Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Abese Sûresi - Kuran - 080Abese - 2. Sayfa

ABESE SÛRESİ

 

80

 

İndiği Yer :

 

Mekke

 

İniş Sırası :

 

24

 

Âyet sayısı :

 

42

 

Nüzulü

 

Mushaftaki sıralamada sekseninci, iniş sırasına göre yirmi dördüncü sûredir. Necm sûresinden sonra, Kadir sûresinden önce Mekke'de inmiştir. Rivayete göre bir gün Hz. Peygamber müşriklerin ileri gelenlerinden bir gruba dini tebliğ eder­ken yanlarına müminlerden olup gözleri görmeyen Abdullah tbn Ümmi Mektûm gelmiş ve Hz. Peygamber'e yaklaşarak Kur'an âyetlerinden bir kısmını kendisine tekrarlamasını veya açıklamasını İstemişti. Etkisi azalacağı için konuşmasının ke­silmesinden rahatsız olan Hz. Peygamber Abdullah'a ilgi göstermemiş, bunun üzerine bu sûrenin Resûlullah'ı (s .a.) uyaran ilk on âyeti inmiştir.[1]

 

Adı

 

Sûre adını, ilk kelimesi olan ye "yüzünü ekşitti, suratını astı" anlamına gelen "abese" kelimesinden almıştır. Kaynaklarda yaygın olarak bu isimle anılmaktadır. Sûrenin bunun dışında "İbn Ümmi Mektûm, Sâhha, Sefer, Â'mâ" adlarıyla anıldı­ğı da söylenir.[2]

 

Konusu

 

Abdullah İbn Ümmi Mektûm olayım hatırlatan ve bu konuda Hz. Peygam­ber'in uyarıldığı âyetlerle başlayan sûrede daha sonra kıyamet, Öldükten sonra di­rilme, vahiy ve peygamberlik konulan üzerinde durulmuştur[3]

 

Meali

 

Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla... 1. Suratını astı,yüzünü çevirdi. 2. Çünkü ona görmeyen biri gelmişti. 3. Sen nereden bileceksin, belki o arına-çaktı. 4. Yahut o öğüt alacak da öğüt kendisine fayda verecekti. 5-6. Sen ise kendim her şeye yeterli görenle ilgileniyorsun. 7. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin! 8-10. Ama gönlünde Allah korkusu taşıyarak koşup sana gelenle ilgilenmiyorsun! 11. Hayır! Şüphesiz bu âyetler birer öğüttür. 12. Di­leyen ondan öğüt alır. 13.0, mukaddes sayfalarda var; 14. Yüce makamlara kaldırılmış, tertemiz sayfalarda. 15-16. Seçkin ve erdemli elçilerin ellerinde­dir. 17.0 kahrolası insan! Ne inkarcıdır o! 18. (Bir düşünse) Allah onu neden yarattı? 19. Bir spermden yarattı da ona şekil verdi. 20. Sonra ona yolu kolay­laştırdı. 21, Nihayet onun canım aldı ve kabre koydu. 22. Sonra dilediği bir va­kitte onu yeniden diriltecek. 23. Hayır! O Allah'ın emrettiğini yapmadı. 24. İn­san yediğine bir bakıp düşünsün! 25. Biz bolca su indirdik. 26. Sonra toprağı uygun şekilde yardık. 27. Oradan ekinler bitirdik. 28. Üzüm bağları, sebzeler; 29. Zeytin ve hurma ağaçları; 30. İri ve sık ağaçlı bahçeler; 31. Meyveler ve ça­yırlar; 32. Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için. 33. Kulakları sağır eden o ses geldiğinde, 34-36.0 gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşin­den ve çocuklarından kaçar. 37.0 gün her kişinin işi başından aşkındır. 38.0 gün bir takım yüzler ışık saçar; 39. Güleçtir, müjde almıştır. 40. Bir takını yüzler de o gün toza toprağa bürünmüş; 41. Kapkara kesilmiştir. 42. İşte bun­lar inkarcılardır, günahkârlardır.[4]

 

Tefsiri

 

1-10. Hz. Peygamber putperest önderlerin ikna edilmesi halinde onları izle­yen halkın İslâm'ı daha kolay benimseyecekleri düşüncesiyle onlarla meşgul olu­yordu. Böyle birine yaptığı konuşmanın ortasında yanlarına gelen bir âmânın za­mansız sorularından rahatsız olarak yüzünü ekşitmiş ve ona cevap vermemiştir, Allah Teâlâ, Resulünü sitemli bir ifadeyle uyardı; onun, kimlere verilecek emeğin daha verimli olacağını kesin olarak bilemeyeceğini, topluluğun ileri gelenlerinden de sorumlu olmadığını bildirdi. Bundan etkilenen Peygamberimizin, daha sonra zaman zaman Abdullah'ı gördüğünde "Kendisinden dolayı rabbimin beni azarla­dığı şahsa merhaba!" diyerek ona iltifatta bulunduğu rivayet edilmektedir. Bu vb. bazı iltifatlarının yanında, iki kez gazaya çıktığında yerine Medine'de kalanlara namaz kıldırmak üzere Abdullah'ı görevlendirdiği de rivayet edilmiştir.[5]

Birkaç âyette Hz. Peygamber'in "zelle" denilen bazı hataları hatırlatılmış ve düzeltilmiştir.[6] Ancak bunlar içinde nispeten sert bir üslûp taşıyan tek öğüt ve uyan konumuz olan âyet­lerdedir. Bu âyetler, vahyin objektifliğini ve Peygamber'in insanlığa kendi istek ve düşüncelerini değil, ilâhî vahyi tebliğ ettiğini, ayrıca onun bir ilâh gibi yanılgısız sayılmaması gerektiğini göstermesi bakımından son derece anlamlıdır. Bunun ka­dar önemli bir husus da Resûlullah'ın, kendi tutumunu eleştiren bu âyetleri, en ufak bir kaygı ve komplekse kapılmadan halka okuması, duyurmasıdır. Bu da onun dâvetindeki samimiyetini, hakikat sevgisini ve üstün ahlâkını gösterir.

"Kendini her şeye yeterli gören" diye çevirdiğimiz 5. âyet Mekke'nin ileri gelen zenginlerini ve kabile reislerini ifade eder. Bunlar mal ve adamlarının çok­luğu nedeniyle büyüklük taslayarak inkarcılıkta devam ediyor, Allah ve Peygam-beri'nin kendilerine doğru yolu göstermelerine ihtiyaçlarının olmadığım söylüyor­lardı. Allah korkusu ile huzuruna gelen âmâ ise Kur'an'ın nuruyla aydınlanarak cehaletten kurtulmak ve günahlardan arınmak istiyordu.[7]

 

11-12. Şevkânî, 11. âyetin başındaki "Hayır!" uyansının açılımını şöyle ifa- de eder: Artık bundan sonra böyle

hatalar yapma; zengine dönüp onunla ilgilenir­ken fakire ilgisiz kalma[8] Aynı âyette birer Öğüt olduğu bildirilen "bu âyet­ler" ifadesiyle sûrenin başındaki uyarıcı ve eğitici on âyetin veya sûrenin tamamı­nın kastedildiği anlaşılmaktadır. "Dileyen ondan öğüt alır" mealindeki 12. âyette ise şu iki noktaya dikkat çekilmiştir:

a) Bu uyan, yalnız Resûlullah'a değil, onun şahsında bütün ümmetine ve İnsanlığa yöneliktir.

b) Uyarıyı dikkate alıp yanlışını düzeltmek de hiçe sayıp hatalarında ısrar etmek de insanın kendi iradesine bağlı­dır, sonucunu da buna göre alacaktır.[9]

 

13-16. "Mukaddes sayfalar"dan maksat Kur'an'ı içeren sayfalardır; Kur'an ilim ve hikmet ihtiva eden İlâhî bir kelâm olduğu için Allah katında şanı yüce ve değerlidir. Mukaddes sayfalardan maksadın "Levh-i mahfuz" veya "önceki pey­gamberlerin kitapları" olduğunu söyleyenler de vardır.[10]

"Seçkin ve erdemli elçiler" diye tercüme ettiğimiz "sefere" (tekili: sefir) ke­limesini müfessirler "Yüce Allah'tan Hz. Peygamber'e vahiy getiren melekler, kulların amellerini yazan melekler (kiramen kâtibin), kitapları okuyanlar (kurrâ), Kur'an'ı yazan sahâbîler" gibi farklı anlamlarda yorumlamışlardır.[11] Kelimeyi, "Peygamberler, Kur'an'ı melekût âleminde kaydeden ve koruyan melekler" olarak anlamak da mümkündür.[12]

 

17-23. Burada "o kahrolası İnsan" şeklindeki yergi ifadesiyle genel olarak in­sanlığın değil, Peygamber'le yaptı klan tartışmalarda yeniden dirilmeyi inkâr eden putperestlerin, bir rivayete göre özellikle Ebû Leheb'in oğlu Utbe'nin kastedildiği belirtilmektedir. Âyetlerde gerek söz konusu kişiye gerekse yeniden dirilmek ko­nusunda tereddüdü olan herkese, insanın hiç yokken varlık alanına nasıl çıkanldı-ğı hatırlatılmakta, böylece insanlar düşünme ve inanmaya teşvik edilmektedir. "Sonra ona yolu kolaylaştırdı" mealindeki âyeti müfessirler "Ana rahminden çık­mayı kolaylaştırdı" veya "Hayır yahut şer yolunu seçme imkânı verdi" şeklinde yorumlamışlardır. Taberî âyetin bağlamını dikkate alarak birinci yorumu tercih et­miştir.[13] Ancak bize göre ikinci anlam, yani insanın iyilİk-kötülük, iman-inkâr, doğru-yanlış şeklindeki alternatifler arasında seçim yapma gücüne sa­hip varlık olarak yaratılması daha çok hatırlaülmaya değer bir lütuftur; dolayısıy­la âyetin bağlamına da daha uygundur. Çünkü bu özelliğiyle insan dünyadaki di­ğer bütün yaratılmışlardan üstün ve seçkin kılınmıştır. Bu gerçek yanında, insanın bir gün ölüp kabre konduktan sonra Allah'ın dilediği bir vakitte tekrar diriltilece­ğim hatırlatan 21-22 âyetler ile Allah'ın buyruklanna uymayanlan kınayan 23. âyetten şu sonuç ortaya çıkmaktadır: Allah insana iyilik ve kötülük yollan arasın- da seçim yapma imkânlarım bahşetmiş, dolayısıyla ona ihtiyacı olduğu kadar öz­gürlük alanı açmıştır. Bu özgürlüğe sahip olması ona Allah'ın buyruklarını yerine getirme sorumluluğu yüklemektedir. Nihayet insan, bir gün bu hayatı terkedecek ve özgürlüğünü doğru kullanarak sorumluluklarını yerine getirip getirmediği ko­nusunda hesap verecek, karşılık görecektir.[14]

 

24-32. Yukarıda 18-20. âyetlerde insanın var oluşu ve mahiyetine ilişkin ilâ­hî lütuflar özetlenmişti; burada ise onu çevreleyen ve varlığını sürdürmesi İçin ge­rekli ve faydalı olan haricî nimetlerin başlıcalan hatırlatılmaktadır. Bu hatırlatma­nın amacı da hem muhatabı Allah'ın kudretinin büyüklüğü hakkında bilgilendirip iman etmesini veya inancını güçlendirmesini sağlamak hem de onu bu lütuflann-dan dolayı Allah'a minnet ve şükran hisleriyle ibadet etmeye, buyruklarına göre yaşamaya yöneltmektir.[15]

 

33-42. Kıyamet ve âhiretten bir kesitin son derece canlı bir tasvirini veren sû­renin bu son âyetleri, dünya hayatının geçici zevk ve tasalarını aşıp varlığının an­lamı, değeri, amacı ve akıbeti üzerine düşünebilme seviyesine ulaşmış her inşam sarsıcı gerçeklerle yüz yüze getirmektedir. Kıyamet gününde evrende meydana gelecek olan olaylar korkunç sesler çıkaracağı İçin ona 33. âyette "sâhha" adı ve­rilmiştir. O gün geldiğinde aralarında akrabalık bağı bulunanların birbirinden ka­çışının sebebi çeşitli şekillerde izah edilmiştir:

a) Kıyamet olayları herkesi dehşe­te düşüreceği için o ortamda insanların birbirini düşünmeleri mümkün değildir; herkes kendi başının derdine düşer.

b) Akrabalıktan doğan haklarını İsteyecekleri endişesiyle insanlar birbirinden kaçarlar.

c) Kişi, akrabaları onun içinde bulundu­ğu sıkıntılı durumu görmesin diye onlardan kaçar.

d) İnsan, akrabasının içinde bu­lunduğu kötü durumu görmesine rağmen onlara yardım edemeyeceğini ve başları­na gelenlere engel olamayacağım bildiği için kaçar.[16]

Bir önceki sûrede[17] kıyamet ve mahşerin dehşetinden dolayı bütün kalplerin korkudan neredeyse yerinden oynayacağı, gözleri korku bürüyece-ği bildirilmişti. Abese sûresinin bu son âyetlerinden anlıyoruz ki inkarcı ve isyan­kârların korku, kaygı ve perişanlıkları devam ederken müminlerin durumları ay­dınlanınca kalplerindeki korku ve kaygının yerini ferahlık ve sevinç alacak, bu se­vinç yüzlerine yansıyacaktır.[18]



[1] Tirmizî, "Tef-sîr" 73; Taberî, XXX, 32-33

Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/479.

[2] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/479.

[3] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/479.

[4] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/480-481.

[5] Zemahşe-rî. IV, 217

[6] meselâ buna yakın bir uyan örneği için bk. Tevbe 9/43

[7] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/481.

[8] V, 443

[9] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/481-482.

[10] bk. Şevkânî, V, 444; ayrı­ca krş.A'lâ 87/18-19

[11] Şevkânî, V, 444

[12] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/482.

[13] bk. XXIX, 35

[14] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/482-483.

[15] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/483.

[16] Nazi1 ât 79/8-9

[17] Şevkânî, V, 446

[18] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/483.