Naziât Sûresi - Kuran - 079Naziat - 19. Sayfa
NAZİÂT SÛRESİ
Mekkîdir. 46 ayettir. Bu sure-i celile, Ölüm sonrası dirilişi isbat için meleklere veya yıldızlara1 yemini içerir. Ölüm sonrası dirilişin Allah'a göre çok kolay bir iş olduğunu izah eder. Sonra müşrikleri, Fir'avn kıssası ile Fir'avn-ın nihayetini ve akıbetini anlatarak tehdit eder. Bunun ardı sıra ilahî kudretin bazı görüntülerini sergi halinde gözler önüne getirir, insanların, ölüm sonrası yeniden dirütilmelerinin diğer işlere göre Allah katında daha kolay olduğunu açıklar. Ölümlerinden sonra yeniden diriltilen insanların kıyamet günündeki hallerini beyan eder. Daha sonra bu sure-i celile, ölüm sonrası diriliş günü ile ilgili bazı hakikatleri dile getirerek nihayete ermektedir.
Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.
1-Canlan, boğarcasma şiddetle çekip alanlara and olsun.
2- Canlan kolaylıkla alanlara and olsun.
3- Yüzüp yüzün gidenlere and olsun,
4-5- Yarıştıkça yanşan ve işleri yöneten meleklere and olsun (ki kıyamet kopacaktır.)
6- O gün bir sarsıntı sarsar.
7- Peşinden bir diğeri gelir.
8- O gün kalpler titrer.
9- İnsanların gözleri yere döner.
10- Derler ki: "biz eski halimize mi döndürüleceğiz?"
11- "Ufalanmış kemik olduğumuz zaman mı?"
12- Derler ki: "O takdirte bu zararına bir dönüştür!'
13- Doğrusu bir tek çığlık yetecektir.
14- Hepsi hemen bir düzlüğe dökülecektir.
15- Ey Muhammed! Musa'nın başından geçen olay sana geldi mil
16- Tuva'da, kutsal bir vadide, Rabbi ona şöyle hitabetmişti:
17- "Friavun'a git; doğrusu o azmıştır!'
18- "Ona de ki: Arınmağa niyetin var mı?"
19- "Rabbine giden yolu göstereyim ki O'na saygı duyup korkasin!'
20- Bunun üzerine ona en büyük mucizeyi gösterdi.
21- Ama Firavun yalanladı ve baş kaldırdı.
22- Geri.dönüp yürüdü.
23- Adamlarını toplayıp seslendi:
24- "Sizin en yüce rabbiniz benim" dedi.
25- Allah bunun üzerine onu dünya ve ahiret azabına uğrattı.
26- Doğrusu bunda Allah'tan korkan kimseye ders vardır.
27-28- Ey İnkarcılar! Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir. ,
29- Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydmhtmıştır.
30- Ardından yeri düzenlemiştir.
31- Suyunu ondan çıkarmış ve otlak yer meydana getirmiştir.
32- Dağlan yerleştirmiştir.
33- Bunları sizin ve hayvanlarınızın geçinmesi için yapmıştır.
34-35- Güç yetirilemeyen en büyük baskın geldiği zaman, o gün insan
ne uğurda çalıştığını anlar.
36- Cehennem her bakanın göreceği şekilde gösterilir.
37-39- İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphesiz cehennemdir.
40-41- Ama kim Rabbİnin azametinden korkup da kendini kötülükten alıkomuşsa, varacağı yer şüphesiz cennettir.
42- Ey Muhammed! Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar.
43- Nerde senden onu anlatması?
44- Onun bilgisi Rabbine aiddir.
45- Sen sadece kıyametten korkanı uyarırsın.
46- Kıyameti gördükleri gün dünyada ancak bir akşam yaput bir kuşluk vakti kadar kalmış olduklarını sanırlar. [1]
Bazı Kelimeler:
Kendilerine özgü bir düzen içinde Semada dönen gezegenler. Bazıları demİşlerki bu kelime ile, ruhları bedenlerden çıkaran melekler kastedilmiştir.Ağraga kelimesi bir kişinin bir işi yapmakta pek İleri gidip ciddi gayret sarfetmesi İmanasına gelir.Bir burçtan çıkıp diğerine giren yıldızlar veya ruhları cesetlerden çıkaran melekler demektir.Yörüngelerinde yüzen gezegenler veya Rablerinin emri" ile gök ile yer arasında dolaşan melekler.Yarışarak biribirlerini geçen yıldızlar veya Rablerinin emirlerini infaz etmekte biribirleriyle yarışan melekler. Dağlar ve yer "harekete geçip sarsılır.Oynayıp harekete geçer.Arkası sıra gelen. içinde yaşamakta olduğunuz hayatta, Donakalır.Ziyanh dönüş.Çürümüş kemik, Uyanan Haykırma. Temiz ve arınmış kutsal vadi. Haddi aştı.Vadinin adı.Musa'nın Asa'sının yılana dönüşmesi mucizesi. Arındı.Adamlarım veya bütün gücünü topladı.Dünya ve ahiret azabı, Bina kelimesi birşeyi diğerine sağlam bir şekilde bağlamak ve ikisini tek bir parça haline getirmek manasına gelir, Ayet-i kerimede bu kelime ile gök ve ondaki gezegenlerin birleştirilmesi ve sağlam bir düzen içinde bir arada tutulması manası kast edilmiştir.Yükseklik miktarını yükseltti. Onu düzenleyip sağlam bir şekle soktu.Gecesini karanlık yaptı.Onun kuşluğunu ortaya çıkardı. Yani gündüzünü güneşin ışığıyla aydınlatarak ortaya çıkardı. Onu yaydı ve insan için adeta döşek haline getirdi.
Büyük' felaket, yani kıyamet günü Gören kimseler için Cehennem ortaya çıkarıldı.Kişinin gideceği yer.Onun demir atması. Yani galip çatması ne zaman? Akşam. Nihayeti. Gündüzün evveli.[2]
Açıklama:
Kutlu ve yüce olan Hak Teâlâ, ölçülü yasalar dahilinde ye muayyen bir düzene bağlı olarak cereyan eden gezegenlere yemin etmiştir. Bir burçtan çıkıp diğer burca girerek fezada yüzmekte qlan ve sakin bİT seyir takip eden yıldızlara yemin etmiştir. Evet bu kadar seri bir şekilde cereyan ettikleri halde sema aleminde hiçbir düzensizlik yok, bilakis muhkemlik ve sağlamlık var, çarpışma ve müsademe yok, bilakis uyum ve ahenk vardır. Bütün bunlar sonsuz ilahî kudrete ve eksiksiz, kâmil ilme delâlet etmiyor mu? Bu sonsuz kudret
ile kâmil ilmi ancak Allah kuşatır. Yörüngeleri dahilinde birbirleri ile yarışırcasına cereyan eden; mevsimleri oluşturup vakitleri belirleyerek kulların geçimlerini ve hayatlarını belirleyerek kulların geçimlerini ve hayatlarını tedvir eden, buna bağlı olarak tabeşerî hayat düzenini idare eden yıldızlara yemin olsun. Burada bu tedbiri yürütenlerin yıldızlar değilde Allah olduğunu unutmamak lazım. Çünkü bazı yıldızperestler kulların hayat düzenlerini tanzim eden unsurların yıldızlar olduklarına itikad etmektedirler ki, buda apaçık bir küfürdür!
Bazı kimseler şu görüştedirler: Cenab-ı Allah cesetlerden ruhları çeken melekler üzrine yemin etmiştir. Bu melekler kâfirlerin ruhlarım cesetlerinden şiddetle ve kabaca çekip çıkarırlar. Mü'minlerin cesetlerinden ruhlarını çekerken de yumuşaklık ve sükunetle çekip çıkarırlar. Ayet-i kerimedeki sözünün manası işte budur, ifadesi de işte bu anlamı ihtiva etmektedir. Ayet-i kerimede geçen sözü ile de, Rab-lerinin emri ile İnerek fezada yüzen melekler kastedilmiştir. Ayet-i kerimede geçen kelimesine gelince; melekler, Rablerinin emrini infaz etmek için birbirleri ile adeta yarışırlar. Âlemin idaresini yürütenler de meleklerdir. Cenab-ı Allah kendi izni ile her bir taifenin işini idare etmek üzere bazı melekleri görevlendirmiştir. Genel olarak kitabındaki sırları en iyi bilen Allah'tır. Evet Cenab-ı Allah, nâziât, naşitât, sabikat ve müdebbirât üzerine yemin ederek, ölümünüzden sonra diriltİleceğinizi beyan buyurmuştur. Sûra ilk üfleyiş dolayısıyla yeryüzü ile dağların şiddetli'bir sarsıntıya uğrayıp harekete geçtiği günde, amellerinizin size haber verileceğini ifade buyurmuştur. Bunun ardısıra sûra ikinci kez üflenecek veyahut da bundan maksat yer ile dağlar gibiv gökler de harekete geçip yarılacak ve paramparça hale gelecektir.
O gün yer ile gök sarsılıp harekete geçtiğinde kâfirlerin kalbi korku ve ıstırap içine düşecektir. Çünkü onlar daha önce inkâr ettikleri şeyi baş gözü ile görecekler, tehdit olundukları azabı da ayan beyan göreceklerdir. Gözleri düşük ve zillet içinde olacaklardır. Kıyamet gününde azabı gördükleri esnada onları ıstırap çekerken bir görmelisin! Onların o günkü hallerine bak! Dünyada iken onlar ölüm sonrası diriliş ile tehdit olunduklarında, işi inkâr edip alaya alarak şöyle derlerdi: İlk hayatımıza mı döndürüleceğiz? Ölüp toprağa karıştıktan sonra yeniden mi diriltileceğiz?! Doğrusu bu çok tuhaf bir durumdur.
Kur'an-ı Kerim onların ikinci bir sözlerini de naklediyor: Biz, içinde hayat, hararet bulunmayan dağınık, paramparça, çürümüş kemiklere döndükten sonra yeniden mi diriltilip hayata döndürüleceğiz? Doğrusu bu çok tuhaf bir durumdur!
Onların üçüncü sözlerine gelince, Peygamberi ve O'nun ölüm sonrası diriliş tehdidini alaya alarak şöyle demişlerdi: Şu halde bu ziyaıılı bir dönüştür! Yani Muhammed'in söyledikleri doğru ise ve ahirette sevap ye ikab ile hayat var ise, toprağa dönüştükten sonra yeniden diriltilip yaşayacak isek, o halde bizler ziyana uğramış oluruz. Böyle bir ortama düşen kimseler mutlaka kayba uğrarlar. Çünkü bizler o ortam için gerekli hazırlıkları ve hayırlı amelleri işlemiş değiliz!
Cenab-i Allah, halkı ilk olarak yaratmaya muktedir olan zatın, ölümlerinden sonra onları yeniden yaratmaya da muktedir olacağım, kainatta insandan daha büyük ve daha zor olan şeyleri yaratmış olduğunu beyan buyurarak insanları ölümlerinden sonra yeniden hayata döndürmenin pek kolay bîr iş olduğunu izah etmiştir. "Elbette gökleri ve yeri yaratmak, insanları yaratmaktan daha büyük (bir şey)dir'[3] Evet mealen Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur. Yok oluşunuzdan sonra yeniden dirikileceğinizi uzak bir ihtimal olarak görmeyin. Bunu yapmak, görevli bir meleğin şufa üfleyişi ile olacaktır. "Sonra Ona bir daha Üflendi, birden onlar ayağa kalktılar, bakıyorlar (ne olacağını bekliyorlar)."[4] Bundan sonra bir de bakarsınız ki hep birlikte hu-zurumuzdasımz. Size nasıl bir muamele yapılacağını beklemektesiniz. Ölümünüzden sonra bir de göreceksiniz ki yeryüzünde yeniden hayata döndürülmüşsünüz.
İşte size azgİn Fir'avn İîe Musa'nın kıssası... Peygamber (S.A.V.) efendimizi teselli ve müşrikleri de tehdit etmek için bu kıssa bu surede anlatılmıştır. Şu Mekkeli müşrikler ondan ve kavminden daha güçlü değillerdir. Onlar Allah'a ve ahiret gününe inkâr nazan ile baktıklarından, küfrettiklerinden ötürü Cenab-ı Allah onları dünyada ve ahirette iki azap ile azaplandırdı. Ey Mekkeliler, onlar gibi olmaktan sakının.
"Musa'nın haberi sana geldi mi?" Bu, anlatılacak sözü iyice dinlemeye teşvik etmek için kullanılan bir sanattır. Anlatılacak olan şey, sanki Musa-mn ilk haberidir. Musa'nın haberi sana geldi mi? Hani yüce Rabbi Ona seslenmişti. O kutsal ve arınmış vadide iken Rabbi ona nida etmişti. (Ayet-i kerimede geçen kutsal vadi, Turu Sîna dağının eteğinde Şam yönünde olan bir vadidir). Rabbi, Ona seslenerek şöyle nidada bulunmuştu: Fİr'avn'a git, çünkü o makul olan haddi aşmıştır, israil oğullarına eziyet çektirerek, Allah'ı İnkâr ederek sının tecavüz etmiştir. Ona karşı hüccetimiz tam olsun. Ve ileri süreceği mazereti de kalmasın, diye kendisine yumuşakça ve nazikçe hitab et: Ey Fir'avn! Bana vahyedilen ilahî şeriate uyarak nefsini pisliklerinden arındırmak istemez misin? Seni Rabbine giden doğru yola ileteyim de Rabbİne iman edesin ve O'nun sıfatlarını bilesin! Bunun sonucu olarakta Rabbine karşı saygılı olur ve O'ndan çekinirsin!
Ne.kı Fir'avn, hakkı yalanladı, iman etmedi ve Musa'nın doğru söylediğine dair bir alamet istedi. Musa da değneğinin yılana dönüşmesi gibi büyük bir alameti ona gösterdi, ama o yine yalanlayıp asî oldu. Sonra Hakka ardım dönüp Musa'dan ve davetinden yüz çevirdi. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, Musa ve beraberindekilere tuzak kurmaya koştu. Bütün beldelerdeki büyücüleri topladı ve onlara şöyle dedi: Ben sizin en büyük Rabbinİzim. Burada benim saltanatımdan ve hakimiyetimden başka saltanat ve hakimiyet yoktur!
. Fir'avn taşkınlığını sürdürmeye ve zorbalığı ile inatkârlığında ısrar etmeye devam etti. Hatta Musa ile kavmini Kızıl Denize kadar takip etti. Musa ile kavmi Mısır'dan çıktıklarında peşlerine düşmüştü: "İsrail oğullarını denizden geçirdik, Fir'avn ve askerleri de zulm etmek ve saldırmak için onların arkalarına düştü. Nihayet boğulma kendisini yakalayınca (Fir'avn): Gerçekten İsrail oğullarının inandığından başka Tanrı olmadığına inandım, ben de müslümanlardanım! dedi"[5]
Bu, Allah'ın, Fİr'avn'ı suda boğmaya ilişkin hükmü idi. Onun denizde boğuluşu, kendinden sonra gelecekler için bir ibret oldu. Ahirettede Cehennemde olacaktır. Orası ne kötü bir varış yeridir. Cenab-i Allah, onu yakaladı, ona dünya veahiret azabını çektirdi. Onun çektiği azap, kendisi ve başkaları için bir İbret oldu. Doğrusu bunda ancak Allah'tan korkan kimseler için bir ibret vardır. Ey basiret sahipleri, ibret alın! Mısır'ın, Cabbar ve İnatkâr Fİr'avn'ı bile Allah'ı hiçbir hususta aciz bırakmadığına göre ey Mekkeli ka-.firler, siz hangi noktadasınız? Varın düşünün! Allah'ın, yaratıklarına uygu-layageldiği yasası işte budur: Peygamberi yalanlarlar. Elem verici azabı gör-medikçede iman etmezler. Ey Allah'ın Resulü sen sabret.
Bundan sonra Cenab-ı Allah, ölüm sonrası dirilişi İnkâr etmelerinden ötürü müşriklere, kınayıcı ve azarlayıcı bir ifade ile hitap etmiştir. Ölüm sonrası dirilişi gerçekleştirmenin Allah'a göre pek kolay bir iş olduğu, bunun sadece bir çığlıkla bile tahakkuk edeceğini beyan buyurduktan sonra insanların hesaba çekilmek üzere diriltilerek Rablerinin huzuruna dikileceklerini haber vermiştir. Bunun ardı sırada inkarcılara şöyle hitapta bulunmuştur: "Yaratılışça siz mi daha çetinsiniz, yoksa gök mü?"
Bu ifade ile Cenab-ı Allah güya o inkarcılara şöyle demek istemiştir: Siz pek değersiz bir su damlacığından yaratıldınız! Bununla beraber siz, kendi nefislerinize fayda ve zarar veremiyecek derecede zayıf ve aciz kimselersiniz. Kendinizi ne yaşatabilir, nede öldürebilirsiniz. İşte şu göklere bakın. Yaratılışı eşsizdir.. Şekli güzeldir, sentezi güçlüdür. Binası sağlam ve Muhkemdir.. İçinde hiçbir eğrilik yoktur.. Süratle dönmesine ve hızla seyretmesine rağmen hiçbir sarsıntısı da yoktur... Gökler ve İçindeki varlıklar, Allah'ın sonsuz kudrete sahip olduğuna ve bu göklerin yaratılışının, sizin yaratılışınızdan daha büyük bir iş olduğunu delalet etmiyor mu?!
Cenab-ı Allah gökleri muhkem bir şekilde inşâ etti. Yüksekliklerini de, dilediği mesafielere kadar yükseltti. Onları düzene soktu. Semavî cisimlerin herbirini, sınırına tecavüz etmiyeceği bir yere koydu. Bu gök cisimlerinin her-birine mahsus bir yörüngesi vardır. O yörüngesi dahilinde hareket eder. Bu gök cisimleri arasında irtibat ve cazibe vardır. Hiçbir cisim ana sistemden kopuk değildir. Allah dilerse, dünyanın sonu gelir ve bu nizam son bulur.
Şu hayret verici konumdaki kâinata ve onun ince konumuna bak. Şu güneş, yer ve diğer gezegenler kendi yörüngesi dahilinde hikmet ve dikkat ile deveran etmektedirler. Yer küre ile güneşten gece ile gündüzün nasıl meydana geldiğine de dikkat nazarıyla bak. "Gecesini önüp kararttı, kuşluğunu (güneşinin ışığım) açığa çıkardı!' Bundan sonra da yeryüzünü döşek gibi hayata elverişli bir şekilde serdi. Öyleki onlar bu yer küre üzerinde rahatlıkla seyredip yürüyebilirler, geçimlerini temin ederler. Yeryüzünün, suyunu ve otlağım çıkardı. Yeryüzü sarsılıp gitmesin diye yüce dağlan sağlam kazıklar misali yere çaktı. Ayrıca bu dağların yaratılışı da, menfaatlere kaynak teşkil etmeleri içindir. Bütün bunları Cenab-ı Allah, sizleri yararlandırmak ve hayvanlarınıza faide temin etmek için yaratmıştır.
Şimdi de inkarcıların ibret almaları için kıyamet gününün bazı korkulu manzaraları tasvir edilmektedir: Kıyamet koptuğu, önünde her hadisenin küçük kaldığı büyük felaket gelip çattığı, kişinin sadece kendini düşündüğü gün, işte o, kıyamet gününde vaki olacak büyük felâketler günüdür. O gün insan, amellerini hatırlayacaktır. Çünkü amellerini, önünde büyük-küçük hiçbirşe--yi bırakmadan kayda geçirmiş olan bir kitapta görecektir. O gün Cehennem, ürkütücü sesi ve homurtusu ile ortaya çıkacak, öfkesinden çatlayacak gibi fokurdayacaktır.
O herşeyi ezip geçen felaket geldiği zaman, Rabbin yaratıklar arasında hüküm verecektir. İyi ile kötüyü birbirinden ayıracaktır. Yaratıklardan bazısı şakı, bazısı saîd olacaktır. Şakî olanlar, haddi aşıp taşkınlık.eden ve dünya hayatını ahirete tercih edenlerdir. Onların varacakları yer Cehennemdir. Orası ne kötü bir dönüş yeridir.
Said olanlara gelince; onlar, Rablerinin huzurunda durup hesap vermekten korkan kimselerdir. Nefislerini, heveslerine tabi olmaktan alıkoyanlardır. Takva kelimesini kendilerine mükellefiyet olarak kabul edenlerdir. Onların varacakları yer Cennettir. Orası ne güzel bir kalış yeridir! Görüyorsunuzki Cehenneme girişin sebeplerinden biri taşkınlık ve zulümkârhktır. Dünyayı sevip ahiret için çalışmayı terk etmektir. Cennete girişin sebeplerinden bîri de Allah'ı sevmek ve ondan korkmaktır. Nefsi, heveslere tabi olmaktan alıkoymaktır.!
Müşrikler kıyameti alaya alarak Peygamber (S.A.V.) Efendimize kıyametin ne zaman kopacağını sorarlardı. Bununla, kıyametin kopmasını inkâr etmeyi kast ederlerdi. Cenab-ı Allah inkâr mahiyetindeki bir soru İle onlara-Peygamberine hitapta bulunarak-cevap verdi ki, bu cevap tam ve beliğ olsun: "Sen nerede, Onun vaktini söylemek nedere?!" Kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah bilir. Onun son bilgisi Rabbine aittir. Sen ancak ondan korkacak olanları uyarıcısın. Sana sadece tebliğ etmek düşer. Onların durumu seni düşündürmesin. Onların talepleri ilede meşgul olma. O günü gördüklerinde, sarursınki onlar, bu dünyada sadece bir akşam veya sabah kalmışlarda Ömürleri nihayete ermiştir. Birde bakarsınki onlar, inkâr ettikleri şeyin tam içindedirler![6]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/435-438.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/438.
[3] Mü'min sûresi: 57.
[4] Zümer sûresi: 68.
[5] Yunus sûresi: 90.
[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/438-443.
İslami Okul Okulların En Önemlisi