Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Müzemmil Sûresi - Kuran - 073Muzzemmil - 19. Sayfa

MÜZEMMİL SÛRESİ 2

İslâm Davetinin Liderine Yönelik İlahî İrşadlar. 2

Bazı Kelimeler: 2

Nüzul Sebebi: 2

Açıklama: 2

İşte Bu, Rabbinizden Size Bahşedilen Bir Hafifletme Ve Rahmettir. 4

Bazı Kelimeler: 4

Açıklama: 4


MÜZEMMİL SÛRESİ

 

Surenin tamamı Mekkîdir. Bazıları ise bu surenin son kısmının Mekkî olmadığını söylemişlerdir. 20 ayettir. Peygamber (S.A.V.)'in bedenen ve ru­hen takviye edilerek risalet görevini layıkıyla omuzlayabilmesi için Ailah ta­rafından kendisine telkin edilen irşatları kapsamaktadır. Sonra Cenab-ı Al­lah, sabretmesi ve mürikîeri bir tarafa bırakmasını Peygamberimize emir bu­yurmaktadır. Bunun yınisıra müşrikleri çeşitli şeylerle tehdit etmektedir.[1]

 

İslâm Davetinin Liderine Yönelik İlahî İrşadlar

 

Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.

1-4- Ey örtünüp bürünen Muhammedi Gecenin yansında, istersen bi­raz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kur'an oku.

5- Doğrusu Biz, sana, taşıması ağır bir söz vahyedeceğiz.

6- Şüphesiz, gece kalkışı daha te'sirli ve o zaman okumak daha elve­rişlidir.

7- Çünkü gündüz, seni uzun uzun alıkoyacak işler vardır.

8- Rabbinin adını an; herşeyi bırakıp yalnız O'na yönel,

9- O, doğunun ve batının Rabbidir; O'ndan başka tanrı yoktur. Öy­leyse O'nu vekil tut.

10- Putperestlerin söylediklerine sabret, yanlarından güzellikle ayrıl.

11- Varlık sahibi olup da seni yalanlayanları Bana bırak; onlara az bir mehil ver.

12-13- Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azab vardır.

14- Kıyametin koptuğu gün, yeryüzü ve dağlar sarsılır; dağlar, yumu­şak kum yığını haline gelir.

15- Firavun'a bir peygamber gönderdiğimiz gibi, size de, hakkımızda şahidlik edecek bîr peygamber gönderdik. Ama Firavun o peygambere karşı gelmişti de onu çok ağır bir şekilde tutup cezalandırmıştık.

17- Eğer inkar ederseniz, gençleri ihtiyarlatan günden nasıl korunur­sunuz?

18- O günün şiddetiyle gök bile parçalanır. O'nun sözü yerine gelir.

19- Doğrusu bu anlatılanlar birer Öğüttür. Dileyen kimse, Rabbine doğru giden bir yol tutar.[2]

 

Bazı Kelimeler:

 

Kur'an'ı ağır ağır oku. Elbisesine bürünen.Meydana gelen. Çok zor ve ağır. Daha düzgün. Daha tesirli. Süratli ve çok iş. Başka şeylerden koparak kendini O'na ver ve O'na yönel. İnsanı refah içinde yaşatan şey, nimet. Beni bırak. Ağır kayıt, zincir ve buka­ğılar. Ahirette Cenab-ı Allah'ın müşriklere ve kefereye hazırlamış olduğu işkence verici ve misli görülmemiş derecede azap verici yiyecek.Yer sarsılır. Alt tarafı hareket edince üstünden ak­maya başlayan ve bu akıntısı devam eden. Kum Yığını toplu  Şiddetli ve ağır.öğüt ve ibret.Yarılan.[3]

 

Nüzul Sebebi:

 

Cenab-ı Allah, kainatta en büyük risaleti yüklenmesi için şerefli Peygam­berini hazırlamıştı. Bu umumî risalet, bütün halka yönelik olup kıyamete kadar devam edecektir. Fakat bu Resul bir insan olup kendisi ile melek arasında maddî tabiat bakımından zıtlık vardır. Bu sebeple Hıra mağarasında melek ile karşılaştığı esnada korkup sarsıntı geçirmiş ve sıtmaya yakalanmış biri gi­bi Hz. Hatice'nin yanına gitmiş, beni örtün, beni örtün demişti.[4]

 

Açıklama:

 

Hz. Peygamber, Hira Mağarasında karşılaştığı şahsın, Musa ve İsa Pey­gambere inen Cebrail olduğunu bilmemiştİ. Evet bu risalet, putperest ve müşrik bir kavme, mutaassıp ve taklitçi bir millete geliyordu. Peygamber onların bu halde olduklarını biliyor, adeta onlardan korkuyor bu davetin bu toplumda yürütülmesinin son derece zor ve tehlikeli olduğunu hissediyordu.

Bunun üzerine Cenab-ı Allah bu ve Müddesir suresinin başında Peygam­ber Efendimize Arapların adetİnce yumuşak bir hitapla ey bürünen, ey örtü­nen diyerek nida etti. (Kişinin içinde bulunduğu hal iie ve üzerinde bulunan vasıf ile kendisine hitapta bulunmak Arapların adeti idi) Müzemmil ve müddessİr sureleri, Kur'an'ı Kerim'İn inen İlk sureleridirler. Ri­vayete göre Peygamber (S.A.V.)'e ikinci kez vahiy nazil olduğunda O'nurrbir kadifeye bürünmüş olduğu görüldü ve kendisine şöyle hitap edildi: Ey örtü­süne bürünen! Geceleyin kalk.

Diğer bir defa kendisine vahiy nazil olduğunda yine elbisesine bürün­müş olduğu görüldü. Kendisine şöyle hitap edildi: "Ey elbisesine bürünen kalk, uyar!" Ey elbisesine ve örtüsüne bürünen, geceleyin kalk. Sadece bir kısmın­da uyu. Gecenin yarısında veya daha azında uyu. O kadar ki uyuduğun kı­sım en fazla üçte biri geçsin veya biraz daha arttır. O kadar ki uyuduğun müddet, gecenin üçte ikisinden fazla olmasın.

Peygamber (S.A.V.) efendimizin geceleyin, gecenin üçte biriyle üçte ikisi arasında değişen müddetler zarfında kalkıp namaz kılması ve Rabbine iba­det etmesi, yani teheccüd namazım kılması emredi;,İyordu. "Gecenin bir kıs­mında, sana mahsus bir nafile namaz kılmak üzere uyan; belki böylece Rab-bin seni, övülmüş bir makama ulaştım?'[5]

Ey örtüsüne bürünen! içinde bulunduğun hali terket. Geceleyin namaz kılmak üzere zindeleşip uyan. Kur'an oku. Onu ağır ağır tilavet et. Manasını düşün. Bu hitap Peygambere yöneliktir. Ancak O'nun ümmeti ile davet ve fikir adamları da bu kapsama girerler. Yüce şeriat koyucusu bu İrşatlar ve tevcihlerle tam bir îslâmî terbiyeyi hedeflemiştir. Cismimizi, bedenimizi ter­biye edip zorluklara ve zahmetlere karşı dayanıklı hale getirmek istemiştir. Ruhlarımızı yüceltip maddenin kirinden uzaklaştırmayı gaye edinmiştir. An­cak bu sayede ruhumuz bedenimize hakim olur ve ondaki kötülük dürtüleri­ni tesirsiz hale getirir. Şüphesiz geceleyin uykudan kalkmak, insanın nefsine zor gelir. Ancak bu, nefsi terbiye eder... Sabra alışkın hale getirir. Hayat mü­cadelesinde mesai sarfetmek için bedeni kuvvetlendirir.

Davetinde Peygamber (S.A.V.) efendimizi zor! uklar ve zahmetler bekli­yordu. Bu alanda O'nu koruyacak zırh; bedenim zahmetlere karşı idmanlı hale getirmesi ve ruhunu da salih amelle, Kur'an okumak ile güçlendirmesi idi. Keşke kavmi bunu bilseler ve bunu gerçekleştirmek için çalışsalar, Allah'ın kendileri için murad ettiği şey ile sevinselerdi!

Ey Örtüsüne bürünen! Geceleyin kalk. Gecenin yansında veya daha az bir kısmında uyu veyahut biraz daha arttır. Kur'an'i, ağır ağır oku. Düşüne­rek, manasını kavrayarak O'nu oku. Çünkü Kur'an kalplerin cilası, nefisle­rin hayatıdır.

Peygamber (S.A.V.) efendimiz Rabbinin emirlerine uydu ve Kur'an ede­biyle edeplendi. Geceleyin uykusundan fedakârlık edip nefsi ile cihad etti. Ashabı da O'nun izinde yürüdüler. Onların renkleri değişti, benizleri attı, be­denleri zayıfladı.. Ayakları şişti.. Kendilerinden İstenilen ibadet sınırını da aş­tılar. .. Bunun üzerine Cenab-ı Allah: "Tâha (Ey Muhammed), biz bu Kur'an-i sana güçlük çekesin diye indirmedik'.'[6] mealindeki ayet-i kerimeyi inzal bu­yurdu.

Kur'an-ı Kerim bu işin sebebini açıklayarak şöyle diyor: Ey Muhammedi Şüphesiz ki sen en büyük risaleti omuztamışsm. İnsanları yüce bir davete ça­ğırıyorsun. Hak, hürriyet ve şeref davasına çağırıyorsun. Şüphesiz senin düşmanlann olacaktır. Senin davetini omüzlayanların da düşmanları olacaktır. Bu nedenle kendi nefis ye bedenini bu risaleti omuzlamak için hazırlamanı emrettik. Doğrusu sana, kafirlerle müşriklere etkisi büyük olacak bir söz vah-yedeceğiz. Bu alanda ruh ve bedenini takviye etmenden başka sana fayda ve­recek bir şey yoktur. Kur'an-ı iyice oku ve manasını kavra. Sanki adamın biri şüphe ederek sormuşta geceleyin kalkıp namaz kılmanın, Kur'an okuyup ma­nasını düşünmenin, İslâm davetinin zorluklarını omuzlama hususunda kişi­ye destek ve takviye olup olmayacağını öğrenmek İstemiş. Bunun üzerine Cenab-ı Allah mealen şu cevabı vermiş oluyor: Geceleyin kılınan namaz ve Kur'an tilaveti ile manasını düşünüp kavramak, insana daha çok etkili olur. Ama insanın nefsine elbetteki daha zahmetli gelir. Şüphesiz bu da zorlukları göğüsleme hususunda İnsanı takviye eder ve güçlendirir. Böylece kişi, zor­luklara karşı sabırlı ve dayanıklı olur. Kuşkusuz gece, sükun ve zihin safiyeti bakımından Kur'an-ı düşünüp manasını kavrama hususunda insana yardım­cı olur.

Ey Muhammedi Şüphesiz ki gündüzleyin senin süreklilik ve sürat arze-den birçok işlerin vardır. Şu halde ibadet etmek ve Kur'an okumak için sana yalnız gece kalıyor. Sen de gecenin bir bölümünü fırsat bilip değerlendir ki senin için hayırlar ve büyük lütuflar olsun. Rabbrâin adını an. Sadece O'na dayan. O'ndan başka şeylerden alakanı kes. Çünkü başka şeyler fayda ver­mez.

İşte kamil mü'min de böyle olmalı, sâdece Rabbine tevekkül etmeli, O-ndan başkasına bel bağlamamalı, O'ndan alakasını kesmemelidir. Çünkü O doğularla batıların ve ikisi arasındaki mevcudatın Rabbidir. O'ndan başka Tanrı yoktur. Bundan başka nasıl düşünülebilir! Doğusuyla batısıyla kâinat­taki herşey Allah'ın birliğine tanıklık eden adil birer şahittir. O'ndan başka Tanrı yoktur. O'nun haricinde mabud yoktur. Hal böyle olunca ey Muham-med, sen Rabbini vekil tut. Sadece O'na bel bağla. Halkı İslâm'a davet eder­ken de yalnızca O'na güven. Sana ve senin davetini yapanlara kıyamete değin insanların eziyetleri dokunacaktır. Bunun ilacı da yalnızca sabırdır. Çünkü sabır mü'minin silahı, müslümanın tezhizatıdır. Şerli kimselerden de güzelce uzaklaş ve Kur'an'm ilacına bak. Çünkü, Kur'an ilaç olarak sabrı, teselliyi ve kötülerden de güzelce ayrılmayı tavsiye ediyor.

Konforlu hayat içinde olup nimet sahibi olan mağrur yalancılara gelin­ce Cenab-ı Allah onlarla İlgili olarak Peygamberine hitaben şöyle buyuru­yor: Nimet ve konforlu yaşam sahipleri olan yalancılarla beni başbaşa bırak! Sen onlara azıcık süre tanı. Çünkü bu kâinatta benim değişmez bir yasam vardır. Şu aldanmış yalanlayıcıların akibeti pek kötüdür! Allah onlara azıcık süre tanır, ama onların azabını asla ihmal etmez.

Bu, onların dünyadaki akibetleridir. Ahiretteki akibetlerine gelince Ce­nab-ı Allah yine şöyle buyuruyor: Bizim yanımızda onlar İçin hazırlanmış zincirler ve ağır bukağılarla misli görülmemiş derecede çirkin yiyecekler ve zakkum ağacı vardır. Kokusu pis ve çirkin bir yiyecek vardır. Nefisler o yiye­cekten nefret ederler. Bütün bunlardan sonra da onlar için son derece elem verici, acıklı bir azap vardır. Ey Muhammed hatırla o günü ki yerler sarsılıp harekete geçer. Dağlar zelzeleye tutulup alt-üst olurlar. Öyle ki kum yığınına dönüşürler. Bu sarsıntı ve zelzele sadece yerde değil, bilakis göklerde de ola­caktır. "Güneş durulduğu zaman, yıldızlar kara.ıp döküldüğü zaman..."[7] "Gök yanldığı zaman..."[8]

Kur'an-ı Kerim, müşrikleri kendilerinden Önceici milletlerin başlarına inen felaketlerle tehdit etmeye başladı. Kendilerinden önce gelip geçmiş ve fela­ketlere maruz kalmış olan sapık milletler, onlardan daha güçlü ve yeryüzün­de daha çok tesirli kimseler İdiler. Onlarla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim şöyle haber veriyor: Doğrusu biz Fir'avn'a bir elçi göndçrdik. O elçi Musa idi. Fir1 avri ve kavmi, kendilerine Allah tarafından gönderilen elçiye isyan ettiler. Rab-bin de onları, güçlü ve muktedir bir zata yaraşırcasına yakalayiverdi. Onları denizde boğdu. Musa ve beraberindekilerini ise kurtardı. Peki küfrünüze de­vam ederseniz, o korkunç ve şiddetli manzaralarından ötürü çocukları İhti­yarlatan kıyamet gününden kendinizi nasıl koruyacaksınız? O günde gök ya­rılacak, parça parça olacaktır. Halbuki daha önce gök son derece sağlam ve muhkem idi. "Rahmanın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin''[9]  Evet bütün bunlar olacaktır. Çünkü Rabbinin vadi mutlaka gerçekle­şecektir.

Yukarıdaki ayet-i kerimelerde geçen bu irşatlarla direktifler —aslında mü­minler için bir öğüt ve hatırlatmadır— dileyen Rabbine doğru yol alır. Bu yol iman ve Kur'an'a sarılma yoludur. Sabrı ve teselliyi alışkanlık haline ge­tirme yoludur.[10]

 

İşte Bu, Rabbinizden Size Bahşedilen Bir Hafifletme Ve Rahmettir

 

20- Ey Muhammedi Şüphesiz Rabbin, senin ve beraberinde bulunan­lardan bir topluluğun gecenin üçte ikisinden biraz az, yansı ve üçte biri ka­dar vakit içinde kalktığım bilir. Gece ve gündüzü Allah ölçer; sizin bu vakit­leri takdir edemeyeceğinizi bildiğinden tevbenizi kabul etmiştir. Artık Kur-an'dan kolayınıza geleni okuyun; Allah, içinizden, hasta olanları, Allah'ın lütfundan rızk aramak üzere yeryüzünde dolaşacak olan kimseleri ve Allah yolunda savaşacak olanları şüphesiz bilir. Kur'an'dan kolayınıza geleni oku­yun; namazı küm; zekatı verin; Allah'a güzel ödünç takdiminde bulunun; ken­diniz için yaptığınız iyiliği daha iyi ve daha büyük ecir olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan bağışlanma dileyin; Allah elbette bağışlar ve merha­met eder.[11]

 

Bazı Kelimeler:

 

Gecenin üçte ikisinden daha az bir kısım.

Hesap edemeyeceğinizi, yani buna güç yetiremeyeceğinizi. Si­ze kolaylık verdi.[12]

 

Açıklama:

 

Bu ayet-i kerime, surenin evveline dönmektedir. Çünkü baş taraftaki emir Peygamber (S.A.V.)'e —ay11* şekilde sahabilerine— yönelikti. O emirde Pey­gamberin geceleyin, gecenin üçte biriyle üçte ikisi arasında değişen bir za­man zarfında kalkıp namaz kılması emrediliyordu. Peygamber Efendimiz bu emre uydu. Hatta daha önce de anlatıldığı gibi bu emri fazlasıyla yerine ge­tirdi. Emrin verilişnden on sene sonra bu ümmete Allah tarafından bir hafif­letme geldi. Emir, vaciplikten mübahhğa döndü. Cenab-i Allah İslâm üm­metinin mükellefiyetlerini hafifletti. Çünkü sayılan genişlemiş olduğundan dolayı içlerinde hastalar, ihtiyaç sahipleri, yolcular ve savaşçılar var olmaya başlamıştı. Şüphesiz bunlar geceleyin uzun süre kalkıp namaz kılmaya güç yetiremezlerdi. Bu nedenle mezkur emri Cenab-ı Allah mendubiyete dönüş­türdü. Dileyen bu emri yerine getirir ve sevabını hak ederdi. Dileyen de bü­yük lütuftan vazgeçebilirdi. Şüphesiz Allah herşeyi bilendir. Doğrusu Rab-bin, senin ve. beraberindeki mü'min bir grubun geceleyin kalkıp namaz kıldı­ğınızı ve Rabbinizin emrine uyduğunuzu bilmektedir. Gecenin üçte İkisi müd-detince kalkıp ibadet ettiniz, yansı müddetince ibadet ettiniz. Üçte biri müd-detince ibadet ettiniz, sen ve sahabilerin birlikte ibadet ettiniz. Bütün bunla­rı yaptığınızı Allah bilmektedir.

Buradaki 'bilmektedir' sözünden kasıt Cenab-ı Allah'ın size bu amelini­ze karşılık çok güzel mükafat vereceği manası kast edilmektedir.

Geceyi ve gündüzü takdir eden Allah'tır. O sizin maslahatınızı bilendir. Yİne mezkur müddetin Islâmî terbiye için yeterli olacağını da bilmiştir. Bera­berinizde bazı insanlar vardır ki onlar bu ameli ve bu ibadeti pek uzun gör­mezler. Cenab-ı Allah sizin bir cemaat olarak geceleyin vücuben kalkıp na­maz kılmaya güç yetiremeyeceğinizi bildi, ama fertler olarak kiminiz buna güç yetirir, ama çoğunuz güç yetiremezsiniz. Şer'î hüktimlerse çoğunluğu na­zari itibara alırlar. Cenab-ı Allah, kendisine şikayet ve dua İle müracaat etti­ğinizden dolayı size kolaylık verdi. Şu halde gece ibadetinde kolaylık olarak Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Veya gece saatleri zarfında kolayınıza gelen bir süre kadar kalkıp namaz kılın. Cenab-ı Allah sizin içinizde gecele­yin uzun süre kalkıp ibadet etmeye güç yetiremeyecek olan hastaların, zayıf­ların, ticaret ve nzık tahsil etme gayesiyle yeryüzünde dolaşarak Allah'ın \üt-fundan istifade etmek isteyen yolcuların ve yine Allah yolunda cihad eden savaşçıların mevcut olduğunu biliyor. İşte bu sayılan zümreler geceleyin uzun müddet kalkıp ibadet etmeye güç yetiremezler. Bu nedenle Cenab-ı Allah si­zin yükünüzü hafifletti. O halde Kur'an'dan, kolayınıza gelen kadarını oku­yun. Namazınızı da rükû ve şartlarına riayet ederek dosdoğru bir şekilde kı­lın. Vermeniz gereken farz zekatınızı da eda edin. Allah'a güzel bir borç ve­rin. Şüphesiz Allah size muhtaç değildir, herşeye kadirdir- Vermiş olduğunuz bir dirheme karşılık olarak size on dirhem, hatta bunu yediyüze kadar da art­tırabilir. O'na borç verirseniz bu sizin için daha hayırlı ve daha faziletli olur. Kendi nefisleriniz için dünyada iken daha önceden vermiş olduğunuz hayır­ların karşılığını Cenab-ı Allah katında tam olarak göreceksiniz. O karşılıkla­rın, işlemiş olduğunuz amellerden —o amelleriniz ne kadar rahmetli ve zor olsalar da— daha hayırlı olduklarını göreceksiniz. O karşılıklar daha bol ve daha muazzam olacaktır. İşlediğiniz kusurlardan ötürü Allah'tan istiğfarda bulunun. Çünkü kalplerin hastalıklarından biri de riyakârlık ve nam yapma tutkusudur. Bu hastalık da, çoğunlukla vermiş olduğunuz sadakalarda göze çarpmaktadır. Allah'tan, kusurlarınıza karşılık istiğfarda bulunun. Şüphesiz Allah çok bağışlayan ve esirgeyendir.[13]

 



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/365.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/365-366.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/367.

[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/367.

[5] İsrâ sûresi: 79.

[6] Tâhâ sûresi: 1-2.

[7] Tekvir sûresi: 1-2.

[8] İnşikâk sûresi: 1.

[9] Mülk sûresi: 3.

[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/367-370.

[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/371.

[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/371.

[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/372-373.