Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Nâziât Sûresi - Kuran - 079Naziat - 20. Sayfa

NÂZİÂT SÛRESİ 2

Sûrenin Tanıtımı 2

Kıyametin Dehşeti 2

Allah Herşeyin Yaratıcısıdır. 3

Kıyamet Haberiyle Uyarı 4

Kıyametin Kopma Vaktini Ancak Allah Bilir. 4


NÂZİÂT SÛRESİ

 

Kur'an'daki Sırası        : 79

Nüzul Sırası                 : 81

Ayet Sayısı                  : 46

İndiği Dönem               : Mekke        

 

Sûrenin Tanıtımı

 

Sûrede öldükten sonra diriltilme ve hesaba çekilme gününün gerçekleşeceği, o günde kafirleri korku ve pişmanlığın kaplayacağı Rabbani bir te'yidle bildirilmekte, Musa'nın {as] Fİravun'a getirdiği mesaj ile Firavun'un ona karşı tavrı ve bundan alınması gereken ibretler hatırlatılmaktadır. Sûrede Allah'ın, öldükten sonra diriltmeye, kafirlerin kökünü Firavun'un sonu gibi kurutmaya kadir olduğuna dair deliller, kâinattaki varlıklar, Allah'ın büyüklüğü ve mükemmel yaratıcılığı zikredilmek suretiyle sunulmakta ve ahiret hakkında şüpheye düş­melerinden dolayı kafirler kınanmaktadır. Sûrede aynı zamanda takva sahipleriyle, azgın kafirlerin sonları uyarıcı ve müjdeleyici bir tarzda açıklanmaktadır.

Süre ayetlerinin dizilişi ve birbiriyle bağlantıları, sûrenin bir defada indiği görüşünü haklı çıkarmaktadır.[1]

 

Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla

1. Andolsun söküp[2]' çıkaranlara'[3]'.

2.  Yavaşça çekenlere[4],

3. Yüzüp yüzüp gidenlere,

4.  Yarışıp geçenlere,

5.  Derken işi düzenleyenlere!

6.  O gün o sarsıntı[5] sarsar,

7. Ardından başka bir sarsıntı geiir[6].

8.  O gün kalpler, (kaygıdan) oynar[7]'.

9.  Gözleri (korkudan) zilletle yere eğilmiştir.

10.  Diyorlar ki: "Biz çukurda'[8] tekrar hayata döndürüle­cek miyiz?"

11.  "Biz çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı?"

12. "Öyle İse bu, ziyanlı bir dönüştür!" dediler.

13. Oysa bu yalnızca tek bir haykırıştır.

14. (Bir de görürsün ki) onlar o zaman (diriltilmişler de) düz bir yerin[9] üstündedirler.

 

Kıyametin Dehşeti

 

İlk dört ayetin mânâsı hakkında birçok görüş ileri sürülmüştür. Bir kısmına göre me­lekler kastedilmiştir; ruhları kabzedip alırlar, Allah'ın emirlerini yerine getirmek için gökle yer arasında akıp giderler, kendilerine verilen işleri düzenlemek için birbirleriyle yarışırlar. Bir görüşe göre ise ayetlerle, bedenlerden çekip çıkarılırken ruhların sıfatlan kastedilmiştir; kafirlerin ruhları şiddetle çekilip çıkartılır, mü'minlerin ruhları ise yavaş­ça, rahat ve hızlı bir şekilde çıkartılır. Sonra da Allah'ın mülkünde yüzerler ve ilahi hu­zura doğru veya mutlu bir sona doğru yarışırlar. Diğer bir görüşe göre ise ayetlerde yıl­dızların özellikleri ve hareketleri anlatılmıştır. Bir ufuktan çıkıp, öbür ufuğa giderler; doğarlar sonra batarlar, uzayda akıp giderler ve seyir halindeyken birbirleriyle yarışır­lar. Görüldüğü gibi bu görüşler tahmini olarak söylenmiştir. Görüşlerin çok olması, sı­fatların mutlak olarak zikredilmesinden, tahmine mahal bırakmayacak şekilde mânâyı tahdit eden nebevi bir açıklamanın bulunmayışından kaynaklanmaktadır.

Bu yeminlerin anlamları Peygamber'in döneminde anlaşılıyordu ve zihinlerde çok önemli bir yer tutuyordu. Yeminlerin nedeni olan cevap ise, müfcssirlerin çoğuna göre kayıttan düşürülmüş olup şu anlamda takdir edilmektedir: İnsanlar mutlaka bir kere da­ha diriltileceklerdir. Sonra gelen ayetler de bunun açık ve kuvvetli nişanesi olduğundan, cevabın zikredilmesine ihtiyaç duyulmamıştır. Arapça nesir üsluplarında bu yer aldığı gibi, Kur'an nazmında da çokça tekrarlanmıştır.

Yemin ayetlerinin akabinde, öldükten sonra diriltilme va'dinin gerçekleşeceği, Rab­bani bir ifadeyle te'yid edilmekte, bazı şartlar, olaylar ve bunların vuku bulduğu zaman kafirlerin söyledikleri sözlere işaret edilmektedir: Yakında yeryüzü sarsılacak ve onu, belirlenmiş olan gün geldiğinde başka bir sarsıntı izleyecektir. O zaman birçok kalbi korku ve titreme kaplar, sahiplerinin gözleri zilletle önlerine eğilir. Ve onlar birbirlerine gerçekten çürümüş kemikler haline geldikten sonra, tekrar ikinci defa hayata mı geldik­lerini sorarlar ve şöyle derler: "Eğer bu gerçekten doğruysa, zararlı bir dönüş olacaktır".

Son iki ayette, öldükten sonra diriltmenin Allah'a çok kolay geleceği açıkJanmaktadır. Bu iş bir haykırıştan ibaret olacaktır; bunun sonucunda da insanlar ansızın kendileri­ni bir toprak üzerinde Allah'ın yargılamasını ve hükmünü bekler halde bulacaklardır.

Açıkça görüldüğü gibi ayetler öldükten sonra diriltme, hesaba çekme ve kıyamet gü­nünün dehşetini te'yid etme maksadıyla zikredilmiştir. Kalplerinin titreyeceği, gözleri­nin korkudan eğileceği anlatılan, birbirlerine yönelttikleri soru sözleri aktarılan kimseler öldükten sonra diriltilmeyi inkar edenlerdir. Ayetler onlara yönelik reddiye ve uyarı içermeKte olup, onları korkutarak, inkarlarından vazgeçmelerini sağlamayı amaçlamış­tır.[10]

 

15. (Ey rasulüm!) Musa'nın haberi sana geldi mi?

16. Hani Rabbi ona kutsal vadide, Tuva'da seslenmişti:

17. Firavun'a git, çünkü o azdı.

18. Ona de ki:   Temizlenme isteğin var mı?

19.  "Seni Rabbine yönelteyim de O'ndan korkasın".

20.  Ona büyük mucizeyi gösterdi.

21.  Fakat o, (Musa'yı) yalanladı, karşı geldi.

22.  Sonra sırtını döndü, koşmaya başladı.

23.  (Adamlarını) topladı, (onlara) bağırdı:

24.  "Ben sizin en yüce ilahınızım" dedi.

25. Allah da onu dünya ve ahiretin azabı ile yakaladı.

26.  Şüphesiz bunda (Allah'tan) korkacak kimse için ibret vardır.

 

Musa'nın Firavun'u Daveti

 

Ayetlerde, işiten muhataba yöneltilmiş, Musa'nın Firavun'a götürdüğü mesajı hatir-latıcı anlamda bir soru yer almaktadır. Rabbi ona mukaddes Tuva vadisinde nida etmiş, ona azmış olan Firavun'a giderek, onu azgınlığından temizlenmeye, Rabbinin yolu olan hidayete davet etmesini emretmişti. Musa Firavun'a Allah'ın elinde izhar ettiği büyük mucizesini gösterdi; o ise onu yalanlayarak isyan etti. İnsanları toplamak, onları hakkı kabul etmekten engellemek için koştu ve onlara "sizin en büyük Rabbiniz benim" dedi. Allah da onu yakaladı ve ahiret azabına ek olarak onu dünyada da cezalandırdı. Ayetler bunda, akıbetten korkanlar için öğüt ve ibret olduğuna dikkat çekerek bitmektedir.

Bu ayetlerle öncekiler arasındaki bağlantı devam etmektedir. Kur'an üslubuna uy­gun olarak kafirleri uyardıktan ve onları tehdit ettikten sonra bu ayetler gelmektedir. Bütün Kur'an kıssalarında olduğu gibi, hatırlatma ve uyan amacı bu ayetlerde de mev­cuttur.[11]

 

27.  Yaratılışça siz mi daha çetinsiniz, yoksa gök mü? (Al­lah) onu yaptı.

28. Yükseklik miktarını[12]' arttırdı, onu düzenledi'[13]'.

29. Gecesini örtüp kararttı, kuşluğunu (güneşin ışığını) açı­ğa çıkardı[14].

30.  Bundan sonra da yeri yuvarlattı'[15]'.

31. Ondan suyunu ve otlağını çıkardı.

32.  Dağları sapasağlam çaktı;

33.  Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.

 

Allah Herşeyin Yaratıcısıdır

 

Bu ayetlerde dinleyen muhataplara hitap edilerek, onlara kınayıcı, inkar edici tarzda şu som yöneltilmektedir: Yoksa yaratılmalarının Allah'a kâinatın yaratılmasından daha çetin ve zor geleceğini mi zannediyorlar? Halbuki O, göğü yaratıp kubbesini yükseltmiş ve kanunlarını yerli yerince koymuştur. Karanlığı geceleyin, aydınlığı da gündüzleyin takdir etmiştir. Yeryüzünü uzatıp, genişletip yayan, üzerinde yürünmesini, durulmasını kolaylaştıran, yine üzerinde dağlar yerleştiren ve oradan onların kendilerinin ve hayvan­larının hayatlarını idame ettirecek su ve bitkileri çıkartan O'dur.

Sorunun cevabının aynı ayetlerde gizlendiği anlaşılmaktadır: Gökleri ve yeryüzünü yaratan, oralarda gerekli kanunları koyan -ki bütün bunlar insanların yaratılmasından kat kat üstündür- Allah'a, gayet tabii olarak insanları ikinci kez yaratmak çok daha ko­laydır. Diğer yönden bu sorunun kafirlere yöneltildiği anlaşılmaktadır. Çünkü öldükten sonra diriltilmeyi inkar edip vuku bulmasını gözlerinde çok büyüten onlardır. Böylece bu ayetler de Öldükten sonra diriltilmeyi te'yid etmek ve Allah'ın kudretine deliller sun­mak maksadıyla gelmiştir. Bu durumda, bu ayetler Musa'nın Firavun'a getirdiği mesaj kıssasından önce geçen ayetlerle bağlantılı bulunmaktadır. Bu kıssaya, alışılmış Kur'an nazmına uygun olarak, bu arada hatırlatma olsun diye işaret edilmiştir.

Önceden geçen sûrelerdeki birçok ayette bu ayetlerin ihtiva ettiği konulara değinil­miştir. Biz de oralarda yeterli açıklamalarda bulunmuştuk. Yeniden tekrara ihtiyaç yok­tur.[16]

 

34.  Herşeyi bastıran o büyük felaket'[17]' geldiği zaman,

35. O gün insan, neyin peşinde koşmuş olduğunu hatırlar.

36. Görebilenler için cehennem de sergilenmiştir.

37. Artık kim azmışsa,

38. Ve şu dünya hayatını seçmİşse[18],

39. Şüphesiz onun barınağı cehennemdir.

40.  Kim Rabbİnin makamından korkar ve nefsi hevadan sakındırırsa,

41. Artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir.

 

Kıyamet Haberiyle Uyarı

 

Bu ayetlerde kıyametin yaklaşmasıyla ve o zaman vuku bulacak olaylarla uyan ya­pılmaktadır. Kıyamet geldiğinde herkes daha önceden yapıp gönderdiği amellerinin he­sabını vermek için hatırlayacak, cehennem de insanların göreceği şekilde arzedilecektir. Hayatındayken kim azıp hak sınırlarını aşmışsa, inkar edip günah işlemişse, dünya ha­yatını ahirete üstün lutup tercih etmişse onun barınağı cehennem olacaktır. Kim de Al­lah korkusunu içinde duyup, ahiretin hesabını daha önce yapmış, nefsini istek ve arzula­rına, bâtıla tâbi olmaktan alıkoyarak Allah'ın hak yolunda yürümüşse onun barınağı da cennet olacaktır.

Ayetler öncekilerle üslup ve konu bakımından bağlantılı olup, uyarı ve müjde üslup­larını beraber olarak işlemiştir. Kıyamet gününün defedilemeyecek büyük bir felaket olarak vasfedilmesi, onun gerçeğine ve tehlike boyutuna uygun düşmektedir.

Dünya hayatını tercih edip üstün tutmanın, azgınlık vasfının üzerine atfedilmesi, kı­nanan hususun hayatın güzelliklerinden istifade olmadığını mutlak olarak göstermekte­dir. Kınanan durum sadece kişinin, ahiret için hesap yapmayacak şekilde dünya güzel­liklerine, zevkine dalması ve yeryüzünde azıp taşkınlık yapmasıdır. Bu şekilde net ve açık olan Araf sûresinin 32. ayetinin ortaya koyduğu ve başka birçok ayetin de te'yid ettiği Kur'an prensibi bu konuda ölçü olmaya devam edecektir.

"... Ve nefsi hevâdan sakındırırsa" ifadesi, günahlardan, kötülüklerden ve şehvetler­den sakınma hususunda kuvvetli, etkileyici bir tâbirdir; zira kişiyi bu gibi kötülüklerin içine düşüren faktörün nefsin devasına sakınmadan, tereddüt etmeden tâbi olmak oldu­ğu vurgulanmaktadır. Bunda evrensel, yüce bir mesaj vardır.

Ayetlerde, başka sûrelerdeki birçok ayette de açıklanan sağlam bîr Kur'an prensibi kuvvetle te'yid edilerek sunulmaktadır, o da; insanın davranışlarını kendisinin seçmesi ve çabalamasıyla kazandığı ve buna uygun olarak da karşılığını göreceği gerçeğidir.[19]

 

42.  O ne zaman demir atacak? diye, sana kıyamet saatini soruyorlar.

43.  Onunla ilgili bilgi vermekten yana, sende ne var ki?

44. Onun bilgisi Rabbine aittir.

45. Sen ancak, ondan korkacak olanları uyarıcısın.

46. Onlar onu gördükleri zaman, sanki (dünyada) bir akşam veya onun kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar.

 

Kıyametin Kopma Vaktini Ancak Allah Bilir

 

Bu ayetlerde:

1- Kafirlerin Peygamber'e kıyametin kopma vaktini sormaları anlatılmaktadır.

2- Meydan okuma ve hafife alma tarzında soru sormalarından dolayı kınanmaktadır­lar.

3- Onun ne zaman kopacağı bilgisinin Allah katında olduğu açıklanmıştır.

4- Peygamber'e açıklayıcı bir soru kipiyle hitap edilerek, onun kıyamet hakkında bir bilgisi olmadığı, bütün görevinin sadece onun vuku bulacağını haber vererek, ondan korkanları, iman edip salih ameller işleyerek sebeplerinden sakınanları uyarmak olduğu bildirilmiştir.

5- Kafirler uyanlarak, onu kesin bir şekilde, zannettiklerinden daha yakın bir zaman­da ve aniden görecekleri haber verilmiştir. Onlar onu gördüklerinde, şiddetinden dolayı, onun kopmasıyla ölümleri arasında sadece sabah veya akşam vakti kadar bir sürenin geçtiğini sanacaklardır.

Açıkça görüldüğü gibi ayetler önceki üslup ve konunun devamını oluşturmaktadır. Bu tür sorular ve onlara reddiyeler daha Önce örnekleri geçen birçok yerlerde tekrarlan­mıştı; bu da, bu soruların ve meydan okumaların kafirler tarafından tekrarlandığını, vah­yin de hikmeti gereği bu reddiyeleri tekrarladığını göstermektedir.[20]

 



[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/267.

[2] en-Nâziât Sökmek, çekmek anlamında olan "nez'ı" kökün­den gelmektedir. Yani bir şeyden bir şeyi çekerek söküp çıkarmaktır.

[3] Gavkan Şiddetli, son derece sert bir şekilde.

[4] en-Nâşitat Hızlı ve kolay bir şekilde hareket edenlere, çı­karanlara veya çıkanlara...

[5] er-Râcifetü Sarsıntı ve zelzele meydana getiren olay.

[6] er-Râdifetü Öncekinin peşinden gelen, onu destekleyip tamam­layan bir sarsıntı.

[7] Vâcife Korkudan titrer.

[8] el-Hâfira Kazılmış, bilinen yol.

[9] es-Sâhira Çöl veya düz bir yer.

[10] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/269-270.

[11] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/270-271.

[12] Semkehâ Tavanını...

[13] Fesevvâhâ Onu dümdüz veya sapasağlam yaptı.

[14] Ehraca Duhahâ Gündüz aydınlığından kinayedir.

[15] Dehâhâ Onu yaydı.

[16] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/271-272.

[17] et-Tâmmetü Bu, defedilemeyen büyük bir beladır. Burada ki­naye yoluyla Kıyamet günü kastedilmiştir.

[18] Mera Üstün tuttu, tercih etti.

[19] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/273.

[20] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/274.