Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Meâric Suresi - Kuran - 070Mearic - 20. Sayfa

MEÂRİC SURESİ 2

Sûrenin Tanıtımı 2

Allah'ın Va'di Mutlaka Gerçekleşecektir. 2

Melekler, Ruh Ve Eliibin Yıl 2

Allah'ın Va'dolunan Azabının Gerçekleşmesi 3

Mal Toplayıp Biriktirmenin Kınanması 3

İnsanın Genel Tabiatı 4

Namaz Kılan Mü'minlerin Özellikleri 4

İnkâr Edenler Aşağılanmiştır. 5

 

 

 


MEÂRİC SURESİ

 

Kur’an’daki Sırası               :70

Nüzul  Sırası                   :79

Ayet Sayısı                     :44

İndiği Dönem                 : Mekke

 

Sûrenin Tanıtımı

 

Sûrede Allah'ın va'doiunan azabının mutlaka gerçekleşeceği bildirilmekte; gökyüzün­deki varlıkların büyüklüğü hatırlatılmakta; kıyamet gününün dehşeti ve o günde kafirlerin hali anlatılmakta; insanın bazı kötü özellikleri açıklanmakta; ancak bundan, Allah'tan ve ahiret azabından korkan, namaz kılan mü'minler istisna tutulmaktadır. Zira bu davranışlar kötü tabiatları güzel I eştirir, hayra, iyiliğe, adaîete, hakka ve iffete teşvik eder. Kafirlerin Pey­gamber'e yönelik yaptıkları alaylardan bir kesit sunularak. Peygamber teselii edilmekte, kafirler de bu yüzden kınanmaktadır.

Sûre ayetlerinin birbiriyle uyum içerisinde, bağlantılı olması bir defada indiği sözünü haklı çıkarmaktadır.[1]

 

Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla

1.  Bir soran, inecek azabı sordu[2]'.

2.  Kafirler için olan bu (azabı) geri çevirecek yoktur.

3.  (Bu azab) yüce makamlar[3] sahibi olan Allah'tandır.

4.  Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.

5.  Şu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret.

6. Çünkü, gerçekten onlar bunu uzak görüyorlar.

7.  Biz ise, onu pek yakın görüyoruz.

Kelimeden, kinaye yoluyla göklerin kastedildiği anlaşılmaktadır.

 

Allah'ın Va'di Mutlaka Gerçekleşecektir

 

Ayetlerde Allah'ın va'dolunan azabı ile bu azabın ne zaman ve nerede vuku bulaca­ğı hakkında sorulan somya işaret edilmekte ve mutlaka kafirler üzerine gerçekleşeceği belirtilmektedir. Onu onların üzerine, göklerin Rabbi olan Allah tarafından gönderilme­sinden kimse engelleyemeyecektir. O gökler ki, melekler ve Ruh (Cebrail) oradan O'-nun makamına süresi dünya günleri hesabına göre elli bin yıl olan bir günde çıkabilirler. Ayetlerde Peygamber de sabır ve sebat göstermekle, kederlcnmemekle emredilip, tat­min edilerek rahatlatilmaktadır. Kafirler o azabı ve vuku bulacağı günü uzak görüyorlar. Oysa o Allah'a göre çok yakındır.

Birinci ayet; sözkonusu ayetlerin başta geçen soru münasebetiyle indikleri ihtimalini gösterdiği gibi, sözkonusu ayetlerin kafirlerden sürekli sadır olan azabın hemen gelmesi İsteğini veya ne zaman olacağını inkar etmek, meydan okumak, kaale almamak tarzında sormalarını anlatmak maksadıyla inmiş olabileceklerine de ihtimal vermektedir. Nite­kim bu son ihtimalin örnekleri daha önce geçen birçok ayette de anlatılmıştır. Ayetler vakıaya dayanan bir destekle, kınamayla, Özellikle de kâinatta Allah'ın kudret ve yüce­liğini gösteren varlık delilleriyle reddiye sunmaktadır.[4]

 

Melekler, Ruh Ve Eliibin Yıl

 

"Melekler ve Ruh, Ona, Süresi Elli Bin Yıl Olan Bir Günde Çıkabilmektedir" Müfessirlerin çoğunun söylediğine göre[5] meleklerle birlikte yükselip çıkan Ruh'tan maksat Cebrail'dir. Cebrail birçok sûrede bu adla anılmıştır. Bunun açıklaması Nahl ve Şuarâ sûrelerinde geçmişti. Bir kısım müfessirler[6] Allah Rasulünün bazı sahabelerine ve bazı tabiinlere dayanarak, süresi elli bin yıl olan günden maksadın, yeryüzünün en dibi ile yedi kat gök arasındaki mesafe olduğunu söylemişlerdir. Bir kısmı da Allah Ra­sulünün sahabelerine ve tabiinlere nisbet ederek, maksadın kıyamet günü olduğunu söy-j lemistir. Bir kısmı ise[7] bunun dünya süresi olduğunu söylemiştir. Bu son iki görüş, ayet muhtevasına uygun düşmemektedir. Bir kısım müfessirler de[8], bu sözle, eğer melekle­rin dışındaki varlıklar yerin yedi kat altından, Allah'ın emrinin başladığı yerden, yedi kat göğün üzerine, Allah'ın emrinin bittiği yere kadar çıkmaya kalksalar, elli bin yıldan daha az bir sürede çıkamazlar, melekler ise bu mesafeyi bir saat zarfında katetmekiedir. Bu görüşte doğruluk payı vardır; zira olayı zihinlere yaklaştırıp örnekleştirmektedir.

Her halükârda ayetin ihtiva ettiği haber, Allah'ın sırnyla, O'nun inanılması gerekli melekleriyle ilgili gayb olaylarındandır. Kur'an'ın haber verdiği diğer gayb hadiselerin­de olduğu gibi buna da inanmak gerekir. Bu arada Yüce Allah'ı mekandan, sınırdan ve cisimlikten tenzih etmek de gereklidir.

"Çünkü, gerçekten onlar, bunu uzak görüyorlar. Biz ise, onu pek yakın görüyoruz" ayetleri ışığında anladığımıza göre bu cümlenin gelmesinden maksat, azabın hemen gel­mesi için acele eden, küçümseyip meydan okuyan, gecikmesinden dolayı alay eden ka­firlere karşı reddiye içindir. Çünkü onların uzak zannettikleri şey Allah katında çok ya­kındır; zira O'nun katında bir gün, onların yıllarına göre elli bin yıla eşittir. Allah daha iyi bilir.[9]

 

8. Gökyüzünün erimiş maden[10] gibi olacağı gün;

9.  Dağlar da (etrafa uçuşmuş) rengârenk yün gibi olacak.

10.  (Böyle bir günde) hiçbir yakın dost, bir yakın dostu sor­maz.

11.  Oniar birbirlerine gösterilirler[11]. Bir suçlu-eünahkâr, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister.

12.  Kendi eşini ve kardeşini,

13. Ve onu barındıran[12] aşiretini de.

14.  Yeryüzünde bulunanların tümünü[13] (verse de); sonra bir kurtulsa.

15.  Hayır! Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta[14] oian ateştir.

16.  Derileri kavurur, soyar'[15].

17.  Yüz çevirip arkasını döneni (kendisine) çağırır.

18.  (Mal) toplayıp kasada yığanı[16]..

 

Allah'ın Va'dolunan Azabının Gerçekleşmesi

 

Bu ayetlerde de, önceki ayetlerde vuku bulacağı ve yakın olduğu te'yid edilen Al­lah'ın va'dolunan azabına işaret edilmektedir; O gün gökyüzü erimiş yağ gibi koyu kır­mızı halde akacaktır, dağlar da yün gibi yumuşak bir vaziyette saçılacaktır. Herkes ken­disiyle meşgul olacak, hiçbir dost yardım etmek, desteklemek için dostunu, birbirlerini gördükleri halde soramayacaktır. Suçlular üzerinde azabın korkusu çok şiddetli olacak­tır; o derece ki onlardan bir kimse kendisini kurtarmaya karşılık bütün değerli şeylerini; çocuklarını, eşini, kardeşini, yakın aşiretini, hatta yeryüzündeki herkesi fidye olarak vermek ister, fakat kurtuluş yoktur. Şiddetle yanan cehennem ateşi, Allah'ın ayetlerini dinlemekten, O'na yapılan davete icabet etmekten yüz çevirerek dönüp giden, bütün ta­sa ve endişesi mal toplayıp yığmak, biriktirmek olan herkes için hazırlanmıştır. O ateş onların bedenlerinin her tarafını, derilerini kavurur, soyup atar.

Ayetler açıkça görüldüğü gibi öncekilerle üslup ve konu bakımından bağlantılıdır. Bu ayetlerde de önceki ayetlerde söylediğimiz gibi uyarı bulunmakta ve va'dolunan azabın vuku bulacağı ve bunun yakın olduğu te'yid edilmektedir.

Ayetler korkunç bir vasıf içermekte ve böylece kafirlerde korku ve dehşet uyandır­maktadır. Bu, öncekilerde ve benzerlerinde olduğu gibi bu ayetlerin de hedefleri arasın­da yer almaktadır.[17]

 

Mal Toplayıp Biriktirmenin Kınanması

 

Önceki ayetlerde yoksulları doyurmaya teşvik etmeme konusunun Özel olarak zikre­dilmesi hakkında söylediklerimizi, burada mal toplayıp biriktirmenin özellikle kınan­ması hakkında da söyleyebiliriz. Bu hasr-tahsîs kabilinden değildir. Fakat bu ifadede çok önemli evrensel bir Kur'an mesajı yer almaktadırki, o da, mal biriktirip saklamanın, onu iyilik, hayır ve muhtaçlara yardım yolunda harcamakla cimrilik yapmanın ne kadar çirkin ve kötü bir davranış olduğunu vurgulamaktır.[18]

 

19.  Doğrusu, İnsan 'bencil ve haris'[19] yaratılmıştır.

20.  Kendisine bir kötülük dokunduğunda feryadı basar[20].

21.  Ona bir hayır dokunduğunda engelleyici olur.

22. Ancak namaz kılanlar hariç;

23.  Onlar ki: Namazlarını sürekli kılarlar.

24. Ve onların mallarında belirli bir hisse vardır:

25.  Yoksul ve yoksun olan(lar) için.

26.  Onlar ceza gününü tasdik ederler.

27.  Rablerinin azabına karşı (daimi) bir korku duymakta­dırlar.

28. Şüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz.

29.  Ve onlar, ırzlarını korurlar.

30.  Ancak kendi eşleri ya da sağ ellerinin malik olduğu başka; çünkü onlar {bunlardan dolayı) kınanmazlar.

31,Fakat bunun ötesini arayanlar, artık onlar sınırı çığneyenlerdır.

32.. Emanetlennı ve ahıdlerını gözetirler.

33.  Sahiciliklerinde dosdoğru davranırlar.

34.  Namazlarını (titizlikle) korurlar.

35.  İşte onlar, cennetler içinde ağırlananlardır.

 

İnsanın Genel Tabiatı

 

İlk üç ayette insanın bencillik, hırs-tamah. çabuk etkilenmek gibi özelliklerine işaret edilmiştir. Başına gelen olaylar sonucunda çabuk heyecanlanır, bencildir; sadece kendi­sini düşünür, kendisine bir kötülük isabet ettiğinde hemen etkilenip feryadı basar, işleri yoluna girip açıldığında, hayra kavuştuğunda da elini sıkıp cimrilik yapar.[21]

 

Namaz Kılan Mü'minlerin Özellikleri

 

İlk üç ayeti takip eden ayetler namazı aksatmaksızın sürekli kılan kimseleri yukarı­daki işaret kapsamından hariç tutmuştur: Onlar, sahip oldukları mallarında yoksul ve muhtaçlara verilmesi gerekli bir pay ve hak olduğunu bilmektedirler. Ahiret gününc-inanırlar, gerçekten korku veren Rablerinin azabından korkarlar. Verdikleri söz ve ahid-lere sadık kalırlar. Cinsi münasebetlerinde de meşru olan eşleri ve sahip oldukları cari­yeleri sınırına bağlıdırlar; bunun dışında iffetlerini korurlar. Çünkü bu sının aşanlar taş­kınlık yapmış, suç işlemişlerdir. Onlar kendilerine teslim edilen emanetleri de korurlar, üzerlerindeki şahitlik vazifesini hakkıyla yerine getirirler ve namazların vakitlerine ri­ayet ederek muhafaza ederler. İşte onlar için Allah katında, cennetlerde büyük ikram vardır.

Ayetler öncekilerle bağlantılıdır ve özellikle önceki ayetlerin son ayetler arasındaki münasebet açıkça bellidir. Ayetler iman ve Allah'a ibadetin, insan nefsinde, yönelişin­de, ahlâkında yaptığı tesiri, tabiatında var olan bencillik, kötülükten şikayet, hayrı en­gelleme vasıflarını düzeltme fonksiyonunu açıklamaktadır. Bu ayetler çok önemli ev­rensel, ahlâkî ve içtimai mesajlar içeren mükemmel Kur'an pasajlarından birini oluştur­maktadır.

Özellikle istisna edilerek namaz kılanların zikredilmesi, namaza devam edip onu ko­ruyanların ayetlerin başında da, sonunda da tekrar edilerek övülmesi, ilk olarak, nama­zın Allah'a iman alametlerinin esasını teşkil etmesindendir. İkinci olarak namaz, sürekli olarak Allah'ın yapılmasında her türlü hayrın bulunduğu emirlerini ve her türlü kötü­lükten men eden yasaklarını hatırlamanın vasıtasıdır. Bu durum, namaz kılanı hakkı, adaleli ve hayrı işlemekte aktif yapmakta, günah ve kötülüklerden sakındırmaktadir, Buna göre namaz kılan bir kimseden günah ve kötülükler sadır olursa, kendisine bencillik, herhangi bir kötülükten dolayı feryat etme, cimrilik, hayrı men etme gibi vasıflar ha­kim olursa, iyi bilinsin ki o kimse gerçek anlamda namaz kılmamaktadır. Kıldığı namaz gerçek imandan ncş'et eden bir namaz değildir. Böyle bir namazın da ruhunu saflaştır­makta, kalbini temizleyip paklamakta hiçbir faydası olmaz. Bu konuyu Alak sûresinin tefsirinde yeterince açıklamıştık .

Bununla beraber ayetler, söylediğimiz gibi dosdoğru kılan üzerinde namazın yaptığı tesiri açıklamaktadır. Aynı zamanda ayetler Mekke dönemindeki ilk mü'mirilerin sahip olduğu ahlâkı, iman ve namazın onlarda yaptığı olumlu yüksek etkiyi yansıtmaktadır. Bu husus birçok sûrede, özellikle de Mü'minun sûresinin ilk ayetlerinde açıklanmıştır.

Bu tesbit doğruysa -ki bunu ümit ediyoruz- "Ve onların mallarında belirli bir hisse vardır, yoksul ve yoksun olan(lar) için" ayetleri zekatın mü'minlere belirli bir miktarla farz kılındığına delil teşkil etmektedir. A'Iâ sûresinin tefsirinde de izah ettiğimiz gibi, geçen sûrelerde yer alan birçok ayette zekatın daha Mekke döneminde farz kılındığına dair açıklamalar bulunmaktadır. Ama miktarın tayininde ise, ilk işaretler görebildiğimiz kadarıyla bu ayetlerde geçmiştir.[22]

 

36.  Şimdi inkâr edenlere ne oluyor ki, boyunlarını sana uzatıp koşuyorlar.

37. Sağ yandan ve sol yandan bölükler halinde...

38.  Onlardan her biri, nimetlerle donatılmış cennete gire­ceğini mi umuyor?

39.  Hayır; doğrusu biz onları bildikleri şeyden yarattık.

40.  Artık, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim; biz gerçekten güç vetireni/

41.  Onları, kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştir­meye... Bizim önümüze geçilemez[23]'.

42.  Bırak onları, kendilerine va'dedilen günlerine kavu­şuncaya kadar dalsın, oynasınlar.

43.  Kabirlerinden koşarcasına çıkarılacakları gün, sanki onlar dikili bir şeye[24] yönelmiş[25] gibidirler.

44.  Gözleri düşük, yüzlerini alçaklık bürümüş bir durum­da. İşte onlara va'dedilen gün, bugündür.

 

İnkâr Edenler Aşağılanmiştır

 

1-  Ayetlerde inkâr ve kınama mânâsında, kafirlerin koşar halde Peygamber'e gele­rek huzurunda bölük bölük, sağlı sollu durmakla neye ulaşmak istedikleri sorulmakta­dır; yoksa onlar cennete girmeye mi tamah etmektedirler?

2- Bunun olması kesin bir ifadeyle reddedilmiştir.

3- Uyan anlamı taşıyan yemin ve açıklama yer almaktadır; onları bildikleri bir şey­den yaratan Allah, dilediği vakitte onları helak etmeye ve onları, kendilerinden daha ha­yırlı kimselerle değiştirmeye kadirdir; bunu yapmaktan aciz değildir; onlar O'ndan ka­çıp kurtulmaya güç ye tirem ey ecekl erdir.

4- Peygamber onları gözünde büyütmemekle, onları kendi hallerinde oyun ve eğlen­celerinde, va'dolundukları güne kavuşuncaya ve kendileri için hazırlanmış olan azab başlarına gelinceye kadar bırakmakla emredilmiştir. O gün geldiğinde koşarcasına ka­birlerinden çıkarlar, sanki onlar kendileri için dikilmiş şeylere yönelmişlerdir. Bakışları önlerine eğilmiştir, üzerlerini zillet ve perişanlık kaplamıştır.

Ayetler, namaz kılanlarla ilgili bölümden önce geçen ayetlerle bağlantılıdır. Sanki namaz kılanlar bölümü ara bölüm olarak gelmiş, sonra söz tekrar kafirler konusuna dönmüştür.

Ayetlerin teması geneldir. Özellikle 42. ayet ile 36. ve 37. ayetler, kafirlerin sağlı sollu Peygambcr'in etrafını sararak öbekleşmelerinin; alay eden, hafife alan kimsenin hareketi olduğunu açığa vurmaktadır. Bundan dolayı ayetler bir yandan kınama, uyan, tehdit ve Allah'ın tehdidini yerine getirmeye kadir olduğunun açıklamasını içerirken, bir yandan da Peygamber'i teselli edip rahatlatmasını içermekledir. Bu şekilde 36 ve 37. ayetler, Peygamber'in va'z ve irşad edip, Kur'an okuduğu bazı durumlarda, kafirlerden sadır olan çeşitli kötülük, hile ve hafife alma hareketlerini yansıtmakladır; onlar O'na inkar edip alay eder tarzda bakıyorlar, etrafında öbek Öbek durarak, boyunlarını O'na doğru uzatıyorlar ve inkarcı, alay edici bir tavır takınıyorlardı. Ayetlerde yer alan kına­ma ve uyan gayet kuvvetli ve etkileyici, tasvir edilen çirkin tabloya da uyum sağlayan bir tarzdadır.

Ayetler sûrenin son kısmını oluşturmakladır. Son ayet, diğer bazı sûrelerin bitiminde olduğu şekilde sûreyi bitirmektedir.[26]

 



[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/249.

[2] Seele "Çağırdı" anlamında olduğunu söyleyen olduğu gibi, nor­mal "soru sorma" anlamında olduğunu söyleyen de vardır.

[3] el-Meâhc Miraç kelimesinin çoğuludur. Üzerinden yükseğe çı­kılan alet, yani merdiven anlamındadır

[4] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/250-251.

[5] Bkz. Tabresi, Begavi, ibn Kesir, Taberi, Hazin tefsirleri.

[6] Bkz. İbn Kesir ve Taberi tefsirleri.

[7] Bkz. İbn Kesir, Taberi tefsirleri.

[8] Bkz. Begavi tefsiri .

Bkz. Begavi tefsiri .

[9] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/251.

[10] el-Mühl Yağ eriyiği.

[11] Yübassarûnehüm Onları görürler veya onları tanırlar anla­mındadır. Zamir yakın dostlara veya ayetlerde adı geçen akrabalara dönmektedir.

[12] Tü'vîh Onu koruyup himaye eden.

[13] Fasttetühü Has ailesi, aşireti, akrabaları anlamındadır.

[14] Lezâ Tutuşmuş şiddetli alevler içinde yanan.

[15] Nezzâaten Hşşevâ Şeva, cismin yüzü, derisi veya bedenin yanlan anlamındadır. Cümlenin anlamı, "ateş şiddetinden bedenin derisini ve yanlarını kavurup soyar" şeklindedir.

[16] Evâ Biriktirilip saklanan hazine.

[17] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/253.

[18] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/253.

[19] Hela'an "Başına gelenden Ötürü çabuk etkilenip heyecanla­nan" anlamındadır.

[20] Cezûan Çok korkup titreyen.

[21] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/255.

[22] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/255-256.

[23] Mesbûkîn Burada acizler veya onları yakalamaya güçleri yetmeyenler anlamındadır. Kelime, yarış tabirine göre kullanılmıştır. Yarışta geride kalan kimse bir nevi aciz ve yetersiz kalmış demektir.

[24] Nüsub Tekili "ensab"dir. İbadet ve tapmak için dikilen şey de­mektir. Bununla putlar da kastedilmiş olabilir.

[25] Yûfizûn Koşarlar, akın ederler.

[26] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/257258.