Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mürselat Sûresi - Kuran - 077Murselat - 19. Sayfa

MÜRSELAT SÛRESİ 2

Ölüm Sonrası Diriliş. 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 3


MÜRSELAT SÛRESİ

 

Mekkîdİr. Elli ayettir. Ölüm sonrası diriliş konusunu işler. Bu mesele üze­rine kasem ile başlayarak ölüm sonrası dirilişin mukaddimelerini açıklar. Bun­dan sonrada yaratıklarında Allah'ın kudretinin bazı görüntülerini ortaya ko­yar. Bunun ardısıra da kıyamet gününde kafirlerle mü'minlerin ahvalini an­latır. Surenin sonunda bazı amelleri anlatılarak kafirler kınanır.[1]

 

Ölüm Sonrası Diriliş

 

Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.

1-7- (Allah'ın kanunu uyarınca), birbiri ardından gönderilenlere ve gö­revlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak İle batilin arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak İçin vahiy getiren meleklere and olsun ki, ey ihsanlar, size söz verilen kıyamet şüp­hesiz kopacaktır.

8- Yıldızların ışığı giderildiği zaman,

9- Gök yarıldığı zaman,

10- Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman.

11- Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman.

12- Bu, hangi güne bırakılmıştı?

13- Hüküm gününe bırakılmıştı.

14- Hüküm gününün ne olduğunu sen herden bilirsin?

15- O gün yalanlamış olanların vay haline!

16-17- öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara ka­tarız.

18- Suçlulara böyle yaparız.

19- O gün! Yalanlamış olanların vay haline!.

20-22- Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

23- Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz!

24- O gün yalanlamış olanların vay haline!

25-26- Biz yeryüzünü, dinlerin veölülerin toplantı yeri yapmadık mı?

27- Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirme­dik mi?

28- Yalanlamış olanların vay o gün haline!

29- inkarcılara o gün şöyle denir: "Yalanlayıp durduğunuz şeye gidin"

30-31- "Gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanı­nın üç kollu gölgesine gidin!'

32-33- O gölgenin saçtığı herbir kıvılcım sanki birer satı devedir, ko­nak gibi de büyüktür.

34- Yalanlamış olanların o gün vay haline!

35- Bu, onların konuşamıyacaklan gündür.

36- Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.

37- Yalanlamış olanların o gün vay haline!

38- "Bu, sizleri ve öncekileri topladığmuz hüküm günüdür!'

39- "Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun"

40- Yalanlamış olanların o gün vay hileni!..

41- Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlanndadırlar.

42- Canlarının istediği meyveler arasındadırlar.

43- Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz"

44- biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz.

45- O gün yalanlamış olanların vay haline.

46- Ey inkarcılar! Yiyiniz biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suç­lularsınız.

47- O gün yalanlamış olanların vay haline!

48- Onlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar.

49- O gün yalanlamış olanların vay haline!

50- Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar![2]

 

Bazı Kelimeler:

 

Gönderilenler. Mürselat kelimesini bazı kimseler, gönderi­len melekler şeklinde tefsir etmişlerdir. Bunlar, Allah'ın emriyle gönderildik­leri için fırtına gibi ilahî emirleri infaz ederler. Bazıları ise Mürselat kelimesi­ni yine Allah'ın emriyle muhtelif yönlere gönderilen rüzgarlar şeklinde tefsir etmişlerdir. Gökteki bulutları dağıtan rüzgarlar veya şeriatle-ri yeryüzünde yayan melekler.Peşpeşe gönderilme.

Rüzgarlar, fezanın boşluklarında bulutları dağıtırlar veya Farikât kelimesi, hak İle batılı birbirinden ayıran melekler demektir. İnsanla­rın kalbine, omrhayır üe göndereni hatırlamayı ilham eden rüzgârlar demektir veya peygamberlere vahyi getiren melekler demektir.Işığı gitti. Ka­rardı.Savruldu.Yarıldı. Kendisi için süre olarak belirtilen zamana ulaştı.Değersiz ve zayif-bir su. Kı­yamet günü.Muhafazalı bir karar yeri ki o da rahimdir, Belirli bir zaman.

Takdir ettik, yani hazırlayıp muhkem kıldık. Sabit dağlar.Toplanma yeri. Tatlı su. Yüce dağlar.Gölge, yani Cehennem ateşinin gölgesi. Dal­lar, şubeler. Saray ve köşk.Kıvılcım.Hile veya tuzak. Develer.[3]

 

Açıklama:

 

Kutlu ve yüce olan Hak Teâîâ, müşriklerin yalanlamakta olduğu ölüm sonrası dirilişin mutlaka vuku bulacağına yemin etmiştir. Kendisinin.emri ile gönderilen ve emirlerim de derhal infaz eden, peşpeşe fırtınalar gibi gönderi­len, fırtınaların eşişİ gibi ilahî emirleri çabucak infaz eden meleklerin üzeri­ne yemin etmiştir. Bu -da O'nun emrine çabuk uyuşlarına ve emrini yerine getirmede ağırlık göstermediklerine delalet ediyor. Aynı şekilde Ölüleri dar­madağın edip savuran veyahut da fezada inip çıkarken kanatlarım açan ve­yahut da hak ile batılı ayırd etmeleri için Peygamberlere şeriatleri yayan, on­lara vahiy indiren meleklere yemin etmiştir. Şu da var ki ilahî emirleri getir­mek sadece Cebrail'e Özgü bir görev değildir, Cebrail bu işle görevli meleklerin ancak reisidir.Tahkik ehli kimselerin mararetlerini ortadan kaldırarak salih amel işlemeleri, aynı şekilde batılda bulunan kimseleri de uyarma­ları için melekler Peygamberlere vahiy getirirler ki, insanların Allah'a karşı kendilerini savunmak hususunda ortaya sürecekleri bir delilleri ve mazeretle­ri kalmasın!

Bazı alimler yukarıdaki ayet-i kerimeyi tefsir ederken başka bir yöne sap­maktadırlar. Buna göre ayet-i kerimede geçen "Gönderilenler" kelimesi ile esen rüzgârlar kast edilmiş oluyor. Şu halde ayet-i kerimenin manası şöyle olur: Kutlu ve yüce olan Hak Teâlâ esen rüzgârlar üzerine yemin etmiştir ki, bu rüzgârların âlemin hayatında hatta şu kâinatın varlığında etkin rolleri vardır. Naziat sûresinde yıldızlara ve gezegenlere yemin edişi gibi burada da insanla­rın nazarlarım rüzgârlara çevirmek için Cenab-ı Allah rüzgarlar üzerine ye­min etmiştir. Nitekim Adiyât sûresinde de koşan atlar üzerine yemin etmiştir. Suda var ki rüzgârlarla gezegenlerin ve atların hepsi koşup seyretmektedir­ler. Bütün bunlar şanı yüce olan kudret sahibi Allah'ın eserleridirler. Cenab-ı Allah, duruşlarından sonra rüzgârlar üzerine yemin etmiştir ki; o rüzgarlar bulutları sevk eder, ağaçları aşılar, tohumları yerden yere intikal ettirir, gemi­leri seyrettirirler. Ardı ardına esen bu rüzgârlar atın boynundaki yele gibidir­ler. Estirildikten- sonra şiddetle cereyan ederler. Evet rüzgârların bu şiddetli cereyanları, estirilmelerinin ardısıra zikredilmişki bu şiddetli cereyan sözcü­ğü, estirilme sözcüğünün üzerine (fa) harfi ile atfedilmiştir.

Cenab-ı Allah, yayan rüzgârlar üzerine yemin etmiştir ki, o rüzgârlar bu­lutları yayar, fezanın her bir tarafına neşrederler. Bundan sonra da Cenab-ı Allah kullarından dilediğine bu bulutlan taksim edip gönderir. "O ki rüz­gârları rahmetinin önünde müjdeci gönderir.. Nihayet onlar ağır ağır bulut­lan yüklenince, onu ölü bir memlekete yollarız; onunla su indiririz"[4] Bu rüzgârlar, bulutlan dağıtıp Allah'ın dilediği kuluna taksim ettikten sonra in­sanların kalbine noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah'ın zikrini bıra­kırlar. "Ayırdıkça ayıranlara, öğüt bırakanlara!' ayet-i kerimesinin manası iş­te budur. Rüzgârların esişi ve bulutların hareketi zamanında Allah'ı zikreden insanlardan bazıları vardır ki O'na ve sıfatlarına iman ederek, vahyini elçile­rini ve kitapları tasdik ederek, Allah'ı anarlar. Bu da Rableri katında onların günahlarının silinmesi için bir gerekçe olur. Bazılarının da Allah'ı zikretme­leri, kendilerini kötü bir azap ile uyarma mesabesinde olur. Çünkü onlar rüz­garların esişi ile yağmurların yağdınhşım putlar, Tâgutlar veya yıldızlarla ge­zegenler gibi, Allah'tan başka şeylere isnad ederler. Söz geiimi, "Biz, falan yıldız sayesinde yağmura kavuştuk" derler.

Cenab-ı Allah bu rüzgârlar üzerine yemin etti ki ey insanlar, sizin tehdit olunmakta olduğunuz veya vadolunduğunuz ölüm sonrası diriliş ile ceza ve mükâfat günü mutlaka vuku bulacaktır.

ölüm sonrası dirilişin öncüleri: Yıldızlar karardığı veya aydınlıkları git­tiği zaman... Gök varıldığı parçalan bölümlere ayrıldığı zaman... Halbuki daha önce bunların parçalan biribİrine bağlı ve çekim kuvveti ile birlik ve tesanüt içinde idi. "Gök yarıldığı zaman..."[5], "Gök açılmış, kapı kapı olmuştur?'[6] Daha Önce yer kürreyi sabit bîr şekilde tutan kazıklar misali olan dağlar, köklerinden sökülür, paramparça olur, rüzgarlar tarafından savrulurlar, "Dağlar yürütülmüş, bir serap olmuştu [7] "Dağlar (etrafa) serpildikçe ser-pildîği, dağılan tozduman haline geldiği zaman''[8]

Kıyamet gününde veya kıyametin kopuşundan az önce alemin durumu işte böyle olacaktır. O zaman sorgudan Peygamberler bile muaf tutulmaya­caktır. Onlara bile bir zaman tayin edilecektir ki o zamanda tebliğ hususun­da kendi nefisleri aleyhinde bile tanıklık edecekler; tebliğde kusur, etmedik­lerine dair nefislerini ibra edip ümmetlerinin aleyhinde şahitlik edeceklerdir. "Peygamberler (şahitlik edecekleri) vakit için getirildiği zaman!' ayet-İ keri­mesinin manası işte budur. Adamın biri, vadedilen bu günün mahiyetini so­rabilir. Buna cevaben denilir ki; o gün yargılama ve davaları ayırma günüdür, o günün şaka götürür yanı yoktur. Bunu sana öğreten nedir ey insan?! Yani bu hüküm gününün künhünü ve hakikatini sana bildiren nedir? O günü umur­samayıp onun için gerekli hazırlığı yapmaman, doğrusu çok tuhaftır!

Yıldızlar karardığı ve gök yarildığı zaman vahyin ölüm sonrası dirilişe dair size getirdiği mesajın doğruluğunu bileceksiniz. Ne kadar sapıklığa düş­tüğünüzü, akıbetinizin helak ve veyl deresi olduğunu da anlayacaksınız.

Kıyamet gününden ve onun korkulu hallerinden bahsedildikten sonra kafirlerle yalanlayıcıların kalbine korku düşürecek ilahî kudretin görüntüle­rinden bazıları: Peygamberleri yalanlayıp Allah'a iman etmeyen ilk kavim­lerden Ad, Semud ve diğer milletleri helak etmedik mi? Siz de bunları bili­yorsunuz! Bunlardan sonra da bazı kavimleri helak ettik. O kavimler Ad ile Semud'dan sonra gelmişlerdi. Ama onlar gibi bunlarda Peygamberlerini ya­lanlamışlardı, îşte siz bunu böyle bilin ve dikkatli olun. Onlar gibi olmaktan sakının. Din gününü yalanlayan günahkârlara da aynı cezayı tatbik ederiz. Yalanlayanların vay haline. Onları da helak edeceğiz.

Bu cümle, bu surede on defa tekrar edilmiştir. Çünkü bu sure bazı ni­metlerle hikmetleri anlatmayı içermektedir. Cenab-ı Allah insanları nimet ile uyardığı veya hikmet ile korkuttuğu zaman uyan veya korkutmasını, helak ve mahviyyeti hatırlatmaktadır ki bu da kıyamet gününü yalanlayan kimse­ler için hazırlanmış olan bir akıbettir. Evet Cenab-ı Allah onlara bunu hatır­latıyor ki onları gafletten uzaklaştıran; hakkı tasdik etmeye ve hayırlı fiiller işlemeye teşvik etsin.

Biz, sizi zayıf ve hakir sudan yaratmadık mı?! Şu halde ne diye büyük­lük taslayıp Allah'a ve ahiret gününe iman etmiyorsunuz?! Cenab-ı Allah, insanı, atılan bir damlacık sudan yaratmadı mı? O bir damlacık sperma, bi­lahare kan pıhtısına, ondan sonra da bîr çiğnemlik ete dönüşüyor. Bütün bu aşamaları ana rahminde iken geçiriyor. Sperma denilen o bir damlacık su­yun içindeki canlı, sağlam bir karar yerine konuluyor. O yer Ana rahmidir. Tıp ve Anatomi bilginleri bu ayet-i kerimenin pratik açıklaması üzerinde epeyi durmuşlardır. Ana rahmi, cenin için sağlam ve güvenilir bir mekândır. Belli bir zamana kadar orada kalır. Çıkış zamanı gelince de bütün kapılar ona açı­lır ve kemikler yumuşar, o sağlam ve muhkem yer genişler ki cenin aşağıya inip dünyaya gelsin. Bütün bu ortamı hazırlayan, ilim ve hikmet sahibi, güç­lü ve muktedir olan Rabbin değil midir, ne dersin? Ölçtük biçtik, ne güzel biçim vereniz biz.

Yeryüzünü bir toplanma mekânı haline getirmedik mi? ölüler ve diriler olarak yeryüzünde toplanırsınız. Ey Allah'ım Sen ne yücesin! Bütün bunlar Allah'ın kudretinin göz alıcı ve hayret verici manzaraları değil midir? Yeryü­zünü insan için durulacak bir mekân haline getirmiştir. Onun sırtında yaşar, gezer dolaşır, ölünce de onun bağrında barınır. Avretleri gizlenir. Cesedi şe­refli bir mal gibi muhafaza edilir. "Derken Allah, bir karga gönderdi, (kar­ga) ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeliyordu'[9]. Yeri, ölüler ve diriler olarak insanları bağrında besleyen bir mekân ha­line getirmiş olması, Cenab-ı Allah'ın yaratıklarına bahşetmiş olduğu bir nimet değil midir? Biz, yeryüzünde sağlam kazıklar misali yüce dağları icad ettik. Bu dağların, yağmurların gelmesinde büyük bir tesirleri vardır.

Bu nedenledir ki bu cümlenin ardısıra Cenab-ı Allah hemen şöyle buyu­ruyor: "Ve size tatlı su(Iar) içirmedik mi?" Hakkı ve ceza gününü yalanla­yanların vay haline! Onlar, Rablerinin nimetlerini ve ceza gününü yalanlıyorlar![10]

 

Kıyamet Gününde Kâfirlerin Durumu:

 

Onlara şöyle denilecektir: Haydi, yalanladığınız azaba gidin. Bu, kâfirlerin yalanladıkları Cehennemdir. Hay­di gölgeye gidin! Ey Allah'ım, Sen ne yücesin! însanm istirahat için seçtiği ve gölgelendiği gölge kişiyi sıcaktan ve soğuktan korur. Ateşten ve alevden muhafaza eder. îşte bu gölge, kitapları kıyamet gününde kendilerine sağ elle­rinden verilen kimseler için hazırlanmıştır. Kâfirler için hazırlanmış olan göl­geye gelince o elem verici bir azaptır. Ne iyidir. Ne de serindir. Cehennem ateşinin bir dumanıdır. O, üç dallıdır.. Nefesleri keser... İnsanı ateşle dağlar... Kıvılcımlar saçar... Bir gölgeki güneşin yakmasından ve ateşin alazlaması ile alevin te'sirinden korumuyor! Saray büyüklüğünde veya san develer kadar İri kıvılcımlar saçıyor! Bu, cehennemi bir gölgedir. Allah bizleri bundan ko­rusun. Bu, şiddetli derecede bir azap nev'idir. Alev saçan, ateşten düğümlen­miş ve ufukları dolduran simsiyah bir dumandır. Öyle bir ateş kıvılcımıdır ki, köşk iriliğindedir. Sonra şekil, hafiflik ve seri hareketlilik ile rengi bakı­mından develere benzetiliyor. Bu Kur'an, gerçekten de alemlerin Rabbı tara­fından indirilen bir Kitaptır! O din gününü yalanlayanların vay haline. O günde kafirler, kendilerine faide verecek hiçbir şey konuşamayacaklardır. Mazeret beyan etmeleri için kendilerine izin de verilmeyecektir. O günü yalanlayanla­rın vay haline! O gün hüküm günüdür. Adil yargı günüdür. Yer ve zaman ba­kımından sizlerden önce gelip geçmiş olanlarla bitlikte vsizleri bir araya geti­rip hesaba çekecektir. O günden kurtuluşunuz mümkün müdür? O gün bize karşı bir düzen kurabilecekseniz haydi kurun! Ey yalanlayıcılar ve din günü­nü inkâr edenler, yay sizin halinize![11]

 

Müttakîlerin Durumu:

 

Kötülüğü salgın ve yaygın olan kıyamet günün­den ötürü ürküp Rabbinden korkan takva sahibi kimseler, gölgelerde ve pı­nar başlarında olacaklardır. Altlarından ırmaklar akacak ve hiç zahmet gör­meyeceklerdir. Yanlarında, sonu gelmez meyvelerle iştahlarının çektiği yemişler vardır. Onlara ikram olsun diye şöyle denilecektir: Yeyiniz, içiniz, afiyet ol­sun. Bu, daha önce işlemiş olduğunuz salih amellerin karşılığıdır. Bunda tu­haf karşılanacak bir durum yoktur. İyilik edenleri işte böyle mükâfatlandırı­rız. Dünyada iken kendilerine; davarlar gibi yeyin, azıcık geçiminizi sağlayın. Biz sizi derece derece ceza gününe yaklaştırıyoruz, yiyiniz ve dünyanızdan da yararlanınız. 'Yarınki günde sizi sorguya çekeceğiz. Çünkü siz suçlusunuz' dediğimiz kimselerin, yani yalanlayıcı ve inkarcıların vay haline o gün! Onla­rın kötülüklerinden biri de şudur: Kendilerine, Rabbiniz olan Allah'a rükû edin ve sadece O'na ibadet edip hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın, denildiği zaman rükua gitmezlerdi. Yani namaz kılmazlardı. Yalanlayıcılann kıyamet gününde vay hallerine! Helak olsunlar, mahvolsunlar, veyl olsun onlara! Çünkü onlar ilahî nimetlere karşı şükran borçlarını eda etmediler. Hikmetten kork-madilar. Vay onların hallerine! Vay onların hallerine! Onlar bu hayretengiz sözlere inanmadıktan sonra artık neye inanacaklar? Çünkü bu, kâmil ve ek­siksiz bir Kitaptır. Herşeyi bir araya getirmiştir. Allah'ın gazabına uğramış bu inkarcılar;, hiçbir hikmetten yararlanmamış, hiçbir nur'dan istifade edip doğru yolu bulmamış ve ömürlerini boşa tüketmişlerdir![12]

 



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/415.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/415-418.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/418.

[4] A'raf süresi: 57.

[5] lnşikak sûresi: 1.

[6] Nebe' sûresi: 19.

[7] Nebe' sûresi: 20.

[8] Vakıa süresi: 5-6.

[9] Maide sûresi: 31.

[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/418-421.

[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/421-422.

[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/422.