Nûh Sûresi - Kuran - 071Nuh - 2. Sayfa
NÛH SÛRESİ
71
İndiği Yer :
Mekke
İniş Sırası :
71
Âyet sayısı :
28
Nüzulü
Gerek mushaftaki sıralamaya gerekse nüzul sırasına göre yetmiş birinci sûredir. Nahl sûresinden sonra, İbrahim sûresinden önce Mekke'de inmiştir. [1]
Âdı
Sûrede Hz. Nuh'un peygamber olarak gönderilişi ve inkarcılara karşı verdiği mücadele anlatıldığı için ona bu ad verilmiştir. Buhârî'de "Sûretü innâ erselnâ" adıyla geçmektedir[2]
Konusu
Mekkî sûrelerin özelliklerini taşıyan Nûh sûresinde iman esaslarıyla birlikte Hz. Nuh'un peygamberliği, dini tebliği, inkarcılara karşı verdiği mücadele ve tufan konulan ele alınmakta, Nuh'un kendisi ve müminler için yapmış olduğu dua İle sûre sona ermektedir.[3]
Meali
Rahman re rahmi olan Allah'ın adıyla... 1. Biz Nuh'u, "Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce halkını uyar" diyerek toplumuna gönderdik. 2. Şöyle dedi: "Ey kavmim! Şüphesiz ben size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım. 3. Allah'a kulluk ediniz; O'na karşı gelmekten sakınınız ve bana itaat ediniz; 4- Ki Allah bir kısmı günahlarınızı bağışlasın ve sizi belirli bir vadeye kadar ertelesin. Şüphesiz Allah'ın belirlediği vade geldiğinde artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz! 5, Nûh, "Rabbim, dedi, doğrusu ben kavmimi gece gündüz hakka çağırdım; 6. Fakat benim yaptığım çağn onları daha da uzaklaştırdı. 7, Kendilerini bağışlaman için ben onları ne zaman çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar; elbiselerini başlarına bürüdüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler. 8. Yine de ben onları açıkça çağırmaya de- vam ettim. 9. Onlara açık da söyledim, yerine göre gizli de söyledim. 10. Dedim ki: "Rabbinizden bağışlanmanızı dileyin; O, çok bağışlayıcıdır. 11. (Dileyin ki) üzerinize gökten bot bot yağmur indirsin. 12. Mallar ve oğullar vererek sizi desteklesin, size bahçeler versin ve sizin için ırmaklar akıtsın. 13. Ne oluyor size de Allah'ın büyüklüğünü hesaba katmıyorsunuz! 14. Oysa O sizi türlü evrelerden geçirerek yaratmıştır. 15. Görmüyor musunuz Allah yedi göğü birbiriyle nasıl uyumlu yaratmıştır! 16. Onların içinde ayı bir ışık, güneşi ışık kaynağı yapmıştır. 17. Allah sizi yerden bitirip yetiştirmiştir. 18. Sonra sizi yine oraya döndürecek ve yeniden çıkaracaktır. 19-20. Allah yeryüzünü sizin için sergi gibi döşemiştir ki onda geniş yollar edinip dolaşabife-siniz." 21. Nûh, "Rabbim, dedi, doğrusu bunlar beıü dinlemediler, malı ve çocuğu kendi ziyanını arttırmaktan başka bir şeye yaramayan kimseye uydular. 22. Onlar çok büyük tuzaklar kurdular. 23. Dediler ki: 'Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Vedd'en, Suvâ'dan, Yeğus'tan, Yeuk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin!' 24. Gerçekten de birçoklarını saptırdılar; (Rabbim!) Sen de artık bu zalimlerin şaşkınlıklarım arttır!" 25. Günahları yüzünden tufanda boğuldular, ardından ateşe atıldılar, kendilerini Allah'a karşı koruyacak yardımcılar da bulamadılar. 26. Nûh "Rabbim, dedi, yeryüzünde inkarcılardan hiç kimseyi bırakma! 27. Sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; ahlâksız nankör nesillerden başkasını da yetiştirmezler. 28. Rabbim! Beni, ana babamı, inanmış olarak evime girenleri, mümin erkekleri ve mümin kadınları bağışla, zalimleri ise dâima helak et."[4]
Tefsiri
1-4. Nûh (a.s.), Kur'an'da adı çokça geçen ve dini tebliğ konusunda kavmiy-le mücadelesine yer verilen peygamberlerin ilkidir. Kur'aa'da Nuh'tan önceki bazı peygamberler de anılmakta birlikte onların inkarcılarla mücadelesi hakkında detaylı bilgi verilmemiştir. Nuh'un soyu, hayatı, peygamberliği, inkarcı toplumuna karşı sergilediği mücadele ve Nûh tufanı hakkında Hûd sûresinin tefsirinde genişçe bilgi verilmiştir.[5]
İlk âyette Nuh'un peygamber olarak gönderildiği ifade edildikten sonra gerçeği inkâr edenlerin bu dünyada başlarına gelmesi mukadder olan felâketlere işaret edilmiştir. Müfessirler bu felâketin Nûh tufanı olduğu kanaatindedirler.
4. âyette Nuh'un, bir taraftan "... sizi belirli bir vadeye kadar ertelesin" derken, diğer taraftan Allah'ın belirlediği vâde geldiğinde artık ecelin ertelenmeyeceğini söylemesi müfessirlerce iki şekilde açıklanmıştır:
a) Allah, topluluk olarak iman etmeleri şartıyla insanlar için bir ecel tayin etmiştir. Ancak inkârda ıs-rar ettikleri takdirde belirlenen ecel gelmeden yine topluluk olarak cezalandırılıp helak edilmeleri de ilâhî takdirin gereğidir. İman etmeleri halinde ise belirlenen o vakte kadar toplumsal varlıklarını devam ettirirler,
b) Maksat, ömrün zamansal anlamda uzayıp uzamaması değil, bereketli, hayırlı ve verimli geçip geçmemesidir. Şu halde burada Allah tarafından belirlenen ecelin değişebileceği bildirilmemiş; fakat insanların değişmeyecek ecelleri gelinceye kadar iman ederlerse mutlu ve huzurlu olarak yaşayıp ölecekleri, ama iman etmezlerse mutsuz ve huzursuz yaşayacakları, nihayet hayatlarının da felâketlerle son bulacağı anlatılmak istenmiştir.[6]
5-7, Bir peygamberin görevi davetini eksiksiz yapmaktır; davetin etkisi, sonuç getirip getirmemesi ise insanların kabule yönelmesine ve Allah'ın hidayet etmesine bağlıdır. Burada da Hz. Nuh'un gece gündüz demeden bütün gücüyle halkının kurtuluşu için çalıştığı, böylece sorumluluğunu yerine getirdiği bildirilmektedir. Nuh'un insanları kurtuluşa çağırması karşısında günahkârların parmaklarını kulaklarına tıkamaları ve elbiselerini başlarına bürümeleri, peygamberin tebliğ ettiği dini reddettiklerini ifade eden mecazî bir anlatım olarak görülmektedir. Ancak peygamberin konuştuklarını işitmemek için gerçekten parmaklarını kulaklarına tıkamış, onu görmemek ve duymamak için elbiselerini başlarına bürümüş de olabilirler.[7]
8-9. Hz. Nuh'un, şartlara ve kişilerin özelliklerine göre tebliğlerini açıktan veya gizli olarak sürdürdüğü bildirilmekte, böylece farklı davet ve tebliğ metotlarının kullanılabileceğine işaret edilmektedir.[8]
13-14. Müfessirlerin 13. âyetle ilgili değişik yorumlarım şu şekilde özetlemek mümkündür:
a) Âyeti tevil etmeksizin zahirî anlamına göre yapılan yorum: "Neden Allah'ın sevabım ummuyorsunuz (ve azabından korkmuyorsunuz)?"
b) "Tercûne" fiilini "önem vermek" anlamında tevil ederek yapılan yorum: "Neden Allah'ın büyüklüğüne önem vermiyorsunuz?" Bu yorum, "Neden Allah'ın büyüklüğüne önem verip de azabından korkmuyorsunuz?" anlamına gelir,
c) "Vakar" kelimesini "imanın sonucu" anlamında tevil ederek yapılan yorum: "Neden Allah'tan İmanın sonucunu beklemiyorsunuz?" Yani iman edip iyi işler yaptığınız takdirde Allah'ın size sevap vereceğini neden ümit etmiyorsunuz?
d) "Ne oluyor size de Allah'ın büyüklüğünü hesaba katmıyorsunuz!" Mealde bu anlam tercih edilmiştir.[9] .
14. âyette sözü edilen yaratılış evrelerinden maksat ya ilk insanın topraktan başlayarak mükemmel insan haline gelinceye kadar geçirdiği aşamalardır veya sperm halinden itibaren gerek ana rahminde gerekse doğduktan sonra bedensel ve zihinsel olarak gelişimini tamamlayıncaya kadar geçirdiği aşamalardır.[10] Hz. Nûh, Allah'ın insanı aşama aşama yaratarak mükemmel bir varlık haline getirdiğini hatırlatıp insanın O'na minnettar olması, varlığını ve birliğini tanıyıp kulluk etmek suretiyle minnet ve şükrünü göstermesi gerektiğine işaret etmektedir.[11]
15-16. Nûh (a.s.) önceki âyetlerde Allah'ın varlığını ve kudretini gösteren insanın oluşum ve gelişimiyle İlgili delillere dikkat çekmişti; burada da dış dünyadaki delillerden örnekler verilmektedir.[12] Ay, ışığını başkasından aldığı için âyette ona "ışık" (nûr) denilmiştir; güneşin ışığı ise kendinden olup bizzat aydınlatıcıdır. Bu sebeple âyette ona "kandil, ışık kaynağı, aydınlatıcı" anlamına gelen "sirâc" adı verilmiştir.[13]
17-18. "Allah'ın İnsanları yerden bitirip yetiştirmesi" iki türlü yorumlanmıştır: a) İnsanlığın atası olan Hz. Âdem'in topraktan yaratılışına bir işarettir, b) Her bir İnsanın gelişmesi ve yaşaması için gerekli olan organik ve inorganik besinler doğrudan veya dolaylı olarak topraktan alındığı için insanların yaratılıp geliştirilmesi bitkilerin yerden bitirilmesine benzetilmiştir.[14] Âyette insanın, bedeniyle ait olduğu toprağa geri gönderileceği, ancak bir kez daha topraktan hayat alanına çıkarılacağı bildirilerek uhrevî sorumluluğunu unutmaması gerektiğine işaret edilmiştir.[15]
19-20. "Allah yeryüzünü sizin için sergi gibi döşemiştir" ifadesi arzın düz olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Arza insanların rahatça hareket edilebilecekleri bir yapı verildiği, üzerindeki yollardan ve her türlü nimetten yararlanılabilecek bir yapıda yaratılmış olduğu anlatılmaktadır.[16]
21-22. Sonraki birçok peygamber gibi Hz. Nuh'un da, kendi halkının ileri gelenlerinin direnişiyle karşılaştığı anlaşılmaktadır. Halkın peşlerinden gittiği bu üst tabakanın servet ve mevkileri, kibirlerini ve küstahlıklarım arttırarak onları bir yok oluşa sürüklemiştir. Âyette sadece dünyevî nimet ve ikballere önem vermenin uzun vadede mutlaka manevî değerleri yok edip toplumun temel dokusunu tahrip edeceği gerçeğine de işaret edilmektedir.
İnkarcı önderlerin "tuzak kurmaları"nı anlatan ifade, ayak takımını Nuh'u öldürmeye kışkırtmaları veya kendilerinin zengin ve güçlü olduklarım hatırlatarak bunu, doğru yolda bulunduklarının bir sonucu olarak göstermeleri şeklinde açıklanmıştır.[17]
23. Tefsir kaynaklarında burada geçen isimlerin, Adem'in çocuklarına veya sâlih kişilere ait İsimler olduğu bildirilmektedir. Salih kişilerin ölümünden sonra, önceleri onların anılanın canlı tutmak ve hatıralarına saygı gösterip şefaatlerini dilemek amacıyla heykelleri yapılarak her birine temsil ettiği salip kişinin ismi verilmiş; fakat zamanla kutsallık yüklenen bu heykellere tanrı gözüyle bakılıp tapılmıştır. Kaynaklar bu heykellerin Câhiliye dönemi Araplan'nın da tanrıları arasında yer aldığını kaydetmektedir. Nitekim Araplar çocuklarına "Vedd'in kulu, Yeğûs'un kulu" anlamında Abdu Vedd, Abdu Yeğûs adlarını veriyorlardı.[18] Nûh tufanında her şey sular altında kalıp harap olduğu halde bunların sonraki nesillere nasıl intikal ettiği bilinmiyor. Muhtemelen bu isimler Nuh'un gemisinde bulunan müminler tarafından sonraki nesillere anlatılmış, onlar da tanrılarına bu isimleri vermişlerdir.[19]
24. Hz. Nuh'un bu ifadesinden anlaşıldığına göre toplumun ileri gelenleri yani zalimler etkili propaganda ve baskılarıyla birçok kimseyi yoldan çıkarmış, putperest yapmışlardır. İnsanları hidayete erdirmek için gönderilmiş olan peygamberin, onların sapkınlıklarının arttırılmasını istemeyeceğini belirten müfessirler, Nuh'un "(Rabbim!) Sen de artık bu zalimlerin şaşkınlıklarını arttır!" mealindeki bedduasında kullandığı dalâl (sapkınlık) kelimesine, "ceza" veya "haksız eylemlerinde başarısızlık" gibi anlamlar vermişlerdir.[20] Onların iman etmeyecekleri vahyin bildirimiyle kesinlik kazandığı için Nuh'un haklarında beddua ettiği de söylenebilir.[21]
Bu âyet Nuh'un sözü değil, Allah'ın kelâmı olup inkarcılar hakkında verilen hükmü ve uygulanan muameleyi haber vermektedir. Nûh kavminin, günahları yüzünden tufanda boğularak dünyada hak ettikleri cezaya çarptırıldıkları, âhirette de cehenneme gönderilecekleri bildirilmiş; böylece dolaylı olarak onlar gibi putlara tapan Araplar da uyarılmıştır.[22]
26-27. Nûh peygamber, artık bundan sonra inkarcılar arasından kendisine iman-edenlerin çıkmayacağını vahiy yoluyla öğrenince yeryüzünde İnkarcılardan hiç kimseyi bırakmamasını Allah Teâlâ'dan niyaz etmiştir. Âyetin devamı Nuh'un kişisel sebeplerden değil, gelecek nesillerin kurtuluşu için böyle bir bedduada bulunduğunu göstermektedir.[23]
28. Kaynaklar Hz. Nuh'un anne ve babasının mümin olduklarını, bu sebeple onlar için dua ettiğini kaydetmişlerdir. "İnanmış olarak evime girenleri" ifadesiyle mümin olmayan karısı ve oğlunu duasının dışında tuttuğu anlaşılmaktadır. Nûh aleyhisselâmın duasının kıyamete kadar gelecek olan bütün müminleri kapsadığı, aynı şekilde zalimler aleyhindeki bedduasının da kıyamete kadar gelecek olan bütün zalimler hakkında geçerli olduğu kabul edilir.[24]
[1] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/387.
[2] Tefsir", 71
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/387.
[3] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/387.
[4] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/388-389.
[5] bk. 11/25-49; aynca krş. A'râf 7/59-64
[6] Zemahşerî, IV, 161; Şevkânî, V, 342
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/389-390.
[7] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/390.
[8] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/390.
[9] bu yorumlar için bk. Şevkânî, V, 343; İbn Âşûr, XXIX, 199-200
[10] insanın yaratılış evreleri hakkında bilgi için bk. Hac 22/5; Müminûn 23/12-14
[11] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/390-391.
[12] yedi gök hakkında bilgi için bk. Bakara 2/29; Talâk 65/12
[13] ayrıca bk. Yûnus 10/5; Furkan 25/61-62
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/391.
[14] İbn Âşûr, XXIX, 204
[15] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/391.
[16] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/391.
[17] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/391.
[18] bk. Zemahşerî, IV, 164; Râzî, XXX, 143; Şevkânî, V, 346
[19] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/391-392.
[20] bk. Râzî, XXX, 145; İbn Âşûr, XXIX, 211
[21] bk. Hûd, 11/36
[22] Nûh tufanı ve kapsamı hakkında bilgi için bk. Hûd 11/36-44
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/392.
[23] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/392.
[24] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/392.
İslami Okul Okulların En Önemlisi