Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Murselât Suresi - Kuran - 077Murselat - 5. Sayfa

MURSELÂT  SURESİ 2

Sûrenin Kapsadığı Başlıca Konular: 2

Meali: 2

Vaadedilen Kıyamet Mutlaka Gerçekleşecektir. 3

Birincisi: 3

İkincisi: 3

Üçüncüsü: 3

Dördüncüsü : 3

Beşincisi: 3

Diğer Yorumlar: 4

Murselât: 4

Âsifat: 4

Nâşirat: 4

Fârikat: 4

Mülkıyât: 4

Kıyametin Bazı Safhaları 4

Geçmişten İbret Ve Öğüt Almak Gerekir. 4

Âyetler Arasında Bağlantı 5

Meali: 5

Ön Yargıdan Kurtulmaya Çağrı 5

Âyetler Arasında Bağlantı 6

Meali: 6

Enfüsten Afaka Geçiş: Yeryüzü, Dağlar Ve Tatlı Sular. 6

Âyetler Arasında Bağlantı 6

Meali: 7

Nimet Üzerinde Kudret Fırçasını Göremeyen Körler. 7

Üç Çatallı Duman. 7

Âyetler Arasında Bağlantı 7

Meali: 8

Allah'tan Korkup Kötülüklerden Sakınanlara Hazırlanan Nimetler. 8

Yalnız Kısa Süreli Bir Ömür, Önünde Ebediyet Yoksa Her Yanıyla Zulümdür  8


MURSELÂT  SURESİ

 

Hasan, İkrime, Atâ' ve Câbir'e göre, sûrenin tamamı Mekke'de inmiş­tir. İbn Abbas (R.A.) ile Katade'ye göre, 48. âyet dışında tamamı Mekke'de, sözü edilen âyet ise Medine'de  inmiştir.

İbn Mes'ud (R.A.) diyor ki: «Ve'l-Murselât Sûresi cin gecesinde indi ki biz o gece Resûlüllah (A.S.) ile beraber bulunuyorduk.» [1]

Buharı ise, A'meş tarikiyle İbn Mes'ud'dan yaptığı rivayette, adı ge­çenin şöyle dediğini nakletmiştir: «Biz bir ara Resûlüllah (A.S.) Efendi­mizle birlikte Minâ mağarasında bulunuyorduk; derken ve'l-Murselât Sû­resi indi. Resûlüllah bu sûreyi okumaya başlayınca ben onu Onun ağzın­dan işitip telakki ettim ki mübarek ağzı bu sûreyle ıslak bulunuyordu. Tam o sırada üzerimize bir yılan atıldı. Peygamber (A.S.) «Onu öldürünüz!» di­ye emretti. Biz öldürmeye teşebbüs edince yılan sıvışıp gitti. Bunun üze­rine Resûlüllah (A.S.) : «O sizin şerrinizden korundu, siz de onun şerrinden korundunuz» buyurdu.

[2]Mâlik'in Zührî'den, onun da İbn Abbas (R.A.)dan yaptığı rivayete gö­re: İbn Abbas (R.A.) Murselât Sûresini okuyordu. Annesi Ümmu'l-fazl faz-lasiyle duygulandı ve şöyle dedi: «Oğulcağızım! Bu kıraatinle bana, Resû-lüllah'ın (A.S.) Akşam namazında aynı sûreyi okumasını hatırlattın. Benim Resûlüllah'tan (A.S.) en son işittiğim bu oldu..»

Âyet   sayısı     :       50

Kelime     »        :      180

Harf          »        :      816

      

[3]Sûrenin Kapsadığı Başlıca Konular:

 

1-Hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden, mü'mini münafıktan ayırt edip belirleyen Kıyamet Gününün mutlaka gelmekte olduğu haber veriliyor.

2-Kâfirlere, daha önceki azgın inkarcılar hakkında uygulanan hük­mün uygulanacağı ve sünnetullahın şaşmadan tecelli edeceği tehdîd anla­mında bildiriliyor.

3-İlâhî nimetlere karşı nankörlüğe devam eden münafıklar hem uya­rılıyor, hem de kınanıyor.

4-Kâfirlere hazırlanan azabın şiddeti ve o günün dehşetinden ço­cukların bile yaşlılar gibi olacağına dikkat çekiliyor.

5-Cenâb-ı Hak'tan korkup kötülüklerden sakınanlara ve ibâdetlerini dosdoğru yerine getiren mü'minlere hazırlanan ebedî nimetler müjdeleni­yor. Sonra da insanın yaratılışı; yeryüzü ve dağların meydana getirilişi ko­nu edilerek Cenâb-ı Hakk'ın büyüklüğü ve kudretinin yüceliği, sınırsızlığı çok duyarlı bir anlatımla işleniyor.

 

Meali:

 

1-Ardarda gönderilen rüzgârlara, (rüzgârlar misâli Allah yolunda peşpeşe akıp giden akıncılara; ardarda inen Allah sözlerine),

2-Vazifeye (gönül verip) rüzgâr gibi koşanlara,

3-(Allah'ın dinini) yaydıkça yayanlara,

4-(Hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden) ayırt ettikçe edenlere,

5-7-Kötülüğü temizlemek, yanlış yoldakileri uyarmak üzere (veya hak üzere olanlarda özür duygusunu doğurmak, batıl üzere olanları inzar için) vahiy (veya öğüt) getirip (Peygamberin kalbine) sunanlara and olsun ki, size va'dolunan elbette meydana gelecektir.

8-Yıldızların ışığı giderilip silindiği zaman,

9-Gök açılıp yarıldığı zaman,

10-Dağlar yerinden kopup savrulduğu zaman,

11-Peygamberler (belli bir günün) belirlenmiş vaktinde (şahitlik için) biraraya getirildiği zaman...

12-Bunlar hangi gün için geciktirildiler?

13-14-(Doğru ile eğrinin, hak ile bâtılın) birbirinden ayrılıp hükme bağlanacağı gün için (geciktirildiler). O ayrım günü nedir bilir misin?

15-(Hakk'ı) yalanlayanların o gün vay hâline!

16-Önce gelip geçenleri yok etmedik mi?

17-Sonra arkalarından gelenleri onların peşine takıp katacağız.

18-İşte suçlu günahkârlara böyle yaparız.

19-(Hakk'ı) yafan I iyonların o gün vay hâline!.

 

Vaadedilen Kıyamet Mutlaka Gerçekleşecektir

 

«Ardarda gönderilen rüzgarlara, (rüzgârlar misali Allah yolunda peşpeşe akıp giden akıncılara; ardarda inen Allah söz­lerine), vazifeye (gönül verip) rüzgâr gibi koşanlara, (Allah'ın dinini) yay­dıkça yayanlara..»

İnsan hayatının disiplin altına alınmasında, nefsin azgınlıklarının dur­durulmasında, sorumluluk duygusunun hâkim kılınmasında, şer ve kötü­lüklerin önüne geçilmesinde «Kıyamet» ve «Âhiret» kavramlarının ve bu kavramlara olan inancın yeri ve önemi hiçbir çağda ve hiçbir toplum ya­pısında inkâr edilemez. Aynı zamanda dünyaya getirilişimizin hikmeti de budur.

O bakımdan Allah böylesine cok önemli olayın mutlaka gerçekleşe­ceğini bildirirken kayda değer beş şeye yemin etmektedir:

1-Murselât

2-Âsifat

3-Nâşirat

4-Fârikat

5-Mülkıyât.

 

Birincisi:

 

a)  Mesrûk'a göre: İyilik ve insan için peşpeşe gönderilen melekler.

b)  Ardarda, atın yelesi gibi bir dizi halinde estirilip gönderilen rüz­gârlar.

c)  Emir, nehiy (ilâhî buyruklar), vahiy ve birtakım durumlarda ardarda gönderilen melekler. Bu, Ebû Hüreyre (R.A.), Mukatil, Ebû Salih ve Kelbî'ye göredir.

d)  Lâ ilahe illallah ile gönderilen ve birbirini izleyen peygamberler.

e)  Mu'cizelerle gönderilen ve te'yîd edilen resuller.

f)  Birbirini peşpeşe izleyen bulutlar.

 

 İkincisi:

 

a)  Yağmurun müjdecisi olup çer-çöp sürükleyip getiren rüzgârlar. Bu, İbn Mes'ud'a (R.A.) göredir.

b)  İlâhî emre ve kanunlara bağlı kalarak rüzgârları estiren melekler.

c)  İnkarcı azgınların canlarını helak edercesine   sürükleyip  götüren görevli ecel melekleri.

d)  Vazifeye (gönül verip) rüzgâr gibi koşan mü'minler, mücahitler.

 

Üçüncüsü:

 

a)  Bulutları sevk ve idare edip etrafa yayan, yayıp da yaygınlaştıran melekler.

Bu, İbn Mes'ud (R.A.) ile Mücahid'e göredir.

b)  Yeryüzü bitkilerini yeniden diriltip harekete geçirerek yaygınlaştı­ran yağmurlar.

c)  Allah'ın kitaplarını neşreden melekler veya melek tabiatlı âlimler. Bu, Süddî'ye göredir.

d)  İnsanların amel defterlerini neşreden görevli melekler. Bu, Dahhak'e göredir.

e) Kıyametin kopmasından sonra kendilerine ait bedenlerine girmek üzere salıverilip gönderilen ruhlar.

 

Dördüncüsü :

 

a)  Hak ile bâtılı, doğru ile eğriyi ayırt ederek inen melekler. Bu İbn Abbas (R.A.), Mücahid ve Dahhak'e göredir.

b)  Rızıkları ve ecelleri ayırıp herkesin çalışma ve azmine göre ayar­lamakla görevli melekler.

 

Beşincisi:

 

a)  Kitap ve sahifeleri peygamberlerin kalplerine ilka eden melekler veya yalnız Cibril el-Emîn.

b)  Ümmetlerine, onları kötülükten kurtarıp yanlış yoldan uzak tutmak için ilâhî buyrukları aralıksız tebliğ eden resuller.

 

Diğer Yorumlar:

 

Murselât:

 

Rüzgâr misali Allah yolunda peşpeşe hizmet edenler; düş­mana karşı ardarda giden akıncılar.

 

Âsifat:

 

Allah'ın dinini, gökteki melekler misali yeryüzüne yaydıkça ya­yan mücahidler.

 

Nâşirat:

 

Amel defterlerini düzenli şekilde neşreden melekler misali, faydalı bilgileri taşıyıp kitap yazarak neşredenler.

 

Fârikat:

 

İman temeli üzerinde geniş bilgi sahibi olup melekler misali hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden, iyiyi kötüden, sevabı günahtan, helâli ha­ramdan ayırt eden takva sahipleri.

 

Mülkıyât:

 

 İlâhî buyrukları insanların kalp ve dimağına atmaya çalışan melek misali mürşidler.

 

Kıyametin Bazı Safhaları[4]

 

«Yıldızların  ışığı  giderilip silindiği zaman; gök açılıp yarıldığı zaman..»

Kıyametin mutlaka kopacağını, beşer hayatının devamı için çok önem­li beş şeye yemin ederek bildiren Cenâb-ı Hak, arkasından kıyamet ola­yının dört korkunç safhasını ayrı bir anlatımla açıklayarak inkarcıları uyarıyor; imân edenleri çok dikkatli olmaya davet ediyor:

1-Yıldızların ışığı giderilip silindiği zaman..

Bu olay, fezadaki güneşlerin yörüngelerinden çıkıp dağılmasıyla onlar­dan ışık almakta olan yıldızların kararıp kalacağına işarettir. Şüphesiz böy­le bir ortamda fezadaki bütün cisimler sistemleriyle bozulacak ve kâinat düzeni alt-üst olacaktır.

2-Gök açılıp varıldığı zaman..

Bu olay, kâinatın mevcut düzeninin bozulacağına, sistemlerin birbirine karışacağına ve böylece müthiş çarpışma ve patlamaların meydana gele­ceğine, fezanın kesîf bir duman veya gazla dolacağına, gül rengi misali eriyip akacağına ve bu akıl almaz manzara karşısında göğün yer yer ya­rılma görünümünün ortaya çıkacağına işarettir.

3-Dağlar yerinden kopup sarsıldığı zaman..

Bu olay, yerkürenin de alt-üst olup yörüngesinden çıkacağına ve o se­beple müthiş sarsıntılarla dağların tuz-buz olup dağılacağına işarettir.

4-Peygamberler (belli bir günün) belirlenmiş vaktinde (şahitlik için) biraraya getirildiği zaman..

Bu olay, her peygamberin kendi ümmeti lehinde veya aleyhinde şahit­likte bulunmak üzere hepsinin biraraya getirilerek ilâhî soruya muhatab olacaklarına işarettir.

Hesap verme, şehadette bulunma, mükâfat ve ceza hepsi de o güne geciktirilmiştir. Çünkü dünya teklif doğrultusunda iş, amel, ibâdet, taât ve sorumluluk yüklenme dönemidir. Âhiret ise, bunların karşılığının en âcil şekilde verileceği gündür. Öyle ki o gün doğru eğriden, hak bâtıldan, mü'-min münafık ve kâfirden ayırt edilip kesin sonuca bağlanır. Yalancı dö­neklerin ipliği pazara çıkarılır. Hiçbir şey gizli, kapalı kalmaz. Hüküm yal­nız Allah'ındır.

 

Geçmişten İbret Ve Öğüt Almak Gerekir

 

«Hakkı yalanlayanların o gün vay hâline! Önce gelip geçenleri yok etmedik mi?.»

Geçmişi, cereyan eden olayları, milletlerin yükseliş ve alçalışın; ka­vimlerin yok edilerek belirsiz hale getirilmesini sebep ve illetleriyle araştırıp öğrenmeyen ve yetişmekte olan genç kuşaklara tarih felsefesini yeterince hazmettiremiyen; kısacası geçmişten ders ve ibret almayan milletler ge­leceklerini aydınlığa kavuşturamazlar.

Küfür ve azgınlığın, ahlâksızlık ve iffetsizliğin hiçbir millete, ve aileye hayır, rahmet ve mutluluk getirmediğini bilmeyenler, göremiyenler kendi­lerini böyle bir bataklıktan koruyup kurtaramazlar.

16-19. âyetlerle bu gerçek doğrultusunda uyarılar yapılarak hakkı in­kârdan ve bu inkârdan kaynaklanan ahlâksızlık ve haksızlıktan kaçınmanın lüzumu belirtilerek uyarı yapılıyor.

 

Âyetler Arasında Bağlantı

 

Yukarıdaki âyetlerle, kıyamet olayının mutlaka gerçekleşeceği, beş önemli olaya yemin edilerek haber verildi. Sonra da kıyamette cereyan ede­cek olan dört korkunç olaya dikkat çekilerek uyanlar yapıldı. Hakkı yalan­layan inkarcı sapıkların yıkılış ve yok ediliş sebepleri üzerinde ciddiyetle durulmasına atıf yapılarak yol gösterildi.

Aşağıdaki âyetlerle, insanın hakîr, bayağı bir sıvıdan yaratıldığı ve ana rahminde nasıl geliştirilip tekâmül safhalarından geçirildiği, ilâhî kudretin yüceliğine delil gösteriliyor.

 

Meali:

 

20-Sizi bayağı bir Sudan yaratmadık mı?

21-22- Sonra onu belirlenmiş bir vakte kadar sağlam bir karargâhta bulundurmadık mı?.

23-Biz, onu kudretimizle belli ölçüde tuttuk. Kudret yetirenler olarak biz ne güzel kudretlileriz!.

24-(Hakk'ı) yalan I (yanların o gün vay hâline!.

 

 Ön Yargıdan Kurtulmaya Çağrı

 

«Sizi bayağı bir sudan yaratmadık mı? Sonra onu belirlenmiş bir vakte kadar sağlam bir kargahta bu­lundurmadık mı?.»

Maddeyi temel kabul edip her şeyi ona irca' etmekte ve manevî hiç­bir değer ve hakikate iltifat etmemekte kararlı veya inatlı olan inkarcılarda bu düşünce ön yargı halinde kök salmışsa, artık onu değiştirmek son de­rece zordur. Böylesine bir düşünce ve bağlayıcı bir varsayımı bir tarafa itip kişi aklının ve idrâkinin rehberliğinde yola çıkmadıkça, ilâhî hidâyet kapısı açılmaz. Gerçi bunun birtakım istisnaları vardır, ama genel kuralı bozmaz ve değiştirmez.

Onun için Kur'ân-ı Kerim, akıl sahiplerine seslenerek, insanoğlunun yaratılış safhalarından üçünü açıklayıp ön fikir, temel bilgi vermekte ve hareket noktasını belirlemektedir:

1-Bayağı bir sıvı,

2-Sağlam bir karargâh ve belli bir süre,

3-Belirlenmiş ölçü ve özellik..

Önemsiz bir sıvı ve bu sıvının içinde milyonlarca canlı hücre (sperma) ve bu milyonlardan birinin veya ikisinin yumurtalığa girmesi, onunla birle­şip belli bir kanuna bağlı kalarak yükletilen programı aynen uygulamak suretiyle tedrici gelişmeye başlaması bize çok yüksek bir kudretin emsalsiz programlamasını hatırlatmıyor mu?

Yumurtayla birleşen canlı hücre geometrik olarak bölünüp çoğalırken, irsî bütün özellikleri beraberinde taşımıyor mu? İnsan denilen bu harika canlının bütün organlarını, şeklini, karakterini, huyu ve yeteneklerini «gen» denilen o küçücük harika canlıya yerleştirip en küçük bir hatâya imkân vermeyen kimdir? Kör ve sağır tesadüfler mi, yoksa zaman aşımı mı? Böy­lesine dayanıksız bir iddiada bulunmak çok kolaydır, ama isbatı hiç bir zaman mümkün değildir. Şüphesiz bunca ince hesaplarla, kimyasal ve bi­yolojik kanunlarla insanı ana rahminde oluşturan ancak Cenâb-ı Hak'tır.

Sağlam bir karargâha yerleştirme hususuna gelince: Bu üç karanlık tabakadan meydana gelmiştir.[5]Tabakalar arasındaki sağlam zarlar ve dölyatağının kaslı bölümü, dış amniyon bölümü ve zarı, ana rahmini sağ­lam bir karargâh durumuna getirmiş ve ceninin dış tazyikten korunması İçin bu tabakalar arasında bir su tabakası oluşturulmuştur.

Bütün bunlar, oluşmakta olan yavrucuğu sıcak ve soğuktan, dış taz­yik ve baskıdan korur, gıda almasını ve onu güven içinde muhafaza ede­rek gelişip büyümesini sağlar.

Cenâb-ı Hak, ana rahmini sağlam bir karargâh olarak belirtirken, Zü-mer Sûresinde bunun üç sağlam tabakadan ve tabakalar arasındaki zar ve sıvıdan meydana geldiğini açıklar ve akıl sahiplerine ışık tutarak anato­miyle meşgul olan ilim adamlarına seslenir.

Ceninin belli bir süre ana rahminde tutulması hususu ise, ayrı bir in­celiği arzetmekte ve ilâhî tekâmül kanununu yansıtmaktadır. Şüphesiz ba­zı istisnalar dışında, genellikle yavrucuk ana rahminde dokuz ay, on gün kalır. Ceninin tam teşekkülü için en ideal süre..

Bütün bu sistemli, programlı ve düzenli oluşma ve gelişme çok yüce bir kudretin varlığına delâlet etmiyor mu? Ceninin kafatasının içinde olu­şan beynin bir benzerini icad etmek mümkün müdür? Kabuğundaki kırı­şıklık sayılmıyacak kadar özelliklerin, programların canlı haritası değil midir?

Onun için 20-30. âyetler Hakk'ın silinmez, benzer kabul etmez damga­sının her düzen, her sistem, her oluşum ve her varoluş üzerinde kendini açıkça hissettirmesi ve akıl, irfan  ve  imân gözüyle  bakanlara, Cenâb-ı Hakk'ı hatırlatarak «Allah» dedirtmesi delil ve belge olarak yetmiyor mu?

«Biz onu kudretimizle belli bir ölçüde tuttuk. Kudret yetirenler olarak biz ne güzel kudretlileriz!.» mealindeki âyet o damgayı tarîf ediyor. Buna rağmen hâlâ hakkı yalanlayanlar varsa veya bu hususta inatla inkârda ısrar edenler bulunuyorsa, vay onların hâline!.

 

Âyetler Arasında Bağlantı

 

Yukarıdaki âyetlerle, inkarcıların aklını, idrâkini harekete geçirmek ve ilâhî kudret ve sanatın yüceliğini göstermek için insanın hakîr bir sı­vıdan yaratıldığı ve sağlam bir karargâh olan ana rahminde belli süre tu­tulduğu konu edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, yeryüzünün ölüler için de, diriler için de bir ha­zırlanma ve toparlanma dönemi olduğu üzerinde duruluyor. Sergilenen ni­metlerden dağlar ve tatlı sular misâl verilerek inkarcılar insaf ve iz'âna çağrılıyor.

 

Meali:

 

25-26-Yeryüzünü dirilere de, ölülere de bir toplanma yeri (hazırlık dönemi) yapmadık mı?,

27-Orada sabit yüce dağlar meydana getirdik ve size tatlı, içimi ko­lay bir su içirmedik mi?,

28-(Hakk'ı) yalanlayanların o gün vay hâline.

 

Enfüsten Afaka Geçiş: Yeryüzü, Dağlar Ve Tatlı Sular

 

«Yeryüzünü dirilere de, ölülere de bir toplanma yeri (hazırlık dönemi) yapmadık mı?.»

Cenâb-ı Hakk'ırî varlığına ve birliğine, ilminin ve kudretinin her şeyin üstünde hâkim ve müessir bulunduğuna delâlet eden delil ve belgeler sıra­lanırken enfüsten afaka geçiliyor; yeryüzü, dağlar ve tatlı sular misâl veri­liyor.

Bunlar neyi ifâde ediyor veya aklımıza ne gibi malzeme verip düşünce ufkumuzu açıyor? Önce yeryüzünün dirilerle ölülere bir toplanma yeri ola­rak hazırlandığı haber veriliyor. Bunu şöyle .açıklayıp yorumlayabiliriz:

a) Yeryüzü toprağıyla, suyuyla, maden ve bitkisiyle insanların birarada yaşamasına uygun ve imkân verir şekilde hazırlanmıştır.

b) Yeryüzü nasıl dirilerin birarada yer yer toplanıp yaşamasına uygun şartları kendinde taşıyorsa, ölülerin de ortada kalmasını, kokuşup etrafı rahatsız etmesini ve tiksindirici bir hava ve manzara oluşturmasını, mikrop saçıp hastalık bulaştırmasını önleyecek özellikte toprak tabakasına sahip bulunduğu bir gerçektir. Böylece ölüleri de bağrına alıp birarada toplamak­ta ve onları örtüp çürütmektedir.

Bu yorumla, diğer gezegen ve yıldızlarda böyle bir ortamın mevcut ol­madığı, insan denilen canlının yerküreden başka bir gezegende bulunma­dığı ortaya çıkıyor. [6]

Dağlara gelince: Baş döndürücü bir hızla hareket halinde olan yer­kürenin hem fiziksel dengesini sağlamakta, hem de insan ve canlıların hayatına elverişli kaynakları taşımaktadır,. Böyle bir hareket doğrultusun­da dağların sayılmayacak kadar faydası vardır. Kömür ve petrolün oluş­masında da onun rolü büyüktür.

Tatlı su, daha çok tuzlu suyun buharlaşmasıyla ilâhî filtreden geçip arınmakta; toprağa karışmak suretiyle de birçok faydalı mineralleri içine alıp öylece bize ulaşmaktadır.

Ayrıca «tatlı su» sözü, bize bir de «acı su» sözünü, kavramını hatır­latır. Acı suyun içinde erimiş bazı madenler, özellikle kireç vardır.

Bu, karşılığı ödenmeyecek kadar büyük nimetler, fiziksel, kimyasal ka­nunların belli bir hesap ve programa göre işler halde olmasıyla gerçekleşmektedir. Bunlardan her biri Cenâb-ı Hakk'ın varlığını, kudretini yansıtmı­yor mu? Evet bunca belge ve delilleri görmeyip Hakk'ı red ve inkâr eden­lerin vay haline!.

 

Âyetler Arasında Bağlantı

 

Yukarıdaki âyetlerle, yeryüzünün insanların dirileri ve ölüleri için ha­zır toplanma, toparlanma yeri olduğu belirtildi. Sergilenen her nimetin ilâhî damgayı taşıyıp yansıttığına dikkat çekildi.

Aşağıdaki âyetlerle, bunca delil ve belge karşısında inkârını sürdürüp öylece ölen inkarcı sapıklar için âhiret gününde hazırlanan azabın birta­kım safhaları üzerinde durularak uyarıcı ve yönlendirici bilgiler veriliyor; aynı zamanda yaşamakta olan kâfirler hem uyarılıyor, hem de tehdit edi­liyor.

 

Meali:

 

29-Yalanlayıp durduğunuz şey'e (azaba) doğru yollanın.

30-(Cehennemin kara dumanının oluşturduğu) üç kollu gölgeye gi­din.

31-O, ne gölgelendiricidir, ne de yükselen alevden korur..

32-Şüphesiz ki, o, saray gibi (büyüklük ve yükseklikte) kıvılcım atar.

33-Sanki o kıvılcımın herbiri sarı renkte birer devedir.

34-(Hakk'ı) yalanliyonların o gün vay hâline!.

35-Bu, onların nutkunun tutulacağı gündür.

36-Kendilerine izin verilmez ki özür beyân etsinler.

37-(Hakk'ı) yalanlıyanların o gün. vay hâline!.

38-Bu, sizleri ve öncekileri toplayıp biraraya getirdiğimiz (Hakkı bâ­tıldan, doğruyu eğriden, gerçeği yalandan) ayırd eden hüküm günüdür.

39-O halde eğer bir hile ve düzeniniz varsa, o hileyi hemen bana karşı uygulayın!.

40-(Hakk'ı) yalanlıyanların o gün vay hâline!

 

Nimet Üzerinde Kudret Fırçasını Göremeyen Körler

 

Yalanlayıp durduğunuz şeye (azaba) doğru yollanın. (Cehennem'in kara dumanının oluşturduğu) üç kollu gölgeye girin..»

Kendi bedeninde ve mevcut organlarında ilâhî kalemin çizgilerini, su­nulan bunca nimetler üzerinde kudret fırçasının rengini göremeyen inkar­cı nankörlere, bu gaflet ve dalâletlerine uygun azap hazırlanmıştır. Zira küfür kişinin hem kalbini, hem vicdanını, hem de ruhunu karartır ve âhi-rette hazırlanan ceza da böylesine üç karanlık dumanla onları çepe­çevre sarar. Nitekim konumuzu oluşturan âyetlerle bu ceza türü dört mad­de halinde açıklanmaktadır:

1-Dünya hayatında iken durmadan yalanlayıp inkâr ettikleri azaba doğru sevkedilirler.

2-Cehennem'in üç çatallı boğucu ve bunaltıcı siyah dumanının ha­vasına sokulurlar.

3-İşte o gün nutukları tutulur, konuşma mecalleri kalmaz ve çare­sizlik içinde kıvranıp ümitlerini yitirirler.

Hakkın bâtıldan, doğrunun eğriden, mü'minin kâfirden en sağlıklı ve kesin biçimde ayırt edildiği bir günün ciddiyet ve dehşetiyle yüzyüze gelirler. Artık ne yalanlama, ne de inkâr ve inat kalır..

Çünkü bunlar dünya hayatları boyunca küfür ve tuğyanın manevi ateşi ve o ateşten yükselen kara boğucu dumanın içinde kalıp hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden ayırt etme basiretlerini kaybetmişlerdi. O bakımdan âhi-rette verilecek ceza onların bu tutum ve ameline son derece uygun bir manzara arzeder. Bu durumda ne hilenin, ne kurnazlığın, ne düzenbazlığın, ne de zekâ oyunlarının âhiret alanında yeri ve anlamı vardır. Hüküm bü­tünüyle Allah'a aittir.

 

Üç Çatallı Duman

 

Cehennem ateşi tasvir edilerek onun yanış ve yükselişi hakkında üc maddelik bir bilgi veriliyor:

1-Koyu gölgeyi andıran üc çatallı bir duman,

2-Muhteşem saray, kale ve benzeri şeyler büyüklüğünde ateş par­çaları ve o nisbette yükselen kıvılcımlar.

3-Sürüler halinde birbirini izleyen kızıl develer misali renk renk yük­selen ateş şerareleri..

Diğer bir yoruma göre: Üc çatallı kara duman, üc ilâh iddiasında bu­lunan ve bu yüzden İsa Peygamber'in (A.S.) tebliğ ettiği «Tevhîd İnancı» n-dan sapan Hıristiyanların akidesine uygun bir azap şeklini yansıtır. Dün­yada üc ilâh inancını ferahlatıcı ve kurtarıcı bir sistem sayıp körükörüne kendileri gibi fânileri ilâhlaştıranları âhirette boğucu, bunaltıcı bir duman beklemektedir.

İnsan eliyle şekillendirilen taşlara, heykellere ilâh diye tapanlara da, alev alev yükselen kale büyüklüğünde kıvılcımlar atan bir ateş hazırlan­mıştır.

Cenâb-ı Hak böyle bir tasvirle, yaşamakta olan insanlara Cehennem ateşi, diğer bir anlatımla oranın yakıtı hakkında ip ucu vermekte ve me­raklılar için düşündürücü anlamda üc madde sıralamaktadır. Artık vay ya­lancı sapıkların haline!.

 

Âyetler Arasında Bağlantı

 

Yukarıdaki âyetlerle, dünya hayatını amacından saptırıp ilâhî kudret fırçasının rengini, ezelî kalemin çizgisini göremeyip inkâr ve sapıklık için­de ömrünü berbat edenlere hazırlanan azabın türü üç madde halinde tas­vir edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, hilkatinin hikmetini idrâk ederek ömrünü ilâhî ni­zama göre değerlendiren takva sahibi mü'minlere âhirette hazırlanan son­suz nîmetler üç madde halinde işlenerek ferahlatıcı bilgiler veriliyor. Ar­kasından, Kur'ân'a inanmayıp Hakk'a ibâdet etmiyen nankörlerin birkaç günlük dünya hayatına bağlanıp sonsuzluk arzeden nimetlerden nasıl uzak kaldıklarına değinilerek yönlendirici bilgi veriliyor.

 

Meali:

 

41-Şüphesiz ki muttakîler (Allah'tan saygı ile korkup hile, yalan ve düzenbazlıktan sakınanlar) gölgelikte pınarlar başında, canlarının çektiği meyveler arasındadırlar.

42-Yapageldiğiniz (güzel, yararlı) amellere karşılık afiyetle, gönül huzuruyla yeyiniz, içiniz.

43-44-Hakikat biz, iyiliği, yararlı işlerde bulunmayı huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız..

45-(Hakk'ı) yalanlıyanlann o gün vay hâline!.

46-(Ey Peygamberi ve Kitab'ı inkâr edip yalanlayanlar!) Yeyiniz, az bir süre yararlanıp geçininiz. Çünkü gerçekten sizler suçlu günahkârlar­sınız.

47-(Hakk'ı) yalanlıyanların o gün vay hâline!.

48-Onlara «rükû' edin» denildiği zaman rükû' etmezler.

49-(Hakk'ı) yalanlıyanların o gün vay hâline!.

50-Bundan (Kur'ân'dan) sonra artık hangi söze inanırlar?

 

Allah'tan Korkup Kötülüklerden Sakınanlara Hazırlanan Nimetler

 

 «Şüphesiz ki muttakiler (Allah'tan saygı ile korkup hile, yalan ve düzenbazlıktan sakınanlar) gölgelik­te pınarlar başında, canlarının çektiği meyvalar arasındadırlar.»

Bilindiği gibi her nîmet bir emek ve külfet karşılığıdır. İkisi arasında orantılı bir bağ mevcuttur. Külfet ve emek dayandığı niyet ve arzulandığı amaca göre değerlendirilir. Çünkü ameller niyetlere göre sıhhat ve kıy­met kazanır. Emek ve külfetiyle sadece dünyalık elde etmek isteyen kim­se, onun karşılığını ölmeden önce beceri ve gayreti nisbetinde görebilir. Ama Cenâb-ı Hakk'ın hoşnutluğunu umarak ve âhiretteki hesap ve kar­şılığını düşünerek iş başı yapıp ibâdete yönelenlere de âhiret hayatında dünyadaki niyetlerinin ciddiyet ve samimiyetine göre karşılık verilecektir. Şüphesiz bu, Cenâb-ı Hakk'ın ezelî sahifeye kudret kalemiyle yazdığı bir kuraldır ki değişmesi söz konusu değildir.

Dünyada Allah'tan saygı ile korkup «Tevhîd İnancı»nın esaslarına ve gereğine bağlı kalarak fânileri ve insan eliyle şekillendirilmiş cisimleri ilâh-laştırmayan; her hâl-ü kârda ikinci hayatı düşünüp fenalıklardan kaçınarak iyilikten yana adım ata. i ve böylece hem dünya, hem de âhiret için çalı­şıp birini diğerine feda etmeyenlere «muttakiler» deniliyor. Bu dereceye ulaşabilmek eibetteki sabtr, emek, külfet, fedakârlık ve her şeyden önce ciddiyet ve samimiyet ister. Allah'a ve âhirete dosdoğru imân temeli üze­rinde yükselen bu faziletlerin eibetteki mükâfatı çok büyük olacaktır. Bu bakımdan sözünü ettiğimiz çizgide bulunan mü'minlerin iyi niyet ve emek-lerine karşılık Cennet'te gölgelikler, tatlı, ferahlatıcı pınarlar, canlarının çektiği nefis meyvalar hazırlanmıştır. Cenâb-ı Hakk'ın birliğini ve kudreti­nin üstünlüğünü hem kendi beden ve ruhunda, hem de eşyanın her par­çasında görerek ona göre bir hayat düzeni kurarken birçok saldırı ve sa­taşmalara, işkence ve tazyiklere mâruz kalan ve o yüzden yorulan sadık mü'minlerin müknfatı elbetteki çok huzurlu, güvenli ve dinlendirici bir Cen­netten başkası olamaz..

İmân ve sâlih amel, tarlaya atılan nadide soylu tohuma benzer. Top­rak ancak bağrına serpilen tohumu yeşertip, karşılık verir. Onun içindir ki, İslâm büyükleri, «Dünya âhiretin tarlasıdır» demişlerdir.

 

Yalnız Kısa Süreli Bir Ömür, Önünde Ebediyet Yoksa Her Yanıyla Zulümdür

 

«(Ey peygamberi ve kitabı inkâr edip yalanlayanlar!) Yeyiniz, az bir süre yararlanıp geçininiz. Çünkü gerçekten sizler suçlu günahkârlarsınız.)

Eğer âhiret, yani ikinci fakat sonsuz bir hayat yoksa, birkaç günlük dünya hayatı üzüntü ve ümitsizlikten başka bir şey değildir. Bu da her ya­nıyla ve yönüyle bir zulüm ve işkencedir. Zira hayatı anlayıp tadını aldıktan . ve ona bağlandıktan sonra ebediyen ondan kopup belirsiz hale gelmek ilâ­hî adalete ve O'nun yüksek hikmetine ters düşer. O bakımdan dünya haya­tının hikmeti âhiret hayatiyle belirginleşip gerçek ölçü ve anlamını kazan­maktadır. Âhiret de dünya hayatının mevcudiyetiyle gerçek anlamda kıy­met ölçüsünü bulmaktadır. Zira hemen her şey daha çok zıddıyla inkişâf edip kıymet ölçüsünü bulabilir. Sağlam ve selîm akıl da, mantık da bundan başkasını iddia edemez.

Onun için Murselât Sûresi'nin tam dokuz yerinde: «Hakk'ı yalanla­yanların o gün vay haline!» buyurularak ısrarlı bir uyarma ve tehdide gi­dilmekte ve sûrenin en son âyetiyle de: «Bundan sonra artık hangi söze inanırlar?.» buyurularak insanın düşünce ve duygusuna, akıl ve mantığına, vicdan ve idrâkine birden seslenilmekte ve bu doğrultuda lüzumlu birta­kım delil ve belgeler sıralanmaktadır. İnsanoğlunun saadetinden yana olan Kur'ân-ı Kerîm'e inanmayanlara başka bir sözle seslenmenin ne yararı ola­bilir?

Bu sûrenin de tefsirini bize müyesser kılan Cenâb-ı Hakk'a hamd-u senalar; O'nun kutsal ve mübarek sözlerini beşerin kalp ve kafasına işle­mekle görevli olan Resûlüllah (A.S.) Efendimiz'e salât-u selâmlar olsun..

 



[1] Tefsir-i Kurtubl :   19/153

[2] Buharî/sayd : 7, bed'-i halk : 16, tefsir : 77- Ahmed : 1/377

[3] Lübabu't-te'vîl :  4/343

[4] Lübabu't-te'vîl :  4/343

 

[5] Geniş bilgi için bak : Zümer Sûresi 6. âyetin tefsiri

[6] Bilgi için bak : Rahman Sûresi 10. âyetin tefsiri