Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Müddessir Süresi - Kuran - 074Muddessir - 19. Sayfa

MÜDDESSİR SÜRESİ 2

Mustafa (S.A.V.) İçin Faydalı Direktifler. 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 2

Şirk Liderlerinin Karşılaşacakları Durumlar. 3

Bazı Kelimeler: 3

Açıklama: 4

Sekar Ve Onda Azap Görecek Kimseler. 5

Bazı Kelimeler: 6

Açıklama: 6


MÜDDESSİR SÜRESİ

 

Ulemanın bazısına göre bu sûrenin tamamı Mekkîdir. Diğerleri ise Mekkî olduğunu, ancak, ayet-i kerimesi dışında kalan kıs­mının Mekkî olduğunu söylemişlerdir. 56 ayettir. Davetinde ihtiyaç duyacağı hususlarda Peygambere yapılan irşatları, sonra da şirkin önderlerine yapılan tehditleri kapsamaktadır. Daha sonra Cehennemin ve ondaki kimselerin tas­viri yapılmaktadır. Bu ve, bundan önceki sure bir noktaya kadar birbirine ben­zemektedirler, önceki sure, Peygamber (S.A.V.) efendimizi davetçi olarak ha­zırlayan ayetleri kapsamakta, bu ikincisi ise O'nu davetinde başarılı kılmak 'İçin gerekli yolları göstermektedir. [1]

 

Mustafa (S.A.V.) İçin Faydalı Direktifler

 

Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.

1- Ey örtüye bürünen Muhammed!

2- Kalk da uyar.

3- Rabbini yücelt.

4- Giydiklerini temiz tut.

5- Kötü şeyleri terke devam et.

6- Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.

7- Rabbin için sabret.

8-10- Sûr'a üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür. . [2]

 

Bazı Kelimeler:

 

Kaftan giyen ve elbisesine bürünen.

Elbiseni, Yani kalbini ve nefsini, Azap. Burada bu kelime ile azabın sebepleri kastedilmiş­tir. Sûra üflendiği zaman. Başa kakma. [3]

 

Açıklama:

 

Peygamber (S.A.V.) efendimiz vahye ilk muhatap olduğu zaman vahiy­den çok etkilenmiş olduğu için elbisesine bürünüp örtünürdü. Vahiy bir süre kendisinden kesildiğinde bu defa kendisi vahyi arzular hale gelmişti. Bu ke­sinti, O'nun nefsini teskin etmek, ürküntüsünü gidermek içindi. Denildi ki: Peygamber (S.A.V.) efendimiz kavminin eziyetleri karşısında kaldığından ötürü onların toplantılarını terk edip uzlete çekilmeye, elbisesine bürünerek evinde oturmaya ve tefekkür etmeye başlamıştı. Bunun üzerine vahiy, O'nu bu uzle­ti terk etmeye, îslâm davetini yaymak için kolları sıvamaya teşvik etmiş idi.

Hiçbir şeyi umursamayaa ve hiçbir hususla ilgilenmeyen, kendi düşünce­lerine gark olan, ey elbisesine bürünüp bir kenara çekilen ve vahye muhatap olmaktan ürken! Yatmakta olduğun yerden, zinde bir halde kalk ve kalbine ümitsizlik gelmesine yol bırakma. Şüphesiz ilahî inayet, seni yüksek ve ebedî bir risalete hazırlamıştır. Dinlerin sonuncusu olan umumî dini yaymaya ha­zır hale getirmiştir. Öyleyse kalkta insanları bu dine davet et ve onları, îslâmı inkar etmenin akibeti ile korkutup uyar.

Peygamber (S.A.V.) efendimizin omuzlarına yüklenen bu risalet, insan­ları hak yoluna iletmek için gelen bu din, onları putlardan, eşlerden ve ço­cuklardan Mabud edinmeyi bırakıp sırf Allah'a.ibadet eder hale getiren bu risalet, sanıldığı gibi pek Öyle kolay bir İş değildir. Bir şahsı, inancını lerk etmesi, atalarından miras olarak aldığı itikadından vazgeçmesi hususunda ikna îtmeye çalıştığını bir düşün. Onu bu yanlış İnancından vazgeçirmek için ik­na etmeye çalışmanın ne kadar zor olduğunu bir tasavvur et... İşte bu nedenle Cenab-ı Allah, İslâm davetini yayma yolunda başarılı olması için Pey­gamber Efendimize bazı yollar göstermiştir. Bu yollardan gittiği takdirde her mücadeleci ve davetci mutlaka başarıya ulaşacaktır:

1- "Rabbini tekbir et (O'rnrn büyüklüğünü an)!' Evet işin ne kadar zor olursa olsun, sen sadece Rabbini tekbir et. O'na hiçbir şeyi ortak koşma. Ak­lını da şirkin vehimlerinden arındır. Fayda veremeyen, bilakis zarar veren şeylere tapmaktan da uzaklaş.

2- "Elbiseni temizle1.' Elbisenin temizlenmesi, nefsi temizlemekten bir kinayedir. Yani nefsini, kınanmana neden olacak fiillerden arındır. Bu nedenle Araplar demişler ki: "Falan kişi elbisesi temiz veya yakası temiz bir zattır!'.

Onlar bu sözleriyle kişinin ayıplardan, kusurlardan, kötü ahlâktan arın-mışlığını kasd etmişlerdir. Bunda bir gariplik yoktur. Çünkü elbise, hayatı-. nın bütün aşamalarında insanın bedeninden ayrılmayan bir şeydir. Araplar elbise kelimesini kullanmakla insanın nefsini veya kalbim kasd etmişlerdir. Örneğin şair Anter'e bakınız neler söylüyor:

Ucu kör okla elbisesini (bedenini) deldim. Cömert adamda oka hedef olur.

Şu halde ayet-i kerimeden kast edilen manâ, kişinin kendi şerefli nefsini kötü ahlâktan ve pis adetlerden kurtarması, anndirmasıdır. öyleki çok sa­bırlı ve himmeti, güçlü, Al-i cenap, yüce ideallerle zinetlenmiş biri olması gerekir.

3- "Pislikten kaçın!' Yani seni azaba sürükleyecek olan günahlarla ,ma-siyetlerden vazgeç, organlarını Rabbini gazaplandıracak davranışlardan da uzak tut.

Bu kelimelerin; aklı şirkin boyunduruğundan kurtarmak, nefsi üstün ah­lâk ile yüceltmek, bedeni ve ruhu da günahlarla haramları terk ederek dü­zeltmek gibi fazilet esaslarım toparladıkları hususunda sen de ey okuyucu benimle aynı görüşe katılmıyor musun?! Bu emirler, "Emrolunduğun gibi dos­doğru ol." Kabilinden sözlerdir. Yani üzerinde bulunduğun kâmil ibadeti ve şerefli ahlâk ile nefsini süslemeyi, ayrıca Allah'ı öfkelendirecek davranışlarla sözlerden kaçınmayı devam ettir.

4- Bu da, ayrı olarak zikredilmesi gereken pek önemli bir niteliktir: Cimrilik yapmayıp cömertlik yapmak ve bol bol bağışta bulunmak. Şüphe­siz ki cimrilik İnsanları davet sahibinden nefret ettiren bir huydur. Aslında cimrilik, "Elbiseni (nefsini) temizle" kavli ilahisinin kapsamına girmektedir. Ancak insanların gönülleri cezbetme hususunda önemli te'siri olduğundan ötürü bu nitelik burada özel olarak zikredilmiştir. Gerçekten de Cenab-ı Allah çok doğru buyurmuş: "Verdiğini çok bularak başa kakma!' Yani verdiğin şey her ne kadar çok da olsa, sen onu çok bularak başa kakma. Kendin onun çoklu­ğunu takdir edersin ama sen yine de onun azlığına inan ve hiç bir surette yok­sulluktan korkmayan bir kişi olarak o bağışını yap.

5- "Rabbin için sabret." Yani Ey Muhammedi Hal böyle olunca ve sen de üzerine düşen görevi yapınca Rabbinin nasihatlerine uyduğun halde kav­minin senden yüz çevirdiklerini, seni yalanladıklarını, sana eziyet ettiklerini görürsen sen Rabbin için ve O'nun risaletini tebliğ etmen İçin sabret. Çünkü sabır, müslümanın silahıdıt Onu gayesine ulaştıran bir yoldur. Öyle ise ey Muhammedi Kalkta şu insanları uyar. rabbinin risaletini ve mesajını olduğu gibi tebliğ et. Eğer böyle yapmazsan sen risaleti tebliğ etmiş olmazsın. Kork­ma, Allah seni insanlardan koruyacaktır. Onlar yalanlamadan başka bir şey yapmadıktan takdirde, bil ki onların gerisinde ağır bir gün vardır. Suratsız, çok katı bir gün vardır. Sûra üflendiği zaman işte o zorlu günde kâfirler için pek şiddetli durumlar meydana gelecektir. O gün, kafirler İçin kolay bir gün değildir![4]

 

Şirk Liderlerinin Karşılaşacakları Durumlar

 

11-14- Ey Muhammedi Tek olarak yaratıp, kendisine bol bol mal, çev­resinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.

15- Bir de verdiğim nimetten artırmanı umar,

16- Hayır; hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı son derece inatçıdır.

17- Onu sarp bir yokuşa sardıracağım.

18- Çünkü o, düşündü, ölçtü biçti;

19- Canı çıkası, ne biçim ölçüp biçti!

20- Canı çıkası; sonra yine ne biçim ölçüp biçti!

21- Sonra baktı;

22- Sonra kaşlarını çattı, suratını astı;

23- Sonra da sırt çevirip büyüklük tasladı.

24-25- "Bu sadece Öğretilegeien bir sihirdir. Bu Kur'an yalnızca bir in­san sözüdür" dedi.

26- İşte bu adamı yakıcı bir ateşe yashyacağım.

27- Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nereden bilirsin?

28- O, ne geri bırakır ne da azabdan vazgeçer.

29- İnsanın derisini kavurur;

30- Orada, ondokuz bekçi vardır.

31- Cehnnemin bekçilerini yalnız melekler kılmışızdır. Sayılarım bil­dirmekle de, ancak inkar edenlerin denenmesini ve inananların da imanları­nın artmasını sağladık. Kendilerine kitab verilenler ve inananlar şüpheye düş­mesinler. Kalblen'nde hastalık bulunanlar ve inkarcılar: "Allah bu misalle neyi muradetti?" desinler, İşte Allah, böylece, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinİn ordularını kendisinden başka kimse bilmez. Bu, in­sanoğluna bir öğütten ibarettir. [5]

 

Bazı Kelimeler:

 

Serilmiş ve geniş. Beni bırak, Oradan ay-nlrnayıp hazır vaziyettedirler. Dünyayı bir sergi gibi ona serdim. İnatçı. Hayır, asla.Onu yokuşa sar­dıracak ve azaba sevk edeceğim. İşi planlayıp hazırladı.Yüzünü ekşitti ve astı. Deneme ve imtihan.Cehennemin bir adıdır. Şüphe ve münafıklık. Şüphe­lenmez.

Rabbinin askerleri, yardımcıları. İnsanlar için öğüt ve İbrettir. [6]

 

Açıklama:

 

Noksanlıklardan münezzeh yüce Allah, aklın kemale erdirilerek şirkten kurtarılması ve nefsin kamil ahlak ile yüce ideallerle kemale erdirilmesi, aynı zamanda organların ve ruhun masiyetlerle haramlardan uzak tutularak arın­dırılması yoluyla Muhammedi davetin başanya ulaşması için gerekli rotayı çizmiştir. Bunun içinde özel konumlan olan iki nitelikten bahsetmiştir ki, bun­lar, cömertlik ve sabırdır. Bunu müteakiben de kafirlerin kıyamet gününde karşılaşacakları durumları izah buyurmuştur. Daha sonra da tebliğ hususun­da, Resulünü cesaretlendirmek istemiş ve şirkin önderlerinden birini anlata­rak onu deriler kavuran Cehennemin sekar tabakası ile tehdit etmiştir.

Resulullah'ın İslâm davetinin başarıya ulaştırılması için dayanağı olan esaslar işte bunlardır. Davetlerin tümünde uygulana^gelen ilahî yasa işte bu­dur. Bu esaslara uyulmadıkça hiçbir iş düzene girmez.

Beni, hiçbir ortağım olmaksızın, tek başıma yarattığım kimse ile başba-şa bırak! Bizi yalnız bırak ve onun hakkından gelebileceğime de güven. Ben onu malsız ve evlatsız olarak tek başına yarattım. Onun gücü ve kuvveti yok­tu. Nihayet kendisine mal ve evlat vererek in'amda bulundum, ama o benim nimetlerimi nankörlükle karşıladı ve Peygamberlerimi yalanlamaya başladı. Ben dünyayı ona geniş bir sergi gibi yaydım. Bundan sonra o kendisine daha fazla nimet vermem için tamahkârlıkta bulundu. Veya kendisine daha fazla vermemi ümit etti. Kendisine elçi göndereceğimi bekledi! Hayır, asla, o bi­zim Kur'anî ayetlerimize iman etmedi. Onun cezası ne olacaktır, bilir misi­niz? Ben onu yokuşa sardıracağım. Ona kendisinin güç yetiremeyeceği çok ağır bir azap yükleyeceğim. Sert bir yoldan dağa tırmanan ve gücü zayıfla­yan bir kimse gibi onu güç yetiremeyeceği bir azaba maruz bırakacağım!

Adamın biri çıkıpta şöyle bir soru sorabilir: Ayetlere karşı inatkârlık ya­parken o nasıl bir tutum sergiledi ki bu azabı hak etti? Ona cevaben denilir ki: O, bu ayetler üzerinde düşündü, ölçtü, biçti. Kendi nefsinde buna karşı bir plan hazırladı ve uzun uzadıya düşündü konuştu ki, batılı ve batıl ehlini hoşnut etsin! Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti? Yine kahrolası nasıl da ölçtü, biçti?

Bİr kimseyi fazlasıyla övmek veya onun yaptığı işleri beğeni ile karşıla­mak için bazı kimselerin dediği gibi biz de bu adam hakkında deriz ki: Kah­rolası ne kadar da cesurmuş! Aliah canını alası, ne kadar da cesurmuş! Evet, çekemiyenler tarafından Övgüye layık bir işi yapan kimseler için böyle söyle­nilmiştir. Ancak biz bu ibarede bu halde olan ve kendisi hakkında bu ifadelerin kullanıldığı şahsın methedilmediğini, bilakis kınandığını anlamaktayız. Bu İfadeler, kâfiri tahkir edip alaya almak maksadıyla kullanılmıştır. Evet o ölçüp biçti, sonra delici bakışlarla baktı. Yüzü asıldı. Kaşlarının adaleleri kasıldı. Peygamber ve Kur'an hakkında kesin hükmünü vermek üzere konuş­maya hazırlandı. Onun sözleri sırf iftiradan ve hak ile imandan son derece yüz çevirmekten ibaret olduğundan ötürü hep tekebbür ve hak çiğnemekten kaynaklandı. Bu sebeple onun bu tutumunu Kur'an-ı Kerim şöyle izah etti: "Sonra arkasını döndü, büyüklük tasladı." Peki ne dedi? Dedi ki: Duydu­ğum bu söz, Babilli, Asurlu ve Mısırlı büyücülerden rivayet edilen sihirden başka bir şey değildir.

Sonra bu görüşünü te'kid ederek Kur'an'm bilinen bir sihir olduğunu ve Allah kelâmı olmadığını şu sözleriyle dile getirdi: Bu, geçmiş çağlarda yaşa­yan insanların sözleri gibi bir sözden başka bir şey değildir!...

Peki böyle diyen adamın cezası nedir? Ben onu yokuşa sardıracağım. Onu Cehennemin sakar tabakasına atacağım. Sakarın ne olduğunu bilir mi-sin? Kişi ne kadar düşünse de bu sakarın ne olduğunu vahyin anlattığı gibi bilemez. Oraya atılan herşey mutlaka helak olur. Hiçbir facir ondan kurtula­maz. O derileri kavurur. Bedenleri simsiyah ve değişken bir hale sokar. Üze­rinde ondokuz görevli vardır.

. ondokuz görevli derken ondokuz melek midir, ondokuz sınıf veya on­dokuz grup görevli mi vardır? Bunların ne olduğunu ve mahiyetlerini ancak Allah bilir. "Sakarın ne olduğunu bilir misin?" hitabı Peygamber efendimize yapıldığına göre bunun mahiyetini araştırmakla biz görevli değiliz.

Biz Cehennemin bekçilerini insan değil de hep melek yaptık. Bu, "Bu görevlilerden onyedisinin hakkından ben gelirim. Diğer ikisini de siz halle­din!" diyen kimsenin sözünü reddeden bir buyruktur. Ve bu buyruk aynı za­manda Ebu Cehlin, bu ayet-İ kerimeyi duyduğunda Kureyş'e söylemiş oldu­ğu şu sözü de reddetmektedir: Ananız ağlasın! İçinizden onar kişi bir araya gelipte şu görevli Cehennem bekçİIerinİnbirininhakkmdan gelemiyor musu­nuz?!

Cenab-i Allah onun bu sözünü reddederek buyurdu ki: Bu görevli bek­çiler insan değil, bilakis melektirler. Bunların durumlarını Ad, Semud ve Lut kavminden sorun. Çünkü onlar melekleri tanır ve onların kuvvetlerini bilir­ler. Biz sırf insanları imtihan etmek İçin Cehennem bekçilerinin sayısını on­dokuz yaptık. Bu sebeple onlar fitneye düşüp sapıklığa meylettiler ve haktan yüz çevirdiler. Çünkü müşrikler bunu inkâr ettiler ve saptılar. Akıbetleri de sapıklık ve Haktan yüz çevirmek oldu. Peygambere iman eden müslüman-larla ehl-i kitaba gelince onlar kesin itikadlarma yakîni de kattılar ve inanç­larını pekiştirdiler. Kendilerine kitap verilen kimselerle mü'minler bu husus­ta şüphe etmezler. Bilakis onlar yakını inanca sahiptirler. Evet bütün bunlar böyledir ki kalplerinde şek ve nifak bulunan münafıklarla vahyi inkâr eden kafirler; "Allah bu misalle neyi kast etti?" desinler. Yani Cehennemin üzerin­de ondokuz bekçi vardır, demekle ve bu misali vermekle Cenab-ı Allah'ın mak­sadı nedir? Bu garip ve benzersiz misali vermekle bizi Cehennemin sekar ta­bakasından ve onun üzerindeki ondokuz bekçiden mi korkutuyor?!

tşte böyle... Cenab-ı Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü onlar hayra veya şerre kabiliyetlidirler. Sırf iradelerini kullana-: rak iki yoldan birine gitmektedirler. Rabbinin askerlerini ancak kendisi bilir. Evet onları ancak yaratan bilir. Sadece iman etmekle yetindiğimiz gaybî iş- j lerden olan ahkam ve iradesini infaz edenler, Rabbinin askerleridir.

Sekar tabakası ve onun bu şekilde vasıflandınlması sadece insanlar içini bir öğüt ve hatırlatmadır. Onlar bu sebeple Rablerinden korkar. O'nun azap ve ikabından uzaklaşırlar. Sekar tabakasının asıl mahiyetine gelince onu Allah'tan başka bilen yoktur. O, ancak Allah'ın bildiği bir şeydir.

Müfessirler sabık tehdide ilişkin kıssanın, Velid bin Mugîre hakkında nazÜj olduğu hususunda hemen hemen görüş birliği etmişlerdir. Velid, malı ve ev-| ladı çok, itibarı yüksek, nüfuzu kuvvetli bir kimse idi. On çocuğu vardı. Yaş-f lan büyük olduğu ve akıllı kimseler olduklarından ötürü babalan onlan kendif meclisinde bulundururdu. Onunla beraber ikamet ederlerdi. Zengin oldukla­rı için Mekke'yi terk etmezlerdi. Şirkin liderleri, işlerin kmşipta Muhammed'in davetinin yayılmakta olduğunu ve Arap heyetlerinin Resulullah'a gelipte Re-sulullah'ın onlara îslâmiyeti anlattığını müşahade ettiklerinde, diğer Arapla­rı îslartıdan vazgeçirmek için ne söyleyeceklerini belirlemek üzere toplandı­lar. İçlerinden kimi dedi ki: Muhammed şairdir. Kimi dedi ki: Hayır o kâhin­dir. Bir üçüncüsü dedi ki: O delidir. Dördüncü biri dedi ki, O yalancıdır. Bü­tün bunlar konuşulurken Velid dinliyor, hiçbir şey söylemiyordu. Kendisine, niçin konuşmuyorsun? Dediklerinde şu karşılığı verdi: Muhammed'İn bir ke­lâm okuduğunu işittim. O ins ve -cin kelâmı değildir. Onda öyle bir tatlılık ve halavet vardır ki, hep üstün gelir, mağlup olmaz. Bu beşer sözü değildir. Çünkü dinleyiciler üzerinde şiddetli bir tesiri vardır!...

Velid'in böyle konuştuğunu duyanlar, onun dinden çıktığını, yani atala­rının ve dedelerinin dinini terk ettiğini, Kureyş'in de ona bakarak mutlaka dinden çıkacağını söylediler. Üzüntülü ve perişan bir halde toplantıyı terket-tiler. Ama Ebu Cehil bir düzen kurmak ve onu oyuna getirmek İçin Velid'in evine gitti. Ondaki hamiyet duygularını, cahİliyet hislerini galeyana getirecek bir konuşma ile kendisine hitapta bulundu ve şöyle dedi: Kureyşi sana yete­cek kadar mal toplamak Üzere seferber ettik. Ve sen o mallarla Muhammed'e, O'nun malına ve zenginliğine karşı meydan okuyacaksın!

Velid dedi ki: Kureyşliler bilir ki ben onların en zenginiyim. Ben Mu-hammed'in ekmek kırıntılarına muhtaç biri miyim?! KaJk da Darünnedve'ye gidelim. Orada benim durumumu en doğru bir şekilde ortaya koyacak sözü size söyliyeyim!

Halk toplandı. Velİd onlara şöyle hitap etti: Muhammed şair değildir. Kâhin ve yalancı da değildir, —tam bu korkulu ve de çok önemli anda Kur'an-ı Kerim, Velid'i çok ince bir şekilde nitelemiş ve şöyle demiştir: Doğrusu Velid düşündü, Ölçtü, biçti, görüşünü yönden yöne çevirdi, sonra vahiy onun bu konuşmasına değinerek geldi: Kahrolası na.sıl da ölçtü, biçti. Sonra kahrolası nasıl da ölçtü, biçti! Evet vahiy onun yaptığı İşin kötülüğünü bildirerek du­rumunu hayretle karşıladı. Sonra Velid epeyi düşünerek suratını astı, kaşını çattı ve onlara hitaben sözlerini şöyle sürdürdü:— Ancak Muhammed bir bü­yücüdür. Görmez misiniz O, ktşi ile aşiretinin, evladının ve dostlarının arası­nı açıyor! Velid'in bu sözleri üzerine Kureyşliler çok sevindiler. Peygamber (S.A.V.j Efendimiz de hüzünlenerek evine geri döndü, örtüsüne bürünüp evi­nin bir köşesinde oturdu. Bu sûre nazil oldu ve Cenab-ı Allah Velid ile ben­zerlerini kendisine bırakmasını emretti. Kendisine dünyada Allah'ın yeterli ola­cağım bildirdi. Ahİrette Velid'î; yüzler karartan, etleri kavuran Cehennemin sekar tabakasındaki ateşle azaplandıracağım haber verdi.[7]

 

Sekar Ve Onda Azap Görecek Kimseler

 

32-37- Hayır, hayır Öğüt almazlar. Ay'a, dönüp gelen geceye, ağarmak­ta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.

38- Herkes kazancına bağlı bir rehindir;

39-42- Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennette­dirler. Suçlulara: "Sîzi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.

43- Onlar derler ki: "Namaz kılanlardan, değildik''

44- f'Düşkün kimseyi doyurmuyorduk!''

45- "Batıla dalanlarla biz de dalardık'.'

46- "Ceza gününü yalanlardık!'

47- "Ölüm bize o haldeyken geldi!'

48- Artık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez.

49- Öyleyken, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar? 50-51 ~ Arslandan ürkerek kaçan yabanî merkeplere benzerler.

52- Hayır; her biri önüne açıhvermiş sahifeler verilmesini ister.

53- Hayır; daha doğrusu ahiretten korkmazlar.

54- Hayır; şüphesiz bu Kur'an bir öğüttür.

55- Dinleyen kimse öğüt alın

56- Allah dilemeksizin öğüt almazlar. O, kendisinden korkulmaya da­ha layıktır ve bağışlamaya daha ehildir. [8]

 

Bazı Kelimeler:

 

Dönüp gittiğinde, Aydınlık verip ortaya çıktığında. Kübra kelimesinin çoğulu olup ekber kelimesinin de müennesidir.

Rehîne.Salat kelimesi lügatte dua ve din manasına gelir. Şer'î istilahta ise bildiğimiz namaz manasına gelir. Burada kast edilen şer'î değil de lügavî manasıdır.Sizi koyan nedir? Yalanlayanlarla birlikte yalanlar ve batıla 'dalanlarla birlikte batıla dalardık. Yani Kur'an ölüm. Kendi neftinden ka­çan. Aslan. Açılmış sahifeler. [9]

 

Açıklama:

 

Müşrikler, Cehennem bekçileri ve onların sayıları hakkında ileri geri ko­nuştular ve bunu alayları İçin malzeme edindiler. Dolayısıyla büyük bir sa­pıklığa düştüler. îşte bu surede Kur'an-ı Kerim onları, bu İşi alaya almaktan men ediyor ve kelimesi ile onlara hitapta bulunuyor; sonra da Ay'a ve dönüp giden geceye, aydınlık saçan sabaha yemin ediyor ki sekar, büyük belalardan biridir. Cenab-ı Allah'ın bu gibi şeylere yemin etmesine gelince; önce de söylediğimiz gibi müşriklerin nazarlarım bu gözler kamaştıran ve Al­lah'ın gücüne delalet eden bu eserlere çevirmek içindir. Şu da var ki gece ile gündüzün ve Ay'ın halden hale geçmesi; ölüm sonrası.dirilişin ve bu fani dün­yadan ebedî hayata geçmenin mümkün olduğuna bir delil teşkil etmektedir.

Cenab-ı Allah Ay'a ve onun aydınlığına yemin etti. Onun nasıl küçük ve ince bir hilalden başlayarak büyüyüp dolunay haline geldiğini, sonra yine küçük ve ince bîr iıiial haline dönüştüğünü, ayrıca gecenin bütün sükunet ve sessizliği İle mahlukatı kuşattığını, geceleyin bütün tabiatın ölüm haline geçtiğini, ardı sıra aydınlığı ve parlak ışıklarıyla, sabahın geldiğini, her tarafta hayatın belirdiğini bildirerek bütün bunların üzerine yemin etmiştir ki Cehennem, Kurıan~ı parçalayan yalancılar İçin hazırlanmış büyük belalar­dan biridir. Evet ey insanlar! Sizden dileyip hayırda ileri geçen ve dileyipte kötülük yaparak hayırdan geri kalan kimseler için bu Kur'an bir uyarıcıdır. Evet bu, suratsız ve korkulu bir günden ürken kimseler için bir uyarıcıdır. Salih amel İşleyenlerle isyankâr, günahkârlar için de bir uyarıcıdır. Hem şu­nu bilmelisiniz ki her can, işlediği amele karşılık bir rehinedir. Eğer hayırlı amel işlemişse rehni çözülür, şerli işler yapmışsa rehine olarak kalmakta de­vam eder ve nihayet cezasını da tam olarak çeker. Şu halde isyankârların ne-fisîeri, şerli amellerine karşılık bir rehinedir. Mü'mînlere gelince onların amel defterleri sağ taraflarından kendilerine verildiği için canları rehine değildir. çünkü onlar, vazifelerini dünyada iken ifa etmişlerdir. "Her can kazandığıy-la, (Allah katında) rehin alınmıştır. Yalnız (sağcılar (kitaplar sağdan verilen­ler) hariç." Evet bunlar Cennetlerde karşılıklı divanlar üzerinde otura­rak ve sohbet ederek ikrama nail olacaklardır. Dünyada iken suç işleyen müc­rimlerin ve hakkı yalanlayanların hallerinin nice olduğunu birbirlerine sora­caklardır.

Onlar belki de bunun cevabını bilirler ama bu ifade burada, mücrimleri kınamak ve onlara eziyet vermek, aynı zamanda mü'minlere sürür vermek için yer almıştır. Kitapları sağlarından verilen kimseler, Cennette iken müc­rimlerin durumlarını birbirlerine soracaklar ve bu konudaki sohbeti koyu-laştıracaklardir. Öte yandan mücrimlerse Cehennemde azap görecekler, bo­yunlarını üzerlerine uzatıp da kendilerini temaşa eden Cennetlikler tarafın­dan şöyle bir soruya muhatab olacaklardır: Sizi bu sekar denilen Cehennem tabakasına sokan nedir. Sizi Cehenneme girdiren nedir?

Cehennemlikler onlara ^u cevabı vereceklerdir: Bizi buraya sokan sebep, bizim namaz kılanlarda: olmayışımız ve alemlerin Rabbi olan Allah'a dua etmeyişimizdir. Bilakis biz O'ndan başkasına dua eder, başkalarını O'na or­tak koşardık. Düşküne ve muhtaca yedirmez, bilakis dünya ve riyakârlık için malımızı harcar, yalanlayıcılarla birlikte hakkı yalanlar, fasit kelama dalan­larla birlikte biz de dalar, kıyamet gününü inkâr edip yalanlar ve tasdik et­mezdik. İşte biz bu halimizi devam ettirdik. Nihayet şüphesiz olan ölüm.bİze geldi ve bizi yakaladı. Bugün çekmekte olduğumuz azap, işte budur!

Hal böyle olunca şu heriflere şefaatçilerin şefeati de fayda vermez. Za­ten O izin vermedikten sonra Allah'ın katında kim şefeatte bulunabilir?!

Bu, onların tanrılarının Allah katında kendilerine şefaat edeceklerine dair iddialarım reddeden bir ifadedir.

Şu parlak açıklamadan ve beyandan sonra şunlara şaşıyorum. Nasıl olu-yorda bunlar Kur'an'dan yüz çeviriyorlar? Din gününün sahibi ve âlemlerin Rabbi olan Allah'ın kelamına kulak vermiyorlar?! Onlara ne olmuşki hak­tan yüz çevirip kaçıyorlar. Yaban eşekleri gibi, hem kendi nefislerinden hem de Hak'tan kaçıyorlar. Tıpkı aslandan kaçar gibi! Doğrusu bu çok tuhaf ve hayret verici bir haldir. Onların hayvanlar gibi, kendi mutluluklarına vesîle olacak şeylerden kaçmalarından daha önemli ve daha tuhaf karşılanacak hai­lende var: Onlardan herbiri, kendisine açık bir sahifenin indirilerek o sahife-de kendisine, Muhammed (S.A.V.)'e tabi olmasını emreden ifadeler bulunmasını istiyor! Hayır, binlerce defa hayır! Onlar âhİretten korkmuyorlar ve âhiretle karşılaşacaklarını ümid etmiyorlar. Onların saadetlerine vesîle olacak şeyden yüz çevirmelerinin ve gökten kendilerine sahifeler indirilmesini istemelerinin sebebi işte budur. Onlar İşi ciddiye almıyorlar. Laubalilikten başka birşey yap­mıyorlar. Sen Ey Muhammed! Onlardan yüz çevir ve bunların hiçbir sözlerini duyma. Doğrusu bu Kur'an, ahireti İsteyen, gayba inanan^ kendisinde hayra kabiliyet bulunan kimseler için bir öğüt ve hatırlatmadır. Dileyen onu dinle­yip öğütlenir ve O'na iman eder. Allah kahredip zorlamadıkça ve de dileme­dikçe şu kafirler Kur'an'dan öğüt almaz ve Kur'an'a iman etmezler. Ancak Cenab-ı Allah iman ve küfrü kulun kendi serbest seçimine bırakmıştır. İnsa­nın sevap ve ikap görmesi onun bu hür iradesine bağlıdır.

Denildi ki ayet-i kerimenin kasdettiği mana şudur: Allah dilemedikçe onlar Kur'an'dan öğüt.alamazlar. Çünkü bütün emir Allah'a aittir. Kendisinden sa-kınılmaya ve azabından korkulmaya ehil ve layık olan Allah'tır. Şu halde siz ne diye Allah'tan sakınmıyorsunuz? O bağışlamaya ehildir. Peki ne diye siz­ler amellerinizi İslah etmiyor ve işinizi düzgün yapmıyorsunuz. Rabbinİze tevbe edip doğru yola ne diye dönmüyorsunuz?![10]

 



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/377.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/377-378.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/378.

[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/378-380.

[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/380-381.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/381-382.

[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/382-385.

[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/385-386.

[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/386.

[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/387-388.