Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Nâzi'ât Sûresi - Kuran - 079Naziat - 2. Sayfa

NÂZİ'ÂT SÛRESİ

 

79

 

İndiği Yer :

 

Mekke

 

İniş Sırası :

 

81

 

Âyet sayısı;

 

46

 

Nüzulü

 

Mushaftaki sıralamada yetmiş dokuzuncu, iniş sırasına göre seksen birinci sûredir. Nebe' sûresinden sonra, İnfıtâi sûresinden Önce Mekke'de inmiştir.[1]

 

Adı

 

Sûre adını birinci âyette geçen ve "söküp çıkaranlar" anlamına gelen "nâ­zi'ât" kelimesinden almıştır. Tefsirlerde yaygın olarak bu isimle anılmaktadır[2] Buhârî'nin Sahîh'i[3] ile bazı tef­sirlerde ise "Ve'n-nâzi'ât" şeklinde isimlendirilmiştir.[4]  Bun­ların dışında "es-Sâhire" ve "et-Tâmme" adlarıyla da anılmaktadır.[5]

 

Konusu

 

Sûrede ağırlıklı olarak kıyamet halleri, hesap, ceza ve mükâfat konuları, Al­lah'ın birliği, peygamberlik ve öldükten sonra dirilme gibi inanç esasları ele alın­mış; bu arada Hz. Mûsâ ve Firavun kıssasından bir kesite yer verilmiştir.[6]

 

Meali

 

Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla... 1. Yemin olsun, batmak üzere yükselenlere; 2. Sakin ve düzenli hareket edenlere; 3. Yüzdükçe yüzenlere; 4. Yarıştıkça yarışanlara; 5. Emri uygun yol ve yöntemle yerine getirenlere! 6.0 gün şiddetle sarsan sarsar; 7. Onu ikinci sarsıntı izler! 8. İşte o gün kor­kudan yürekler ağza gelir. 9. Gözlerine korku çöker. 10. (İnkarcılar), "Biz ilk halimize mi döndürüleceğiz?; 11. Çürümüş kemikler olmuş iken mi?" diyor­lar. 12. Ve ekliyorlar: "O zaman bu ziyanb bir dönüş olur." 13. Bu dönüş sa­dece bir seslenmeye bakar. 14. Bir de bakarsın kendilerini mahşerde bulmuş­lar! 15. Sana Musa'nın haberi geldi mi? 16. Rabbi ona kutsal vadi Tuvâ'da şöyle seslenmişti: 17. "Firavun'a git! O hakikaten azdı." İS. De ki: "Arınma­yı ister raisin? 19. Seni rabbinin yoluna iletmemi? Böylece O'na saygılı dav­ranırsın." 20. Ve Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21.0 ise hemen ya­lanladı ve karşı çıktı. 22. Sonra mücadele etmek üzere sürt çevirdi. 23. Derhal adamlarını toplayıp seslendi: 24. "Ben sizin en yüce rabbinizim!" dedi. 25. Al­lah da ona ibretlik dünya ve âhiret cezası verdi. 26. Elbette bunda Allah'a ita­atsizlikten korkanların atacağı büyük bir ders vardır! 27. Şimdi, sizi yarat­mak mı daha zor yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah yaptı. 28. Onu yüksel­tip kusursuz olarak şekillendirdi. 29. Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı. 30. Bundan sonra da yeryüzünü döşeyip yaydı. 31. Yerden suyunu ve bitkisi­ni çıkardı. 32. Dağlan sağlam bir şekilde yerleştirdi. 33. Hepsi sizin ve hay­vanlarınızın yararlanması için. [7]

 

Tefsiri

 

1-5. Allah Teâlâ bazı varlıklara yemin ederek sûrenin ana konusu olan kıya­met ve öldükten sonra dirilme olayının mutlaka gerçekleşeceğini vurgulamıştır.

Müfessirler, adlanna yemin edilen bu varlıkların neler olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.

a) Bunların hepsi meleklerdir. İlk âyette "batmak üzere yükselenler" diye çevrilen "nâzi'ât" kelimesi "kuyudan kova ile su çekenler" anlamına gelir. İnsan­ların ruhlarını bedenlerinden çekip çıkaran ölüm meleği ve yardımcıları bu sıfatla nitelendirilmiştir. Sözlükte "boğmak" anlamına gelen "garkan" kaydı, burada Ölüm meleklerinin inkarcıların ruhlarını şiddetle çekip çıkarmalarını, "Sakin ve düzenli hareket edenlere" diye çevrilen "nâşitât" ise müminlerin ruhlarını incitme­den hafifçe çekip alan melekleri ifade eder. "Yüzdükçe yüzenlef'den maksat ise ya Allah'ın emrini yerine getirmek için gelip giderken ufuklarda denizde yüzer gi­bi hareket eden veya dalgıcın denizde yüzdüğü gibi insan bedeninde yüzerek ru­hunu çıkartan meleklerdir. "Yarıştıkça yarışanlar" ise müminlerin ruhlarını cenne­te, kâfirlerin ruhlarını cehenneme götürürken birbirleriyle yanşan meleklerdir. "Emri uygun yol ve yöntemle yerine getirenler"e gelince bunlar da evrenin niza­mında Allah tarafından kendilerine verilen İşleri yerine getiren meleklerdir.

b) İnsanların ruhlarıdır. Ölüm anında bedenlerinden zorlukla veya kolaylık­la ayrıldıkları, hızla ruhlar âlemine vardıkları, ruhlar alemindeki makamlarına ya­rışırcasına gittikleri ve işleri yöneten meleklerin mevkiine yükseldikleri için bu va­sıflarla anılmışlardır.

c) Gaziler anlatılmaktadır. Yaylan iyice gererek ok attıkları, oklarını kolay­ca fırlattıkları, karada hızla yürüdükleri ve denizde yüzdükleri, düşmanla savaşta yarışırcasına vuruşarak ileri geçtikleri ve savaş işlerini yürüttükleri İçin bu sıfat­larla nitelenmişlerdir.

d) Yıldızlardan söz edilmektedir. Bir ufuktan doğup diğerinden battıkları, bir burçtan diğerine yavaş ve düzenli bir şekilde akıp gittikleri, yörüngelerinde yüze­rek yol aldıkları, hızlan farklı olduğundan yansır gibi birbirlerini geçtikleri ve Al­lah'ın koyduğu kanunlar uyarınca işlevlerini yerine getirdikleri için bu vasıflarla nitelenmişlerdir. Biz bu anlayışa daha yakın bir çeviri yapmış olduk.

Râzî âyetlerde bu mânaların hepsinin mevcut olma ihtimalinin bulunduğunu söylemiştir.[8]

 

6-9. Yüce Allah'ın Önceki âyetlerde yemin ederek gerçekleşeceğini haber verdiği kıyamet ve öldükten sonra dirilme olayları anlatılmaktadır. "O gün şiddet­le sarsan sarsar, onu İkinci sarsıntı izler" mealindeki 6 ve 7. âyetleri de müfessir­ler farklı anlamlarda yorumlamışlardır:

a) Burada, kıyamet gününde şiddetle sarsılacak olan yer küresi ile bunun ar­dından sarsılacak olan göklerden söz edilmektedir. Bu sarsıntıda gökler çatlar, ya­rılır ve parçalanır. 8-9. âyetlerde yeniden diriltilen insanoğlunun kıyamet olayı sı­rasında ve mahşerde içine düşeceği derin korku, dehşet, kaygı gibi olağanüstü psi­kolojik haller özetlenmiştir.

b) 6. âyette, Sûr'a birinci üflemede, 7. âyette ise ikinci üflemede meydana ge­lecek seslerden söz edilmektedir. Sûr'a ilk kez üflendiğinde tüm kâinat sarsılır, kı­yamet kopar; ikinci kez üflendiğinde ise yeniden dirilme olayı gerçekleşir.[9]

 

10-14. Arapça'da "geldiği yola geri dönme" mânasmdaki deyim 10. âyette "öldükten sonra tekrar dirilİp önceki hale gelme" anlamında kullanılmıştır. Müş­rikler çürümüş kemiklerin tekrar dirilmesini imkânsız buluyor, dolayısıyla öldük­ten sonra dirilmeyi inkâr ediyorlardı. 10-32, âyetler onların öldükten sonra dirilme konusundaki düşünce ve tutumlarını dile getirmektedir. "Mahşer" diye çevirdiği­miz "sâhire" kelimesi "geceyi uykusuz geçiren, sahra, düz alan" anlamlarına gelir. Mahşerde korkudan kimsenin gözüne uyku girmeyeceği için ona da sâhire denil­miştir.[10]

 

15-26. İnsanları âhiret hayatı konusunda uyarmak için gönderilen peygambe­ri yalanlayanların sonunun ne derece kötü olacağı bildirilerek bundan ibret alınma­sı istenmiş; dolaylı olarak Hz. Peygamber teselli edilmiştir.[11]Hz. Musa'nın Firavun'a gösterdiği en büyük mucizeden maksat yılana dönüşen asâsıdır. Müfessirler bu mucizenin, Musa'nın ışık saçan eli, denizin ya­rılması veya Musa'ya verilen 9 mucizenin tamamı olabileceğini de söylemişlerdir.[12] Buna rağmen Firavun inkâr ve isyandan vazgeçmediği gibi sihirbazları ve adam­larını toplayıp onlara "Ben sizin en yüce rabbinizim!" diyerek kendi tanrılığını ilân etmiştir.[13]

Firavun'un, "Ben sizin en yüce rabbinizim" şeklindeki iddiası, insandaki ma­kam ve mevki tutkusunun, benlik iddiasının nerelere kadar varabileceğini gösteren ibretlik bir sözdür. Gazzâlî, insanın bu tutku ve iddiasının sebeplerini ve mahiye­tini benzersiz bir vukuf ve başarıyla işlerken özetle şöyle der: Firavun'a, "Ben si­zin en büyük tanrınızım" dedirten motif aslında her insanın içinde saklıdır; fakat kimi bunu dışarı vurur, kimi de bazı sebeplerle içinde tutar veya bastırır. Firavun tipiyle uyuşan insanlardaki bu küstah İddia, her insanda bulunan yetkinlik, yüksel­me ve özgürleşme arzusu ve arayışının saptırılmış şeklidir. Oysa gerçek yetkinli- ğe, yükselme ve özgürleşmeye ancak ve ancak Allah'a yönelmek, O'nu tanımak (marifet), buyruğuna ve rızasına göre yaşamak, ilâhî ahlâk ile bezenmekle ulaşıla­bilir. Bunun dışındaki bütün benlik ve yetkinlik iddiaları tam tersine gerçekte bir sefalettir, düşüştür.[14]  Musa'nın dâvetine inkâr ve isyanla cevap veren Firavun'un durumu da bundan başka bir şey değildir. Bu yüzden insanları zulüm İle ezen Firavun'un yaptıkları karşılıksız kalmamış, hem dünyada hem de âhirette Yüce Allah'ın azabına müstahak olduğu bildirilmiştir. Nitekim dünyada başkalarına da ibret olacak şekilde adamlarıyla birlikte denizde boğulmuştur.[15]

"Allah da ona ibretlik dünya ve âhiret cezası verdi" diye çevirdiğimiz 25. âyete, "Allah da onu hem sonraki sözünden hem de önceki sözünden dolayı ceza­landırdı" şeklinde de mâna verilmiştir.[16] Önceki sözünden maksat "Sizin için benden başka tanrı tanımıyorum" anlamındaki sözüdür.[17] sonraki sözü ise "Ben sizin en yüce rabbinizİm!" mânasına gelen sö­züdür.[18]

 

27-33. Öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenlerin dikkatleri, yeri ve göğü ile evrene çevrilerek, böylesine geniş ve kompleks olan, düzenli ve uyumlu işleyen varlıklar dünyasını yaratan kudretin insanları da öldükten sonra tekrar diriltebile­ceğine İşaret edilmiştir. Başka bir âyette göklerin ve yerin yaratılmasının İnsanla­rın yaratılmasından daha büyük bir olay olduğu açıkça ifade buyunılmuştur.[19]Allah'ın gökleri direksiz yaratması[20]geceyi zifi­ri karanlık, gündüzü ise aydınlık kılması[21]yeryü­zünü üzerinde yaşanacak bir şekilde yaratıp gerek insanların gerekse hayvanların beslenmesi için her türlü nimetlerle donatması O'nun sonsuz kudretini ve öldük­ten sonra insanları diriltebileceğini gösteren çok sayıdaki kanıtlardan bazılarıdır.[22]

 

Meali

 

34.0 büyük felâket geldiğinde; 35. İnsanın yapıp ettiklerini hatırlayaca­ğı gün; 36. Ve görene cehennem açık bir şekilde gösterildiğinde; 37-38. Azan ve dünya hayatını âhirete tercih eden kişi; 39. Cehennem işte onun için tek barınaktır. 40-41. Rabbinin huzurunda (hesap vermekten) korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştırana gelince, onun barınağı da cennetin ta kendisi­dir. 42. "Ne zaman gelip çatacak?" diye sana kıyameti sorarlar. 43. Sen onun hakkında ne söyleyebilirsin ki! 44. Onun hakkındaki nihai bilgi rabbine ait­tir. 45. Sen ancak ondan korkanları uyarırsın. 46. Kıyamet gününü gördük­lerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti veya kuşluk zamanı kadar kaldıkla­rını sanırlar.[23]

 

Tefsiri

 

34-36. Arap dilinde "dayanılamayacak kadar ağır ve başka musibetleri bastı­racak ölçüde büyük musibet" anlamına gelen "tâmme" kelimesi burada kıyameti ifade eder. Kıyametin dehşeti insanlara diğer sıkıntıları unutturacak kadar ağır ol­duğu için ona bu isim verilmiştir. O gün insanlara dünyada yap­tıkları iyilikler de kötülükler de gösterilir, o zaman yapmış oldukları halde unut­tuklarım hatırlar ve itiraf ederler. "Cehennem" diye çevirdiğimiz "cahîm" kelime­si sözlükte "derin çukurda yakılmış büyük ateş" anlamına geli.[24] O gün cehennem meydana çıkarılır ve görme kabiliyeti olan herkes onu gö­rür.[25]

 

37-41. Kıyamet gününde insanlar mutlular ve bedbahtlar olarak iki kısma ay­rılacaktır. Özgür iradesiyle dünyayı âhirete tercih edip ömrünü inkâr, isyan ve taş­kınlıkla geçirerek tövbe ve iman etmeden Allah'ın huzuruna çıkanlar bedbahtlar­dır; bunların barınacakları yer ise cehennemdir. Rabbinin huzurunda hesap vere­ceğine inanan ve o huzura günahkâr olarak çıkmaktan korkarak nefsini kötülükler­den sakındıranlar ise bahtiyar kimselerdir; bunların barınacakları yer de cennettir.[26]

 

42-45. Müşrikler kıyamet ve âhirete inanmadıkları için sürekli olarak Hz. Peygamber'e kıyametin ne zaman kopacağını sorarak onu zor duruma düşürmek istiyor, alay ediyorlardı; hatta nasıl olsa böyle bir şeyin imkânsız olduğunu düşün­dükleri için kıyametin çabucak gelmesini de istiyorlardı. Hz. Peygamber ise onla­rın iman etmelerine vesile olur ümidiyle "Keşke sorularına cevap vermek müm­kün olsaydı!" diye temennide bulunuyordu. Yüce Allah, "Sen onun hakkında ne söyleyebilirsin ki!" mealindeki âyetle onun bu konuda bilgi edinme imkânının bu­lunmadığım, bu bilginin yalnız kendisine ait olduğunu[27] Hz, Peygamber'in görevinin kıyametin ne zaman kopacağını bildirmek değil, sadece ona inanıp âhiret kaygısı taşıyanları uyarmak ve o güne hazırlık yapmalarını sağ­lamak olduğunu vurgulamıştır.[28]

 

46. Sûrenin bu son âyetinde şu iki gerçeğe dikkat çekilmektedir:

a) İnsanlar, ikinci hayata döndüklerinde ebedî olan âhirete göre geçici olan dünya hayatının ne kadar kısa olduğunu anlayacaklar.

b) Psikolojik olarak insana geçmiş daima kısa bir zamanmış gibi gelir; çünkü geçmiş artık olmuş bitmiştir. İnsan için geçmişten daha önemlisi, henüz bir imkân olan ve farklı durumlara açık bulunan, bu yönüy­le de daima önemli ve ilginç görülen, hatta kaygı uyandıran gelecektir.[29]



[1] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/469.

[2] bk. Taberî, XXX, 18; Râzî, XXXI, 27

[3] Tefsîr", 79

[4] Zemahşerî, IV, 211

[5] bk. İbn Âşûr, XXX, 59

Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/469.

[6] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/469.

[7] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/470.

[8] daha fazla bilgi için bk. XXXI, 27-32; Şevkânî, V, 430-432; Elmalı-h, VIII, 5552-5556; Ateş, X, 302-303

Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/470-471.

[9] bilgiiçin bk. Şevkânî, V, 432-433

Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/471-472.

[10] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/472.

[11] kutsal vadi Tuvâ ve burada Allah'ın Musa'ya seslenişi hakkında bilgi için bk. Tâhâ 20/11-12; Kasas 28/29-30

[12] Şevkânî, V, 435; 9 mucize hakkında bk. A'râf 7/107-108,133-136; İsrâ 17/101

[13] kış. Kasas 28/38

[14] İhya, III, 281-284

[15] bk. Tâhâ 20/78

[16] Kurtubî, XIX, 202

[17] bk. Ka-sas 28/38

[18] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/472-473.

[19] Mü'min 40/57

[20] bk. Ra'd, 13/2

[21] Bakara 2/164; Nebe' 78/10-11

[22] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/473.

[23] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/474.

[24] İbn Âşûr, XXX, 91

[25] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/474.

[26] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/474.

[27] krş. Lokman 31/34

[28] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/474-475.

[29] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/475.