Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Naziât Sûresi - Kuran - 079Naziat - 19. Sayfa

NAZİÂT SÛRESİ 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 3


NAZİÂT SÛRESİ

 

Mekkîdir. 46 ayettir. Bu sure-i celile, Ölüm sonrası dirilişi isbat için me­leklere veya yıldızlara1 yemini içerir. Ölüm sonrası dirilişin Allah'a göre çok kolay bir iş olduğunu izah eder. Sonra müşrikleri, Fir'avn kıssası ile Fir'avn-ın nihayetini ve akıbetini anlatarak tehdit eder. Bunun ardı sıra ilahî kudretin bazı görüntülerini sergi halinde gözler önüne getirir, insanların, ölüm sonra­sı yeniden dirütilmelerinin diğer işlere göre Allah katında daha kolay oldu­ğunu açıklar. Ölümlerinden sonra yeniden diriltilen insanların kıyamet gü­nündeki hallerini beyan eder. Daha sonra bu sure-i celile, ölüm sonrası diriliş günü ile ilgili bazı hakikatleri dile getirerek nihayete ermektedir.

Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.

1-Canlan, boğarcasma şiddetle çekip alanlara and olsun.

2- Canlan kolaylıkla alanlara and olsun.

3- Yüzüp yüzün gidenlere and olsun,

4-5- Yarıştıkça yanşan ve işleri yöneten meleklere and olsun (ki kıya­met kopacaktır.)

6- O gün bir sarsıntı sarsar.

7- Peşinden bir diğeri gelir.

8- O gün kalpler titrer.

9- İnsanların gözleri yere döner.

10- Derler ki: "biz eski halimize mi döndürüleceğiz?"

11- "Ufalanmış kemik olduğumuz zaman mı?"

12- Derler ki: "O takdirte bu zararına bir dönüştür!'

13- Doğrusu bir tek çığlık yetecektir.

14- Hepsi hemen bir düzlüğe dökülecektir.

15- Ey Muhammed! Musa'nın başından geçen olay sana geldi mil

16- Tuva'da, kutsal bir vadide, Rabbi ona şöyle hitabetmişti:

17- "Friavun'a git; doğrusu o azmıştır!'

18- "Ona de ki: Arınmağa niyetin var mı?"

19- "Rabbine giden yolu göstereyim ki O'na saygı duyup korkasin!'

20- Bunun üzerine ona en büyük mucizeyi gösterdi.

21- Ama Firavun yalanladı ve baş kaldırdı.

22- Geri.dönüp yürüdü.

23- Adamlarını toplayıp seslendi:

24- "Sizin en yüce rabbiniz benim" dedi.

25- Allah bunun üzerine onu dünya ve ahiret azabına uğrattı.

26- Doğrusu bunda Allah'tan korkan kimseye ders vardır.

27-28- Ey İnkarcılar! Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü ya­ratmak mı? ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir. ,

29- Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydmhtmıştır.

30- Ardından yeri düzenlemiştir.

31- Suyunu ondan çıkarmış ve otlak yer meydana getirmiştir.

32- Dağlan yerleştirmiştir.

33- Bunları sizin ve hayvanlarınızın geçinmesi için yapmıştır.

34-35- Güç yetirilemeyen en büyük baskın geldiği zaman, o gün insan

ne uğurda çalıştığını anlar.

36- Cehennem her bakanın göreceği şekilde gösterilir.

37-39- İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphesiz cehennemdir.

40-41- Ama kim Rabbİnin azametinden korkup da kendini kötülük­ten alıkomuşsa, varacağı yer şüphesiz cennettir.

42- Ey Muhammed! Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını so­rarlar.

43- Nerde senden onu anlatması?

44- Onun bilgisi Rabbine aiddir.

45- Sen sadece kıyametten korkanı uyarırsın.

46- Kıyameti gördükleri gün dünyada ancak bir akşam yaput bir kuşluk vakti kadar kalmış olduklarını sanırlar. [1]

 

Bazı Kelimeler:

 

Kendilerine özgü bir düzen içinde Semada dönen gezegen­ler. Bazıları demİşlerki bu kelime ile, ruhları bedenlerden çıkaran melekler kastedilmiştir.Ağraga kelimesi bir kişinin bir işi yapmakta pek İleri gidip ciddi gayret sarfetmesi İmanasına gelir.Bir burçtan çı­kıp diğerine giren yıldızlar veya ruhları cesetlerden çıkaran melekler demek­tir.Yörüngelerinde yüzen gezegenler veya Rablerinin emri" ile gök ile yer arasında dolaşan melekler.Yarışarak biribirlerini ge­çen yıldızlar veya Rablerinin emirlerini infaz etmekte biribirleriyle yarışan me­lekler. Dağlar ve yer "harekete geçip sarsılır.Oyna­yıp harekete geçer.Arkası sıra gelen. içinde yaşamakta olduğunuz hayatta, Donakalır.Ziyanh dönüş.Çürümüş kemik, Uyanan Haykırma. Temiz ve arınmış kutsal vadi. Haddi aştı.Vadinin adı.Musa'nın Asa'sının yılana dönüşmesi mucizesi. Arındı.Adamlarım veya bütün gü­cünü topladı.Dünya ve ahiret azabı, Bina kelimesi birşeyi diğerine sağlam bir şekilde bağlamak ve ikisini tek bir parça haline getirmek manasına gelir, Ayet-i kerimede bu kelime ile gök ve ondaki geze­genlerin birleştirilmesi ve sağlam bir düzen içinde bir arada tutulması mana­sı kast edilmiştir.Yükseklik miktarını yükseltti. Onu düzenleyip sağlam bir şekle soktu.Gecesini karanlık yaptı.Onun kuşluğunu ortaya çıkardı. Yani gündüzünü güneşin ışı­ğıyla aydınlatarak ortaya çıkardı. Onu yaydı ve insan için adeta dö­şek haline getirdi.

Büyük' felaket, yani kıyamet günü Gören kimseler için Cehennem ortaya çıkarıldı.Kişinin gideceği yer.Onun demir atması. Yani galip çatması ne zaman? Akşam. Nihayeti. Gün­düzün evveli.[2]

 

Açıklama:

 

Kutlu ve yüce olan Hak Teâlâ, ölçülü yasalar dahilinde ye muayyen bir düzene bağlı olarak cereyan eden gezegenlere yemin etmiştir. Bir burçtan çı­kıp diğer burca girerek fezada yüzmekte qlan ve sakin bİT seyir takip eden yıldızlara yemin etmiştir. Evet bu kadar seri bir şekilde cereyan ettikleri hal­de sema aleminde hiçbir düzensizlik yok, bilakis muhkemlik ve sağlamlık var, çarpışma ve müsademe yok, bilakis uyum ve ahenk vardır. Bütün bunlar sonsuz ilahî kudrete ve eksiksiz, kâmil ilme delâlet etmiyor mu? Bu sonsuz kudret

ile kâmil ilmi ancak Allah kuşatır. Yörüngeleri dahilinde birbirleri ile yarışır­casına cereyan eden; mevsimleri oluşturup vakitleri belirleyerek kulların ge­çimlerini ve hayatlarını belirleyerek kulların geçimlerini ve hayatlarını tedvir eden, buna bağlı olarak tabeşerî hayat düzenini idare eden yıldızlara yemin olsun. Burada bu tedbiri yürütenlerin yıldızlar değilde Allah olduğunu unut­mamak lazım. Çünkü bazı yıldızperestler kulların hayat düzenlerini tanzim eden unsurların yıldızlar olduklarına itikad etmektedirler ki, buda apaçık bir küfürdür!

Bazı kimseler şu görüştedirler: Cenab-ı Allah cesetlerden ruhları çeken melekler üzrine yemin etmiştir. Bu melekler kâfirlerin ruhlarım cesetlerin­den şiddetle ve kabaca çekip çıkarırlar. Mü'minlerin cesetlerinden ruhlarını çekerken de yumuşaklık ve sükunetle çekip çıkarırlar. Ayet-i kerimedeki sözünün manası işte budur, ifadesi de işte bu anlamı ihtiva etmektedir. Ayet-i kerimede geçen sözü ile de, Rab-lerinin emri ile İnerek fezada yüzen melekler kastedilmiştir. Ayet-i kerimede geçen kelimesine gelince; melekler, Rablerinin emrini infaz et­mek için birbirleri ile adeta yarışırlar. Âlemin idaresini yürütenler de melek­lerdir. Cenab-ı Allah kendi izni ile her bir taifenin işini idare etmek üzere ba­zı melekleri görevlendirmiştir. Genel olarak kitabındaki sırları en iyi bilen Al­lah'tır. Evet Cenab-ı Allah, nâziât, naşitât, sabikat ve müdebbirât üzerine ye­min ederek, ölümünüzden sonra diriltİleceğinizi beyan buyurmuştur. Sûra ilk üfleyiş dolayısıyla yeryüzü ile dağların şiddetli'bir sarsıntıya uğrayıp hareke­te geçtiği günde, amellerinizin size haber verileceğini ifade buyurmuştur. Bu­nun ardısıra sûra ikinci kez üflenecek veyahut da bundan maksat yer ile dağ­lar gibiv gökler de harekete geçip yarılacak ve paramparça hale gelecektir.

O gün yer ile gök sarsılıp harekete geçtiğinde kâfirlerin kalbi korku ve ıstırap içine düşecektir. Çünkü onlar daha önce inkâr ettikleri şeyi baş gözü ile görecekler, tehdit olundukları azabı da ayan beyan göreceklerdir. Gözleri düşük ve zillet içinde olacaklardır. Kıyamet gününde azabı gördükleri esna­da onları ıstırap çekerken bir görmelisin! Onların o günkü hallerine bak! Dün­yada iken onlar ölüm sonrası diriliş ile tehdit olunduklarında, işi inkâr edip alaya alarak şöyle derlerdi: İlk hayatımıza mı döndürüleceğiz? Ölüp toprağa karıştıktan sonra yeniden mi diriltileceğiz?! Doğrusu bu çok tuhaf bir du­rumdur.

Kur'an-ı Kerim onların ikinci bir sözlerini de naklediyor: Biz, içinde ha­yat, hararet bulunmayan dağınık, paramparça, çürümüş kemiklere döndük­ten sonra yeniden mi diriltilip hayata döndürüleceğiz? Doğrusu bu çok tu­haf bir durumdur!

Onların üçüncü sözlerine gelince, Peygamberi ve O'nun ölüm sonrası diriliş tehdidini alaya alarak şöyle demişlerdi: Şu halde bu ziyaıılı bir dönüştür! Ya­ni Muhammed'in söyledikleri doğru ise ve ahirette sevap ye ikab ile hayat var ise, toprağa dönüştükten sonra yeniden diriltilip yaşayacak isek, o halde biz­ler ziyana uğramış oluruz. Böyle bir ortama düşen kimseler mutlaka kayba uğrarlar. Çünkü bizler o ortam için gerekli hazırlıkları ve hayırlı amelleri iş­lemiş değiliz!

Cenab-i Allah, halkı ilk olarak yaratmaya muktedir olan zatın, ölümle­rinden sonra onları yeniden yaratmaya da muktedir olacağım, kainatta in­sandan daha büyük ve daha zor olan şeyleri yaratmış olduğunu beyan buyu­rarak insanları ölümlerinden sonra yeniden hayata döndürmenin pek kolay bîr iş olduğunu izah etmiştir. "Elbette gökleri ve yeri yaratmak, insanları ya­ratmaktan daha büyük (bir şey)dir'[3] Evet mealen Cenab-ı Allah şöyle bu­yurmuştur. Yok oluşunuzdan sonra yeniden dirikileceğinizi uzak bir ihtimal olarak görmeyin. Bunu yapmak, görevli bir meleğin şufa üfleyişi ile olacak­tır. "Sonra Ona bir daha Üflendi, birden onlar ayağa kalktılar, bakıyorlar (ne olacağını bekliyorlar)."[4] Bundan sonra bir de bakarsınız ki hep birlikte hu-zurumuzdasımz. Size nasıl bir muamele yapılacağını beklemektesiniz. Ölü­münüzden sonra bir de göreceksiniz ki yeryüzünde yeniden hayata döndü­rülmüşsünüz.

İşte size azgİn Fir'avn İîe Musa'nın kıssası... Peygamber (S.A.V.) efendi­mizi teselli ve müşrikleri de tehdit etmek için bu kıssa bu surede anlatılmış­tır. Şu Mekkeli müşrikler ondan ve kavminden daha güçlü değillerdir. Onlar Allah'a ve ahiret gününe inkâr nazan ile baktıklarından, küfrettiklerinden ötürü Cenab-ı Allah onları dünyada ve ahirette iki azap ile azaplandırdı. Ey Mekkeliler, onlar gibi olmaktan sakının.

"Musa'nın haberi sana geldi mi?" Bu, anlatılacak sözü iyice dinlemeye teşvik etmek için kullanılan bir sanattır. Anlatılacak olan şey, sanki Musa-mn ilk haberidir. Musa'nın haberi sana geldi mi? Hani yüce Rabbi Ona ses­lenmişti. O kutsal ve arınmış vadide iken Rabbi ona nida etmişti. (Ayet-i ke­rimede geçen kutsal vadi, Turu Sîna dağının eteğinde Şam yönünde olan bir vadidir). Rabbi, Ona seslenerek şöyle nidada bulunmuştu: Fİr'avn'a git, çün­kü o makul olan haddi aşmıştır, israil oğullarına eziyet çektirerek, Allah'ı İnkâr ederek sının tecavüz etmiştir. Ona karşı hüccetimiz tam olsun. Ve ileri süreceği mazereti de kalmasın, diye kendisine yumuşakça ve nazikçe hitab et: Ey Fir'avn! Bana vahyedilen ilahî şeriate uyarak nefsini pisliklerinden arındır­mak istemez misin? Seni Rabbine giden doğru yola ileteyim de Rabbİne iman edesin ve O'nun sıfatlarını bilesin! Bunun sonucu olarakta Rabbine karşı saygılı olur ve O'ndan çekinirsin!

Ne.kı Fir'avn, hakkı yalanladı, iman etmedi ve Musa'nın doğru söylediğine dair bir alamet istedi. Musa da değneğinin yılana dönüşmesi gibi büyük bir alameti ona gösterdi, ama o yine yalanlayıp asî oldu. Sonra Hakka ardım dönüp Musa'dan ve davetinden yüz çevirdi. Yeryüzünde bozgunculuk çıkar­maya, Musa ve beraberindekilere tuzak kurmaya koştu. Bütün beldelerdeki büyücüleri topladı ve onlara şöyle dedi: Ben sizin en büyük Rabbinİzim. Bu­rada benim saltanatımdan ve hakimiyetimden başka saltanat ve hakimiyet yoktur!

. Fir'avn taşkınlığını sürdürmeye ve zorbalığı ile inatkârlığında ısrar et­meye devam etti. Hatta Musa ile kavmini Kızıl Denize kadar takip etti. Musa ile kavmi Mısır'dan çıktıklarında peşlerine düşmüştü: "İsrail oğullarını de­nizden geçirdik, Fir'avn ve askerleri de zulm etmek ve saldırmak için onların arkalarına düştü. Nihayet boğulma kendisini yakalayınca (Fir'avn): Gerçek­ten İsrail oğullarının inandığından başka Tanrı olmadığına inandım, ben de müslümanlardanım! dedi"[5]

Bu, Allah'ın, Fİr'avn'ı suda boğmaya ilişkin hükmü idi. Onun denizde boğuluşu, kendinden sonra gelecekler için bir ibret oldu. Ahirettede Cehen­nemde olacaktır. Orası ne kötü bir varış yeridir. Cenab-i Allah, onu yakala­dı, ona dünya veahiret azabını çektirdi. Onun çektiği azap, kendisi ve başka­ları için bir İbret oldu. Doğrusu bunda ancak Allah'tan korkan kimseler için bir ibret vardır. Ey basiret sahipleri, ibret alın! Mısır'ın, Cabbar ve İnatkâr Fİr'avn'ı bile Allah'ı hiçbir hususta aciz bırakmadığına göre ey Mekkeli ka-.firler, siz hangi noktadasınız? Varın düşünün! Allah'ın, yaratıklarına uygu-layageldiği yasası işte budur: Peygamberi yalanlarlar. Elem verici azabı gör-medikçede iman etmezler. Ey Allah'ın Resulü sen sabret.

Bundan sonra Cenab-ı Allah, ölüm sonrası dirilişi İnkâr etmelerinden ötürü müşriklere, kınayıcı ve azarlayıcı bir ifade ile hitap etmiştir. Ölüm son­rası dirilişi gerçekleştirmenin Allah'a göre pek kolay bir iş olduğu, bunun sa­dece bir çığlıkla bile tahakkuk edeceğini beyan buyurduktan sonra insanla­rın hesaba çekilmek üzere diriltilerek Rablerinin huzuruna dikileceklerini haber vermiştir. Bunun ardı sırada inkarcılara şöyle hitapta bulunmuştur: "Yaratı­lışça siz mi daha çetinsiniz, yoksa gök mü?"

Bu ifade ile Cenab-ı Allah güya o inkarcılara şöyle demek istemiştir: Siz pek değersiz bir su damlacığından yaratıldınız! Bununla beraber siz, kendi nefislerinize fayda ve zarar veremiyecek derecede zayıf ve aciz kimselersiniz. Kendinizi ne yaşatabilir, nede öldürebilirsiniz. İşte şu göklere bakın. Yaratılı­şı eşsizdir.. Şekli güzeldir, sentezi güçlüdür. Binası sağlam ve Muhkemdir.. İçinde hiçbir eğrilik yoktur.. Süratle dönmesine ve hızla seyretmesine rağmen hiçbir sarsıntısı da yoktur... Gökler ve İçindeki varlıklar, Allah'ın sonsuz kudrete sahip olduğuna ve bu göklerin yaratılışının, sizin yaratılışınızdan daha bü­yük bir iş olduğunu delalet etmiyor mu?!

Cenab-ı Allah gökleri muhkem bir şekilde inşâ etti. Yüksekliklerini de, dilediği mesafielere kadar yükseltti. Onları düzene soktu. Semavî cisimlerin herbirini, sınırına tecavüz etmiyeceği bir yere koydu. Bu gök cisimlerinin her-birine mahsus bir yörüngesi vardır. O yörüngesi dahilinde hareket eder. Bu gök cisimleri arasında irtibat ve cazibe vardır. Hiçbir cisim ana sistemden kopuk değildir. Allah dilerse, dünyanın sonu gelir ve bu nizam son bulur.

Şu hayret verici konumdaki kâinata ve onun ince konumuna bak. Şu gü­neş, yer ve diğer gezegenler kendi yörüngesi dahilinde hikmet ve dikkat ile deveran etmektedirler. Yer küre ile güneşten gece ile gündüzün nasıl meyda­na geldiğine de dikkat nazarıyla bak. "Gecesini önüp kararttı, kuşluğunu (güneşinin ışığım) açığa çıkardı!' Bundan sonra da yeryüzünü döşek gibi ha­yata elverişli bir şekilde serdi. Öyleki onlar bu yer küre üzerinde rahatlıkla seyredip yürüyebilirler, geçimlerini temin ederler. Yeryüzünün, suyunu ve ot­lağım çıkardı. Yeryüzü sarsılıp gitmesin diye yüce dağlan sağlam kazıklar misali yere çaktı. Ayrıca bu dağların yaratılışı da, menfaatlere kaynak teşkil etmele­ri içindir. Bütün bunları Cenab-ı Allah, sizleri yararlandırmak ve hayvanları­nıza faide temin etmek için yaratmıştır.

Şimdi de inkarcıların ibret almaları için kıyamet gününün bazı korkulu manzaraları tasvir edilmektedir: Kıyamet koptuğu, önünde her hadisenin kü­çük kaldığı büyük felaket gelip çattığı, kişinin sadece kendini düşündüğü gün, işte o, kıyamet gününde vaki olacak büyük felâketler günüdür. O gün insan, amellerini hatırlayacaktır. Çünkü amellerini, önünde büyük-küçük hiçbirşe--yi bırakmadan kayda geçirmiş olan bir kitapta görecektir. O gün Cehennem, ürkütücü sesi ve homurtusu ile ortaya çıkacak, öfkesinden çatlayacak gibi fokurdayacaktır.

O herşeyi ezip geçen felaket geldiği zaman, Rabbin yaratıklar arasında hüküm verecektir. İyi ile kötüyü birbirinden ayıracaktır. Yaratıklardan bazısı şakı, bazısı saîd olacaktır. Şakî olanlar, haddi aşıp taşkınlık.eden ve dünya hayatını ahirete tercih edenlerdir. Onların varacakları yer Cehennemdir. Ora­sı ne kötü bir dönüş yeridir.

Said olanlara gelince; onlar, Rablerinin huzurunda durup hesap vermekten korkan kimselerdir. Nefislerini, heveslerine tabi olmaktan alıkoyanlardır. Takva kelimesini kendilerine mükellefiyet olarak kabul edenlerdir. Onların varacakları yer Cennettir. Orası ne güzel bir kalış yeridir! Görüyorsunuzki Cehenneme girişin sebeplerinden biri taşkınlık ve zulümkârhktır. Dünyayı sevip ahiret için çalışmayı terk etmektir. Cennete girişin sebeplerinden bîri de Allah'ı sevmek ve ondan korkmaktır. Nefsi, heveslere tabi olmaktan alıkoymaktır.!

Müşrikler kıyameti alaya alarak Peygamber (S.A.V.) Efendimize kıyametin ne zaman kopacağını sorarlardı. Bununla, kıyametin kopmasını inkâr etme­yi kast ederlerdi. Cenab-ı Allah inkâr mahiyetindeki bir soru İle onlara-Peygamberine hitapta bulunarak-cevap verdi ki, bu cevap tam ve beliğ olsun: "Sen nerede, Onun vaktini söylemek nedere?!" Kıyametin ne zaman kopaca­ğını ancak Allah bilir. Onun son bilgisi Rabbine aittir. Sen ancak ondan kor­kacak olanları uyarıcısın. Sana sadece tebliğ etmek düşer. Onların durumu seni düşündürmesin. Onların talepleri ilede meşgul olma. O günü gördükle­rinde, sarursınki onlar, bu dünyada sadece bir akşam veya sabah kalmışlarda Ömürleri nihayete ermiştir. Birde bakarsınki onlar, inkâr ettikleri şeyin tam içindedirler![6]

 



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/435-438.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/438.

[3] Mü'min sûresi: 57.

[4] Zümer sûresi: 68.

[5] Yunus sûresi: 90.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/438-443.