Abese Sûresi - Kuran - 080Abese - 20. Sayfa
Allah'ın Peyganıber'i Uyarması
ABESE SÛRESİ
Kur'an'daki Sırası : 80
Nüzul Sırası : 24
Ayet Sayısı : 42
indiği Dönem : Mekke
Sûrenin Tanıtımı
Davetten yüzçeviren bir lidere, müslüman bir âmâya gösterdiği ilgiden daha fazlasını gösterdiğinden ötürü sûrede Peygamber (s) ilahi bir uyarı ile ikaz edilmiş ve peygamberlik görevinin mahiyeti anlatılmış, inkarı nedeniyle insanoğlu kınanmış, Allah'ın insana verdiği nimetler sayılmış, Ahireî ve onun korkunçluğu ile uyarıda bulunulmuş, salih kulların ve suçluların o gün varacakları yerler anlatılmıştır. Sûrenin bir kopukluk olmadan tamamlanıncaya kadar bölüm bölüm nazil olduğu ihtimali vardır. İlk bölümdeki İtâb ayetleri farklı Özelliktedir. Çünkü, sûrenin diğer ayetlerinin üsiûbu umumi olarak kınama ve uyarma tarzındadır.[1]
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
1- Surat astı ve döndü,
2- Kör geldi diye.
3- Ne bilirsin belki o arınacak[2].
4- Yahut öğür dinleyecek de öğüt kendisine yarayacak.
5- Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince,
6- Sen ona yöneliyorsun[3].
7- Onun arınmasından sana ne?
8- Fakat kızarak sana gelen,
9- (Allah'tan] korkarak gelmişken,
10- Sen onunla ilgilenmiyorsun[4].
11- Hayır (olmaz böyle şey); o (inen Kur'an ayetleri) bir hatırlatmadır.
I2- Dileyen onu düşünüp öğüt alır.
Bu ayetlerde Allah korkusunu hisseden müslüman bir âmâya yüz çevirip surat astı-gmdan dolay, Peygamber (s) ikaz (itâb) edilmiştir. Bu şahıs istifade etmek ve aydmlan-mak için Peygambere koşarak gelmiş, Peygamber ise, İslam'ı kabul edip etmemesinden sorumlu olmadığı, Allah'ın davetine karş, müslağnilik gösteren inkarcı ve inatçı bir adama yönelmişti. Davetin amacının, kesin zorunluluk gerektirmeyen sadece bir uyarı olduğu, hayrı dileyenin Öğüt alıp istifade edeceği, böyle yapmayanın yaptığının sonucuna katlanacağını vurgulayarak sûre sona ermiştir.
Müfessirlerin çoğunun İbn Mektûm olduğu konusunda ittifak etlikleri müslüman bir âmânın müşrik ileri gelenleri ile risalct/davet hakkında konuştuğu bir sırada Peygamber (s)'e bazı dini meseleleri sormak üzere gelmesi, bu âmânın (söze girerek) soru sorması, nihayet Peygamberin yüzünü asması ve bu müşrik lider ile konuşmasına devam ederek o amadan yüzçevirip dönmesi münasebetiyle bu ayetlerin indiği rivayet edilmiştir. Bu (müşrik) bir rivayete göre Utbe b. Rebia, bir başkasına göre Ebu Cehil, başka bir rivayete göre ise Utbe, Ebu Cehl ve Abbas b. Abdülmuttalip'ten oluşan üç kişidir[5].[6]
Allah'ın Peyganıber'i Uyarması
Bunlar Peygamber (s)'in itâb edildiği ilk ayetlerdir. Ayetlerin içeriği bu hitabın, Peygamber'in sadece evla olana muhalefetinden kaynaklandığını göstermekledir. Evla (daha uygun bulduğu) konularda O, bir müçtehid konumundaydı. Davet ve davetini yaymakla haşır neşir olmuştu. Bunda başarılı olmak için de çok ısrarlıydı. Âmâya öğretmek ve onu aydınlatmaktan uzak durma tavrında değildi. Burada Peygamber'in masumiyeti ile çelişen bir durum sözkonusu değildir. Buradaki hilab (İkaz) da, hitabın üslûp, mâna ve içeriğinde, Rasulullah (s)'ın bu ikazı ilan eîmesinde ise, nefis ve kalbe bakim olan ve bu ikisini yücelten Peygamber'in derin/köklü sadakati net bir biçimde görünmektedir.
Ayetlerde çok önemli ve süreklilik arzeden ahlâki, sosyal ve hayati açıklamalar ve ilkeler vardır. Bu ayetlerde, sosyal dereceleri ne olursa olsun, iyilik ve bilginin arkasından koşan iyi niyet sahibi, insanlar (risaletten) istifade edip aydınlanma ve salih amel işleme arzusunda olanlar övülmüş, bunlarla ilgilenme, yardım etme ve teşvik ve desteklenmenin, onian ne kadar mertebeleri yüksek olursa olsun, hak sözden ve davetten yüz çevirerek gurur ve kibir gösterenlere tercih elmenin gerekli olduğu, bu türden (olumsuz) insanlara bir ders vermek için değer vermeyerek ve küçümseyerek muamele etmenin gerektiği anlatılmıştır. (Yine bu ayetlerde) sosyal statüdeki üstünlük veya düşüklüğü göz önünde tutmayarak, insanlar arasındaki üstünlük/erdemin iyi niyet sahibi olanlar ve hayır/iyi işler yapmayı arzu edenlere ait olduğu vurgulanmışın'.
Son İki ayette özellikle Peygamber (s) teskin edilmiş ve görevi anlatılmıştır. Öyle ki O'nun görevi hatırlatmadır, zorlama değil. Yine bu iki ayetle, hidayet ve dalalet, hak ve batıl yol açıklandıktan sonra insanın tercih iradesinde hür olduğu vurgulanmış, her ferdin yaptığından sorumlu olduğu anlatılmşıtır. Kim hidayeti tercih ederse kendini kurtarmış olur, kim de saparsa kendini helak eder. Bu husus birçok yerde tekrarlanarak an-
latılmıştir ki, burada müslümanların ve özellikle de ıslahçı sosyal ve siyasi çağrı/davet sahiplerinin insanlarla ilişkilerinde, ışığında yürümeleri gerekli olan önemli ve sürekli bir uyarı vardır.[7]
13- (O) sahifeler[8] içindedir, değerîi şanlı,
14- Yükseltilen ve temiz tutulan (sahifelerde).
15- (Ki onlarda} taşıyıcıların ellerindedir[9].
16- {Allah'a göre) değerli çok iyi[10] (yazıcı ve taşıyıcıların).
Bu ayetler öncekileri ve özellikle oradaki son iki ayeti izleyerek gelmiştir. 11, ayette "tezkire" kelimesi geçmiş, bu ayetlerde ise "tezkire"nin mahiyeti açıklanmış ve övülmüştür. Bu "tezkire" temiz, değerli ve yüce sahifeler olup, Allah'ın değerli, iyi, emin ve Allah ile O'nuri peygamberleri arasında elçilik [11]görevini yerine getirmek hususunda kedilerini Allah'a bağlayan elçileri bu sahifeleri lebliğ etmektedir.
Çoğunluktaki alimlerin de tercih ettiği biraz önceki yoruma göre buradaki "sahuf"[12] (sahifeler) kelimesi mecazi bir ifadedir. Çünkü (o an) ilahi vahiy sahifelere yazılmış bir şekilde Peygamber (s)'c iletiliyor değildi ve ancak ona bu vahiyler sadece ilkâ cdiliyordu. Bu "suhuf kelimesinde (meleğin) İlkâ ettiği vahyin sahifeler içerisinde toplanması gerektiği vurgulanmış veya bu şekilde toplanacağına işaret edilmiş olabilir.
Mütevatir olarak aktarıldığına göre Peygamber (s) kendisine valıycdilcn Kur'an parçalarının nazil olur-olmaz sahifeler içerisinde toplanmasını emrediyordu[13].
Öyle ki, bu uyarıya dikkat edilmiş ve o doğrultuda çalışılmıştır. Bu ayetlerde Kur'an sahifelerinc saygı, onları temiz tutma ve hürmet göstermenin gerektiği hakkında önemli bir uyan vardır.
Peygamber'lc bağlantı kuran ve O'na Kur'an ayetlerini teker teker bildiren ilahi meleğin Bakara sûresi 97'de Cebrail olduğu "De ki: Allah'ın izniyle Kur'an'i kendinden öncekini doğrulayıcı ve inananlara yol gösterici ve müjdeci olarak senin kalbine İndirdiği için kim Cebrail' e düşman olursa". (Bakara 2197)
Şuara 193-195'te er Ruhu'l Emin: "O'nu, er-Ruhu'l Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi. Senin kalbine, uyarıcılardan olman için. Apaçık Arapça bir dille" (Şuara 26/193-195)
Nahl 102'de: "De ki: İnananları sağlamlaştırmak ve müslümanlara yol gösterici ve müjde olmak üzere O'nu, Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) Rahbinden gerçek (bilgi) olarak indirdi."[14] ayetinde Ruhu'l-Kudûs olduğu belirtildikten sonra öyle anlaşılıyor ki; "Sefera" kelimesinin çoğul oluşu ve "elçilerin" (ayette sayılan) vasıfları genel olarak insanların Özelde de Arapların kullanageldikleri hitap, Allah'ın meleğini yüceltme hedefini taşımaktadır.[15]
17- Kahrolası insan, ne kadar da nankördür!
18- (Allah) onu hangi şeyden yarattı.
19- Nutfe'den (sperm) onu yarattı, ona biçim verdi'[16].
20- Sonra ona yolu (ana karnından çıkmasını, hayır veya şer yolunu seçmesini) kolaylaştırdı.
21- Sonra onu öldürdü, kabre koydurdu.
22- Sonra dilediği zaman onu yeniden diriltir.
23- Hayır, (insan, Allah'ın ) emrettiğini yapmadı[17].
Ayetlerde konu değiştirilerek Allah'ın kainatı içerisinde, çok küçük bir varlık olması, yaratma, can verme, Öldürme ve öldükten sonra diriltme gibi tasarrufları kuşatıcılığı-na rağmen,[18] Allah'ı inkar eden, O'nun emirlerine karşı isyan edip O'na karşı (yapması gerekli) görevini yerine getirmeyen insan kınanmıştır. Sergiledikleri isyankar ve inatçı tavırlarından ötürü bu kınamanın kafirlere aif olma ihtimaliyle birlikle aynı zamanda ayetlerdekj genel üslup; Allah'ı inkar edip ona isyan eden her türlü insanı kapsayacak biçimde bu kınamayı geniş boyutlu bir telkin haline getirmektedir.
Açıkça görüldüğü gibi 20. ayet, Allah'ın insanlara sağlam [19]yolu (gösterip) açıkladığını onların (bu yolda) yürümelerini kolaylaştırdığını, onların içerisinde bu yolda yürüyebilme kabiliyetini yarattığını açıklamaktadır ki, burada, daha önce geçen Kur'an açıklamaları tekid edilmiştir.[20]
24- İnsan (şu) yiyeceğine bir baksın.
25- (Nasıl) biz suyu döktükçe döktük.
26- Sonra toprağı güzelce yardık.
27- Orada bilirdik (dane)ler.
28- Üzüm(ler) yoncalar).[21]
29- Zeytinler, hurmalar.
30- İri ve sık ağaçlı[22] bahçeler,
31- Meyva(lar) ve çayır(lar)[23]',
32- Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.
Görüldüğü gibi bu ayetler söz akışı ve konu olarak izlemektedir ve onların devamıdır. İnkarcı ve Allah'a davete karşı isyankâr insanın, olumsuz tavrından vazgeçmesi için Allah'ın kendisine bahşettiği çeşitli beslenme yollarını, ona verdiği nimetleri düşünüp tefekkür etmesi gerekmektedir.
Çünkü insan, (bu takdirde) bütün bu nimetlerin Allah'ı bahşetmesi ve gözetmesi İle olduğunu görebilecektir.
Son ayette çoğul muhatap kipinin geçmiş olması, kelâmın, birinci derecede Kur'an'] dinleyen (ilk nesil) ve özellikle onların içerisinden isyancı ve inkarcılara yönelik olduğu izlenimini verse de, ayetlerin üslubu ve genel olarak insana hitapla başlaması, bu ayetin hitap ettiği ve kınama yönelttiği insanların umumi olduğunu göstermekledir.
Öyle görülüyor ki, Allah'ın insana bahşettiği gıda türleri, ayetlerin saydığı ürünlerle sınırlı değildir.
ÖğÜtü kuvvetlendirmek ve kınamayı vurgulamak için insan hayatındaki ahenge dikkat çekilmiştir. Aynı şekilde ayetler tabiat kanunlarını izah tarzında da olmayıp insanların önünde ve gözlerinin altında bulunan çalışarak elde ettikleri mahsulleri hatırlatmaktadır. Bu nimetlerden çeşitli şekille ve suretlerde yararlanmak mümkündür. Ayetler insan vicdanını uyarmayı ve Allah'ın lütfü, hakkı ve rububiyetini tanımaya yöneltmeyi hedeflemiştir. Bu iki husus, benzer Kur'an bölümlerinde de görülmektedir.[24]
33- Çarpınca kulakları sağır eden o gürültü[25] geldiği zaman,
34- İşte o gün, kişi kaçar kardeşinden,
35- Anasından, babasından,
36- Eşinden[26] ve oğullarından,
37- O gün onlardan her kişinin kendisine yeter derecede İşİ vardır[27].
38- Yüzler var ki o gün parıl parıl[28],
39- Güleç sevinçli,
40- Yüzler de var ki o gün tozlanmış,
41- Onları karanlıklar bürümüş[29] (öylesine üzgün, öylesine dertli).
42- İşte onlar kafirler, haktan sapanlardır[30]'.
Söz akışı (ve konu) itibariyle bu ayetler daha öncekileri takip etmiştir. Kıyamet günü ile uyarmak, insanın kendisine en yakın kimselerden kaçacağı o günün dehşetini açıklamak, yine o gün insanların sınıflara ayrılması gibi hususları ihtiva etmiştir. İnsanlar (o gün) kendilerine imrenilen, sevinçli ve yüzleri parıl parıl olan salih mü'minler, ya da belanın şiddetinden yüzlerini toz ve siyahlığın kapladığı kafir-facir takımı kimseler olacaklardır.
Birinci gurupta huzur; ikinci gurupta ise, korku ve endişe bulunacağı kuvvetli bir şekilde anlatılmıştır.
Birinci gurupta olanların bulundukları hal üzere sebat etmeleri, ikinci guruptakilerin ise ellerinde geniş vakit varken, korkunç şekilde dehşetli olan eczadan korunmaları yer almıştır. Görüldüğü gibi, bu iki durum ayetlerin hedeflerindendir.[31]
[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/251.
[2] Yezzekkâ İstifade eder, bilgi ve ruh temizliği bakımından gelişir anlamında olan bir fiildir.
[3] Tesaddâ Yani "sen onu yöncliyorsun" demektir.
[4] Telchhâj (Tctelehhâ) Yani ".sen onunla ilgilenmiyorsun'" dcmekiir.
[5] Bkz. Ayetlerin tefsiri hakkında Taberi, Nisaburi, İbn Kesir, Begavi ve Tabresi tefsirleri.
[6] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/159.
[7] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/253-254.
[8] Suhuf Çoğunluktaki âlimler bu kelimede, Peygamber (s)'e vah-yedilen Kur'an bölümlerinin kastedildiği görüşündedir. Bazı müfessirler İse, bunların Allah'ın daha önceki peygamberlere indirdiği kitapları olduğunu söylemişlerdir2. Zira ayetlerin nüzul dönemi şartlarına uyduğundan ötürü birinci görüş daha doğrudur.
[9] Sefera "Sefir" kelimesinin çoğuludur ve "resul" (elçi) mânasın-dadır. Çoğunluk alimler, bunların Allah'ın vahyini bildiren melekler olduğu görüşündedir. Bazı müfessirler ise bunların Kur'an okuyucuları olduğunu söylemişlerdir3. Birinci görüş daha doğrudur.
[10] Berara "Bâr" kelimesinin çoğuludur. Burada sadık, emin anlamındadır.
[11] Bkz. Ayetlerin tefsiri hakkında Taberi, İbn Kesir, Tabresi, Nisaburi ve Begavi Tefsirleri.
[12] A.g.e.
[13] Bkz. el-Kur'an'ül- Mecid kitabımız, 2. bölüm.
[14] Çoğunluktaki müfessirler: Ruhu'l-Emin ve Ruhu'l-Kudüs ifadelerinin de Cebrail (as)'i kasdettiği görüşündedir. Buradaki ayetlerin tefsiri hakkında Taberi, ibn Kesir. Zemahşeri ve diğer tefsirlere bkz.
[15] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/254-255.
[16] Kadderehû Yaratmayı ezelde hesaplanmış bir kanuna göre düzene koydu demektir.
[17] Ketlâ Umma yakdi mâ emerah Çoğunluktaki nıüfessirler, bu ifade iic Allah'a karşı olan görevini yerine getirmediğinden ötürü inkarcı kişinin kınandığı6 bazı müfessirler de, bu ayetin Allah'ın kabirdekile-ri ancak cmredildiği (vakti geldiği) zaman hasreder mânasına geldiği ve daha önceki ayetleri açıkladığını söylemişierse de7 ilk yorum daha doğrudur
[18] Bkz. Ayetin tefsiri hakkında Taberi. Begavi, Nisaburi. Tabresi ve İbn Kesir.
[19] Bkz. İbn Kesir.
[20] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/256.
[21] Kadban Değişik görüşlere göre taze yumuşak sebze, ağaçtan tekrar tekrar alman taze mahsul veya hayvan yiyeceği.
[22] öulben Ağaçlan birbirine girift bahçe.
[23] Ebben En doğru görüşe göre; mera, otlak demektir.
[24] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/257.
[25] es-Sâhhatu Sesin şiddetinden ötürü kulakları sağır eden gürültü, haykırış demektir.
[26] Sâhibetihi 'Eşi' anlamındadır.
[27] Şe'mın yuğnîhi Başkasıyla ilgilenmekten alıkoyan meşgale demektir.
[28] muafİra Sevinçten parlamış olan demektir. Bu sevinç ve huzur alametidir.
[29] Turhikuhâ katera "Katcra", ateşten yükselen siyah duman, yüksek bir yerden inen ve yerden yükselen toz demektir. Bu cümlede, ahirette kendilerine isabet eden korkunç hal ve belanın şiddetinden facir kafirlerin yüzlerinin simsiyah kesileceği anlatılmıştır.
[30] Fecera Fâcir kelimesinin çoğuludur. Facir, batağa ve çirkin işlere düşmüş ve batmış kişiye denir.
[31] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/259.
İslami Okul Okulların En Önemlisi