Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mürselât Sûresi - Kuran - 077Murselat - 20. Sayfa

MÜRSELÂT SÛRESİ 2

Sûrenin Tanıtımı 2

Göğün Yarılması, Yıldızların Sönmesi 3

Davetin İkna Üzerine Olduğuna Dair Uyarı 4

Kıyamet Günü Kâfirlerin Durumunu Anlatmada Bir Çelişkinin Gözükmesi 5


MÜRSELÂT SÛRESİ

 

Kurandaki Sırası       : 77

Nüzul Sırası                : 33

Ayet Sayısı                  : 50

İndiği Dönem,               : Mekke        

 

Sûrenin Tanıtımı

 

Sûrede, Kıyamet günü ve dehşetini pekiştirme, kafirlere korkunç sonlarını hatırlatma, mü'minlerin sonlarını övme bulunmaktadır. Üslubu ise sanatsal nesir özelliğine sahiptir. Bazı bölümlerinde yalancılara yönelik hitapla beraber, belirli bir şahsın tavrını içermiyor. Genel karaktere sahip sûrelerin üslubunu içerdiği söylenebilir. Bizim Ölçü aldığımız Mus-hafta 48. ayet, Medenidir. Bu ayetin diğer ayetlerle tam uygunluğu bunun doğruluğundan şüphe ettiriyor. Sûrenin bölümleri birbirine bağlı, dengelidir. Ayetlerin konu bütünlüğü ar-zetmesi bir defa da indirildiğini söylemeye götürmektedir.[1]

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1-Andolsun  (Atın boynunda ki kıllar, horozun ibiği gibi) bir biri ardınca [2] gönderilenlere,[3]

2- Esip savuranlara,[4]

3-Yaydıkça yayanlara,[5]

4- Ayırdıkça ayıranlara[6]

5-Zikr(vahy,öğüt)[7] bırakanlara;

6- özür «suçu, eksikliği ortadan kaldrrmak)[8] olarak veya uyarıp korkutmak[9] için.

7-Bunlara andolsun, ki  size va'dedilen mutlaka  gerçekleşeçek.

 

Naziat, Zariyat, Saffat sûrelerinin başlarındaki gibi sözlerin değişik yüklem ve te­villeri ile gelen bu ve benzeri uslubta kasem (yemin) çokça tekrarlanmaktadır. Burada da bölümlerin tevilindeki yemin edilenin yüklediği anlam üzerinde değişik sözler bu­lunmakladır.

Sûredeki "mürselat"ın rüzgar ya da melekler olduğu söylenir. Melekler ile rüzgarın birlikte olduğu da söylenir. Bu sözlere İbni Abbas tefsirinde Kelbi'den aktarılan rivayet örnek gösterilir. Atın boynundaki kıllar gibi ardarda gönderdiği meleklere Allah yemin eder. Kasırga rüzgarlarına, yağmurla yüklü bulutlara, Kitab'ı taşıyan meleklere veya hak ile batılı, helal ile haramı kendilerine vahy ve ilkâ edilen meleklere yemin eder. Al­lah için zulüm ve baskı özür ya da O'nun azabından yarattıklarına uyarmak İçin and içer.

Zemahşcri'nin Keşşaf adlı tefsirinde ise, Allah'ın emirleri ile gönderdiği melek gruplarına and içliğini belirtir. Meleklerin Allah'ın emrini yerine getirmek için rüzgar gibi eserek gittiklerini, bir grup ise, meleklerin Allah'ın havada kanatlarını açarak yer­yüzüne şeriatları dağılmalarını, ya da ölmüş nefisleri vahye göre cahil ve kafir olarak ayırmaları, hakkı batıldan ayırmaları için peygamberlere zikri ilkâ ettiklerini belirtir ki özrü hakedenlcri ya da batılda olanları korkutmayı üstlensin. Ya da a/.ab için gönderdiği rüzgara veya havadaki bulutu ayırarak yağmuru kaldıran rüzgara ya da ölüm saçan bu­lutlara yemin eder ki yağmur nimctiylc Allah'a .şükredenle nankörlük edeni ayırt etsin.

Aklı olan muhatapların bu bölümlerin yüklendiği anlamı ve delillerini anladıklarını sanıyoruz,. Çünkü Kur'an apaçık bir Arapça dille, onu bilen insanlara indirilmişti, bunu Fussilel sûresinin 3. ayeti açıklıyor: "Bilen bir toplum için ayetleri arıklanmış. Arapça okunan bir Kitab'dır." Beşinci ayet kasem edilenin melekler olduğuna açıkça delalet ediyor. Çünkü Özür veya uyarma içeren vahyi indirerek ilkâ edenler onlardır.

Son ayet açıkça görüldüğü gibi yeminin cevabıdır. Ayetler insanlara va'dedilen Kı­yamet gününün, hesabının, sevabının, cezasının gerçekleşeceğini pekiştirmektedir. Çün­kü Allah, vahyini meleklerle indirerek İnsanları korkuluyor ve özürlerle gelmesini en­gelliyor. Ta ki ibret alsınlar, gafletlerine bir gerekçe kalmasın.

Sûrenin başlangıcı. Kıyamet sûresinden sonra indiğini doğrular bir niteliği içermek­tedir. Görünen de, nüzul tertibindeki rivayet de bunu gösteriyor.

Hitap genel olarak dinleyenlere yönelikse de, tehdidin özellikle kafirlere yönelik Ol­duğu açıktır. Çünkü onlar, Kıyameti yalanlamaları nedeniyle uyarılmaya mtıhiaçtirlar. davadan yüz çevirmeleri, inkar etmeleri nedeniyle de onlar, tehdit edilen konumdadır­lar.[10]

 

8- YddızlarOn ışığı) söndüğü[11] zaman,

9-Gök açıldığı [12]zaman,

10- Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,[13]

11 - Peygamberlere vakit belirlendiği zaman,

12- (Bu), hangi gün için ertelenmişti!

13-  (Mü'mİni müşrikten, haklıyı haksızdan) Ayırma günü için'[14].

14-  Hüküm günün ne olduğunu sana kim bildirdi?

15- O gün, (hakkı) yalanlayanların vay haline!

 

Ayetler, geçen ayetlerle ilintili ve onları tamamlayıcıdır. Kafirlerin va'dedildikleri şey gerçekleşecektir. Bunun alametleri ise kâinattaki kanunların değişmesi, büyük Kıya­met alametlerinin görülmesi olacaktır. Resuller inikatlarını belirleyecek, ta ki ümmetle­rinden hesap şahitleri gelsin. İşte bu ayrım, insanların hesaba çekildiği, durumlarının be­lirlendiği gün olacaktır. Kıyameti yalanlayanlar, ondan gafil olanlar için pişmanlığın ve rezilliğin hakim olduğu büyük bir gün olacaktır.

Burada dağlara, yıldızlara, gökyüzüne olacak değişikliğe işaret etmesi sınırlama amacıyla değildir. Geçen ve diğer gelecek sûrelerde kâinat sahnelerinde meydana gele­cek başka değişikliklere İşaret edilmektedir.

Bu münasebetle işaretlerdeki kasıttan ilham edileni zikretmiştik, burada tekrarlama-' ya gerek yoktur.[15]

 

Göğün Yarılması, Yıldızların Sönmesi

 

Bazıları gökler için açılma, yıldızlar için sönme fiilini kullanmasının Kuran'in gö­ğün katı bir cisim, yıldızların ise sönmeye ve alevlenmeye hazır ateş olduğuna delalet etliği yanılgısına düşmekteler. Biz ise bunu, insanlara hitap üslubu görüyoruz. Bu üslûp, zihinlerinde oluşan tablolarla, alıştıkları görüntülerle, gördükleri sahnelerle uyumludur. Bundan kasıt; Allah'ın kudretine özellikle, kâinatta mutlak tasarrufuna delil getirmektir.

Rasullerin şahilliklcriyle ile ilgili yorumunuzu yapmıştık. Çünkü Kur'an'daki deği­şik ayetler, Kıyamet günü, ümmetlerini hesaba çekmek için peygamberler ve rasuiler şahitlerini getirdiklerini zikreder. Nisa sûresi 41. ayeti "Her ümmetten (inanç ve davra­nışlarının doğru olup olmadığına tanıklık edecek) bir şahit, seni de bunlara şahit getirdi­ğimiz zaman (halleri) nice olur?" ve Zümer sûresi 69. ayetinde "Yer, Rabbin nuru ile parlamış, kitap ortaya konmuş, peygamberler ve şahitler getirilmiş ve aralarında adalcl-lc hükmedilin iştir. Onlara asla haksızlık edilmez" buyuruluyor.[16]

 

16- Öncekileri heiâk etmedik mi?

17- Sonra arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz.

18- İşte biz, mücrimlere böyle yaparız.

19- O gün, (hakkı) yalanlamakta olanların vay haline!

20- Sizi hakir bir su(meni)den yaratmadık mı?

21 - Sonra onu sağlam korunan bir rahme[17] koyduk.

22- Belli (hamilelik) bir süreye kadar[18]

23- (Onu) Biçimlendirdik.[19] Ne güzel biçim vereniz biz.

24- O gün (hakkı) yalanlamakta olanların vay haline!

25-  Biz yeryüzünü toplanma yeri[20] yapmadık mı?

26- Ölüler ve diriler İçin.

27-  Orada yüksek yüksek dağlar[21] meydana getirmedik mi? Ve size tatlı[22]' su(lar) içirmedik mi?

28- O gün, (hakkı) yalanlamakta olanların vay haline!

 

Ayetler siyakla bağlantılıdır. İnsanlara va'deltiği hesabın, cezanın ve dirilişin ger­çekleşmesine dair Allah'ın kudretine delil getirmektedir. O üç holümden oluşmaktadır. Her bölüm yalancıları o günün dehşeliylc korkulacak bitirmektedir. Bu tekrar, sûrenin bütün bölümlerinde devam etmektedir. Bu da özel bir ayel dizisi oluşturmaktadır. Aycl-Ierin korkutma ve azarlamada şiddeti içerdiği görülmektedir.

Her bölümde dinleyicilerin bildikleri hakikatlerden alınma deliller bulunmakladır. Allah'ın kudreîinde. kâinatının azametinde, kananlarının inceliğinden düşmanlık yapa­cak bir yol yoktur. Çünkü hüccet onların aleyhine olmakladır.

Dinleyenlerin cevabını bildikleri olumsuz sorular soruluyor. O da Allah'ın kudreti­ne, hüccetinin doğruluğuna teslim olmaktır. Onlar, Allah'ın önceki kavimleri helâk elli­ğini biliyorlar. Günahkar ve yanlış yapanlar hakkında ki hükmü budur. Onlar, Allah'ın kentlilerini hakir bir meniden, rahimde belli bir müddetten sonra, en güzel takdir, hesap ve oluşumla biçimlendirdiğini biliyorlar. Allah'ın yeryüzünü, ölüler ve diriler için geniş bir çerçeve yaptığını, orada yüksek yüksek dağlar yerleştirdiğini, onda tatlı sular akıta­rak içmelerini sağladığını ve bunun yaşamaları İçin kaçınılmaz olduğunu da biliyorlar.

Bütün bunlar da Allah'ın onları ölümden sonraki hesap için diriltmeye muktedir oldu­ğuna dair kesin delil vardır.

Kur'an'da bütün bunları açıkça zikreden ayetler bulunmaktadır. Ankcbut sûresinin 38. ayeti "Ad ve Semûd'u da (helâk ettik). Bu, oturdukları yerlerden size belli olmakta­dır. Şeytan onlara yaptıkları isleri süsleyip onları yoldan çıkardı. Oysa bakıp ibret ala­bilirlerdi (ama almadılar)". Şeytana uymaları ve peygamberlerine icabet etmemeleri nedeniyle önceki kavimlerin cezalandırıldığını biliyorlar. Bu konuda şu ayetler zikredi­lebilir: S affa I sûresinin 133-138. ayetleri "Lut da gönderilen peygamberlerdendi. Onu ve ailesini kurtardık. Yalnız (azahda) kalacaklar arasında bulunan ihtiyar bir kadın ha­riç. Sonra ötekileri kırdık geçirdik siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahle­yin ve geceleyin. Düşünmüyor musunuz?" ve Zuhruf sûresinin 9-12 ayetleri "Andolsıtn onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan elbette diyecekler ki: 'Onları, çok üs­tün, çok bilen (Allah) yarattı.' O yeri sizin için beşik kıldı ve varacağınız yere gitmeniz için yeryüzünde size yollar yaptı. Gökten bir ölçü ile su indirdi de onunla ölü bir ülkeyi canlandırdık. İşte siz de öyle (canlandırılıp) çıkarılacaksınız. O bütün çiftleri yarattı ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etti."

Muhataplar değişik olmasına rağmen ayetlerin üslubu geneldir. Ruhundan da anlaşı­lacağı üzere, ayetlerin; kafirleri, yalanlayanları vazgeçmeye çağırma, susturma, azarla­ma ve korkulma yöntemine yönelik olduğu görülmektedir. Ondan sonra gelen ayetlerde apaçık deliller vardır.[23]

 

Davetin İkna Üzerine Olduğuna Dair Uyarı

 

Bu ve çoğu benzeri ayetlerde Kur'an'ın güzel bir üslubu geliyor. O da davetin, ikna etme, susturan ve kesin delil getiren mantıklı tartışma üzerine kurulduğudur. Allah'ın varlığına, kapsamlı kudretine, yerde göklerdeki melekuiunda beliren hiknıcline dikkat çekiyor. İnsanların kendi güçlerine ve oluşumlarına yönelik "hitap" ayetlerden eşsiz sahnelerden verilmektedir. Bunu itiraf ediyorlar, düşmanlığa tahammül edemiyorlar. Mucizevi delillere ihtiyaç yoktur. Bunu sadece Allah gerçekleştiriyor, öyleyse O'na yö­nelmek, boyun eğmek ve ibadet etmek gerekiyor.[24]

 

29- Haydi yalanladığınız (azab)'a gidin!"

30- Üç dala ayrılmış gölgeye gidin!

31- Ki ne gölgelendirir[25] ne de alevden korur,

32- O, kötülük'[26] gibi kıvılcımlar saçar.

33- (Saçtığı) kıvılcım, sanki sarı bir halattır.[27]

34- O gün, (hakkı) yalanlamakta olanların vay haline!

35-  Bu, konuşamayacakları gündür.

36- Ve onlara, özür beyan etmeleri için de izin verilmez.

37- O gün, (hakkı) yalanlamakta olanların vay haline!

38-  İşte bu, hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.

39-  Eğer (kurtulmak İçin yapacağınız) bir hileniz varsa ba­na hile yapın (da beni atlatın).

40- O gün, (Hakkı) yalanlamakta olanların vay haline!

 

Ayetler siyak ile bağlantılıdır. Ondan öncekini tamamlayıcı olarak görülmektedir. Buradaki hitap açıkça yalanlayanlara yöneliktir. Kıyamet günü onlara ne denileceğini hikaye etmektedir. Kur'an'da bu uslub çokça tekrarlanır. Davete icabet etmek, delaletin­den vazgeçmek için muhatabın sanki görürcesinc içinde bulunduğu psikolojik durumu tasvir etmeyi amaçlar.

İlk bölümdeki tanımlar korkutucu ve izah edici mahiyettedir. Yalancıların sevkedil-diği, yalanladıkları cehennem büyük hacim ve uzunlukta, kıvılcımlar saçmaktadır. Üç dalı olan çadıra benzeyen evi örnek olarak verir. İlk gören onu koruyucu bir gölge sanar fakat çok fazla geçmeden gölgelenmeye elverişli olmadığını, ateşin kıvılcımlarından korumadığını anlar. Sonraki her iki bölüm de yalanlayanların kölü ve zor durumlarının ne olacağını hikaye eder. Onlar hiç bir şey söylemeye güç getiremezler. Yaptıklarından dolayı özür dilemelerine de izin verilmez. Alaylı ve tahkir edici bir uslubla tehdit edile­rek onlara şöyle denir: Sizden Öncekileri, sonrakileri ve sizin hepinizi topladık. İste­diğiniz hile ve tuzağa başvurun. Eğer yapabilirseniz Allah'ın elinden kurtulursunuz.

Bütün bunlar dinleyenlerde korku uyandırıp, onları fırsat kaçmadan içinde bulun­dukları durumlarını bir daha düşünmelerine sevkedebilir. Ayetlerin de bunu hedeflediği görülmektedir.[28]

 

Kıyamet Günü Kâfirlerin Durumunu Anlatmada Bir Çelişkinin Gözükmesi

 

36. 37. ayetler İle geçen ve gelecek ayetler arasında bir çelişki varmış gibi görül­mektedir. Bu ayetlerde Allah ile kafirler, melekler ile kafirler, ınü'minlcr ile kafirler, kafirlerin kendi aralarında tartışma ve çekişmelerle ahiretle neler olacağına işaret vardır. Onların gösterdiği Özürleri Müddessir sûresinin 39-47. ayetleri "Yalnız kitapları sağdan verilenler hariç. Onlar cennetler içinde soruyorlar. Suçluların durumunu: "Sizi şu yakı­cı ateşe ne sürükledi?" diye (Onlar da) dediler ki: "Biz namaz kılanlardan olmadık. Yoksulu da yedirmezdik. Boş şeylere dalanlarla birlikte dalardık. Ceza gününü yalan­lardık, işte böyle iken ölüm bize gelip çattı." Aynısını Ziimcr sûresi 71. ayclindc de bu­labiliriz: "İnkarcılar, bölük bölük cehenneme sevkedilmişlerdir. Oraya geldikleri za­man, kapıları açılmış, cehennemin bekçileri onlara şöyle demiştir: "Kendi aranızdan Rabbinizin ayetlerini size okuyan ve sizi bu gününüzle karşılaşacağınız hakkında uya­ran peygamberler gelmedi mi?" Evet geldi, demişlerdir ama kafirlere azah sözü hak ol­du." Mü'minun sûresinin 106-107. ayetleri "Rabbîmiz, dedi/er, bahtsızlığımız bizi yen­di. Biz sapık bir topluluk olduk. Rabbimiz, bizi bundan çıkar. Eğer bir daha (yaptığımız kotu işlere) dönersek artık biz gerçekten zalimleriz." Şuara sûresinin 96-102. ayetleri "Onlar orada (putlanyla) çekişerek derler ki: "Vallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz! Çünkü sizi âlemlerin Rahhine eşit tutuyorduk. Ama bizi saptıran o suçlulardır. Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var, ne de sıcak bir dostumuz. Ah keşke bir dönüşü­müz daha olsa da inananlardan olsak.1" Secde sûresinin 12. ayeti "Rabb'lerinin huzu­runda (utançtan) başlarını öne eğmiş; "Rabbimiz, gördük, işittik, bizi geri döndür, iyi iş yapalım; arlık kesin olarak inandık!" demekte olan mücrimleri bir görsen!" örnek ola­rak verilebilir.

Vehmedilen bu yanılgı, sözkonusu ifadelerin tasvir eden cümleler olduğuna dikkat edilince ortadan kalkar. İnsanların yaşantılarında alıştıkları şeylere yakınlaştırmak ve et­kilemek için bu üslûp kullanılmıştır. İşte insanların alıştıkları, buna tahammül etlikleri gibi ona da tahammül edebilir. Tabi bu değişik tavırlara ve gereklerine göre belirlenir. Genel hedef, Kıyamet günü kafirlerin korkunç sonunu, tavırlarının şiddettin! tanımla­maktır. Böylece nefislerinde korku ve tedirginlik uyandırarak, onları vazgeçirmeye ça­lışmak, az önce hatırlattığımız gibi nasihati dinleyip yerine getirmeye zorlamaktır.[29]

 

41- Müîtakiler ise gölgeler altında, çeşme başlarındadır.

42- Gönüllerinin çektiği meyvalar içindedirler.

43- Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için!"

44-  Biz, ihsanda bulunanları böyle mükafatlandırırız.

45-  O gun,(Hakkı) yalanlamakta olanların vay haline!

 

Bu bölüm parentez içi gibi görünmektedir. Günahkâr, yalancıların sonunu zikrettik­ten sonra salih mü'minlerin akibetini zikretmesi siyakla bağlantı oluşturur. Buna benzer münasebetlerde bu tamamlama çokça tekrarlanır. Ayetlerin anlamlan başka açıklamaya gerek bırakmayacak kadar açıktır.

Müttakiler ve muhsinlerden kasıt Allah'a ve peygamberin risaletine inanan mümin­lerdir. O ikisini kullanmada, Allah'a ve Rasulüne iman etmenin, insanlara ve Allah'a karşı tasarruflarda müminlerin davranışlarını belirgin bir etki göstermesinin gerekli ol­duğunu, kasıtlı bir telkinle belirtir. Allah İçin takva uğrunda günahlardan, kötülükten sa-kmdirrnaya çalışırlar ki, salih amel, ihlas ve ihsan ile O'nun rızasını elde etsinler. İkinci kavram ile davranışlarında ve tasarruflarında muhsin ve muttaki sıfatları gerçekleşir. Böylece Allah'ın rızasını, ikramını kazanmaya ehil olurlar. İşle böylece telkin, güçlü ve güzel görünmektedir. Açıkça görüldüğü "gibi" ayetler devamlılık arzeder.[30]

 

46- Yeyin, azıcık sefa sürün, siz mücrimlersiniz.

47- O gün, (hakkı) yalanlamakla olanların vay haline!

48- Onlara "Rükû edin" dendiği zaman rükû etmezler.

49- O gün, (hakkı) yalanlamakta olanların vay haline!

50- Onlar bun(a inanmadık)dan sonra hangi söze inanacaklar.

 

Bu iki bölüm ile öncekiler arasında bir bağlantı vardır. İlk bölümde yalancılara, mücrimlere yönelik bir hitab bulunmaktadır. Allah'a rükû etmeleri hakkında büyiiklcn-melerini kınamayı, onları korkutmayı içerir. Son ayetle de sûre vurgulu bir şekilde biti­rilir. Kafirler için inallarına, Allah'ın Kur'an'ından onlara okunan ayetlerden etkilenme­melerine, etkili nasihatlan, susturan hüccetlerinden korkmamalarına karşı bir kınamayı, azarlamayı içerir. Eğer bu (Kur'an) onları ikna etmemişse, ona inanmamışiarsa hangi şeye iman edecekler?

Bizim ölçü olarak aldığımız Mushaf'ta 48. ayet Medeni'dir. Bazı rivayetler [31]onun Mekke'nin fethinden sonra peygamber ile antlaşma yapmaya gelen Sakif delegesinin rükû hareketinin onlardan affedilmesi şeklindeki İşlekleri münasebetiyle indirildiğini zikreder. Ayetin diğer ayetlerle vezin, konu bakımından uyumluluk arzetmesi bu riva­yette şüpheye götürmekledir. Sakif iie anlaşma esnasında onun nüzulü ile ilgili rivayel İbni Abbas'a atfedilirken ona başka bir söz daha atfedilmesi ilginçtir[32]. O da, "Kıyamet günü onlara secde edin denildiği zaman bunu yapamayacaklardır", sözüdür.

Buradaki rükû ibaresi Allah için kılınan namazda vardır. Davet başladığından beri insanlardan senelde bu istenmektedir.[33]

 



[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/315.

[2] Urfen Atın, horozun yelesi demektir

[3] El Mürselat Bukelime irsal kökündendir el Murselatu urfen at veya horozun yelesi gibi birbirinin peşinden gönderilenler demektir.

[4] El Asıfat a afsan Şiddetli bir biçimde esen fırtına demektir.

[5] En-Naşiratu İlan ve birdirmek anlamındaki neşr kelimesinden türemiştir.

[6] El Farikat Bir şeyi başka bir şeyden ayılanlar demektir.

[7] Zilcrân Burada, haklatma veya vahiy anlamındır.

[8] Uzran Kınama ve mezaret göstermeye yer kalmayacak şekilde uyramak anlamına gelen izar kelimesinden türemiştir.

[9] Nuzran İnzar uyarmak kelimesinden türemiştir.

[10] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/317.

[11] Tumisei Silindi, veya söndü demektir.

[12] Furicet Açıldı, demektir.

[13] Ve iıa r-rusuhı ukkitet Rasullere belirli bir vakit tayin edil­diği zaman, anlamındadır.

[14] Yevmu'İ-fasl İnsanlar arasında hüküm verilecek gün. Bura­da anlatılmak isetencn Kıyamet günüdür.

[15] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/318-319.

[16] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/319.

[17] Karârın mekîn Kinayeli bir şekilde, rahme işaret etmekle­dir. "Mekin" ise koruma altına alınmış, muhafaza edilen, anlamındadır.

[18] Kaderin ma'lum Hamilelik müddeti, demektir.

[19] Fc Kadernû Takdir ettik, ölçüp biçtik/hesapladık, demektir.

[20] Kifâten Diri ve ölüler için geniş bir yer. alan. demekür.

Kifâten Diri ve ölüler için geniş bir yer. alan. demekür.

[21] Ravâsiye şâmihât Burada kastedilen dağlardır. '"Şami-tal". yüksekler, dernektir.

[22] Furâten Tatlı demektir.

[23] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/320-321.

[24] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/321.

[25] Zalıl Koruyucu gölge, demektir.

[26] el-Kasnı Ağacın veya büyük bir odunun kesilmesi anlamındadır.

[27] Cemâîât Örme ip (urgan) veya gemi halatı anlamındaki   ce-mâlc" kelimesinin çoğuludur.

[28] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/322-323.

[29] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/323-324.

[30] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/324.

[31] Bkz: Keşşaf, Zemahşeri, İbni Abbas'ın tefsirinde Kelbi'nin rivayeti.

[32] Bkz: Beğavi tefsiri.

[33] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/325.