Muraffifin Suresi - 083Mutaffifin - 1. Sayfa
Giriş
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
MUTAFFIFIN SÜRESİ
Giriş
Mekke Dönemi'nde Nazil olmuştur. 36 ayettir.
Bu sure İbn Mesud ve Dahhak'a göre Mekkî'dir. Hasan Basri ve İkrime'ye göre Medenî'dir. Süddi surenin Medenî olduğunu zikrederken şunları söyler:
«Medine'de Ebu Cüheyne adlı bir kişi vardı. İki deposu vardı. Fazlasıyla halktan alır, eksiğiyle halka verirdi. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu».
İbn Abas'tan bu hususta birçok rivayetler gelmiştir. İbn Du-reys, îbn Abbas'tan bu surenin Mekke'de en son nazil olan sure olduğunu rivayet eder.
îbn Merduveyh ve Beyhaki ise îbn Abbas'tan şöyle dediğini rivayet ederler. «Medine'de en önce nazil olan sure Mutaffifin Sure-si'dir». Bu rivayeti Nesei, İbn Mace ve Beyhaki'nin (Şuab'ul-İman' da) sahih bir senedle İbn Abbas'tan naklettikleri şu haber teyid etmektedir: Rasûl-ü Ekrem Medine'ye vardığında Medineliler ölçü ve tartıda yeryüzündeki insanların hepsinden daha fazla hainlik yapıyorlardı. Allah bu ayeti o zaman indirdi. Onlar da sonra Ölçü ve tartı bakımından insanların en güzeli oldular.
Yine Katade'nin İbn Abbas'tan yaptığı bir rivayette «Bu sure Mekki'dir, ancak sonundaki sekiz ayet değildir» denilmektedir. Bazıları da «Medenî'dir, ancak başındaki altı ayet Medenî değildir»
demişlerdir. Bazıları da, «Mekke ve Medine arasında nazil olmuştur. Ne Mekkî ne de Medenî'dir. Sadece Mekke ile Medine arasında nazil olmuştur» demişlerdir.
Allah bu sure ile Medine ehlinin durumunu peygamber oraya varmazdan önce ıslah etmek istiyordu. Nitekim Rasûlullah onlara tertemiz oldukları halde gelmişti.
Ayetleri ihtilafsız 36'dır. Kelimeleri 169, harfleri 730'dur. Bu sure ile înfitar Suresi arasındaki münasebet şudur: Cenab-ı Hak orada said ve şakileri, ceza gününü zikretti, durumlarım belirtti. Bu surede ise asilerin bir kısmına nelerin hazırlandığı zikredilmektedir.
Cenab-ı Hak daha önceki surede bahsi geçen yalanlıyanlann halini burada açıklamaktadır. [1]
Meal
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline!
2- Onlar insanlardan birşey Ölçüp aldıkları zaman ölçüyü tam yaparlar.
3- Kendileri onlara birşey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik yaparlar.
4- Onlar tekrar diriltileceklerini sanmıyorlar mı?
5- Büyük bir gün için ki,
6- O gün insanlar Alemlerin Rabbi huzurunda dururlar.
7- Hayır! Allah'ın buyruğundan dışarı çıkanlar, muhakkak (Siccin adlı) defterde yazılıdır.
8- (Ey Rasûlüm!) Siccin'in ne olduğunu sen nereden bilirsin?
9- O yazılmış bir kitaptır.
10- Yalanlayanların o gün vay haline!
11- Onlar ceza gününü yalanlamaktadırlar.
12- Onu ancak saldırgan, günaha düşkün kimse yalanlar.
13- Ona ayetlerimiz okunduğu zaman «Bunlar öncekilerin masallarıdır» der.
14- Hayır, hayır! Onlann işleyip kazandıkları şeyler kalplerinin üzerinde pas olmuştur.
15- Hayır! Doğrusu onlar o gün Rablerinden yoksun kalacaklardır.
16- Sonra onlar elbette cehenneme gireceklerdir.
17- Sonra da onlara «yalanlayıp durduğunuz işte budur» denecektir.
18- Hayır! İyilerin yazısı llliyyin (yüceler) dedir.
19- «Ey Rasûlüm!) İlliyyin'in ne olduğunu sen nereden bilirsin?
20- (O) yazılmış bir kitaptır.
21- (Allah'a) yaklaştırılmış olanlar onu görürler.
22- Şüphesiz ki iyi kimseler nimetleri devamlı olan Naim cennetlerindedirler.
23- Koltuklar üzerinde seyrederler:
24- Öyleki nimetlenmelerinin zevkini yüzlerinden tanırsın.
25- Onlara mühürlü ve saf bir şaraptan içirilir.
26- Ki sonu misktir. İşte yarışanlar bunun için yarışsınlar. [2]
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
(1-26) «ölçü ve tartıda hile yapanların...»
Bu Ayetlerin Tefsiri
«Veyl» şerrin şiddetlisidir. Bazılarına göre üzüntü ve helak, bazılarına göre ise elem verici azaptır. Bazıları da «Cehennemde bir dağdır» demişlerdir. Bu haber merfu olarak Hz. Osman'dan da nakledilmiştir. Birçok kimse ise cehennemde bir vadi olduğunu söylemişlerdir. İmam Ahmed ve Tirmizi, Ebu Said'den Rasûlul-lah'ın şöyle söylediğini naklediyor: «Veyl cehennemde bir vadidir. Kâfir orada kırk yaz (sene) yuvarlanır, yine de derinliğine ulaşamaz».
İbn Hibban ve Hakim'in sahihlerinde «Veyl, iki dağ arasında bir vadidir,. Kâfir orada kırk yaz (sene) yuvarlanır, yine de onun derinliğine yetişemez» denilmiştir. İbn Ebi Hatim, Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet ediyor: «Bu cehennemde bir vadidir, irinle doludur». Ragıb «Veyl irinerdir» diyor. Bazen hasret için de kullanılır. «Veyl cehennemde bir vadidir» denilmekle lügat bakımından veyl' in bu mânâya geldiği söylenmek istenmemiştir. Yani Cenab-ı Hak kimin hakkında bunu söylerse o ateşte böyle bir yere müstahak olur ve bu yer onun için sabit olur!
«Mutaffifin»den maksat, ölçü ve tartıda verdikleri zaman eksik, aldıkları zaman da tam alan kimselerdir. îbn Ömer «Mutaffif o kişidir ki Ölçüde zulmedeceğini, hainlik yapacağını bildiği halde, bile bile, böyle bir kimseyi ücretle çalıştırır. O kişinin yaptıklarının günahı onu ücretle çalıştıranın boynunadır» demiştir. Bazıları da «Tatfif, ölçüde, tartıda, namazda, hadiste olur» demişlerdir. Mu-vatta'da İmam Malik «Her şeyin vefası ve tatbiki vardır» diyor. Salim, İbn Ebi Cihad'dan şöyle rivayet ediyor: «Namaz ölçü iledir. Kim yerli yerinds yaparsa, bu onundur. Eksik yaparsa Cenab-t Hak'kın «Mutaffifîne veyl olsun» dediğini siz biliyorsunuz».
«Tatfif» az demektir,
îbn Abbas, Rasûl-ü Ekrem'in şöyle buyurduğunu naklediyor: «Bir kavim ahdini nakzederse Cenab-ı Hak düşmanlarını onlara musallat kılar. Allah'ın indirdiğinin gayrisiyle hükmederlerse onların içerisinde fakirlik yayılır. İçlerinde fahişelik açıkça yapılırsa onlarda taun hastalığı meydana gelir, ölçekleri eksik ölçerlerse Cenab-ı Hak onlara bitki vermez veya kıtlık seneleri gelir. Zekâtı vermezlerse Cenab-t Hak onlardan yağmuru keser» (Hadisi Ebu Bekir el-Bezzar bu mânâda tahric etmiştir.)
îbn Ömer, satıcının yanından her geçtiğinde «Allah'tan kork, ölçeği tam yap. Teraziyi adaletten ayrümaksızın tart. Çünkü bunun aksini yapanlar Kıyamet Günü'nde onların terleri kulaklarının yansına kadar onları gemler, yani ona dalarlar» derdi.
Dördüncü ayetin başındaki «Zan» yakin manasınadır. O zaman ayetin mânâsı şöyle olur: «Onlar niçin kesinlikle bunu bilmiyorlar? Eğer kesinlikle buseydiler ölçü ve tartıda eksiklik yapmazlardı.»
Bazıları «Zan tereddüt demektir» demiştir. Bu takdirde ayetin nânâsı şöyle olur: «Eğer onlar yilzdeyüz haşre inanıyorlarsa niçin tereddüd ediyorlar? O halde düşünsünler, araştırsınlar, en kuvvet üye yapışsınlar».
«Büyük Gün»den maksat Kıyamet Günü'dür «Halkın âlemlerin Rabine kâim olduğu gün» de onun bedelidir.
İnkâr ve hayretle, zan kelimesinde, dini büyüklükle vasıflandırmakta, halkın o gün Allah için başını eğerek zillet içerisinde kıyam etmesinde, Allah'ın zatını Rabbulalemin olarak vasıflandırmasında, günahın büyüklüğünden ötürü beliğ bir açıklama vardır.
İbn Ömer «Allah Rasûlü'nden dinledim: Halkın Âlemlerin Rabbi için kalktığı gün ellibin sene miktarında bir gündür. Kiminin o müddette teri topuklarına, kiminin dizlerine, kiminin oyluklarına, kiminin göğüslerine, kiminin de kulaklarına kadar çıkar. Hatta bazıları kurbağanın suya dalması gibi terin içine dalarlar» demiştir.
İbn Abbas'ın «O günün miktarının üçyüz sene» olduğunu söylediği nakledilmektedir. Fakat bu miktar, müminlere bir farz namazı kılacak kadar kolay gelecektir.
Bunun delili Cenab-ı Hak'kın şu ayetidir: «İyi bilin ki Allah'ın velileri üzerine ne bir korku Dardır, ne de onlar üzülürler. Onlar iman eden ve Allah'tan korkan kimselerdir». Allah bizi onlardan eylesin!
Bazılarına göre «nas» kelimesinden maksat Cebrail'dir. Çünkü o, âlemlerin rabbi olan Allah için kaim olur. Bunu Cübeyr söylemiştir. Fakat bu tevilde uzaklık vardır. Çünkü bu hususta «nasa m Cebrail demek olmadığı birçok sahih hadisle sabittir. Müslim, Buharı ve Tirmizi'de mevcud olan İbn Ömer'in hadisi bu hususta delil olarak kâfidir.
İnsanların bir kısmının diğerleri için ayağa kalkmalarına gelince, bazı alimlere göre bu caizdir, bazılarına göre ise memnudur. Rivayete eröre Rasûl-ü Ekrem. Habeşistan'dan dönen Cafer bin
Ebi Talib'in yanında, kalkarak onun boynuna sarıldı. Talha, Kâb bin Malik için, tevbesi kabul olunduğu gün ayağa kalkmıştır. Ra-sûlullah'in Sad bin Ubbade'nin yanına çıktığı zaman Ensar'a «Efendiniz için ayağa kalkın» sözü de vardır. Rasûl-ü Ekrem «Kim kıyam yönünden halkın kendisine temessül etmesinden seviniyorsa o, ateşteki durağına hazırlansın» buyurmuştur. Demek ki bu kişinin haline ve niyetine göredir. Eğer kişi halkın ayağa kalkmasını istiyorsa kalkar. Nefsi için böyle bir şey olduğunu vehmetmesi yasaktır. Eğer bu sevinç yoluyla, istek yoluyla olursa caizdir. Üstelik sebebler oldu mu, mesela adam yanınıza başka bir yerden geliyorsa...
îbn Abbas'ın rivayetine göre «Kitab'uUFuccar» facirlerin ruh-lan ve amelleridir. Onlar Siccin'dedir. İbn Ebi Nuceyh Mücahid' den şöyle rivayet ediyor: «Siccin yedinci yerin altında bulunan büyük bir kayalıktır. O evrilip çevrilir. Onun altına facirlerin kitabı (ruhların amelleri) konur.» Bunun benzeri İbn Abbas'tan, Kata-de'den, Said bin Cübeyr'den, Mukatil'den ve Kâb'tan da rivayet edilmiştir. Kâb «Bu taşın altında kâfirlerin ruhları vardır. Onlar da îblis'in yanağı altındadır» demiştir.
KaT>, «Siccin» yedinci arzın altmda simsiyah bir kayalıktır, demiştir. Orada her şeytanın ismi yazılıdır. Kâfirlerin nefisleri onun yanına atılır.
Said bin Cübeyr, «Siccin, îblis'in yanağı altındadır» derken, Yahya bin Sellam «Yer altında siyah bir taşhr, kâfirlerin ruhları orada yazılır» demiştir. Ata el Horasanî «Kürrei arzın en alt tabakası, yedinci tabakasıdır» demiştir Orada İblis ve zürriyeti bulunur.
Hasan «Siccin yedinci yerdedir» derken, bazıları «Bu bir darbımeseldir. İşaret eder ki Cenab-ı Hak kendilerine yarar verdiğini zannettikleri amellerini reddedecektir» demişlerdir. Mücahid,
«Ayetin mânâsı şudur: Onların amelleri yedinci yer tabakasının altındadır. Ondan hiçbir şey Allah'ın huzuruna yükselip gitmez» demiştir.
Aynı zamanda, Siccin'in yedinci yer kürresinde bulunan bir kayalık olduğunu da söylemiştir. Ebu Hureyre'nin naklettiği bir hadiste «Siccin cehennemde bir kuyudur ve ağzı daima açıktır» denilmektedir. Bazıları da «Kapalı bir kuyu» olduğunu söylemişlerdir. Enes «En alt yer tabaksmda bîr derekedir» demiştir. Enes' in Rasûlullah'tan rivayet ettiği bir hadise göre, siccin yerin en altında veya yedinci yerin altında bulunmaktadır.
İkrime «Siccin hasar ve dalâlettir» derken, Ebu Ubeyde «Sic-cin'den maksat hapis ve şiddetli darlıktır» demiştir. Bu takdirde ayetin mânâsı şudur: Onların kitabı bir darlıkta, bir hapistedir. Bu da mertebelerinin Allah katında çok düşük olmasından ileri gelir.
«Yazılmış bir kitaptır»; yani ne unutulur ne de silinir. Kata-de «Merkum kelimesi yazılmış demektir» diyor. Onlara şerri yaz. di demektir. Oraya ne bir kimse bir başkasını atabilir ne de bîr kimseyi oradan çıkarabilir. Dahhak'a göre Merkum kelimesi Him-yer diline aittir. Rakam'm esası yazıdır, yazmaktır.
«Mu'ted»den maksat halka muamele yaparken haklarına saldıran, dolayısıyla nefsini zarara sokan kişidir. Bu kimse aynı zamanda Allah'ın emrini terkettiği için günahkârdır. Bazıları «Bu ayet Velid bin Muğire, Ebu Cehil ve benzerleri hakkında nazil olmuştur» diyor. Çünkü Cenab-ı Hak «Onlara Allah'ın ayetleri okunduğu zaman bu evvelkilerin masallarıdır diyorlardı» buyurmuştur. Nitekim bu söz onlardan sadır olmuştu. «Esatir'uUEvvelin» onların bâtıl kıssaları demektir. Yani onların süslü püslü yazmış oldukları asılsız ve temelsiz hikâyelerdir.
14. .ayetin başındaki «Kella» kelimesi red ve zecr içindir. Yani o, öncekilerin bâtıl hikâyeleri, efsaneleri değildir. Tirmizi'de Ebu Hüreyre'den, Rasûlullah'tan şu nakledilir: «Kul bir hata işlediği zaman onun kalbine siyah bir nokta yazılır. Ne zaman o hatayı bırakır, Allah'tan af talebinde bulunur, tevbe ederse kalbi kalaylanır, tertemiz olur. Eğer tekrar yaparsa daha artar. Ta ki kalbinin tamamını kapsar. İşte o ran'dır». 14. ayette geçen«Bane» fiili bu mânâyı taşımaktadır.
Tirmizi «Bu hadis hasen ve sahihtir» demiştir, Mücahid «Kişi günah işleye işleye günah kalbini kapsadığı ve kalbini tamamen Örttüğü zaman «kalbine rayn çökmüş» denilir» diyor.
Evet, günahlar çoğaldığında kalp kalbur gibi olur. Artık hiçbir hayra kulak vermez ve orada herhangi bir yararlı iş sabit olmaz, dökülür.
Ebu Muaz en-Nahvi şöyle der: «Rayn kalbin günahlardan simsiyah kesilmesi demektir. Tab', kalbin üzerine mühür vurulması demektir. Tab\ rayn'dan daha korkunç ve şiddetlidir. Kıfil kilitlenme tab'dan da daha şiddetlidir». Zeccac, «Rayn pas gibidir, ince bir duman gibi kalbi kapsar. Gayn kelimesi de rayn gibi bu mânâyı ifade eder» diyor.
Zeccac, «15. ayette Cenab-ı Hak'kın Kıyamet'te görüleceğine dair delil vardır» diyor. Eğer bu olmasa bu ayetten herhangi bir fayda elde edilemez. O zaman kâfirlerin de mahcub olmak suretiyle mertebelerinin düşüklüğü hiçbir fayda sağlamaz.
Cenab-ı Hak başka ayetlerde «O gün birtakım yüzler pırıl pu ril parlar ve Rablerine bakarlar» buyuruyor. Müminler Kıyamet Günü'nde Cenab-ı Hak'kın yüzüne bakacaklar, kâfirler de bundan mahrum olacaklardır. Ayet bu gerçeğe işaret etmektedir.
Malik bin Enes bu ayet münasebetiyle şunları söylüyor: «Allah'ın düşmanları perdelendiklerinde, Allah'ı göremediklerinde Allah, dostlarına kendisini görmeleri için tecelli eder».
îmam Şafii «Allah'a yemin ederim, eğer Muhammed "bin İd-ris (kendisini kastediyor), mahşerde Rabbini göreceğine inanma-saydı dünyada O'na ibadet etmezdi» diyor.
Mücahid «Kâfirler Allah'ın kerametinden perdelidirler» diyor. O'nun rahmetinden alıkonulmuşlardır. Bu rahmetten uzaklaştırılmışlardır. Katade «Allah onlara rahmetle bakmaz, onları tefemiz kılmaz. Onlar için elem verici azap vardır.» der.
Cumhur'un kavline göre onlar Allah'ın niyetinden perdelen-mişlerdir, onu göremezler. Ateşten ayrılamazlar ve orada yanıp durmaktadırlar. Nitekim başka bir ayette «Onların derileri pör-sildükçe o derilerden başka deriler onlara giydiririz ki azabı tad-sınlar» buyurulmuştur. Başka bir ayette de «Ateş söndükçe onların ateşlerini artırırız» denilmektedir.
Müfessirler, «Cahim, ateşin dördüncü tabakasıdır» demişlerdir.
18. ayetin başındaki «Kella» kelimesi hak manasınadır. Bazıları «Red içindir» demişlerdir. Yani emir onların dedikleri ve zan-nettikleri gibi değildir. Bilakis onların kitapları Siccin'dedir. Müminlerin kitapları ise İlliyyin'dedir. Mukatil «Kellâ'nm mânâsı: Onlar yanacakları azaba iman etmiyorlar demektir» diyor. îbn Ab-bas «îlliyyin'den maksat cennettir» der. Yani müminlerin kitapları cennettedir. Yine İbn Abbas'tan gelen bir rivayet: «Onların amelleri Allah'ın kitabında, göktedir» şeklindedir. Dahhak, Mücahid ve Katade «Müminlerin ruhları yedinci göktedir demektim diyorlar.
Îbn'ul-Aclak, Dahhak'tan şbyle rivayet ediyor: «İlliyyin Sidret' uUMunteha'dır. Allah'ın emrinden her şey orada son bulur, orayı geçmez. Onlar, «Ey Rabbimiz, senin falan kulun», dediklerinde Allah'tan ona bir kitap verilir. Bu kitap onun azaptan emin ölmasıy* la mühürlüdür. İşte bu ayetin mânâsı budur».
Katade «İlliyyin, Arşın sağ ayağı yanında yedinci semanın üstündedir» diyor. Bera' bin Azib, Rasûlullah'tan şöyle rivayet ediyor: «İlliyyinler Arşın altında yedinci göktedirler». İbn Abbas'tan gelen başka bir rivayette «İlliyyin yeşil zebercetten yapılmış bir levhadır, Arş'a asılmıştır. Müminlerin amelleri orada yazılıdır» denilmiştir. Ferra «İlliyyin yükselişten sonra yükseliştir» der. Bazıları «İlliyyin mekânların en yücesidir» demiştir. Bazıları «İlliyyun meleklerin sıfatlarıdır. Çünkü onlar en yüce bir cemaattir» diyor. «İlliyyun ehlinden bir kişi cennete baktığı zaman cennet onun yüzünün parlamasından pırıl pırıl parlar.» Ehli Cennet: «Bu nereden geldi?» derler. Onlara cevap olarak «İlliyyin-i ebrardan bir kişi size bakıyor, ehli taat ve doğruluktan bir kişi size bakıyor» denilir, şeklindeki hadis illiyyin'in yüce bir yerin ismi olduğunu tesbit ediyor.
Cenab-ı Hak 19. ayette «Ey Muhammed, İlliyyin'in ne olduğunu sana bildiren nedir?» demek suretiyle onu tazim etmektedir. Sonra Allah, Rasûlü'ne, İlliyyin'i açıklıyor. «O yazılmış bir kitaptır. Mukarrebler onu görürler».
Bazılarına göre «O yazılmış kitaptır» cümlesi İlliyyin'in tefsiri değildir. «İlliyyin'in ne olduğunu sana bildiren nedir?» cümlesiyle kelâm biter. Bu ise başlı basma bir cümledir. Yani ebrann amelleri yazılmış bir kitaptır, (Kuşeyri).
Her göğün meleklerinden olan mukarrebler Ebrar'ın amelini görürler. Vehb ve îbn îshak'a göre, Mukarrebler'den maksat, Hz. İsrafil'dir. Mümin güzel bir amel işlediği zaman melekler o sahi-feyi yükseltir. Onun göklerde pırıl pırıl parlayan bir nuru vardır. Tıpkı yeryüzündeki güneş nuru gibidir. Ruh İsrafil'e kadar götürülür. İsrafil onun Üzerine mühür vurur. Ve onu yazmış olur. İşte mukarrebler orada, onların yazılmasında hazır bulunurlar!
22. ayette Cenab-ı Hak «Sıdk ve taat ehli nimettedirler» buyuruyor. Yani ebrar cennettedirler ve nimetlenirler! Tahtlar üzerinde oturmuşlardır. Allah'ın kendileri için hazırladığı ikramlara bakarlar.
Allah Rasûlü'nden gelen bir hadiste «Ateşte bulunan düşman, larına bakarlar» buyurulmuştur. (Mehdevi)
Ey Muhammed, onların yüzünde nimetin parlaklığını, tazeliğini ve nurunu görmektesin. Veya onların yüzünde parlaklık görülmektedir.
Bazıları «Rahik saf olan şaraptır» derken Halil «Rahik hamrın en güzeli ve en safıdır» demiştir. Mukatil «Rahik eskimiş, yıllanmış, ğill ve ğiştan tamamen uzak, bembeyaz şarap demektir» der.
«Sonu misktir» ifadesinden maksat, son yudumu misk kokar demektir. Bazıları «Cennet ehli bu rahiki içip, kadeh tamamen boşaldıktan sonra o miskle misklenir» demiştir. îbn Mesud, «Onun neticesinde miskin tadını duyarlar» demiştir. Benzeri Said bin Cübeyr ve İbrahim en Nehai'den de rivayet edilmiştir. Zira dünya şaraplarının son kısımları (kadehin veya şişenin dibinde kalanları) tortudur. Fakat cennet şarabının tortusu yoktur. Sonu pis değil, misk gibi kokar.
Nasrib, Abdullah'tan şöyle rivayet eder: «Mehtum» katışık, karıştırılmış demektir. Bazıları «Mehtumad&n maksat «ebrar onu açmazdan önce hiçkimse onu açmamıştır» demektir. Yani mührü üzerindedir, açılmamıştır. Bazıları «Mehtum, üzerinde mühürlü misk maddesi vardır demektir» demişlerdir.
Cennet ehlinden vasıflandırdığımıza rağbet edenler rağbet etsinler.
Bazıları «Bunu elde etmek için acele gidenler acele etsinler demektir» demişlerdir. Tıpkı «işte bunun gibisi için amel adenler amel etsin» ayetinde olduğu gibi. [3]
Meal
27- Onun katkısı tesnimdendir.
28- Bu da mukarreblerin kendisinden içtiği bir pınardır.
29- Kuşkusuz ki suç işleyenler (dünyada iken) iman etmiş olanlara güler dururlardı.
30- İman edenlerin yanlanndan geçerlerken de birbirlerine göz kırparlardı.
31- Ailelerine vardıklarında bununla eğlenirlerdi.
32- İnananları gördükleri zaman «Doğrusu bunlar sapık kimselerdir» derlerdi.
33- Halbuki kendileri inananlara gözcü olarak gönderilmemişlerdi.
34- Bugün de inananlar, inkarcılara gülerler.
35- Koltuklar üzerinde bakarlarken.
36- «Nasıl kâfirler ettiklerinin cezasını buldular mı?» [4]
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
(27-36) «Onun katkısı tesnimdendir.,,» Bu Ayetlerin Tefsiri
- «Tesnim» yukarıdan dökülen bir sudur. Cennet'te bulunan suların en üstünüdür. Lügat mânâsı olarak yükseklik demektir. Bu cennette bir çeşmedir, suyu yukarıdan aşağıya doğru akar. Bazı lan «Tesnim cennette bir çeşmedir. Mukarrebîer atıksız olarak onun suyunu içerler: Ashabı Yemin'in bardakları onunla katıştırılır, güzelleşir» demişlerdir.
Bazıları «Tesnim havadan, Allah'ın kudretiyle akan bir çeş-medir» diyor. Yukarıdan (havadan) akarak cennet ehlinin kadeh-leri doldurulur. Kadehler dolunca Allah'ın izniyle süt olurlar. Onlardan bir damla dahi yere damlamaz ve insanlar onu içtikten sonra artık suya ihtiyaçları kalmaz. (Katade)
Bu tür hadisleri günümüzdeki teknoloji de desteklemekte ve doğrulamaktadır. Zira Avrupa ve Amerika'da, Japonya'da su kurnaları vardır ki insan elini veya ayağını altlarında tuttuğu zaman akar, çektiği zaman da durur. İbn Zeyd «Kulağımıza geldiğine göre tesnim, Arş'ın altından akan bir çeşmedir» demiştir.
Mukarrebîer Cenneti Adn ehlidir. Bunlar cennet ehlinin en üstünleri sayılırlar.
28. ayetin metnindeki «Aynen» (çeşme) kelimesi mukadder bir fiil üe mensubtur. Yani «Ben böyle bir çeşmeyi överim».
29/32. ayetlerde Cenab-ı Hak, kâfir ruhlarının dünyada iken müminlerle istihza ettiklerini söylemektedir. Cürüm işleyenlerden maksat, şirk ehlinden olan Kureyşliler'in ileri gelenleridir veya mânâ geneldir. İbn Abbas'tan gelen bir rivayete göre bu, Velid bin Muğire, Ukbe bin Ebi Muayt, As bin Vail, El-Esved bin Abdi Ye-ğus, El-As bin Hişam, Ebu Cehil ve Nadr bin Haris'tir. Bunlar Am-mar, Habbab, Süheyb ve Bilal gibi fakir sahabilerle istihza ediyorlardı. Onlan gördüklerinde kahkahalar atıyorlardı. Bu fakir sahabiler Hz. Peygamber'e geldiklerinde, onların yanlarından geçerlerken, onlara bakarak birbirlerine göz, kırparlar, el-göz işaretleriyle onlara hakarette bulunurlardı. İslâm'a girdiklerinden dolayı onlan ayıplıyor ve kınıyorlardı.
Mukatil «Bu ayet Hz. AH hakkında nazil oldu» diyor. Zira müslümanlardan birkaç neferle Hz. Ali, Rasûlullah'a geldi. Münafıklar onlara bakarak gülüştüler. Ayet metnindeki «Fekihine» kelimesi müslümanları çekiştirmek suretiyle eğlenirlerdi demektir. Veya üzerinde bulundukları küfürden dolayı kendilerini beğenmektedirler.
Bazıları «Fekih kişi saldırgan ve korkunç kişi demektir. Fakih ise nimetler içerisinde yüzen kişi demektir» demişlerdir. Kâfirler Hz. Muhammed'in ashabını gördüklerinde, «Bunlar Muhammed'e tabi oldukları için dalâlete gitmişlerdir» derlerdi. Oysa biz o kâfirleri bu müslümanlar üzerine gönderip de amellerini korumak vazifesiyle vazifelendirmedik. Onlan murakıb olarak tayin etmedik, îşte Kıyamet Günü'nde iman edenler, kafirler dünyada kendilerine güldükleri gibi kâfirlere gülerler. Yani bu, dünyada yaptıklannin karşılığını Kıyamette görürler.
Muhammed bin Bisars Katade'den, bu ayet hakkında şunlan
söylediğini rivayet ediyor: «Kâb bize, cennet ile ateş arasında pen. cereler vardır. Mümin dünyadaki düşmanına bakmak istediğinde o pencerelerden bakar, dedi.»
Kelbi, Ebu Salih'ten, «Allah onlarla istihza eder» ayeti hakkında şöyle diyor: Allah'ın onlarla istihza etmesi şudur: Cehennemliklere «çıkın» denilir ve cehennem kapılan onlar için açılır. » Onlar kapıların açıldığını gördüklerinde çıkmak maksadıyla kapılara koşuşurlar. Müminler de tahtlar üzerinde kurularak onlara İ bakarlar. Onlar kapıların yanlanna geldiklerinde kapılar yüzlerine | kapatılır. îşte Allah'ın onlarla iztihza etmesi budur. Müminler de onların bu hallerini gördükçe gülerler. Müminlerin gülmesi de «îşte bugün iman edenler kâfirlere gülerler» ayetiyle işaret edilenlerdir. •
«Suvvibe» fiilinin mânâsı onlar dünyada müminlerle istihza ettiklerinin cezasını gördüler, tattılar mı demektir. Bazı müfessir-ler, onlar kâfirler cezalandırıldılar mı diye bakarlar, diyorlar. Ba. zılanna göre ise burada söz mukadderdir. Yani müminlerin bir kısmı diğerine kâfirler cezalarını çektiler mi diye sorar.
«Suvvibe» kelimesi dönüş yapmak mânâsına gelen «sâbe-ye-sûbü» kalıbından gelir. Sevab ameli mukabilinde kişiye verilendir. Bu hem hayrda hem de serde kullanılır. [5]
MUTAFFİPÎN SURESİ'NİN SONU
[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/526-527.
[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/529.
[3] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/530-539.
[4] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/540.
[5] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/541-543.
İslami Okul Okulların En Önemlisi