Cin Sûresi - Kuran - 072Cin - 19. Sayfa
Resulullah'a Verilen İlahî Direktifler
CİN SÛRESİ
Ulemanın İttifakı ile Mekki bir süre olup 28 ayettir. Kur'an-i Kerim'in, cinlerin lisanı ile ifade ettiği islami hakikatleri içermektedir. Bunun yanısıra Peygamber (S.A.V.) Efendimize verilen talimatları ve risalede İlgili hakikatleri anlatmaktadır.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
1-2- Ey Muhammedi De ki: "Cinlerden bir topluluğun Kur'an 'ı dinlediği bana vahyplundu: onlar şöyle demişlerdir." "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kur'an dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."
3- "Doğrusu Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O; zevce ve çocuk edinmemİştir."
4- "Doğrusu aramızdaki beyinsiz, Allah'a karşı yalanlar uyduruyordu."
5- "Doğrusu insanların ve cinlerin Allah'a karşı yalan uydurabileceklerini sanmazdık."
6- "Gerçekten, bir takım insanlar, cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarım artırırlardı."
7- "Doğrusu, onlar da sizin, Allah'ın kimseyi yeniden dirİltemeyece-ğinizi sandığınız gibi samda bulunmuşlardı."
8- "Doğrusu biz göğü yokladık; onu sert bekçiler ve kayan ateşlerle doldurulmuş bulduk!'
9- "Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk; ama şimdi kim dinleyecek olsa, kendisini gözleyen bir ateş buluyor."
10-"Yeryüzünde olanlara kötülük mü murad edildi yahut Rableri onlara bir iyilik mî dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz!'
11- "Doğrusu aramızda iyiler de vardır, bundan aşağı bulunanlar da vardır. Biz, türlü türlü yolda olan topluluklardık."
12- "Yer yüzünde kalsak da Allah'ı aciz bırakmayacağımız, başka yere kaçsak da, O'nu aciz kılamayacağımız gerçeğini şüphesiz anladık."
13- "Şüphesiz doğruluk rehberi olan Kur'an'ı dinlediğimizde ona inandık; kim Rabbine inanırsa, o, ecrinin eksiltileceğinden ve kendisine haksızlık edileceğinden korkmaz." .
14- "îçimîzde, kendini Allah'a vermiş olanlar da, yazık edenler de vardır. Kendini Allah'a veren kimseler, işte onlar, doğru yolu arayanlar, ona layık olanlardık'
15- "Kendilerine yazık edenlere gelince; onlar cehennemin odunları oldular!'[1]
Bazı Kelimeler:
Bana vahyolundu. Vahiy, Allah tarafından Peygamberlere gönderilen mesaj demektir. Bunda, gizlilik ve sürat manaları da vardır. İhâ; Başkasına îmâ, işaret, yazı, ilham veya elçi vasıtasıyla haber yada mesaj gönder-mekdir. Az sayıdaki bir grup. Üç ile on kişi arasındaki cemaat. Hayretengİz bir durum.Rabbimizİn ululuk ve azameti. Ced kelimesinin mülk ve saltanat anlamına geldiğini söyleyenler de olmuştur. Şefİh kelimesi, ahmak, cahil ve beyinsiz kimse anlamına gelir.kelimesi İse sahibinin adalet ve hak ölçülerini çiğneyerek söylediği söz demektir. Kurtuluş ve yardım talep edip sığınırlar.Haddi tecavüz, günah veya zillet demektir.Göğe dokunduk. Ona kavuşmak ve haberlerini dinlemek istedik. Topluluk manasına delalet eden bir lafızdır. Ancak bununla gökte kuvvetli meleklerden bekçiler bulunduğu kast edilmektedir. Şihab kelimesinin çoğulu olup parlak ateşten şuleler mânasına gelir. Gözetleyip kontrol eden. Hayır ve rahmet Allah'ın kudretinden kurtulamayız. O'nun takdirinden kaçamayız. Sevaptaki hakkın eksilmesi ve istihkaktan az ver ilmesi.Muhtemel olmayan bir zulümden korkmaz. Yani iki yoldan daha uygun ve daha doğru olanı aradılar. Kist kelimesi zulüm ve haksızlık demektir. Aksat kelimesi ise zulmü ve haksızlığı yok edip adaletle hükmetmek manasına gelir.[2]
Nüzul Sebebi:
Sahih kitaplarda sabit olduğuna göre cinler Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Kur'an-ı Kerim okuyuşunu dinlemişlerdir. Peygamber Efendimiz saha-bilerine namaz kıldırırken Kur'an okumuş ve bu okuyuşuyla sesi, cinleri kendisine cezb etmişti. Onlar da gelip peygamber efendimize kulak vermiş Allah'ın kelâmmdaki hakikatleri anlamışlardı. Daha sonra aşiretlerine dönerek onları müjdelemişler ve öğrendikleri hakikatleri onlara aktarmışlardı. Cenab-ı Allah, gönlünü mutmain kılmak ve hak daveti yaymanın devamım sağlamak için yukardaki ayet-i kerimeleri Peygamber efendimize inzal buyurdu: Eğer müşrikler Peygambere icabet etmeyip ondan yüz çevirecek olsalar dahi işte cinler ona iman edip başkalarım da imana davet ediyorlardı. Bu ayet-i kerimeler bil kez Ahkaf suresinin 29. ve 30. ayetlerinde özetle nazil olmuş, bu defa da bu surede tafsilatlı olarak nazil olmuşlardır. Bununla da Kureyşlİ ve Arap müşrikler susturulmak istenmiştir. Çünkü onlar imanda geciktiler. Hak daveti kabul hususunda cinler onlardan daha tez davranmışlardı. Halbuki cinler beşer nev'inden başka bir cinstirler. Kureyşlilere ve Araplara gelince; Allah'ın kendi kullarından dilediğine lütfunu indirmesini çekemedikleri için, Hz. Muhammed'in Peygamberliğini yalanladılar.[3]
Açıklama:
Ey Muhammedi Onlara de ki: Cenab-ı Allah bana şöyle vahyetti ki; cinlerden bir grıip, Kur'an-ı Kerim'i dinlediler ve kavimlerine döndüklerinde de şöyle dediler; "Biz şanı yüce ve bedii bir Kur'an dinkdik. O Kur'an insanları hayrete düşürüyor. Çünkü O beşer kelamına benzemiyor. Hatta daha önce nazil olmuş kitaplara düzen, üslup, hedef ve mânâ bakımından hiç benzemiyor.' O insanları doğruluğa, hayra, hakka ve sırat-ı Müstakime çağırıyor. Bunun neticesinde de biz Ona ve indirildiği kişinin Peygamberliğine inandık. Daha önce de, Onu kulu Muhammed'e indiren güçlü ve kudretli zata, Allah'a iman etmiştik. Bundan sonra da Rabbimize, her kim olursa olsun hiçbir kimseyi ortak koşmayacağız! Rabbimizin şanı yücedir. O'nun yücelik ve azametini, saltanat sahibi olduğunu, mülk ve hükümranlığa sahip olduğunu, isminin mübarek, sırrının yüce olduğunu doğruladık. O eş ve evlat edin-memiştir." Cinler Kur'an-ı Kerim'i dinlediklerinde de keferenin itikad ettik' leri hatalara düşmekten uyarılmış gibi oldular. Çünkü kefere, Allah'ı; eş ve zevceye muhtaç olan, çocuk edinme ihtiyacında olan yaratılmışlara benzetmişlerdi. Herşeyden müstağni olduğu halde o nasıl eş ve evlat edinmeye muhtaç olurdu!? Allah'a İman ettik. O'nu tasdik ettik. Beyinsizlerimizin O yüce zat hakkında söylemiş oldukları laflar aklî sınırların dışına çıkan sözlerdir. Çünkü onlar haktan son derece uzaktırlar. O izzet ve cemal sahibi zata eş ve evlat isnat ediyorlar!
İşte bu ifadeleri ile cinler, beyinsizliklerini ve kötülükteki liderlerini taklit etmiş olduklarından ötürü mazeret beyan ediyor ve şöyle diyorlardı: Bİz Allah'a iman ettik. Layık olmayan şeyleri O'na nisbet etme itikadında olduğumuzdan ötürü hatalı zanna sahip olduğumuzu kabul ettik.
Araplardan bir kimse ıssız bir vadide akşamladığında, kendi nefsi için korkulu haller sezdiğinde olanca sesiyle bağırarak, Ey bu vadinin ulusu ve güçlüsü diye bağırdı. Bu sözüyle de oradaki cinlerin reislerini kast ederdi. Ve çağrısını şöyle sürdürdü. Ey bu vadinin ulusu! Senin kavminin beyinsizliklerinden ve cahilliklerinden sana sığınıyorum!
Cinler bunu işittiklerinde büyüklük taslamaya, azgınlık ve huysuzluklarını arttırmaya başladılar. "Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da, onların kibir ve azgınlıklarını arttırırlardı." Yani biz Allah'a iman ettik ve bazı İnsanlardan erkeklerin cinlere sığınıp onlardan eman dilediklerini de doğruladık. Bu nedenle kendilerine sığındıklarını duyduklarında cinler, azgınlık ve'kibirlerini daha da arttırıyorlardi.
Bazı kimseler ayet-i kerimeden kast edilen mânânın şu olduğunu söylemişlerdir-. İnsanlardan bazı erkekler, cinlerin erkeklerinden, yani kâhinlerden müneccimlerden ve arraflardan eman diliyor, cinlerin kendilerine eziyet vermemesi için onlara sığınıyorlardı. Kâhinlerle arraflar, bu durum karşısında azgınlık ve kibirlerini daha da arttırdılar. İste bu Kur'an insanları cinlere olan itikadları hususunda doğru yola iletmek için bir ilaç olarak gelmiştir.
Şu halde bazı insanların cinleri istihdam ettiklerini, yahut cinlerin bİ-zim hayatımızda faydalı'veya zararlı İşler yapmaya muktedir olduklarını söyleyen kimselerin yalanları ortaya çıkmış olmaktadır. Allame Âlûsî bu konu-- da şöyle der: Ayet-i kerîmede imanın buna talik edilmesi, cinlere sığınmanın, azgınlık ve kibiri arttırıcı bir sapıklık olduğunu insana hissettirmektir...- Ve cinler sözlerine devamla şöyle dediler: Sizinde zannettiğiniz gibi bundan sonra Cenab-ı Allah'ın, kullarına peygamber olarak kimseyi göndermeyeceğini zannetmiş ve hataya düşmüştük. Evet biz bu hatalı zanna düştüğümüzü kabul ediyoruz.
Bazı kimseler ise ayet-i kerimenin şu manayı ifadelettiğini söylemişlerdir: Ey kafirler, sizin zannettiğiniz gibi cinlerde ölümlerinden sonra Allah'ın hiç kimseyi yeniden diriltmeyeceğini zannetmişlerdi ve bu zanlarımn yanlış olduğuna dair ayet-i kerime kendilerine vahyolundu.
Cinler sözlerine şöyle devam ettiler: Bizler oradaki varlıkların sözlerini dinlemek maksadıyla göğe yükselmek ve kavuşmak istediğimizde orasının meleklerden kuvvetli bekçilerle doldurulmuş olduklarını gördük. Oraya vahiy hırsızlığı yapmak İçin giden cinleri kovmak için melekler hazır vazıyette dururlardı. Hırsızlık yapmak İsteyenleri yakmak maksadıyla yedekte ateşten korlarda hazır bulunduruluyordu. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin risaletle görevlendirilmesinden önce bizler vahiy hırsızlığı yapmak için bir çok yerlerde otururduk; Ama şimdi haber hırsızlığı yapmak isteyen cinler, kendilerine atılıp yakılmak maksadıyla hazır ateşten korlarla karşılanmaktadırlar. Bu korlar şimdi hazır olarak bulundukları gibi daha öncede hazır vaziyette bulunurlardı. Bunların tabii birer olgu olmaları, bunların, peygamberin gönderilmesinden sonra hazırlanmış olmalarına mani teşkil etmez. Bu nedenle bu ateş korları asiî sıfatlan ızere dururlar. Gökte dopdoludurlar. Göğün her tarafında ateşten, korlar vardır. Cenab-ı Allah'ın göğü bekçilerle donatmasından insanlar için iyilik mi yoksa kötülük mü kasdettiğini biz bilemeyiz. Bizden, kendi nefislerinde salih ve muamelelerinde güzel, ayrıca tabiatları icabı hayra eğilimli kimseler olduğu gibi kötü kimselerde vardır. Bu nedenle bizler muhtelif yollara ayrıldık. Allah'ı hiçbir bakımdan aciz bırakamayacağımıza, her nerede olursak olalım, O'nün azabından kurulamayacağımıza iman ettik. Yerin neresinde olursak olalım ve göğe kaçsakte O'nun azabından kurtulamayız. Çünkü herşey O'nun kabzasında ve tasarrufunun altandadır. Hi-tayeti yani Kur'anı dinlediğimize iman ettik. Tereddüt etmeden Onun ilahi kitap olduğuna inandık. Rabbine ve O'nun indirdiği kitaba iman eden kimse haksızlık ve zulümden korkmaz. Çünkü Rabbin, zerre ağırlığınca dahi kimseye haksızlık etmez. Gerçektende senin Rabbin hiçkimseye zulm etmez. Bilakis herkes yaptığı işin karşılığım alır. Ayet-i kerimenin de kesin olarak bildirdiği gibi mü'minin iyilikleri tam olarak mükafatlandırılır ve amelinden hiçbir şey eksiltilmez. Kur'an'ı dinledikten sonra inandık ki bizden bazı kimseler müslümandır, diğer bazılarımız ise adalet ve doğruluğun dışına çıkmışlardır. Nefislerini terbiye eden müslümanlara gelince onlar, adalet ve hakka sarılmış, hak ve adaleti kast ederek onun peşine düşmüşler, iman edip salih amel işlemişlerdir. Haktan sapan, hak ve adalet yollarının dışına çıkan kimselere gelince, onların varacakları yer cehennemdir. Bilakis onlar cehennem için odun ve yakıt olacaklardır. İşte bunlar islami hakikatler olup Kur’an-ı Kerim'de cinlerin lisanı ile irad edilmiştir. Bunlar bizim hastalıklarımızın çoğunu tedavi edecek ilaçlardır. Yanlış anlayışlarımızın ekseriyetini düzeltecek hakikatlerdir.[4]
Resulullah'a Verilen İlahî Direktifler
16-17- Ama doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denenemiz için onlara bol su içirirdik; kîm Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır.
18- Mescidîer şüphesiz Allah'ındır, öyleyse oralarda Allah'a yalvarırken başkasını katmayın. ,
19- Allah'ın kulu Muhammed O'na yalvarmak, namaz kılmak için kalkınca, nerdeyse çevresinde keçejeşhler, birbirlerine girerlerdi.
20- Ey Muhammed! De ki: "Ben sadece Rabbime yalvarırım ve O'na kimseyi ortak koşmam."
21- Deki: "Ben size zarar vermeye de iyilik yapmaya da kadir değilim."
22- Deki: "Beni kimse Allah'a karşı savunamaz ve ben O'ndan başka bir sığmak bulamam."
23- "Benim yaptığım yalnız, Allah katından olanı, O'nun gönderdiklerini tebliğdir. Allah'a ve peygamberine kim karşı gelirse ona, içinde sonsuz ve temelli kalınacak cehennem ateşi vardır."
24- Sonunda, kendilerine söz verileni gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha güçsüz ve sayısının daha az olduğunu bileceklerdir.
25- Ey Muhammedi De ki: "Size söz verilen yakın mıdır, yoksa Rab-bim onu uzun süreli mi kılmıştır ben bilmem."
26- Görülmeyeni bilen Allah, görülmeyene kimseyi muttali kılmaz.
27-28- Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır.
Rablerinin bildirilerini tebliğ etmelerini ortaya koymak için her peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar; onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve herşeyi bir bir sayar.[5]
Bazı Kelimeler:
İslam dini üzere.Onlan denemek için.Çok ve faydalı. İçinde azaplanmakta olduğu kimsenin üzerine çıkar. Bazı kimseler bu kelimenin çok zorlu ve zahmetli şey manasına geldiğini söylemişlerdir. Onu sokar. Secde yerleri. Bununla, namaz ve ibadet için hazırlanmış olan yerler kast edilmiştir. Lübde kelimesinin çoğulu olup kavmin bir araya gelip yığılması sözünden alınmıştır. Aslanın boynundaki yele anlamına gelen kelimesi de bu kabildendir. Bana fayda verir ve beni korur. Uzun zaman sığınacağım bir yer. Dosdoğru durup sabit olur. Bekçiler ve koruyucular.[6]
Açıklama:
Ey Muhammedi De ki cinlerden bir gurubun Kur'an'i dinledikleri bana vahyolundu ve yine bana vahyolundukİ insanlarla cinler, içinde dünya ve ahiret iyiliği bulunan sağlam ve ideal yer olan islam dini üzere dosdoğru olurlarsa Cenab-ı Allah buyurmuş ki; ben onlara bereketli bol bir su verir ve içiririm. "(O) ülkelerin halkı inanıp (Allah'ın azabından) korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık."[7] "Eğer onlar Tevratı, İncili ve kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, muhakkak ki üstlerinde (ki ağaçların meyvelerinde)n ve ayaklarının altm(daki mahsullerden yerlerdi. İçlerin de (ileri geri gitmeyen) mutedil bir ümmet var, ama çoğu, ne kötü İşler yapıyorlar?"[8] Yaratıklar doğru yolda yürüselerdi dünya malı kendilerine gelir ve nzıklan bollaşırdı.
Bundan sonra başka bir aşamaya geliniyor. Bu, deneme ve İmtihan aşamasıdır. Bu aşamaya getiriri yo rlarki kendilerine dünyevi nimetler bahşedilen kulların şükredenlerden mi yoksa nankörlük edenlerden mi oldukları açığa çıksın. Cenab-ı Allah'ın "kionlari, onunla imtihan edelim" kavli celilinin manasıda budur. Her kim rabbini anmaktan yüz çevirir O'nun ibadetine yönelmezse Rabbi onu, cezalandırır. Allah korusun, bu çok şiddetli bir azabdir. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!
Bana vahyolunduki mescidler sırf Allah'a aittir. Ey ınsanlarîorada Allah'tan başka, yaratıklarına kulluk etmeyin. Kur'an-ı Kerim'in yaratıklara ilişkin nazariyesine dikkatle bakın. Bilahere ortaya çıkacak manevi hastalıklara iiişkin sağlam reçetesine iyice bakın! Mescidler sırf Allah'a mahsustur. Yaratıklara ait değildir. Yaratıkların vasıfları ne olursa olsun O mescidlerde ibadete müstehak değildirler. Orada Allah'tan başkasına ibadet etmekten sakının, yine sakının! Ey Allah'ım sen ne yücesin!.
Bana vahyolundu ki Allah'ın kulu ve elçisi Muhammed (S.A.V.) insanları hayra, hidayet ve nura davet ettiği zaman insanlarla cinler O'nun üzerine üşüşüp yığıldılarki Allah'ın nurunu söndürsünler! Ama Allah buna müsaade etmedi. Ona yardım etti. Dinini üstün kıldı. Müşrikler hoşlanmasalarda islamı yüceltti.
Ey Muhammed onlara de ki: Size ne olmuş! Ve ben ne yaptım! Ben sadece Rabbime davet ettim. Ben yalnızca O'na ibadet ediyor, hiç bir şeyi Ö'na ortak koşmuyorum. Benim bu yaptıklarım size zarar vermez. Size ne olmuş ki bana karşı böyle tavırlar takınıyorsunuz?! Ben size zarar da veremem, fayda da veremem. Fayda ve zarar verecek olan, sâdece Allah'tır. Ben size karşı bir kusur işlemiş değilim! Sizi hayra davet etmeyip te ne yapacağım? Sizi hayır ve iyiliğe çağırmadığım takdirde Cenab-ı Allah beni azaplandırır. Ve beni O'nun azabından koruyacak olan bir kimse de yoktur. O azabı benden hiç kimse savamaz. Allah'tan başka sığınacak bir yerde bulamam. Ben bu işi yapmakla yükümlü kılınmışım. Şayet bu görevimi te'hir edersem Allah beni azaplandırır. O zaman size ne olmuş ki bana böyle yapıyorsunuz! Ben size bir şey yapamam. Sadece Allah'tan bana gelen emirleri size tebliğ etmekle mükellefim. Bu tebliğ edilen şey, insanları en doğru yola İleten Kur'andır. Ancak Allah'tan aldığım emirleri tebliğ ederim. Onun benimle gönderdiği hükümleri sizlere ulaştırırım. Emir ve yasaklarını size naklederim. Bu tebliğime kim kulak verip hıfzeder, emir ve yasakların tümüne riayet eder, ilahi rîsaleti kabul edip zihnine yerleştirirse onun için, ebedi kalmak üzere Cennet vardır.
Her kim Allah'a ve Resulüne risalet ve tebliğde isyan eder bu tebliğe kulak vermekten ve anlamaktan, gereğince davranmaktan yüz çevirirse onun için, içinde ebedî kalmak üzere cehennem vardır. Yalanlamasına, yüz çevirmesine ve kötü davranışta bulunmasına tam muvafık gelecek bir azap vardır.
Müşrikler sapıklıklarında devam ettiler. Nefislerine ve kuvvetlerine bakıp aldandılar. Seninle, senin tehdidinle, beraberindeki Kur'an ile ve mü'min-Ierle alay ettiler. Nihayet azabı gördüler. Azabı gördüklerinde kimin yardımcı bakımından daha zayıf ve sayı bakımından daha az olduğunu bileceklerdir. İki topluluktan hangisinin makamının daha hayırlı, meclisinin (mevkiinin) daha güzel olduğunu bileceklerdir. Ey Mekkeliler! Sapıklığa devam etmekten sakının.
Müşrikler kıyamet gününün azabı ile tehdit olunduklarını duyduklarında onu inkâr eder ve alaya alırlardı. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin bu durumda kendilerine şöyle demesi emir buyuruldu: Ey Muhammedi Onlara de ki; Bu azabın ne zaman geleceğini bilmiyorum ama bu azap eninde sonunda mutlaka size gelecektir. Yalnız gelişinin yakın mı uzak mı olduğunu ben bilmiyorum. Onun için Rabbim uzun bir zaman takdir etmiştir. Gaybı sadece O bilir. Onun görünmez bilgisine kimse vakıf olamaz. Ancak kendisinin Razı ve hoşnut olduğu elçileri kendisinin dilemesi halinde bu görünmez bilgiye vakıf olabilirler.Risaletlerİnİ ilgilendiren ve ihtiyaç duydukları bazı gaybî meselelere Allah tarafından müttalî kılınırlar. Başkaca da gayba İlişkin bilgileri olamaz. Onun gaybina ve görünmez bilgisine insanlardan, cinlerden yahut meleklerden hiçbir yaratık vakıf olamaz. Nasıl olurki? "Gaybm (görünmez bilginin) anahtarları, O'nun yanındadır. Onları O'ndan başkası bUmez."[9]
Hülasa gayba ilişkin ilim Allah'ın kalındadır. Bu bilgiye onun yaratıklarından insan olsun, cin olsun, hekim olsun, kahin olsun diğerleri olsun hiç kimse muttalî olamaz. Ancak şeriat-i semaviye sahibi olan elçilerinden uygun görüp hoşnut olduğu kimseler Allah tarafından bazı gaybî bilgilere ve ilimlere muttalî kılınırlar. Tevrat, Zebur, incil, Kur'an ve bu kitabın içindeki hakikatler işte Allah'ın bazı yaratıklarım vahiy vasıtasıyla vede cibril-i emin'in dili İle muttalî kılmış olduğu bazı gaybî bilgilerdir. "O, gayb hakkında (verdiği haberlerden dolayı) suçlanamaz."[10]
Ayet-i Kerimede geçen gaybtan kasıt Kur'an-ı Kerim'dir. Yani Muham-med (S.A.V.) Efendimizin Kur'an'i insanlara tebliğ etme hususunda İtham edilmesi layık değildir ki O'nun Kur'an'ı değiştirip tebdil ettiği tasavvur olunmasın.
Cenab-ı Allah bu gaybın, Peygamberlere gerçekten sağlam bir yol ile ulaştırılmış olduğunu bize bildirmek istiyor. Elçiler bu gayba ait bilgileri emanet, dikkat ve hikmet ile tebliğ etmişlerdir. Bu tebliği yaparlarken hiç unutkanlığa düşmemiş, ihmalkârlık ve hiçbir şeyde hata etmemiştirler. Görmezmisin ki Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor: "Çünkü O (razı olduğa kimselerin) önüne, arkasına gözetleyidler (koruyucular) koyar (onları şeytanların kapmasına ya da badiklerine duyduklarına yanıltıcı şeyler karıştırmalarına engel olur.) Ki onların Rablerinin kendilerine verdiği emirleri duyurduklarını bilsin." Durum şu ki güçlü ve yüce olan Hak Teâla alîm, habîr, gören ve kontrol eden bir zata yaraşırcasına elçilerini kuşatmıştır. Bu kâinattaki herşeyi diğerinden ayırd edecek şekilde zapta almıştır. Şu halde tebligat yapan elçilerin yaptıkları tebliğlere fazlalık veya noksanlık getirdikleri hususunda şüpheye kapılmayı akıl kabul edermi? "O zikri (Kur'an'i) biz indirdik biz; ve O'nun koruyucusu da elbette biziz! "[11]
Bakınız bu sure-i celile nasıl bir ifade ile nihayete erdiriliyor: Surenin nihayetinde ilahî gayba ait bilgilerin, Allah'ın razı olduğu seçkin ve şerefli elçilerden başkasının yaklaşmayacağı bir sur ile kuşatılmış olduğu açıkça ifade edilmektedir. Cinlere, kâhinlere ve gaybı bildiğini iddia eden kimselere gelince bunlar yalancı ve günahkârlardır. Bunlar kendi nefislerini dahi bilmezler.[12]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/351-353.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/353.
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/353-354.
[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/354-356.
[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/356-358.
[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/358.
[7] A'raf süresi: 96.
[8] Maide sûresi: 66.
[9] En'am sûresi: 59.
[10] Tekvir süresi; 24.
[11] Hicr sûresi: 9.
[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/358-361.
İslami Okul Okulların En Önemlisi