Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Cin Sûresi - Kuran - 072Cin - 19. Sayfa

CİN SÛRESİ 2

Bazı Kelimeler: 2

Nüzul Sebebi: 2

Açıklama: 3

Resulullah'a Verilen İlahî Direktifler. 4

Bazı Kelimeler: 4

Açıklama: 4


CİN SÛRESİ

 

Ulemanın İttifakı ile Mekki bir süre olup 28 ayettir. Kur'an-i Kerim'in, cinlerin lisanı ile ifade ettiği islami hakikatleri içermektedir. Bunun yanısıra Peygamber (S.A.V.) Efendimize verilen talimatları ve risalede İlgili hakikatle­ri anlatmaktadır.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

1-2- Ey Muhammedi De ki: "Cinlerden bir topluluğun Kur'an 'ı dinle­diği bana vahyplundu: onlar şöyle demişlerdir." "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kur'an dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."

3- "Doğrusu Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O; zevce ve çocuk edinmemİştir."

4- "Doğrusu aramızdaki beyinsiz, Allah'a karşı yalanlar uyduruyor­du."

5- "Doğrusu insanların ve cinlerin Allah'a karşı yalan uydurabilecek­lerini sanmazdık."

6- "Gerçekten, bir takım insanlar, cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarım artırırlardı."

7- "Doğrusu, onlar da sizin, Allah'ın kimseyi yeniden dirİltemeyece-ğinizi sandığınız gibi samda bulunmuşlardı."

8- "Doğrusu biz göğü yokladık; onu sert bekçiler ve kayan ateşlerle doldurulmuş bulduk!'

9- "Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk; ama şimdi kim dinleyecek olsa, kendisini gözleyen bir ateş buluyor."

10-"Yeryüzünde olanlara kötülük mü murad edildi yahut Rableri on­lara bir iyilik mî dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz!'

11- "Doğrusu aramızda iyiler de vardır, bundan aşağı bulunanlar da vardır. Biz, türlü türlü yolda olan topluluklardık."

12- "Yer yüzünde kalsak da Allah'ı aciz bırakmayacağımız, başka ye­re kaçsak da, O'nu aciz kılamayacağımız gerçeğini şüphesiz anladık."

13- "Şüphesiz doğruluk rehberi olan Kur'an'ı dinlediğimizde ona inan­dık; kim Rabbine inanırsa, o, ecrinin eksiltileceğinden ve kendisine haksızlık edileceğinden korkmaz."                       .

14- "îçimîzde, kendini Allah'a vermiş olanlar da, yazık edenler de vardır. Kendini Allah'a veren kimseler, işte onlar, doğru yolu arayanlar, ona layık olanlardık'

15- "Kendilerine yazık edenlere gelince; onlar cehennemin odunları oldular!'[1]

 

Bazı Kelimeler:

 

Bana vahyolundu. Vahiy, Allah tarafından Peygamberlere gön­derilen mesaj demektir. Bunda, gizlilik ve sürat manaları da vardır. İhâ; Baş­kasına îmâ, işaret, yazı, ilham veya elçi vasıtasıyla haber yada mesaj gönder-mekdir. Az sayıdaki bir grup. Üç ile on kişi arasındaki cemaat. Hayretengİz bir durum.Rabbimizİn ululuk ve azameti. Ced kelimesinin mülk ve saltanat anlamına geldiğini söyleyenler de olmuştur. Şefİh kelimesi, ahmak, cahil ve beyinsiz kimse an­lamına gelir.kelimesi İse sahibinin adalet ve hak ölçülerini çiğneye­rek söylediği söz demektir. Kurtuluş ve yardım talep edip sığı­nırlar.Haddi tecavüz, günah veya zillet demektir.Göğe dokunduk. Ona kavuşmak ve haberlerini dinlemek istedik. Topluluk manasına delalet eden bir lafızdır. Ancak bununla gökte kuvvetli meleklerden bekçiler bulunduğu kast edilmektedir. Şihab kelimesi­nin çoğulu olup parlak ateşten şuleler mânasına gelir. Gözetleyip kontrol eden. Hayır ve rahmet Allah'ın kudretin­den kurtulamayız. O'nun takdirinden kaçamayız. Sevaptaki hak­kın eksilmesi ve istihkaktan az ver ilmesi.Muhtemel olmayan bir zu­lümden korkmaz. Yani iki yoldan daha uygun ve daha doğru olanı aradılar. Kist kelimesi zulüm ve haksızlık demektir. Aksat kelimesi ise zulmü ve haksızlığı yok edip adaletle hükmetmek manasına gelir.[2]

 

Nüzul Sebebi:

 

Sahih kitaplarda sabit olduğuna göre cinler Peygamber (S.A.V.) Efendi­mizin Kur'an-ı Kerim okuyuşunu dinlemişlerdir. Peygamber Efendimiz saha-bilerine namaz kıldırırken Kur'an okumuş ve bu okuyuşuyla sesi, cinleri kendisine cezb etmişti. Onlar da gelip peygamber efendimize kulak vermiş Al­lah'ın kelâmmdaki hakikatleri anlamışlardı. Daha sonra aşiretlerine döne­rek onları müjdelemişler ve öğrendikleri hakikatleri onlara aktarmışlardı. Cenab-ı Allah, gönlünü mutmain kılmak ve hak daveti yaymanın devamım sağlamak için yukardaki ayet-i kerimeleri Peygamber efendimize inzal buyurdu: Eğer müşrikler Peygambere icabet etmeyip ondan yüz çevirecek olsalar dahi işte cinler ona iman edip başkalarım da imana davet ediyorlardı. Bu ayet-i kerimeler bil kez Ahkaf suresinin 29. ve 30. ayetlerinde özetle nazil olmuş, bu defa da bu surede tafsilatlı olarak nazil olmuşlardır. Bununla da Kureyşlİ ve Arap müşrikler susturulmak istenmiştir. Çünkü onlar imanda geciktiler. Hak daveti kabul hususunda cinler onlardan daha tez davranmışlardı. Hal­buki cinler beşer nev'inden başka bir cinstirler. Kureyşlilere ve Araplara ge­lince; Allah'ın kendi kullarından dilediğine lütfunu indirmesini çekemedik­leri için, Hz. Muhammed'in Peygamberliğini yalanladılar.[3]

 

Açıklama:

 

Ey Muhammedi Onlara de ki: Cenab-ı Allah bana şöyle vahyetti ki; cin­lerden bir grıip, Kur'an-ı Kerim'i dinlediler ve kavimlerine döndüklerinde de şöyle dediler; "Biz şanı yüce ve bedii bir Kur'an dinkdik. O Kur'an insanları hayrete düşürüyor. Çünkü O beşer kelamına benzemiyor. Hatta daha önce nazil olmuş kitaplara düzen, üslup, hedef ve mânâ bakımından hiç benzemi­yor.' O insanları doğruluğa, hayra, hakka ve sırat-ı Müstakime çağırıyor. Bu­nun neticesinde de biz Ona ve indirildiği kişinin Peygamberliğine inandık. Daha önce de, Onu kulu Muhammed'e indiren güçlü ve kudretli zata, Al­lah'a iman etmiştik. Bundan sonra da Rabbimize, her kim olursa olsun hiç­bir kimseyi ortak koşmayacağız! Rabbimizin şanı yücedir. O'nun yücelik ve azametini, saltanat sahibi olduğunu, mülk ve hükümranlığa sahip olduğu­nu, isminin mübarek, sırrının yüce olduğunu doğruladık. O eş ve evlat edin-memiştir." Cinler Kur'an-ı Kerim'i dinlediklerinde de keferenin itikad ettik' leri hatalara düşmekten uyarılmış gibi oldular. Çünkü kefere, Allah'ı; eş ve zevceye muhtaç olan, çocuk edinme ihtiyacında olan yaratılmışlara benzet­mişlerdi. Herşeyden müstağni olduğu halde o nasıl eş ve evlat edinmeye muhtaç olurdu!? Allah'a İman ettik. O'nu tasdik ettik. Beyinsizlerimizin O yüce zat hakkında söylemiş oldukları laflar aklî sınırların dışına çıkan sözlerdir. Çünkü onlar haktan son derece uzaktırlar. O izzet ve cemal sahibi zata eş ve evlat isnat ediyorlar!

İşte bu ifadeleri ile cinler, beyinsizliklerini ve kötülükteki liderlerini tak­lit etmiş olduklarından ötürü mazeret beyan ediyor ve şöyle diyorlardı: Bİz Allah'a iman ettik. Layık olmayan şeyleri O'na nisbet etme itikadında oldu­ğumuzdan ötürü hatalı zanna sahip olduğumuzu kabul ettik.

Araplardan bir kimse ıssız bir vadide akşamladığında, kendi nefsi için korkulu haller sezdiğinde olanca sesiyle bağırarak, Ey bu vadinin ulusu ve güçlüsü diye bağırdı. Bu sözüyle de oradaki cinlerin reislerini kast ederdi. Ve çağrısını şöyle sürdürdü. Ey bu vadinin ulusu! Senin kavminin beyinsizlikle­rinden ve cahilliklerinden sana sığınıyorum!

Cinler bunu işittiklerinde büyüklük taslamaya, azgınlık ve huysuzlukla­rını arttırmaya başladılar. "Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden ba­zı erkeklere sığınırlardı da, onların kibir ve azgınlıklarını arttırırlardı." Yani biz Allah'a iman ettik ve bazı İnsanlardan erkeklerin cinlere sığınıp onlardan eman dilediklerini de doğruladık. Bu nedenle kendilerine sığındıklarını duy­duklarında cinler, azgınlık ve'kibirlerini daha da arttırıyorlardi.

Bazı kimseler ayet-i kerimeden kast edilen mânânın şu olduğunu söyle­mişlerdir-. İnsanlardan bazı erkekler, cinlerin erkeklerinden, yani kâhinlerden müneccimlerden ve arraflardan eman diliyor, cinlerin kendilerine eziyet ver­memesi için onlara sığınıyorlardı. Kâhinlerle arraflar, bu durum karşısında azgınlık ve kibirlerini daha da arttırdılar. İste bu Kur'an insanları cinlere olan itikadları hususunda doğru yola iletmek için bir ilaç olarak gelmiştir.

Şu halde bazı insanların cinleri istihdam ettiklerini, yahut cinlerin bİ-zim hayatımızda faydalı'veya zararlı İşler yapmaya muktedir olduklarını söy­leyen kimselerin yalanları ortaya çıkmış olmaktadır. Allame Âlûsî bu konu-- da şöyle der: Ayet-i kerîmede imanın buna talik edilmesi, cinlere sığınmanın, azgınlık ve kibiri arttırıcı bir sapıklık olduğunu insana hissettirmektir...- Ve cinler sözlerine devamla şöyle dediler: Sizinde zannettiğiniz gibi bundan sonra Cenab-ı Allah'ın, kullarına peygamber olarak kimseyi göndermeyeceğini zan­netmiş ve hataya düşmüştük. Evet biz bu hatalı zanna düştüğümüzü kabul ediyoruz.

Bazı kimseler ise ayet-i kerimenin şu manayı ifadelettiğini söylemişler­dir: Ey kafirler, sizin zannettiğiniz gibi cinlerde ölümlerinden sonra Allah'ın hiç kimseyi yeniden diriltmeyeceğini zannetmişlerdi ve bu zanlarımn yanlış olduğuna dair ayet-i kerime kendilerine vahyolundu.

Cinler sözlerine şöyle devam ettiler: Bizler oradaki varlıkların sözlerini dinlemek maksadıyla göğe yükselmek ve kavuşmak istediğimizde orasının me­leklerden kuvvetli bekçilerle doldurulmuş olduklarını gördük. Oraya vahiy hırsızlığı yapmak İçin giden cinleri kovmak için melekler hazır vazıyette du­rurlardı. Hırsızlık yapmak İsteyenleri yakmak maksadıyla yedekte ateşten kor­larda hazır bulunduruluyordu. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin risaletle gö­revlendirilmesinden önce bizler vahiy hırsızlığı yapmak için bir çok yerlerde otururduk; Ama şimdi haber hırsızlığı yapmak isteyen cinler, kendilerine atı­lıp yakılmak maksadıyla hazır ateşten korlarla karşılanmaktadırlar. Bu kor­lar şimdi hazır olarak bulundukları gibi daha öncede hazır vaziyette bulunurlardı. Bunların tabii birer olgu olmaları, bunların, peygamberin gönde­rilmesinden sonra hazırlanmış olmalarına mani teşkil etmez. Bu nedenle bu ateş korları asiî sıfatlan ızere dururlar. Gökte dopdoludurlar. Göğün her ta­rafında ateşten, korlar vardır. Cenab-ı Allah'ın göğü bekçilerle donatmasın­dan insanlar için iyilik mi yoksa kötülük mü kasdettiğini biz bilemeyiz. Biz­den, kendi nefislerinde salih ve muamelelerinde güzel, ayrıca tabiatları icabı hayra eğilimli kimseler olduğu gibi kötü kimselerde vardır. Bu nedenle bizler muhtelif yollara ayrıldık. Allah'ı hiçbir bakımdan aciz bırakamayacağımıza, her nerede olursak olalım, O'nün azabından kurulamayacağımıza iman et­tik. Yerin neresinde olursak olalım ve göğe kaçsakte O'nun azabından kur­tulamayız. Çünkü herşey O'nun kabzasında ve tasarrufunun altandadır. Hi-tayeti yani Kur'anı dinlediğimize iman ettik. Tereddüt etmeden Onun ilahi kitap olduğuna inandık. Rabbine ve O'nun indirdiği kitaba iman eden kimse haksızlık ve zulümden korkmaz. Çünkü Rabbin, zerre ağırlığınca dahi kim­seye haksızlık etmez. Gerçektende senin Rabbin hiçkimseye zulm etmez. Bi­lakis herkes yaptığı işin karşılığım alır. Ayet-i kerimenin de kesin olarak bil­dirdiği gibi mü'minin iyilikleri tam olarak mükafatlandırılır ve amelinden hiçbir şey eksiltilmez. Kur'an'ı dinledikten sonra inandık ki bizden bazı kimseler müslümandır, diğer bazılarımız ise adalet ve doğruluğun dışına çıkmışlar­dır. Nefislerini terbiye eden müslümanlara gelince onlar, adalet ve hakka sa­rılmış, hak ve adaleti kast ederek onun peşine düşmüşler, iman edip salih amel işlemişlerdir. Haktan sapan, hak ve adalet yollarının dışına çıkan kimselere gelince, onların varacakları yer cehennemdir. Bilakis onlar cehennem için odun ve yakıt olacaklardır. İşte bunlar islami hakikatler olup Kur’an-ı Kerim'de cinlerin lisanı ile irad edilmiştir. Bunlar bizim hastalıklarımızın çoğunu teda­vi edecek ilaçlardır. Yanlış anlayışlarımızın ekseriyetini düzeltecek hakikat­lerdir.[4]

 

Resulullah'a Verilen İlahî Direktifler

 

16-17- Ama doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denenemiz için onlara bol su içirirdik; kîm Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır.

18- Mescidîer şüphesiz Allah'ındır, öyleyse oralarda Allah'a yalvarır­ken başkasını katmayın.   ,

19- Allah'ın kulu Muhammed O'na yalvarmak, namaz kılmak için kal­kınca, nerdeyse çevresinde keçejeşhler, birbirlerine girerlerdi.

20- Ey Muhammed! De ki: "Ben sadece Rabbime yalvarırım ve O'na kimseyi ortak koşmam."

21- Deki: "Ben size zarar vermeye de iyilik yapmaya da kadir değilim."

22- Deki: "Beni kimse Allah'a karşı savunamaz ve ben O'ndan başka bir sığmak bulamam."

23- "Benim yaptığım yalnız, Allah katından olanı, O'nun gönderdik­lerini tebliğdir. Allah'a ve peygamberine kim karşı gelirse ona, içinde sonsuz ve temelli kalınacak cehennem ateşi vardır."

24- Sonunda, kendilerine söz verileni gördükleri zaman, kimin yar­dımcısının daha güçsüz ve sayısının daha az olduğunu bileceklerdir.

25- Ey Muhammedi De ki: "Size söz verilen yakın mıdır, yoksa Rab-bim onu uzun süreli mi kılmıştır ben bilmem."

26- Görülmeyeni bilen Allah, görülmeyene kimseyi muttali kılmaz.

27-28- Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır.

Rablerinin bildirilerini tebliğ etmelerini ortaya koymak için her peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar; onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve herşeyi bir bir sayar.[5]

 

Bazı Kelimeler:

 

İslam dini üzere.Onlan denemek için.Çok ve faydalı. İçinde azaplanmakta olduğu kimsenin üze­rine çıkar. Bazı kimseler bu kelimenin çok zorlu ve zahmetli şey manasına geldiğini söylemişlerdir. Onu sokar. Secde yerleri. Bu­nunla, namaz ve ibadet için hazırlanmış olan yerler kast edilmiştir. Lübde kelimesinin çoğulu olup kavmin bir araya gelip yığılması sözünden alınmıştır. Aslanın boynundaki yele anlamına gelen kelimesi de bu kabildendir. Bana fayda verir ve beni korur. Uzun za­man sığınacağım bir yer. Dosdoğru durup sabit olur.  Bekçiler ve koruyucular.[6]

 

Açıklama:

 

Ey Muhammedi De ki cinlerden bir gurubun Kur'an'i dinledikleri bana vahyolundu ve yine bana vahyolundukİ insanlarla cinler, içinde dünya ve ahiret iyiliği bulunan sağlam ve ideal yer olan islam dini üzere dosdoğru olurlarsa Cenab-ı Allah buyurmuş ki; ben onlara bereketli bol bir su verir ve içiririm. "(O) ülkelerin halkı inanıp (Allah'ın azabından) korunsalardı, elbette üzer­lerine gökten ve yerden bolluklar açardık."[7] "Eğer onlar Tevratı, İncili ve kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, muhakkak ki üstlerinde (ki ağaç­ların meyvelerinde)n ve ayaklarının altm(daki mahsullerden yerlerdi. İçlerin de (ileri geri gitmeyen) mutedil bir ümmet var, ama çoğu, ne kötü İşler yapıyorlar?"[8] Yaratıklar doğru yolda yürüselerdi dünya malı kendilerine gelir ve nzıklan bollaşırdı.

Bundan sonra başka bir aşamaya geliniyor. Bu, deneme ve İmtihan aşa­masıdır. Bu aşamaya getiriri yo rlarki kendilerine dünyevi nimetler bahşedilen kulların şükredenlerden mi yoksa nankörlük edenlerden mi oldukları açığa çıksın. Cenab-ı Allah'ın  "kionlari, onunla imtihan edelim" kavli celilinin manasıda budur. Her kim rabbini anmaktan yüz çevirir O'nun iba­detine yönelmezse Rabbi onu, cezalandırır. Allah korusun, bu çok şiddetli bir azabdir. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!

Bana vahyolunduki mescidler sırf Allah'a aittir. Ey ınsanlarîorada Al­lah'tan başka, yaratıklarına kulluk etmeyin. Kur'an-ı Kerim'in yaratıklara iliş­kin nazariyesine dikkatle bakın. Bilahere ortaya çıkacak manevi hastalıklara iiişkin sağlam reçetesine iyice bakın! Mescidler sırf Allah'a mahsustur. Yara­tıklara ait değildir. Yaratıkların vasıfları ne olursa olsun O mescidlerde iba­dete müstehak değildirler. Orada Allah'tan başkasına ibadet etmekten sakı­nın, yine sakının! Ey Allah'ım sen ne yücesin!.

Bana vahyolundu ki Allah'ın kulu ve elçisi Muhammed (S.A.V.) insanla­rı hayra, hidayet ve nura davet ettiği zaman insanlarla cinler O'nun üzerine üşüşüp yığıldılarki Allah'ın nurunu söndürsünler! Ama Allah buna müsaa­de etmedi. Ona yardım etti. Dinini üstün kıldı. Müşrikler hoşlanmasalarda islamı yüceltti.

Ey Muhammed onlara de ki: Size ne olmuş! Ve ben ne yaptım! Ben sa­dece Rabbime davet ettim. Ben yalnızca O'na ibadet ediyor, hiç bir şeyi Ö'na ortak koşmuyorum. Benim bu yaptıklarım size zarar vermez. Size ne olmuş ki bana karşı böyle tavırlar takınıyorsunuz?! Ben size zarar da veremem, fay­da da veremem. Fayda ve zarar verecek olan, sâdece Allah'tır. Ben size karşı bir kusur işlemiş değilim! Sizi hayra davet etmeyip te ne yapacağım? Sizi ha­yır ve iyiliğe çağırmadığım takdirde Cenab-ı Allah beni azaplandırır. Ve beni O'nun azabından koruyacak olan bir kimse de yoktur. O azabı benden hiç kimse savamaz. Allah'tan başka sığınacak bir yerde bulamam. Ben bu işi yap­makla yükümlü kılınmışım. Şayet bu görevimi te'hir edersem Allah beni azap­landırır. O zaman size ne olmuş ki bana böyle yapıyorsunuz! Ben size bir şey yapamam. Sadece Allah'tan bana gelen emirleri size tebliğ etmekle mü­kellefim. Bu tebliğ edilen şey, insanları en doğru yola İleten Kur'andır. An­cak Allah'tan aldığım emirleri tebliğ ederim. Onun benimle gönderdiği hü­kümleri sizlere ulaştırırım. Emir ve yasaklarını size naklederim. Bu tebliğime kim kulak verip hıfzeder, emir ve yasakların tümüne riayet eder, ilahi rîsaleti kabul edip zihnine yerleştirirse onun için, ebedi kalmak üzere Cennet vardır.

Her kim Allah'a ve Resulüne risalet ve tebliğde isyan eder bu tebliğe ku­lak vermekten ve anlamaktan, gereğince davranmaktan yüz çevirirse onun için, içinde ebedî kalmak üzere cehennem vardır. Yalanlamasına, yüz çevir­mesine ve kötü davranışta bulunmasına tam muvafık gelecek bir azap vardır.

Müşrikler sapıklıklarında devam ettiler. Nefislerine ve kuvvetlerine ba­kıp aldandılar. Seninle, senin tehdidinle, beraberindeki Kur'an ile ve mü'min-Ierle alay ettiler. Nihayet azabı gördüler. Azabı gördüklerinde kimin yardım­cı bakımından daha zayıf ve sayı bakımından daha az olduğunu bilecekler­dir. İki topluluktan hangisinin makamının daha hayırlı, meclisinin (mevkiinin) daha güzel olduğunu bileceklerdir. Ey Mekkeliler! Sapıklığa devam et­mekten sakının.

Müşrikler kıyamet gününün azabı ile tehdit olunduklarını duydukların­da onu inkâr eder ve alaya alırlardı. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin bu du­rumda kendilerine şöyle demesi emir buyuruldu: Ey Muhammedi Onlara de ki; Bu azabın ne zaman geleceğini bilmiyorum ama bu azap eninde sonunda mutlaka size gelecektir. Yalnız gelişinin yakın mı uzak mı olduğunu ben bil­miyorum. Onun için Rabbim uzun bir zaman takdir etmiştir. Gaybı sadece O bilir. Onun görünmez bilgisine kimse vakıf olamaz. Ancak kendisinin Ra­zı ve hoşnut olduğu elçileri kendisinin dilemesi halinde bu görünmez bilgiye vakıf olabilirler.Risaletlerİnİ ilgilendiren ve ihtiyaç duydukları bazı gaybî me­selelere Allah tarafından müttalî kılınırlar. Başkaca da gayba İlişkin bilgileri olamaz. Onun gaybina ve görünmez bilgisine insanlardan, cinlerden yahut meleklerden hiçbir yaratık vakıf olamaz. Nasıl olurki? "Gaybm (görünmez bilginin) anahtarları, O'nun yanındadır. Onları O'ndan başkası bUmez."[9]

Hülasa gayba ilişkin ilim Allah'ın kalındadır. Bu bilgiye onun yaratık­larından insan olsun, cin olsun, hekim olsun, kahin olsun diğerleri olsun hiç kimse muttalî olamaz. Ancak şeriat-i semaviye sahibi olan elçilerinden uy­gun görüp hoşnut olduğu kimseler Allah tarafından bazı gaybî bilgilere ve ilimlere muttalî kılınırlar. Tevrat, Zebur, incil, Kur'an ve bu kitabın içindeki hakikatler işte Allah'ın bazı yaratıklarım vahiy vasıtasıyla vede cibril-i emin'in dili İle muttalî kılmış olduğu bazı gaybî bilgilerdir. "O, gayb hakkında (ver­diği haberlerden dolayı) suçlanamaz."[10]

Ayet-i Kerimede geçen gaybtan kasıt Kur'an-ı Kerim'dir. Yani Muham-med (S.A.V.) Efendimizin Kur'an'i insanlara tebliğ etme hususunda İtham edil­mesi layık değildir ki O'nun Kur'an'ı değiştirip tebdil ettiği tasavvur olun­masın.

Cenab-ı Allah bu gaybın, Peygamberlere gerçekten sağlam bir yol ile ulaş­tırılmış olduğunu bize bildirmek istiyor. Elçiler bu gayba ait bilgileri emanet, dikkat ve hikmet ile tebliğ etmişlerdir. Bu tebliği yaparlarken hiç unutkanlığa düşmemiş, ihmalkârlık ve hiçbir şeyde hata etmemiştirler. Görmezmisin ki Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor: "Çünkü O (razı olduğa kimselerin) önüne, arkasına gözetleyidler (koruyucular) koyar (onları şeytanların kap­masına ya da badiklerine duyduklarına yanıltıcı şeyler karıştırmalarına en­gel olur.) Ki onların Rablerinin kendilerine verdiği emirleri duyurduklarını bilsin." Durum şu ki güçlü ve yüce olan Hak Teâla alîm, habîr, gören ve kontrol eden bir zata yaraşırcasına elçilerini kuşatmıştır. Bu kâinattaki herşeyi diğerinden ayırd edecek şekilde zapta almıştır. Şu halde tebligat yapan elçilerin yaptıkları tebliğlere fazlalık veya noksanlık getirdikleri hususunda şüpheye kapılmayı akıl kabul edermi? "O zikri (Kur'an'i) biz indirdik biz; ve O'nun koruyucusu da elbette biziz! "[11]

Bakınız bu sure-i celile nasıl bir ifade ile nihayete erdiriliyor: Surenin ni­hayetinde ilahî gayba ait bilgilerin, Allah'ın razı olduğu seçkin ve şerefli elçi­lerden başkasının yaklaşmayacağı bir sur ile kuşatılmış olduğu açıkça ifade edilmektedir. Cinlere, kâhinlere ve gaybı bildiğini iddia eden kimselere gelin­ce bunlar yalancı ve günahkârlardır. Bunlar kendi nefislerini dahi bilmezler.[12]

 



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/351-353.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/353.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/353-354.

[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/354-356.

[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/356-358.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/358.

[7] A'raf süresi: 96.

[8] Maide sûresi: 66.

[9] En'am sûresi: 59.

[10] Tekvir süresi; 24.

[11] Hicr sûresi: 9.

[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/358-361.