Mearic Suresi - Kuran - 070Mearic - 11. Sayfa
MEARİC SURESİ
Bu sûre Mekke döneminin ortalarında nazil olmuş, 44 ayettir. Bir kısım insanlar Peygamberimize (s.a.v.) gelip bazı sorular soruyorlar. Bir kısmı inanmadığından, bir kısmı da inanıyor fakat acele ettiğinden soruyor. Ayet-i kerime sorulan soruyu da haber veriyor.[1]
1- İsteyenin biri, inecek azabı istedi.
2- ( O azab) kafirleredir. Onu engelleyecek yoktur.
Soru soran adam, kafirlerin başına gelecek olan o azabın ne zaman geleceğini soruyor.
İnanmadan soranlar şöyle soruyorlar. "Hani ahiret azabı vardı ve kafirler, mutlaka azabı tadacaklardı. Ne zaman tadacaklar? Ne zaman gelecek Allah'ın azabı?"
Geçmiş Peygamberlerin inanmayan ümmetleri de, aynı şeyi soruyorlardı. Hatta şöyle diyorlardı. "Haydi Allah'ın va'd ettiği azab ne ise, bizim başımıza getir. Üzerimize taş yağdır.!"[2]
Allah (c.c.) Kur'an-i Kerim'inde kendisine inanmayan, Rasulünü yalanlayan, gönderdiği risaleyi reddeden insanlara da, ahirette azabını vad ediyor. "Yanacaksınız, azab göreceksiniz" diyor. Kafirlerde peygamber efendimize soruyorlar; "Ne zaman o azab? Biz toprak olup çürüyüp gittikten sonramı?"
Hayat dünya hayatıdır. Bu dünya da ölünür ve dirilinir. "Ahiret" diye bir şeyin olmadığını söyleyen insanlar var. Bir kısım insanlar da inanıyor da,"Ya Rabbi! kafirler üzerine azabın ne zaman? diyorlar.
Kimsenin gücü, kafirlere gelecek olan azabı engelleyemeyecektir. "Allah'a karşı, Allah'ın verdiği o azabı engelleyecek hiç bir kimsenin olmadığını "Allah (c.c.) haber veriyor.
Bir kere ahirette hiçkimsenin hiçbir şeye gücünün yetmiyeceğini biliyoruz. Orada otoritenin, hükmün kayıtsız şartsız Allah (c.c.) ait olduğunu bir çok ayet-i kerime bize bildiriyor. "O gün, O Kahhar olan Allah'tan (c.c.) başka, kimsenin .sözü geçmez."[3]
Bu ayet-i kerime, bu dünyada da bir gün kafirlerin sonunu getirmek istediğinde, Allah'a kimsenin engel olamayacağı anlamına da gelir. Kafirlere bu dünyada da azab ettiğini bildiriyor.
Kur'an-ı Kerim'inde Allah: (c.c), Mekke'lilere birinci azabın Bedir'de geldiğini, ikinci azabın da Mekke'nin fethiyle gerçekleştiğini bildiriyor.
Yıllardan beri zülüm üzerine burdukları saltanatlarının, hükümetlerinin sona ermesi, onlar için bir azab olmuştur. Sahabenin üç katı olmalarına rağmen Bedir'de mağlub olmaları ve Ebu cehil gibi ileri gelen imansızlarının orada gebermesi, onlar için bir azab olmuştur. Yani imansızların başına azab, bu dünyada da gelebilir. Onları bu dünyada rüsvay etmek istediğinde Allah'ı engelleyecek hiç bir güç yoktur.
Türkiyede 1960-65 yıllarını yaşayanlar bilirler. O günlerde çok değerli hocalarımız kürsiler de, hutbelerde, minberlerde ve mihraplarda şöyle .diyorlardı; "Zulüm ile abad olanın sonu berbad olur." Bir gün gelir bu Rusya paramparça olur. Ekmeğe muhtaç olur denildiğinde; "Yahu hocam olur mu? Bunlar iki süper güç, bunların beli bükülmez. Bu sözleri orada burada konuşma" diyorlardı.
Ama gözlerimizin önünde, Afganistanlı koca donlu ihtiyarlarımız bastonlarıyla onları paramparça ediverdiler. Rusya'yı on devlete ayırıverdiler. Çeçen Mücahitlerinin önünde kızıl ordu, çobanı kaybolmuş oğlak sürüsü gibi dağılıverdi.
Allah (c.c.) bir zalimin zulmünün sona ermesinin zamanını getir-dimi, ayakta durmaya gücü yetmez. Ölmüş veya felç olmuş bir insanın her tarafından destek verseniz, ayakta tutmanız mümkün değil. Aynı şekilde şu andaki zalimler içinde bu geçerlidir. Allah (c.c.) herşey için bir zaman tayin etmiştir. Onun zamanı geldiğinde birşeyler onu çökertir. Onun çökmesi için Allah'ın yalnız; "ol" demesi yeterlidir. O azab, onların üzerine geldiğinde kimse onu engelleyemez.[4]
3- Dereceler sahibi Allah'dır
4- Melekler ve ruh oraya mikdarı ellibin yıl olan bir günde yükselir.
O Allah'ın azabı geldiğinde kimse mani olamaz. O öyle Allah'tır ki; Kendisinde yükselmenin yollan olandır.
Binlerce değil, milyonlarca değil, insan adedince Allah'a (c.c.) yükselmenin yollan vardır. Ama bütün bunlar İslam'ın genel kuralları içerisinde olmalıdır. Bunlar Kur'an'la olacaktır, Sünnet-i Seniyye ile beraber olacaktır.
Peki Kur'an tek yol değil mi? Allah (c.c); "Bizim yolumuzda mücadele edenlere biz yollarımızı gösteririz." buyuruyor.[5] Allah (c.c) "Yollarımı" diyor. Bu yollar insan adedincedir. Niye insan adedincedir? Çünkü her insanın algılaması ayrıdır. Aynı şeyi algılamaya çalışacağız.
Mesela yüz tane adam namaz kılar, ama herbirinin namaz kılarken halet-i ruhiyesi birbirinden ayrıdır. Düşünceler farklıdır. Ancak Kur'an'dan okudukları için, Kur'an'ın tarif ettiği şekilde namaz kıldıklarından, orada birlik vardır. Fakat bu namaz vasıtası ile Rabbimize yürürken, herbirinin yolu ayrıdır. Hepsi kıbleye dönüyorlar, oradada beraberler. Fakat iç dünyalarında esen fırtınaları ayrıdır. Bu düşünceler parmak çizgilerimiz kadar birbirinden ayrıdır ve dereceleri de farklıdır.
O Allah(c.c.)'ın huzuruna melekler ve ruh, 50 bin senelik bir günde çıkarlar. Burada "Ellibin yıllık" ifadesi, çokluk içindir demişler. Yani bir günde yükseliyorlar ama, bizim dünyevi hesaplarımıza göre 50 bin senelik bir zamana tekabül ediyor. Burada Allah'ın (c.c.) zatının bizlerden çok uzak ama, bize bizden daha yakın olduğunu anlıyoruz.
Birisi bir hocaya sormuş, "Hocam Allah bizden hem çok uzak, hem de bize, bizden daha yakın. Bunu biraz açıklanırısın?" demiş. Hoca efendide, cebinden bir ayna çıkarmış ve aynadan güneşe baktırmış. "Aynayı güneşe tuttuğunuzda, güneşi aynanın içinde görürsünüz, güneşle bu aynanın arasında milyonlarca kilometre var değilmi?" "Ama güneş aynı zamanda aynaya, aynanın sırr'mdan daha yakın görünüyor" demiş hoca efendi.
Allah'ın (c.c.) bize1 şah damarımızdan daha yakın olduğunu belirtiyor Kur'an-ı Kerim'de. Ama o bütün kainatın yaratıcısı olması nedeniyle uzak, fakat bize bizden daha yakın bir alemin olduğunu hatırlatıyor.
Bu 4. ayet bize şöyle bir mesaj verir. Biz gözümüzle gördüğümüz,
kulağımızla duyduğumuz, elimizle tuttuğumuz bir dünyayı tanıyoruz. Ama bilinki, bu dünya dışında Alıah'ın(c.c) böyle yarattığı dünyalar var. Meleklerin bir gününün, bizim 50 bin senemize denk olduğu bir dünya.[6]
5- Güzel bir şekilde sabret.
Sabretmenin değişik çeşitleri olabilir. Evinizde çocuklarınıza, eşlerinize, komşularınıza, onların ezalarına ve cefalarına karşı sabredeceğiz. Sabrederken dikkat edin, Yüzünüzü ekşiterek sabretmek var, gülümsemenizi eksik etmeden sabretmek var.
Birisi size bir haksızlık yapıyor, o anda sabır gerekiyor. İleride bu işi düzelteceksiniz. Ama o anda sizde karşılık verseniz iş büyüyecek. Bunu kızarak, surat asarak karşılamak da, gülümseyerek yumuşak bir şekilde karşılamak da var. Allah (c.c.) bize, güzel bir şekilde sabretmemizi emrediyor.
Mekke döneminin ilk yıllarını düşünün. Peygamberimizin bizzat kendisine ve onun çok değerli ashabına karşı yapılan sözlü işkenceler ve fiili işkenceler var. Her türlü baskıyı müslümanlara karşı uyguluyorlar. İşte öyle bir dönemde sevgili peygamberimize emrediyor Rabbim; "Çok güzel bir şekilde sabret" Yani moralim bozma suratım asma. Bir ayet-i kerimede Rabbim; "Eğer sen kaba, katı yürekli olsaydın, senin etrafından bu insanlar dağıhverirlerdi" buyurur.[7]
6- Onlar onu (kıyameti) uzak görürler.
7- Biz ise, onu yakın görüyoruz.
Onlar, Allah'ın azabının uzak olduğunu görüyorlar, öyle zannediyorlar. Ama biz onun Yani azabın yakın olduğunu biliyoruz.[8]
8- O gün gök yüzü erimiş maden gibi olacak.
O yakın olan azab, burada kıyamettir. Bir gün gelir, o gün gökyüzü erimiş bakır gibi olur.[9]
9- Dağlar (atılmış) yün gibi olacak.
Dağlar o günde, atılmış renkli yünler gibi olur.[10]
10- Hiç bir dost, hiç bir dostu soramayacak.
O gün dost, dostan hatır sormayacak. Birbirini aramayacak bile.
Gerçek dost Al1ah(c.c.)'dür.' Dostlarınızı yaratan Allah'tır. Dostlarınıza karşı sevgiyi yaratan da Allah'tır. Ailene karşı sevgiyi yaratan Allah'tır. Sevdiklerimizi gören gözü yaratan Allah'tır. Bu sebeble gerçekten dost Allah'tır. Onun için biz Allah'ın dostluğunu kazanmaya çalışacağız. Biz O'na güvenecek, O'na sığınacağız.
Böyle yaparsak dostlarımızı da kazanırız. Allah'ın sevgisini de. Onun yolu da, Kur'an'a göre yaşamanın en güzel örneği olan, Peygamberimiz gibi bir hayat yaşamaktan geçmektedir.[11]
11-Birbirlerine gösterilirler. Suçlu, o günün azabından kurtulmak için kendi yerine oğullarım vermek ister.
12- Eşini ve kardeşini,
13- Kendisini barındıran kabilesini.
14- Yeryüzündekilerin hepsini verse de, sonra kendisi kurtulsa.
O gün suçlu insanlar birbirlerine gösterilirler. Suçlu kişi, o mahşer yerinin dehşetini, cehennemdeki yerini görünce; "ah ne olurdu benim yerime oğlumu yaksalar" dermiş!. Olurmu bu? bir insan kendi yerine oğlunun yanmasını ister mi? "Eşimi yaksalar kardeşimi yaksalar veya kabilemi yaksalar" dermiş. "Benim yerime bütün, insanlığı yaksalar da, beni buraya koymasalar" dermiş.
Benim bu yazdıklarımı okuyanların yani hepinizin; Eş ve çocukları için kendinizi tehlikeye attığınızı bilirim. Hatta bazılarınızın arkadaşları için kendisini feda ettiğini de bilirim. Nasıl feda eder? Arkadaşı için kendisini tehlikeye atar. Vatanı için tehlikeye atar, Allah için . kendisini tehlikeye atar. Bunu birçok insan yapar.
Burada göğüslediği şey, ruhun bedenden ayrılmasına razı olmaktır. Ama ahiret öyle değil!. Ahiretin dehşetini, bizim bu dünyada tasvir etmemiz mümkün değil.
Cehennemdeki o dehşet anını gören suçlu bir insan, o anda kendi yerine oğlunun, hanımının, kardeşinin, kabilesinin, hatta topyekün insanlığın yanmasını ister diyor Allah (c.c.).
Önemli olan bu duruma düşmemektir. Bunun için de; Allah'ın koyduğu kurallara göre yaşayacağız. Rabbim bizden bunu istiyor. Bir misal verelim; Evlenen insanla, zina eden insan aynı şeyi yaparlar. Ama evlenen insan Allah'ın koyduğu kurallara göre bu işi yaptığından bundan dolayı da sevap alır. Ama zina eden insan ise sadece günah kazanır.[12]
15- Hayır o alevli bir ateştir.
16- Deriyi kavurup döker.
17- Yüzçevirip geri gideni çağırır.
18- Toplayıp yığanı (cimriyi) (çağırır).
Hayır! O cehennem tutuşturulmuş bir alevdir. O alev insanın yüzündeki derileri döker. Bir başka ayet-i kerimede Allah(c.c); "yüzlerinin derileri dökülür de sırıtmış kelle gibi olurlar" diyor.[13]
Allah (c.c.), bizi bizden daha çok sever. Bu gözlerin ateşte erimemesi, yüzlerin kavrul mam ası, saçların y anmaması için önceden uyarıyor. Bu yüzler abdestle günde beş defa yıkanmalıdır. Bu eller, bu dizler bu alınlar Rabbimimizin huzuruna secdeye kapanmalı ki; ahirette secdeye varan alınları Allah(cc) yakmayacakdır.
O cehennem ki, islam'a sırt çeviren ve ondan kaçanları çağırmaktadır, onu beklemektedir. Dünyada mal toplayıp biriktiren ve insanlardan onu uzak tutan cimrileri beklemektedir. Toplayıp, dağıtmayan, kasalarında biriktiren insanları beklemektedir. Kendini yakmak için her gün dışarıdan odun getiren bir insanı düşünebilirmisiniz? Halbuki bu dünyada kendini yakan birinin beş dakika içerisinde işi biter. Ama bu haramları işleyen adamlar varya, sonu gelmez senelerde kendilerini yakacak ateşini topluyorlar bu dünyada. Biz bu adama engel olmaya çalışacağız.[14]
19- Gerçekten insan sabırsız yaratıldı.
20- Şer dokunduğunda çığırtkan olur.
21- Hayır dokunduğunda pintileşir.
22- Namaz kılanlar öyle değiller.
23- Onlar namazlarına devam ederler.
24- Mallarında belirli bir hak vardır.
25- (İhtiyaç sahiplerinden) isteyene istemeyene.
Bu ayetlerde Allah (c.c), insanın karakterine dikkat çekiyor.' Üniversite öğrencileri yaz tatiline çıkınca; "hocam hangi kitabı okuyalım" diyorlar. Bende onlara; "Kur'an-ı Kerim ve tefsirini okumalarını" tavsiye ediyorum. Çünkü Kur'an'ı-Kerim bizim hayatımızın bütün yönlerini ilgilendiren bilgileri bize vermektedir. Bu ayetlerde de insan olarak bir özelliğimize dikkat çekiliyor.
"Helü" kelimesi bazı meallerde "aceleci" bazı meallerde "hırslı" diye terceme edilmiş. İnsan hırslı ve aceleci olarak yaratılmıştır. Bu, bütün insanlar için geçerlidir. Rabbim tarafından bize verilmişse o kötü değildir. Demekki hırs da kötü bir şey değildir.
Hırs, her insanda nötr haldedir. Onu yönlerdirmek esastır. Yönlendirdiğiniz tarafa göre sevap veya günah kazanıyorsunuz. Sevgili peygamberimiz de hırslıydı. Tevbe sûresinin son ayet-i kerimesinde; "Harisun aleyküm" "O sizin üzerinizde çok hırslı idi" Duyuruluyor. Sizin cennetlik insanlar olmanızı istiyor, Cehennemde yanmamanız için gayret gösteriyor demektedir.
Bu hırsı kötü yönde de kullanabilir insan. Kendisine bir kötülük isabet ettiğinde feryadü figan ediyor ama kendisine bir hayır, bir mal isabet ettiğinde cimrileşiveriyor. Kendi topluyor başkalarına yedirmiyor. Burada ki hırs kişinin kendisine zarar verir. Müslümanlarda da hırs vardır, ama hırslarını İslam'a hizmette, namaz kılmakta, mal kazanmakta malı da fakirlerle beraber yemekte kullanırlar.
Kazandığımız mallan da, kazanamayan, çalıştığı halde yeterli mal mülk edinemeyen insanlarla paylaşmasını bileceğiz.[15]
26- Onlar ceza gününü tasdik ederler.
27- Rablerinin azabından korkarlar. ,
28- Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz.
Peygamberler ve onların bildirdiği insanlar hariç, hiçbir kimse Allah'ın azabından emin değildir. Yani "filan adamı Allah yakmaya-çaktır" diyemeyiz. Şunu deriz. Allah gerçek mü'minleri yakmayacaktır. İsim vererek bunu söyleyemeyiz Biz hep cenneti ümit edeceğiz ve cehennemden sakınacağız. Yani "havf ile reca" arasında olacağız.[16]
29- Onlar namuslarını korurlar.
30- Eşleri ve cariyeleri müstesna. Çünkü onlar (evlilik nedeniyle) kınanmazlar.
31- Bunun (eşlerinin) ötesine geçmek isteyenler, işte onlar aşırı gidenlerdir.
O namaz kılan mü'minler namuslarını da korurlar. Allah (c.c.) Burada erkekler veya kadınlar diye ayırım yapmamış.Buradaki "hüm" zamiri hem erkeği, hem de kadını içine alır. Bugün hala bir kısım müslümanlarımızda, cahiliye dönemi düşüncesi hakim. Çünkü kafirlik cahi-liye demektir. Öyleyse cahiliye devam ediyor demektir.
Mesela çocuklarımızdan erkek olan, etrafındaki hanımlara bakar ve hovardalık yaparsa, baba ile anne üzülmezler. Aynı şeyi kızları yaparsa üzülürler. Bu İslam'ın terbiyesi değil, bu cahiliye döneminin terbiyesizliğidir. Bu konuda erkekle kadın arasında ayırım yoktur.
"Cinsel ilişkiyi ancak eşleriyle yaparlar, bundan dolayı da ayıplanmazlar." buyuruyor. Bu ifade niye kullanılır? Sevgili peygamberimiz evlendi, O.'ndan çocukları dünyaya geldi. Hz. İsa evlenmedi diye, o zamanın hristiyanları bunu biraz ayıplamışlar. Rabbim de; "onlar ayıplanmazlar" diyor.[17]
32- Emanetlerini ve ahitlerini gözetirler.
33- Şahitliklerini dosdoğru yaparlar.
34- Onlar namazlarını koruyanlardır.
35- İşte onlar cennetlerde ağırlanırlar.
Kur'an bize emanettir. Ona sımsıkı sarılarak kendi canımızı ve tenimizi cehennemden koruyacağız. Akıl emanettir, inkarla kirletmeyeceğiz. Dil emanettir, şirk ve yalanla kirletmeyeceğiz. Sözlerimize, senetlerimize, çeklerimize sahip çıkacağız. Allah'ın varlığı ve birliğine Muhammed 'in (sav) Onun Rasulü olduğuna şahitlik, yaptığımız gibi, gördüğümüz ve bildiğimiz konularda şahitlikten kaçınmayacağız. Namazlarımızı da dosdoğru kılıp, cennette ağırlananlardan olmak için gayret göstereceğiz.[18]
36- Kafirlere ne oluyorki, saha doğru koşuyorlar?
37- Sağdan soldan bölük bölük (geliyorlar)
38- Onlardan her biri nimet cennetine sokulacağını mı ümit ediyor?
39-Hayır. Biz onları bildikleri şeyden yarattık.
Ne oluyor şu kafirlereki, boyun eğerek sağdan soldan geliyorlar. Yoksa naim cennetine girmek mi istiyorlar?
Hayır! Küfür illeti insanın cennete girmesine engeldir. Onlar bu dünyada tedavi olması gerekir. Biz onları, o bildiklerinden yarattık.[19]
40- Yoo.! Doğuların ve batıların Rabbine yemin olsunki, bizim gücümüz yeter.
41- Onların yerine onlardan daha hayırlısını getirmeye (gücümüz
yeter) ve kimse bizim önümüze geçemez.
Doğuların ve batıların Rabbine yemin olsun ki, bizim herşeye gücümüz yeter diyor Allah(cc).
Onlardan daha hayırlısını yaratmaya gücümüz yeter. Yani bu kafirleri yok edip, yerine çok salih insanlar getirmeye gücümüz yeter. Rabbim bunu yapmış. Ebu Cehil gitmiş ama onun oğlu İkrime İslam'a en güzel hizmetleri yapmış. Şu anda kendilerini Ebu Cehil sananlar da bir gün gidecek ve onlardan sonra çok salih imanlar gelip islam'a hizmet edecekler.[20]
42- Bırak onları. Va'dolunduklari güne kavuşuncaya kadar dalsınlar oynasmlar.
43- O gün sanki dikili (putlarına) koşuyormuş gibi, süratle kabirlerinden çıkarlar.
44- Gözleri öne düşmüş, kendilerini zillet sarmış olarak (çıkarlar).
Va'dolundukları gün işte budur.
Bırakın onları. Oyunlarının içerisine dalsınlar, oynasmlar, böylece kendilerine va'd olunan güne erişsinler.
Ancak siz Allah'ın emirlerini duyurmaya devam edeceksiniz.
Yarın kıyamet gününde kabirlerinden süratle çıkarlar. Sanki onlar bir ödül alacaklarmış gibi mahşer yerine koşarlar. Ama gözleri yerde, yüzlerini zillet kaplamış bir halde mahşer yerine gelirler. İşte onlara va'd olunan gün de budur.
Ahirette gözlerimizin yerde.olmaması için, alınlarımızın ak, yüzlerimizin pak olması için, alınlarımızı kirletecek bütün günahlardan sakınalım inşaallah.[21]
[1] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/53.
[2] A'raf70, Enfal32.
[3] Mü'min 16.
[4] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/53-55.
[5] Ankehut 69.
[6] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/55-57.
[7] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/57.
Ali İmran 159.
[8] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/57-58.
[9] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/58.
[10] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/58.
[11] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/58.
[12] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/58-60.
[13] Mü'minun 104.
[14] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/60.
[15] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/61-62.
[16] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/62.
[17] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/62-63.
[18] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/63-64.
[19] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/64.
[20] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/65.
[21] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/65-66.
İslami Okul Okulların En Önemlisi