Nâzi'ât Sûresi - Kuran - 079Naziat - 2. Sayfa
NÂZİ'ÂT SÛRESİ
79
İndiği Yer :
Mekke
İniş Sırası :
81
Âyet sayısı;
46
Nüzulü
Mushaftaki sıralamada yetmiş dokuzuncu, iniş sırasına göre seksen birinci sûredir. Nebe' sûresinden sonra, İnfıtâi sûresinden Önce Mekke'de inmiştir.[1]
Adı
Sûre adını birinci âyette geçen ve "söküp çıkaranlar" anlamına gelen "nâzi'ât" kelimesinden almıştır. Tefsirlerde yaygın olarak bu isimle anılmaktadır[2] Buhârî'nin Sahîh'i[3] ile bazı tefsirlerde ise "Ve'n-nâzi'ât" şeklinde isimlendirilmiştir.[4] Bunların dışında "es-Sâhire" ve "et-Tâmme" adlarıyla da anılmaktadır.[5]
Konusu
Sûrede ağırlıklı olarak kıyamet halleri, hesap, ceza ve mükâfat konuları, Allah'ın birliği, peygamberlik ve öldükten sonra dirilme gibi inanç esasları ele alınmış; bu arada Hz. Mûsâ ve Firavun kıssasından bir kesite yer verilmiştir.[6]
Meali
Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla... 1. Yemin olsun, batmak üzere yükselenlere; 2. Sakin ve düzenli hareket edenlere; 3. Yüzdükçe yüzenlere; 4. Yarıştıkça yarışanlara; 5. Emri uygun yol ve yöntemle yerine getirenlere! 6.0 gün şiddetle sarsan sarsar; 7. Onu ikinci sarsıntı izler! 8. İşte o gün korkudan yürekler ağza gelir. 9. Gözlerine korku çöker. 10. (İnkarcılar), "Biz ilk halimize mi döndürüleceğiz?; 11. Çürümüş kemikler olmuş iken mi?" diyorlar. 12. Ve ekliyorlar: "O zaman bu ziyanb bir dönüş olur." 13. Bu dönüş sadece bir seslenmeye bakar. 14. Bir de bakarsın kendilerini mahşerde bulmuşlar! 15. Sana Musa'nın haberi geldi mi? 16. Rabbi ona kutsal vadi Tuvâ'da şöyle seslenmişti: 17. "Firavun'a git! O hakikaten azdı." İS. De ki: "Arınmayı ister raisin? 19. Seni rabbinin yoluna iletmemi? Böylece O'na saygılı davranırsın." 20. Ve Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21.0 ise hemen yalanladı ve karşı çıktı. 22. Sonra mücadele etmek üzere sürt çevirdi. 23. Derhal adamlarını toplayıp seslendi: 24. "Ben sizin en yüce rabbinizim!" dedi. 25. Allah da ona ibretlik dünya ve âhiret cezası verdi. 26. Elbette bunda Allah'a itaatsizlikten korkanların atacağı büyük bir ders vardır! 27. Şimdi, sizi yaratmak mı daha zor yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah yaptı. 28. Onu yükseltip kusursuz olarak şekillendirdi. 29. Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı. 30. Bundan sonra da yeryüzünü döşeyip yaydı. 31. Yerden suyunu ve bitkisini çıkardı. 32. Dağlan sağlam bir şekilde yerleştirdi. 33. Hepsi sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için. [7]
Tefsiri
1-5. Allah Teâlâ bazı varlıklara yemin ederek sûrenin ana konusu olan kıyamet ve öldükten sonra dirilme olayının mutlaka gerçekleşeceğini vurgulamıştır.
Müfessirler, adlanna yemin edilen bu varlıkların neler olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.
a) Bunların hepsi meleklerdir. İlk âyette "batmak üzere yükselenler" diye çevrilen "nâzi'ât" kelimesi "kuyudan kova ile su çekenler" anlamına gelir. İnsanların ruhlarını bedenlerinden çekip çıkaran ölüm meleği ve yardımcıları bu sıfatla nitelendirilmiştir. Sözlükte "boğmak" anlamına gelen "garkan" kaydı, burada Ölüm meleklerinin inkarcıların ruhlarını şiddetle çekip çıkarmalarını, "Sakin ve düzenli hareket edenlere" diye çevrilen "nâşitât" ise müminlerin ruhlarını incitmeden hafifçe çekip alan melekleri ifade eder. "Yüzdükçe yüzenlef'den maksat ise ya Allah'ın emrini yerine getirmek için gelip giderken ufuklarda denizde yüzer gibi hareket eden veya dalgıcın denizde yüzdüğü gibi insan bedeninde yüzerek ruhunu çıkartan meleklerdir. "Yarıştıkça yarışanlar" ise müminlerin ruhlarını cennete, kâfirlerin ruhlarını cehenneme götürürken birbirleriyle yanşan meleklerdir. "Emri uygun yol ve yöntemle yerine getirenler"e gelince bunlar da evrenin nizamında Allah tarafından kendilerine verilen İşleri yerine getiren meleklerdir.
b) İnsanların ruhlarıdır. Ölüm anında bedenlerinden zorlukla veya kolaylıkla ayrıldıkları, hızla ruhlar âlemine vardıkları, ruhlar alemindeki makamlarına yarışırcasına gittikleri ve işleri yöneten meleklerin mevkiine yükseldikleri için bu vasıflarla anılmışlardır.
c) Gaziler anlatılmaktadır. Yaylan iyice gererek ok attıkları, oklarını kolayca fırlattıkları, karada hızla yürüdükleri ve denizde yüzdükleri, düşmanla savaşta yarışırcasına vuruşarak ileri geçtikleri ve savaş işlerini yürüttükleri İçin bu sıfatlarla nitelenmişlerdir.
d) Yıldızlardan söz edilmektedir. Bir ufuktan doğup diğerinden battıkları, bir burçtan diğerine yavaş ve düzenli bir şekilde akıp gittikleri, yörüngelerinde yüzerek yol aldıkları, hızlan farklı olduğundan yansır gibi birbirlerini geçtikleri ve Allah'ın koyduğu kanunlar uyarınca işlevlerini yerine getirdikleri için bu vasıflarla nitelenmişlerdir. Biz bu anlayışa daha yakın bir çeviri yapmış olduk.
Râzî âyetlerde bu mânaların hepsinin mevcut olma ihtimalinin bulunduğunu söylemiştir.[8]
6-9. Yüce Allah'ın Önceki âyetlerde yemin ederek gerçekleşeceğini haber verdiği kıyamet ve öldükten sonra dirilme olayları anlatılmaktadır. "O gün şiddetle sarsan sarsar, onu İkinci sarsıntı izler" mealindeki 6 ve 7. âyetleri de müfessirler farklı anlamlarda yorumlamışlardır:
a) Burada, kıyamet gününde şiddetle sarsılacak olan yer küresi ile bunun ardından sarsılacak olan göklerden söz edilmektedir. Bu sarsıntıda gökler çatlar, yarılır ve parçalanır. 8-9. âyetlerde yeniden diriltilen insanoğlunun kıyamet olayı sırasında ve mahşerde içine düşeceği derin korku, dehşet, kaygı gibi olağanüstü psikolojik haller özetlenmiştir.
b) 6. âyette, Sûr'a birinci üflemede, 7. âyette ise ikinci üflemede meydana gelecek seslerden söz edilmektedir. Sûr'a ilk kez üflendiğinde tüm kâinat sarsılır, kıyamet kopar; ikinci kez üflendiğinde ise yeniden dirilme olayı gerçekleşir.[9]
10-14. Arapça'da "geldiği yola geri dönme" mânasmdaki deyim 10. âyette "öldükten sonra tekrar dirilİp önceki hale gelme" anlamında kullanılmıştır. Müşrikler çürümüş kemiklerin tekrar dirilmesini imkânsız buluyor, dolayısıyla öldükten sonra dirilmeyi inkâr ediyorlardı. 10-32, âyetler onların öldükten sonra dirilme konusundaki düşünce ve tutumlarını dile getirmektedir. "Mahşer" diye çevirdiğimiz "sâhire" kelimesi "geceyi uykusuz geçiren, sahra, düz alan" anlamlarına gelir. Mahşerde korkudan kimsenin gözüne uyku girmeyeceği için ona da sâhire denilmiştir.[10]
15-26. İnsanları âhiret hayatı konusunda uyarmak için gönderilen peygamberi yalanlayanların sonunun ne derece kötü olacağı bildirilerek bundan ibret alınması istenmiş; dolaylı olarak Hz. Peygamber teselli edilmiştir.[11]Hz. Musa'nın Firavun'a gösterdiği en büyük mucizeden maksat yılana dönüşen asâsıdır. Müfessirler bu mucizenin, Musa'nın ışık saçan eli, denizin yarılması veya Musa'ya verilen 9 mucizenin tamamı olabileceğini de söylemişlerdir.[12] Buna rağmen Firavun inkâr ve isyandan vazgeçmediği gibi sihirbazları ve adamlarını toplayıp onlara "Ben sizin en yüce rabbinizim!" diyerek kendi tanrılığını ilân etmiştir.[13]
Firavun'un, "Ben sizin en yüce rabbinizim" şeklindeki iddiası, insandaki makam ve mevki tutkusunun, benlik iddiasının nerelere kadar varabileceğini gösteren ibretlik bir sözdür. Gazzâlî, insanın bu tutku ve iddiasının sebeplerini ve mahiyetini benzersiz bir vukuf ve başarıyla işlerken özetle şöyle der: Firavun'a, "Ben sizin en büyük tanrınızım" dedirten motif aslında her insanın içinde saklıdır; fakat kimi bunu dışarı vurur, kimi de bazı sebeplerle içinde tutar veya bastırır. Firavun tipiyle uyuşan insanlardaki bu küstah İddia, her insanda bulunan yetkinlik, yükselme ve özgürleşme arzusu ve arayışının saptırılmış şeklidir. Oysa gerçek yetkinli- ğe, yükselme ve özgürleşmeye ancak ve ancak Allah'a yönelmek, O'nu tanımak (marifet), buyruğuna ve rızasına göre yaşamak, ilâhî ahlâk ile bezenmekle ulaşılabilir. Bunun dışındaki bütün benlik ve yetkinlik iddiaları tam tersine gerçekte bir sefalettir, düşüştür.[14] Musa'nın dâvetine inkâr ve isyanla cevap veren Firavun'un durumu da bundan başka bir şey değildir. Bu yüzden insanları zulüm İle ezen Firavun'un yaptıkları karşılıksız kalmamış, hem dünyada hem de âhirette Yüce Allah'ın azabına müstahak olduğu bildirilmiştir. Nitekim dünyada başkalarına da ibret olacak şekilde adamlarıyla birlikte denizde boğulmuştur.[15]
"Allah da ona ibretlik dünya ve âhiret cezası verdi" diye çevirdiğimiz 25. âyete, "Allah da onu hem sonraki sözünden hem de önceki sözünden dolayı cezalandırdı" şeklinde de mâna verilmiştir.[16] Önceki sözünden maksat "Sizin için benden başka tanrı tanımıyorum" anlamındaki sözüdür.[17] sonraki sözü ise "Ben sizin en yüce rabbinizİm!" mânasına gelen sözüdür.[18]
27-33. Öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenlerin dikkatleri, yeri ve göğü ile evrene çevrilerek, böylesine geniş ve kompleks olan, düzenli ve uyumlu işleyen varlıklar dünyasını yaratan kudretin insanları da öldükten sonra tekrar diriltebileceğine İşaret edilmiştir. Başka bir âyette göklerin ve yerin yaratılmasının İnsanların yaratılmasından daha büyük bir olay olduğu açıkça ifade buyunılmuştur.[19]Allah'ın gökleri direksiz yaratması[20]geceyi zifiri karanlık, gündüzü ise aydınlık kılması[21]yeryüzünü üzerinde yaşanacak bir şekilde yaratıp gerek insanların gerekse hayvanların beslenmesi için her türlü nimetlerle donatması O'nun sonsuz kudretini ve öldükten sonra insanları diriltebileceğini gösteren çok sayıdaki kanıtlardan bazılarıdır.[22]
Meali
34.0 büyük felâket geldiğinde; 35. İnsanın yapıp ettiklerini hatırlayacağı gün; 36. Ve görene cehennem açık bir şekilde gösterildiğinde; 37-38. Azan ve dünya hayatını âhirete tercih eden kişi; 39. Cehennem işte onun için tek barınaktır. 40-41. Rabbinin huzurunda (hesap vermekten) korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştırana gelince, onun barınağı da cennetin ta kendisidir. 42. "Ne zaman gelip çatacak?" diye sana kıyameti sorarlar. 43. Sen onun hakkında ne söyleyebilirsin ki! 44. Onun hakkındaki nihai bilgi rabbine aittir. 45. Sen ancak ondan korkanları uyarırsın. 46. Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti veya kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.[23]
Tefsiri
34-36. Arap dilinde "dayanılamayacak kadar ağır ve başka musibetleri bastıracak ölçüde büyük musibet" anlamına gelen "tâmme" kelimesi burada kıyameti ifade eder. Kıyametin dehşeti insanlara diğer sıkıntıları unutturacak kadar ağır olduğu için ona bu isim verilmiştir. O gün insanlara dünyada yaptıkları iyilikler de kötülükler de gösterilir, o zaman yapmış oldukları halde unuttuklarım hatırlar ve itiraf ederler. "Cehennem" diye çevirdiğimiz "cahîm" kelimesi sözlükte "derin çukurda yakılmış büyük ateş" anlamına geli.[24] O gün cehennem meydana çıkarılır ve görme kabiliyeti olan herkes onu görür.[25]
37-41. Kıyamet gününde insanlar mutlular ve bedbahtlar olarak iki kısma ayrılacaktır. Özgür iradesiyle dünyayı âhirete tercih edip ömrünü inkâr, isyan ve taşkınlıkla geçirerek tövbe ve iman etmeden Allah'ın huzuruna çıkanlar bedbahtlardır; bunların barınacakları yer ise cehennemdir. Rabbinin huzurunda hesap vereceğine inanan ve o huzura günahkâr olarak çıkmaktan korkarak nefsini kötülüklerden sakındıranlar ise bahtiyar kimselerdir; bunların barınacakları yer de cennettir.[26]
42-45. Müşrikler kıyamet ve âhirete inanmadıkları için sürekli olarak Hz. Peygamber'e kıyametin ne zaman kopacağını sorarak onu zor duruma düşürmek istiyor, alay ediyorlardı; hatta nasıl olsa böyle bir şeyin imkânsız olduğunu düşündükleri için kıyametin çabucak gelmesini de istiyorlardı. Hz. Peygamber ise onların iman etmelerine vesile olur ümidiyle "Keşke sorularına cevap vermek mümkün olsaydı!" diye temennide bulunuyordu. Yüce Allah, "Sen onun hakkında ne söyleyebilirsin ki!" mealindeki âyetle onun bu konuda bilgi edinme imkânının bulunmadığım, bu bilginin yalnız kendisine ait olduğunu[27] Hz, Peygamber'in görevinin kıyametin ne zaman kopacağını bildirmek değil, sadece ona inanıp âhiret kaygısı taşıyanları uyarmak ve o güne hazırlık yapmalarını sağlamak olduğunu vurgulamıştır.[28]
46. Sûrenin bu son âyetinde şu iki gerçeğe dikkat çekilmektedir:
a) İnsanlar, ikinci hayata döndüklerinde ebedî olan âhirete göre geçici olan dünya hayatının ne kadar kısa olduğunu anlayacaklar.
b) Psikolojik olarak insana geçmiş daima kısa bir zamanmış gibi gelir; çünkü geçmiş artık olmuş bitmiştir. İnsan için geçmişten daha önemlisi, henüz bir imkân olan ve farklı durumlara açık bulunan, bu yönüyle de daima önemli ve ilginç görülen, hatta kaygı uyandıran gelecektir.[29]
[1] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/469.
[2] bk. Taberî, XXX, 18; Râzî, XXXI, 27
[3] Tefsîr", 79
[4] Zemahşerî, IV, 211
[5] bk. İbn Âşûr, XXX, 59
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/469.
[6] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/469.
[7] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/470.
[8] daha fazla bilgi için bk. XXXI, 27-32; Şevkânî, V, 430-432; Elmalı-h, VIII, 5552-5556; Ateş, X, 302-303
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/470-471.
[9] bilgiiçin bk. Şevkânî, V, 432-433
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/471-472.
[10] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/472.
[11] kutsal vadi Tuvâ ve burada Allah'ın Musa'ya seslenişi hakkında bilgi için bk. Tâhâ 20/11-12; Kasas 28/29-30
[12] Şevkânî, V, 435; 9 mucize hakkında bk. A'râf 7/107-108,133-136; İsrâ 17/101
[13] kış. Kasas 28/38
[14] İhya, III, 281-284
[15] bk. Tâhâ 20/78
[16] Kurtubî, XIX, 202
[17] bk. Ka-sas 28/38
[18] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/472-473.
[19] Mü'min 40/57
[20] bk. Ra'd, 13/2
[21] Bakara 2/164; Nebe' 78/10-11
[22] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/473.
[23] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/474.
[24] İbn Âşûr, XXX, 91
[25] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/474.
[26] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/474.
[27] krş. Lokman 31/34
[28] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/474-475.
[29] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/475.
İslami Okul Okulların En Önemlisi