yeyip içtiğinizden dola­yı hiçbir sıkıntı çekmeyeceksiniz. Herhangi bir beşeri ihtiyacınız da olmayacak­tır. Bu nimetler size, fani dünyadaki günlerde yaptığınız amellere karşılıktır.

Cennet meyvelerinin, onlan toplayanlara yakın oluşu hususunda Bera b. Âzib diyor ki: "Kişi yattığı yerden bile o meyveleri koparabilecektir."[23]

 

25-  O gün, amel defteri sol tarafından verilen ise şöyle der: "Bana keşke amel defterim vcrilmcscydi."[24]

 

26- Hesabımın ne olduğunu bilmeyedim.[25]

 

27- Keşke ölümüm, sonum olsaydı (da tekrar dirilmcscydim)[26]

 

28- Malım bana hiçbir fayda vermedi.[27]

 

29- Gücüm de kalmadı."

Kiyametgününde arasat meydanında kendisine amel defteri sol tarafın­dan verilen kişi, sonunun kötü olacağını anlayınca şöyle diyecektir: "Keşke amel defterim bana hiç verilmeseydi.Hesabımın ne olduğunu bilmiş olmasaydım. Keşke ölümüm sonum olsaydı da bir daha dirilip hesaba çekilmemiş olsay­dım. Dünyada iken kazandığım malım bana hiçbir fayda sağlamadı. O beni, Al­lanın azabından uzaklaştıramadı. Nüfuzum, mevki ve makamımda yok olup gitti. Elimde beni savunmaya yarayacak hiçbir delilim kalmadı."

*Katade diyor ki: "Böyle bir insan için dünyada en sevmediği şey ölüm olduğu halde âhirette ölüp bir daha da dirilmemeyi isteyecektir. Fakat bu da mümkün olamayacaktır.

Âyette "Güç" diye tercüme edilen kelimesi, Abdullah b. Abbas, İkrime, Mücahid ve Dehhak'a göre, "Delil" demektir. İbn-i Zeyd'e göre ise "Mülk ve saltanat" demektir.[28]

 

30- O gün, cehennem zebanilerine şöyle denilir: "Alın, bağlayın onu.[29]

 

31- Sonra, alev alev yanan cchencmc atın.[30]

 

32- Sonra da onu, yetmiş arşın uzunluğundaki zincire vurun.

Allah, cehennem zebanileri olan meleklerine söyle diyecektir: "Amel def­teri, sol tarafından verilen bu kişiyi yakalayın. Boynuna halkalar takın, sonra onu cehenneme atın. Daha sonra da onu, yetmiş arşın uzunluğunda olan bir zin­cire dizin."

Âyet-i kerimede, cehennemlik insanın vurulacağı zincirin yetmiş arşın boyunda olduğu zikredilmektedir. Bu arşının, dünya arşını gibi olmadığı, uzun­luğunun ne kadar olacağını ancak Allanın bileceği ifade edilmiştir. Cehennem­lik olan kul bu zincir ile cehenneme atılacaktır.

Dehhak ve Nevf el-Bekali, bu zincirin, cehennemlik kişinin ağzından so­kulup arkasından çıkarılmak suretiyle zincire dizileceğim söylemişlerdir.

Abdullah b. Amr b. el-Ass, bu zincirin uzunluğu hakkında Resulullahın şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

"Resulullah, kafa tası gibi bir şeye işaret ederek "Şayet bunun gibi bir parça, beş yüz yıllık mesafede bulunan gökyüzünden yere gönderilecek olsa ge­ce olmadan buraya ulaşır. Fakat bu (cehenneme asılan) zincirin başından aşağı­ya doğru atılacak olsa onun dibine vannadan önce gece gündüz, kırk yıl aşağı doğru inmeye devam eder." buyurmuştur.[31]

 

33- Çünkü o, yüce olan Allaha inanmazdı.[32]

 

34- Yoksulu yedirmeyi teşvik etmezdi.[33]

 

35- O yüzden bugün onun, burada samimi hiçbir dostu yoktur.[34]

 

36- Onun irinden başka yiyeceği de yoktur.[35]  

 

37- Onu ise ancak, günahkarlar yer.

Ey zebaniler, siz onu böylece cezalandırın, Çünkü o, dünyada iken yüce oian Allaha iman etmez ve onu birlemezdi. Dünyada iken kendisi yoksulları do-yunnadiği gibi başkalarını da bu yoksulları doyurmaya teşvik etmezdi. Bu kıya­met gününde ise, onun için burada samimi bir dost yoktur. Onun için bir yiye­cek de yoktur. Ancak cehennemliklerden akan kan ve irinler ve pislikler vardır. Bunları, ancak Allahı inkar etme gibi günahları işleyenler yiyeceklerdir.[36]

 

38-39-40- Gördüklerinize ve görmediklerinize yemin ederim ki, mu­hakkak Kur'an, şerefli bir Peygamberin tebliğ ettiği bir kelamdır.[37]

 

41-  O, bir şairin sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz. (Ne de iman etmez adanılarmışsınız)[38]

 

42-  Kur'an, bir kâhin sözü de değildir. Ne de a/ düşünüyorsunuz. (Ne düşünmez adanılarmışsınız)[39]

 

43- O, âlemlerin rabbi Allah tarafından indirilmiştir.

Ey Allahı ve Peygamberi yalanlayan kâfirler topluluğu, mesele, sizin id­dia ettiğiniz gibi değildir. Sizin gördüğünüz şeylere de görmediğiniz şeylere de yemin ederim ki bu Kur'an, şerefli bir Peygamber olan Muhammed'in söyleyip tebliğ ettiği bir kitaptır. Kur'an, sizin iddia ettiğiniz gibi bir şair sözü değildir.

Ey Kureyş müşrikleri, Kur'ana ne de az iman ediyorsunuz? Kur'an bir kahinin sözü de değildir. Zira Muhammed, kahin değildir. Ne de az düşünüp öğüt alı­yorsunuz. Kur'an, âlemlerin rabbi tarafından Muhammed'e indirilmiştir.[40]

 

44-45-46-47- Eğer Muhammed, kendinden bazı sözler uydurup da, bizim söylediğimizi iddia etseydi elbette onu kuvvetle yakalar, sonra da can damarını keserdik. Hiç biriniz de buna mani olamazdı.

Şayet Muhammed, bir kısım batıl sözler uydurup yalan yere bize isnad edecek olsaydı biz onu şiddetli bir şekilde yakalar ve kalb damarını koparırdık. Sizden herhangi biriniz de.bizim onu cezalandırmamıza engel olamazdınız.

Mealde "Can daman" diye tercüme edilen "Vetin" ke­limesinden maksat, Abdullah b. Abbas, Mücahid, Said b." Cübeyr, Dehhak ve İbn-i Zeyd tarafından "Kalbin asılı olduğu damar" şeklinde izah edilmiştir.[41]

 

48- Muhakkak ki Kur'an, Allahtan korkanlar için bir hikmet ve bir öğüttür.[42]                                         

 

49- Şüphesiz, İçinizden onu yalanlayanların olduğunu da biliyoruz.[43]

 

50- Doğrusu Kur'an, kâfirler için bir pişmanlık vesilesidir.[44]

 

51- O, şüphe götürmez mutlak gerçektir.[45]

 

52- Öyle ise ey Peygamber yüce rabbinin adını teşbih et.

Şüphesiz ki Kur'an, Allahın emirlerini tutup yasaklarından kaçman takva sahipleri için öğüt ve ibret kaynağıdır. Ey insanlar, biz sizin içinizden Kur'anı yalanlayanları da çok iyi bilmekteyiz. Şüphesiz ki Kur'an, kıyamet gününde kâfirler için bir pişmanlık vasıtası olacaktır. İyi bilin ki Kur'an, şüphe götürme­yen kesin bir gerçektir. Muhammed'in uydurduğu bir kitap değildir. O halde ey Muhammed, yüce olan rabbinin ismini an, onu, kendisine yakışmayan sıfatlar­dan tenzih ve takdis et.[46]

 



[1] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/405.

[2] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/407-408.

[3] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/408.

[4] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/408.

[5] Hakka Suresi, 6

[6] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/409.

[7] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/409.

[8] Buhari K, el- sliska, Kıh:26/Müslim, K. el- istiska, bab: 17

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/409-410.

[9] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/410.

[10] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/410.

[11] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/411.

[12] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/411.

[13] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/411.

[14] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/411.

[15] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/411.

[16] Mümin Suresi, 40/32-33

[17] Fecr Suresi, 89/22-23

[18] Hâkka Suresi, 69/17

[19] Ebu Davud", K. es-Sünne, bab: 18, Hadis no: 4727 / Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.l, S.92, 94

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/412-413.

[20] İbn-i Mace, K. ez-Zühd, hah: 33, Hadis no: 4277 /Tirmizi, K. el-Kıyame, bab: 4, Hadis no: 242 S

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/413-414.

[21] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/414.

[22] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/414.

[23] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/414-415.

[24] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/415.

[25] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/415.

[26] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/415.

[27] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/415.

[28] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/415-416.

[29] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/416.

[30] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/416.

[31] Tirmizi, K.el-Cehennem, hah: 6, Hadis no: 2588 / Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.2, S.197

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/416-417.

[32] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/417.

[33] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/417.

[34] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/418.

[35] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/418.

[36] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/418.

[37] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/418.

[38] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/418.

[39] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/418.

[40] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/418-419.

[41] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/419.

[42] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/420.

[43] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/420.

[44] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/420.

[45] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/420.

[46] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/420.