Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Cîn Sûresi Mekke'de Gelmiştir - Kuran - 072Cin - 10. Sayfa

CÎN SÛRESİ

Mekke'de gelmiştir. Yirmi sekiz âyettir. Yüce Allah şöyle buyurdu:

"De .ki: Bana şu hakikat vahyotunmuştur: Cinden bir zümre dinlemiş..."

Yüce Allah buyurdu ki: Yâ Muhammedi Mekke kâfirlerine bildir ki: Allah bana Kur'anda haber verdi ki cinlerden dokuz kişi geldiler, Bunlar Nusaybînlilerden ve Yemenlilerden ileri gelenleriydiler. Saîd b. Cübeyr (r.a) İbn-İ Abbas (r.a)' m şöyle dediğini işittiğini haber vermektedir: "Rasûlullah (s.a.v) Ashabından bir grupla Ukaz panayırına doğru gittiler. O sıralar cinler-şeytanlar göklere pek yükselemiyoriardı. Oralardan hırsızlama bilgi alamıyorlardı. Kovalanıyorlardı ordan. Onlar dediler ki (Bu durum bir peygamber gelmesinden dolayı olmuştur. Bu bakımdan gidelim onu görelim.) Bunlar yeryüzüne dağıldılar. Ne hâdise olduysa öğrenmek istediter. İşte bu arada Nahle denen yerde Rasûlultah (s.a.v) ashabına sabah namazı kıldırdı. Cehri Kur'an okudu. Hemen namaz kıldırdı. Hemen göklerden kovulmalarının sebebinin bu Kur'an ve bu peygamber olduğunu kesinkes anladılar."

Nitekim Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:

"...(Şöyle) söylemişler: Biz hakîkî hayranlık veren bir Kur'an dinledik. Kİ o, Hakk'a ve doğruya götürüyor. Bundan dolayı biz de

304    Oı Sûresi (Cüz: 29 Ayet: 3-4-5}

ona îman etik. Rabbimlze biç bir kimseyi ortak tutmayacağız."

"Ey kavmimiz, biz gerçekten aziz, şerif ve kerîm olan bir Kur'an işittik. Onun benzeri bulunmaz. Bu Kur'an hidâyete çağırır. Islâmın Tevhîd yoluna, dosdoğru inanmaya götürür. Doğru, güzel işleri işlemeye teşvik eder. Çirkin ve yaramaz işlerden de meneder. Biz bu Kur'an! tastık ettik. Allah'a şirksiz inandık. Kesin bildik ki Muhammed (s.a.v) Onun rasûlüdür. Kur'an'ı ona Hak göndermiştir. Halikımız bfrdir. Onun mülkünde ortak yoktur. Hiçbir kimseyi biz Ona ortak tutmayız, dediler."

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Gerçek şudur kis Rabbimizin büyüklüğü yücedir. O, ne zevce, ne de bir çocuk edinmemiştir."

Yâni, bizim Rabbimiz şanı o kadar büyüktür ki, saltanatında hiçbir ortağı yoktur. Bunu düşünmeyiz bile. Onu eşi, hantmı yoktur. Evlâdı da yokçur. Yaratıklara hiçbir yönden hiçbir türlü benzemez.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Gerçek şudur ki: Bizim ayak takımı câhilimiz Allah'a karşı (meğer) pek aşırı yalanlar söylüyormuş!"

O cinler birbirine dediler ki: Doğrusu İblis bize Allah'tan başka tanrı var diye söylermiş. Bizim câhilimiz de düşünmeden buna inanırlardı. Hepsi de yalancılardır. Biz şimdi anladık ki Allah Teâlâ da bütün bu yakıştır-rşa-yapiştırma özelliklerden hiçbiri yoktur.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Gerçekten biz de İnsan (olsun), cin (olsun) Allah'a karşı (hiçbiri) asla yalan söylemez sanmıştık."

Biz önceleri gerek insan ve gerekse cin Allah'a karşı yalan söyleyemezler sanmıştık. Şimdi yalanları anladık. Bizim kâfirlerimizle insanların kafirleri dediler ki: Bu putlarımız tanrılarımızda. Biz de bunlara inanmış-

(Cüz: 29 Âyet: 6-7-8) On Sûresi 305

tık. Ama şimdi bize bu Kur'an'la açıklandı ki onların Allah hakkında konuştukları ve inançtan hep iftiradır. Buraya kadar cinnîlerin haberidir. Hak Teâlâ bize bildirdi.

Bundan sonra yüce Allah söyle buyurdu:

"Filhakika şu da var: İnsanlardan bâzı kimseler cinden bâzı kişilere sığınırlar. Demek bu suretle onların azgınlıklarını artırmışlar."

Câhiliyye döneminde kimi insanlar yolculuklarında ıssız bir dereye vannca korkularından: "Bu derenin efendisi olan cinnîlere sığınırız," derlerdi... Böylece orada barınırken korkusuz ve güvenli olurlardı. Bu tutum cinnîlerin kibirlerini, azgınlıklarını artırırdı. Derlerdi ki: "Bizim büyüklüğümüz o noktaya erişti ki insan ve cin bizden yardım bekliyor ve âmân diliyor."

Yüce Allah şöyle buyurdu ki;

"Hakîkaten onlar da sizin zannettiğiniz gibi, Allah'ın hiçbir kimseyi asla diriltemeyecegtnl sanmışlar."

Ey Mekkeliler! Bu cinlerin kâfiden de, sizin inandığınız gibi öldükten sonra Allah'ın hiç bir kimseyi tekrar diriltemeyeceğini sanmışlardı. Allah Muhammed (s.a.v)'i peygamber göndererek ona bu işlerin gerçeklerini hepinize açıklama görevini verdi.

Bundan sonra da yüce Allah cinnîlerin kelamından haber vererek şöyle buyurdu:

"Cinler: Biz ciddî bir surette göğe erişmek İstedik. Fakat onu sert bekçilerle ve (yakıcı) şibaplarla doldurulmuş bulduk, (dediler)"

Eskiden göğe çıkardık. Bir takım yalan-yanlış hırsızlama bilgiler toparlar, insanların ahmaklarına "gerçekmiş gibi" ulaştınrdık. Muhammed (s.a.v) gelmesinden sonra bu işte başarılı olamadık. Çünkü ne zaman göğe çık-sak karşımızda sert tabiatlı bir takım bekçiler bulduk. Melekler de üzerimize "yakıcı ateş" göndererek bizi engelliyorlardı.

306    Cîn Sûresi (Cüz: 29 Âyet: 9-12)

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Halbuki hakîkaten biz (bundan önce haber) dinlemek için onun bâzı kısımlarında oturacak yerler (bulup) oturuyorduk. Fakat şimdi kim dinleyecek olursa kendisini gözetip duran bir şihap bulunuyor."

Biz doğrusu önceki haber alma merkezlerimize ulaşamaz olduk. Önceleri meleklerin aralarında olacak şeylerden bahsederlerken "kulak hırsızı" oluyorduk. Ama şimdi "sıkı takibe" alındık. Haber odaklarımız işlemez oldu.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Doğrusu biz yerdeki kişilere şer mi murad ediliyor, yoksa Rab-leri onlar İçin hayır mı İrâde ediyor, bümiyormuşuz,"

O cinnîler birbirine dediler ki: Biz bu değişiklikle (gökten haber alamamakla) Hak Teâlâ yeryüzünde yaşayan insanlara hayır mı dilemiş yoksa şer mi dilemiş; bu hususta bir bilgimiz yoktur. Anlayamadık. îman etmeyen helak ola, îman eden hidâyet bula... Allah peygamber göndermekle insanlara azap mı diler acep?! Çünkü onlar uyulması zor bir yola "Hak yola" insanları ve cinleri çağırırlar.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

sâlihleriz. Kimimiz ise bunlardan aşa-

ç        ,

ğıdır. Çeşit çeşit yollar (a sahip) olmuşuz."

Bizim kimimiz mü'minlerdir-müttakîlerdir. Kimimiz ise kâfirler ve fâcirlerdir. Herbirimız birbirine aykırı, birbiriyle çatışma hâlinde yollara koyulmuşuz. Cinler, hemcinslerine buna benzer şeyler söylediler.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

(Cüz- 29 Âyet: 13-17) On Sûresi         307

"Şu gerçeği de şüphesiz anladık; Yeryüzünde (bulunsak) da Allah'ı asla âciz bırakamayız. (Göğe) kaçmakla da Onu asla âciz kılanlayız"  %            y tf±

"Doğrusu, biz o hidâyeti (Kur'an'ı) dinleyince ona îman ettik. Kim de Rabbİne îman ederse O, ne bir (ecrinin) ekşiteceğinden, ne de bir haksızlığa uğrayacağından korkmaz."

O cinler dediler ki: "Biz Allah'ın dosdoğru yoluna götüren Kur'an'ı işitince onu hemen doğruladık ve de inandık. Muhammed (s.a.v)' i gerçek peygamber olarak kabullendik. Rabbine şirksiz, nifaksız tam Tevhîd çizgisi üzerine îman eden asla korkmasın düşmandan... Yapılan hiçbir amelin karşılığı-ihlâsla ve şartlarına uygun işlendiyse-boşa çıkmaz. Günahsız bir kişiye de haksızlık yapılmaz. Adaletsizlik Allah için düşünülmez.

Yüce Allah şöyle buyurdu: —

"Gerçek, kimimir Müslümanlar, kimimi ise zulmedenlerdir. Müslüman olan kişiler işte onlar doğru yolu arayarak bulmuşlardır. Zulmedenlere gelince: Onlar da cehenneme odun oldular."

Cinnîler dediler ki: Bizden kimimiz Allah'ı sânına uygun birleyerek Onun emirlerine boyun eğmişizdİr. Bir kısmımız da Hak yoldan çıkarak zâlim olmuştur. İslama yönelenler araştırarak onu buldular. Fakat buna karşılık Hak yoldan sapan bâtıl yollara koyulan kimseler de vardır. Bunlar kendilerini cehenneme odun-bu ne müthiş sondur! — yaptılar...

Yüce Allah şöyle buyurdu;

"Bana şu hakikat de (vahyedildi): Eğer onlar o yol üzerinde dosdoğru gitselerdi elbette onlara bol su içirirdik. Bu hususta onları

308

Ort Sûresi (Cüz: 29 Âyet: 18)

İmtihana çekelim de. Kim Rabbinİn zikrinden (Kur'andan) yüzçevl-rirse, (Rabbi) onu çetin bir azaba sokar."

Hak Teâlâ buyurdu ki: Eğer bu Mekkeliler Allah'ın dosdoğru yolunda, sapmadan, şirk koşmadan istikâmet üzeri yürüselerdi; Biz Azîmüşşan onlara, çeşit çeşit nimetlerin bitmesine sebep olan gökten bol ve yeterince "tatlı sular" yağdırırdık. Dünyada mutlu olurlardı. Bu nimetlerin bolluğu iki sebeble tarafımızdan verilir: 1. Mü'min olanlara şükürle bollaşan lehlerine olan nimetler; 2. Nankör olan kâfirlerin aleyhlerine olan bol bol nimetler... Küfür yolunda yürüdükleri zaman da bol yağmurlar yağdırdık. Sürüler halinde davarları ve develeri oldu. Bu bolluk aleyhlerine delil olsun.

Kâfirler bu bollukta sunardılar. Taşkın işler yaptılar. Akla hayâle gelmez zulümler işlediler. Tam şapa oturdular. Bu refah onlar için bir "kapalı tuzak" oldu. Bunu anlayan çıkmadı. îmana gelenler o îman basîretiyle, kalp uyanıklığıyle ancak bunu anlayabildiler. Onların günahlara dalanları da "anlayış kötülüğünde" kâfirlere benzediler. Bu mutluluğun onların hayrına olmadığını anlayamadılar. Bu bir "istidrâç-azar azar helake gitme" sürecidir. Böylece azabı hâkettiler. Bu kötü sonun başlangıcı onların küfür yolunu tercihleri oldu...

Onlar ki Rablerinin indirdiği Kur'an'a inanmadılar. Hz. Muhammed (s.a.v)' i tanımadılar. Rablerinin yoluna aykırı yollara koyuldular. İşte bu durumda olanlar, bu inkâra dayalı daha birçok büyük günah işleyerek cehennemdeki çetin azaba müstehâk oldular.

"Onu çetin bir azaba sokar"ın bir anlamı da şudur: Allahü Teâlâ cehennemde "ateşten kayalar" yaratır. Kâfirlere buralara "çıkın!" emrini verir. Onlar rivayete göre kırk yıl oraya çıkmaya uğraşırlar. Ama buna bile muvaffak olamazlar. Tekrar düşerler. Çıkarlar-inerler, çıkarlar-inerler... İşte "azâbı-suûd" bu işkence şeklidir. Çünkü dünyada mü'minlere benzeri bedenî, ruhî, içtimaî işkenceler yapmışlardı...

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Hakikatte mescitler Allah'ındır. Onun için Allah ile birlikte hiçbir kimseye, (eşyaya) tapmayın."

Hak Teâlâ buyurdu ki: Mescid Allah içindir. Bununla mescidlerin şerefini bildirdi ki ona saygılı olsunlar diye. Oralarda ve mescidler hükmünde olan evlerinizdeki ibâdetlerde hiçbir kimseyi Ona ortak koşmayın. Yahûdiler-Hıristiyanlar havralannda-kiliselerinde putlar bulunduruyorlardı.

(Cüz: 29 Ayet: 19-21) On Sûresi          309

Hahamları, papazları olağanüstü görüyorlardı. "Onları Rabler edinmişlerdi". Sîz, şirksiz bir ibâdet yapın.

Yüce Allah Muhammed Ümmetini bu fitneden yasakladı. Mescitlerde hâlis niyetlerle ibâdet etmelerini diledi. Kimisi de (mescid) den maksat (secde yapılan uzuvlar) dır. Bunlar: "İki el, iki ayak, iki diz ve bir ahn"dır. Secde halinde "elin ayaları, dizin kapaklan, alın-burun ve ayağın parmakları" toprağa, halıya, kilime ve yer sertliğine temas hâlinde olurlar. Bunları Allah'tan başkası için küçülme makamlarında, günah yerlerde kullanmamak gerekir. Onları Allah yaratmıştır. Beni bırakıp da başkasına secde etmeyin. Benim emirlerimi terkedip de gayrinin emirlerini işlemeyin, buyuruyor Allah... "Kulun Allah'a (manevî bakımdan) en yakın olduğu hal secde hâlidir" buyuruyor Peygamber (s.a.v) Efendimiz...

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"(Bana) şu hakikat de (vahyedümiştlr): Allah'ın kulu Ona ibâdet edin. (Namaza) kalktığı zaman nerdeyse onlar, etrafında keçeler (gibi dertop) oluyorlardı."

Rasûlullah (s.a.v) bir grup ashâbıyle "Batn-ı Nahle" denen yerde cehri olarak Kur'an okuduğu bir namaz esnasında cinler oradan geçiyorlardı. Bu Kur'an ve okunuşu hoşlarına gitti, Onun etrafını bir keçe gibi ördüler. Nerdeyse Rasûlullah (s.a.v)1 in üzerine düşeceklerdi.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Dte İd: Ben ancak Rabbİme duâ ediyorum. Ona hiç birini ortak koşmam."

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"De ki: Gerçekten ben sizin İçin bir ne zarar ne de bir hayır (getirmek gücüne) mâlik değilim. De ki: Hakikat ben (isyan edersem)

310    On Sûresi (Cüz: 29 Âyet: 22-24)

beni Allah (in azabın) dan kimse katiyyen kurtaramaz. Ve ben Ondan başka bir sığınak da kabil değil, bulamam"

Yâ Muhammedi Bu Mekkeli kâfirlere şöyîe söyle: Ben de Allah'ın kuluyum. Elimde Allah'ın emirlerini ve yasaklarını işittirmekten başka bir güç yok. Size bizzet zarar veremem. Sizin hidâyetiniz de elimde değil. Bunlar herşeyt kudretelinde tutan Allah'a mahsûsdur. Şunu da onlara şöyle: Şayet Allah bana azap vermek dilerse, hiçbiriniz Onun dileğini önleyemezsiniz. Ben Allah'tan başka bir sığınak da bulamadım. Yalnız Onun manevî huzuru beni barındırır...

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"(Benim elimden gelen) ancak Allah'tan olanı, Onun gönderdiklerini tebliğdir..."

Beni Hak Teâlâ'nın mukadder azabından kimse kurtaramaz. Ancak benim görevim Onun buyruklarını olduğu gibi size eriştirmektir. Ben Ona isyan etmem. O, devamla şöyle buyurdu:

"... Kim Allah'a ve Peygamberine İsyan ederse, şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Kendileri orada ebedî dâim kalıcılar olmak üzere..."

Her kim ki Allah'ı, tevhîd ölçüsü İçinde birlemezse, Onun emirlerini-yasaklarını tanımazsa, peygambere itaat etmezse: Onun yolu dışındaki yollan hayat görüşü olarak benimserse, Kur'an'ı da topyekûn helâliyle-ha-fttfhıyle tasdik etmezse; böyle olanın varacağı yer son karargâhı cehennemdir. Hem de oradan hiç çıkmamacasına sürekli kalırcasına orası...

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Nihayet onlar tehdit edilmekte oldukları (azabı) gördükleri zaman, kimin yardımcısı daha zayıf, sayısı daha azmış bileceklerdir."

Yâni, Peygamber (a.s) o kâfirleri zebanilerle korkutmuştu.

(Cüz; 29 Ayet: 25-27) On Sûresi          311

Kârfirler dediler ki: "Bizi sen on dokuz zebanî ile korkutuyorsun. Biz çokuz. Onlar bizim hakkımızdan gelemezler." Hak Teâlâ bu âyet-i kerîmeyi indirip buyurdu ki: Onlar bunu azımsıyorlar. Ama yakında Bedirde ve kıyamette görecekler; işin sandıklan gibi olmadığını. Mü'minlerin yardımcısı Allah'ın "görünmeyen orduları" vardır. Bütün bunların içyüzü öte dünyada anlaşılacak. "Her gelecek yakındır" denilmiştir.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"De kî: Tehdit edilegeldlğiniz (azâb) in yakın mı, yoksa Rabbi-min ona uzun bir müddet mi tâyin etmiş olduğunu ben bilmem."

O Haris kâfiri geldi. Rasûlullah (s.a.v)'e dedi ki: "Yâ Muhammedi Korkuttuğun azap bize ne zaman ulaşacak, onu bildir. Yoksa bizi tehdit mi ediyorsun?"

Yâ Muhammed! O kâfirlere "bu azap yakın mıdır yoksa uzak mıdır? Ben bilemem, diye cevap ver.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"(O bütün) gaybi bilendir. Öyle ki gaybına kimseyi (tam) muttalî kılmaz."

Kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah bilir. Ordaki azabın içyüzünü de O bilir.

O yüce Rabbimiz devamında şöyle buyurdu:

"Meğer ki beğenip seçtiği bir peygamber ola. Çünkü O, bunun önünden, ardından gözetleyiciler dizer."

Peygamberlerine mucize göstermek gücü verir. Böylece onun peygamberliğine o mucize delil olur. O, melekler göndererek ona vahyeder. Onlar peygamberin önünden-arkasından giderek "onun koruyucu kuvvetleri" olurlar. Bu melekler aynı zaman da kâfir cinlerin ona yanaşarak o vahyi peygambere ulaşmadan halka deşifre etmesinler diye.

312    On Sûresi (Cüz: 29 Âyet: 27-28)

Bunun böyle olduğu da şunun içindir:

"Tâ ki (o peygamberler) Rablertnln gönderdiklerini hakkiyiı tebliğ ettiklerini bilsinler..."

Bir başka anlatım da anlamı şu: Halk; Bizim resullerimizin eriştirdikle ri haberlerde ne bir eksiklik, ne de bir fazlalık ve değişme olmadığını bilsinler. O Allah tarafından mesajdır. Şeytandan değil.

Devamla şöyle buyurdu:

"(Allah, peygamberin) nezdinde olup bitenleri kuşatmış, her şeyi sayısı İle saymıştır."

Allah ezelî ilmiyle Peygamberlerin üzerlerine aldıkları görevi nasıl yürüteceklerini önceden bilir. Yerde ve gökte olan bütün varlıkların tek tek sayılarını bilir. Onun ilminin dışında bir şey yoktur. Hattâ su damlalarını, ağaç yapraklarını, kum tanelerini ve deniz köpüklerini de tam bilir. j

Übeyy bin Kaabın rivayetine göre Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Kim Cinn Sûresini okursa, Allah ona, bütün insanların, cinlerin ve şeytânların sayısınca sevab ihsan eder."