Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mutaffifin Suresi - 083Mutaffifin - 19. Sayfa

MUTAFFİFIN SURESİ 2

Ölçüde Titizlik. 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 2

İyiler Ve Kötüler. 3

Bazı Kelimeler: 3

Açıklama: 3


MUTAFFİFIN SURESİ

 

Ekseri ulemaya göre Mekkîdir. 36 ayettir. Bu sure-i celîle, Ölçüyü eksik yapma, din gününü yalanlama, başkalarının hukukuna tecavüz etme, Kur'an-ı Kerim'in önceki milletlerin masallarından ibaret olduğunu söyleme gibi bazı günah ve fücur çeşitlerini tafsilatlı olarak anlatmakta, bunun sebebini bildir­mekte, cezasının kıyamet gününde ne olduğunu İzah etmektedir. Sonra da iyi kimselerin mükâfatlarının ne olacağını açıklamaktadır. Bu sure, önceki surenin bir bakıma açıklaması gibidir.[1]

 

Ölçüde Titizlik

 

Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.

1-3- İnsanlardan kendileri bir şeyi ölçerek aldıkları zaman tam alan; ama onlara bir şeyi ölçüp tartarak verdiklerinde eksik tutan kimselerin, vay hali­ne!

4-5- Bunlar, büyük bir günde tekrar dirileceklerini sanmıyorlar mı?

6- O gün insanlar, alemlerin Rabbînin huzurunda dururlar.

7- Sakımn; Allah'ın buyruğundan dışarı çıkanlar, muhakkak "Siccin" adlı defterde yazılıdır.

8- "Skcin"in ne olduğunu sen nereden bilirsin?

9- O, yazılmış bir kitabdjr.

10- Yalanlayanların o gün vay haline!

11- Onlar, kıyamet gününü yalanlamış olanlardır.

12- Oysa onu mütecaviz günahkardan başka kimse yalanlamaz.

13- Ona ayetlerimiz okunduğu zaman "öncekilerin masalları" der.

14- Hayır, hayır; onların kazandıkları kalplerini paslandırıp köreltmiştir.[2]

 

Bazı Kelimeler:

 

Helak ve azap manâlarım ifade eder. Haklarını tam ve eksiksiz olarak alırlar başkalarının haklarını ise eksik olarak verirler. Mallarını ölçekle alırlar, Onu eksiksiz alırlar.

Başkalarına ölçek ile mal verirler, Ölçü ve tartıyı eksik yaparlar. Bilmiyorlar mı ve zannetmiyorlar mı? Hayır ve asla ma­nâlarına gelen bu kelime red ve men etme yerinde kullanılır. Facir kimselerin kötülüklerini ihtiva eden hacimli sicil demektir.Y

azısı açık ve seçik olan.Akıl ve şeriat hududunu aşan kimse.Çok günah işleyen, şehvetlere dalan kimse.önceki milletle­rin masalları ve uydurmaları.Onların kalplerinin üzerin­de pas olmuştur. Kalplerinin örtüsü, günahtan ötürü kararmıştır.[3]

 

Açıklama:

 

Bazı nefisler cimrilik, enaniyet ve bencillikle dolmuştur. Bu nefisler mal sevgisinin şiddetli bir tecavüzüne maruz kalmışlardır. Başkalarında bîr ala­cakları olduğu zaman onu tam ve eksiksiz olarak aldıklarını, ölçüyü ve tartı­yı kendi lehlerine tam olarak yaptıklarını; öte yandan başkalarının kendile­rinden bir alacakları olduğu zaman onların haklarını eksik olarak verdikle­rini, ölçüyü ve tartıyı hak sahibinin aleyhine eksik yaptıklarım görürsün. Bun­ların vay hallerine! Sonra yine vay bunların hallerine? Bunların bu amelleri, bir nevi facirlik, günahkârlık ve enaniyettir ki İslâmiyet bütün bunlara karşı savaş açmıştır. "Onlar, insanlardan bir şey ölçüp aldıkları zaman ölçüyü tam yaparlar. Kendileri onlara birşey ölçtükleri veya tarttıkları zaman (ölçü ve tar­tıyı) eksik yaparlar" Şaşıyorum bunların hallerine! Bunlar, Ölümlerinden sonra diriltileceklerİni zannetmiyorlar mı? Ölçü ve tartıyı eksik yapan 1?u günah­kârlar, Cenab-ı Allah'ın, ölümlerinden sonra halkı yeniden dirilteceğini, on­ları amellerinden ötürü sorguya çekeceğim ve şu pis fiillerinden ötürü onları hesaba tabi tutacağını bilselerdi, buna hakkıyla inansalardı, bu kötülükleri terk ederlerdi. "Bunlar, (ölümlerinden sonra) diriltileceklerİni zannetmiyor­lar mı?" ifadesi çok beliğ bir ifade olup onları tam olarak tavsif ve tasvir etmektedir. Bu ayet-i kerimenin aslındaki ( dliJjl ) ismi işareti, onların, bu çirkin vasıfla temayüz ettiklerine ve Allah'ın rahmetinden uzak kaldıklarına delalet etmektedir. Onların ölüm sonrası dirilişin vukuunu zannetmemekle vasıflan­dırılmış olmaları, onların kâfirlerin en kötüsü olduklarına bir delildir. Çün­kü kâfirlerin bir kısmı Ölüm sonrası dirilişin vukuunu hiç olmazsa zanneder­ler. Sonra kıyamet gününün tasvirine bakın... Onlar orada ne kadarda peri­şanlık çekeceklerdir. Allah'a iman edip salih amel işleyen kimselerse orada ha­yırlara mazhar'olacaklardır. O çok uzun günde alemlerin Rabbinin huzurun­da hesaba çekileceklerdir. Şu halde ey günahkârlar ve ölçü ile tartıyı eksik ya­pıp hesap gününü yalanlayanlar, bu amelinizden vazgeçin. Herşeye muktedir olan Rabbinize yönelin. Bu amellerinizden ötürü şiddetli bir hesaba çekilecek­siniz. Allah, insanlar için ahirette amellerini kendilerine bir bir sayacak, amel defteri hazırlamıştır. O defter, dünyada iken yaptıkları fiilleri büyük-küçük demeden hep kayda geçirmiştir. Bu kitap, cin ve ins'ten olan günahkârların amellerini kayda geçiren büyük bir divandadır. Onun ne olduğunu sen ne bi­lirsin. Siccînin yani o büyük sicil defterinin ne olduğunu sen nereden bile­ceksin?

Cenab-ı Allah'ın amel defteri hakkında böyle bir tavsifte bulunmuş ol­ması, onlara defterin önemini ifade etmek içindir. Kutlu ve yüce olan Allah1 in haber verdiği şeyden başka insanlar o divan hakkında hiçbir bilgiye sahip değildirler. O divanla ilgili olarak Cenab-ı Allah mealen şöyle buyurmuştur: O, yazısı açık ve net olan bir kitaptır. Kötülük, yapanların amellerini kayda geçirmiş olan bu kitabı gören herkes bilir ki onda hayır yoktur. Din gününü yalanlayanların vay haline. Onlar helak olup azaba düçâr olacaklardır. Çün­kü onlar dünyada iken haddi aşmış, fazlasıyla günah işlemiş ve şerre bulaş­mışlardı. Bu nedenle Cenab-ı Allah buyuruyor ki: "Onu ancak saldırgan, gü­naha düşkün kimse yalanlar!' Yani zulüm ve zorbalık İle haddi aşmayı, ken­dini serlere salıvermeyi, günahkârlığa bulaşmayı itiyad haline getiren kimse, ahiret haberlerine inanmaktan ve onları doğrulamaktan hoşlanmaz. Ahirete inanmak, ona çok zor gelir. Çünkü bu kötülükleri yapmakla birlikte ahiret haberlerini doğrulaması, onun delilik veya sapıklığına açık bir hüküm olur.

Bu nefis serkeş olur, isyankâr olur. Sahibi de gaflet ve kıyamet gününü ya­lanlamak veyahut asılsız kuruntulara bağlanmak gibi şeylerle onu teselli eder ve İşin kolay olduğuna inandırır.

İşte buniar modern ilmin de savunduğu Kur'an'î gerçeklerdir. Bu gibi kimselere ölüm sonrası dirilişi ispatlayan Kur'an ayetleri okunduğu zaman, ancak şu sözlerle karşılık verirler: Bu, önceki milletlerin uydurmaları ve masal­larıdır. Onlardan intikal eden hikâyelerdir. Bunlar asılsız sözlerdir. Üzerinde düşünmeye bile değmez!

Hayır! Bunlar Kur'an ayetleridir. Kur'an ayetleri masal ve efsane olamaz. İçinde şüphe bulunmayan hakikatlerdir bunlar! Kötü amelleri onları böyle söylemeye cüretlendirmiştir. Kalpleri kararıncaya kadar onlar bu yolda de­vam etmişlerdir. Kalpleri fesat perdesi altında kalmıştır. Hayrı hayır olarak göremezler. Çünkü günahtan kaynaklanan kalpteki siyah noktalar, ayna üze­rindeki lekeler gibidir. Ancak tevbe o pası temizler, aynayı cilalar. Fasit amel­lere devam etmek, fesadı insanın nefsinde bir meleke haline getirir. Artık o insan, düşünmeden şer yapmaya, kötülük işlemeye devam eder. îşte kalbe vu­rulan kilit ve pas bundan başka bir şey değildir.[4]

 

İyiler Ve Kötüler

 

15-  Hayır doğrusu onlar o gün, Rablerinden yoksun kalacaklardır,

16- Sonra onlar şüphesiz Cehenneme gireceklerdir.

17- "Yalanlayıp durduğunuz işte budur" denecektir.

18- Ama iyilerin defterleri yüksek katlardadır.

19- O yüksek katların ne olduğunu sen bilir misin?

20-21- O, gözde meleklerin gördüğü, yazılı bir kîtapdır.

22-23- İyiler, şüphesiz, nimet içinde ve tahtlar üzerinde etrafı seyre­derler.

24- Onları, yüzlerindeki nimet pırıltısından tanırsın.

25-26- Sonunda misk kokusu bırakan, ağzı kapalı saf bir içecekten içerler. 'İyi işler için yarışanlar, bunun için yarışsınlar.

27-28- Onun katkısı gözdelerin içtiği yüce kaynaktandır.

29- Suçlular, şüphesiz, inanmış olanlara gülerlerdi.

30- Yanlarından geçtikleri zaman da birbirlerine göz kırpanlardı.

31- Taraftarlarına vardıklarında bununla eğlenirlerdi.

32- İnananları gördükleri zaman: "Doğrusu bunlar sapık olanlardır" derlerdi.

33- Oysa kendileri, inananlara gözcü olarak gönderilmemişlerdi.

34- Bugün de, inananlar inkarcılara gülerler.

35-36- Tahtlar üzerinde, inkarcıların yaptıkları şeylerin karşılığının nasıl verildiğini seyrederler.[5]

 

Bazı Kelimeler:

 

Rablerini görmekten men olunmuşlardır,Ce­henneme girecekler ve hararetini tadacaklardır.Ber kelimesinin ço­ğulu olup facirlerin zıddı demektir.Cinlerden ve insanlardan olan iyi kimselerin amellerinin kayıtlı olduğu büyük sicil defteri. Onu görürler, onu muhafaza ederler veya şahitlik ederler.Erîke kelime­sinin çoğulu olup koltuk ve kanape manasına gelir. Nimetlerin parlaklık ve güzelliği.Mühürlü. İyi şarap.Mad­deten ve manen yüksek bir pınar. Karışımı, Allah'a ya­kın olan, salih amel ve İmanda ileri geçen iyi kimseler. Bunların amel defter­leri sağ taraflarından kendilerine verilecektir.Küfür ve masiyet fiili işlediler. Birbirlerine kaş göz ederler. Sevinç ve sürür duyarak mü'minlerle alay ederler. Hak'dan ve doğru yoldan sap­mışlardır.Amellerini muhafaza eder ve aleyhlerinde tanıklık eder­ler. Kafirler amellerinin karşılığını gördüler.[6]

 

Açıklama:

 

Kötü düşünceli oldukları ve nefislerine aklandıkları için kafirler şöyle diyorlardı: Eğer ahirette yeniden dirilme diye bir şey olduğuna dair söylediği sözde Muhammed doğru ise, orada bizler yüksek mertebelerde ve üstün de­recelerde oluruz. "(Kıyamet kopsada) Rabbime götürülmüş olsam bile mu­hakkak O'nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır der. Biz o inkâr edenlere, yaptıklarım mutlaka haber vereceğiz ve mutlaka onlara kaba azap­tan taddıracağız!'[7] Bu surede de Cenab-ı Allah günahkârlarla kafirlerin kı­yamet günündeki mertebelerini izah etmektedir: Onlar kıyamet gününde Rab-lerinin katında, O'nu görmekten men olunacaklardır. O'nun hayrından ve iyi­liğinden mahrum bırakılacaklardır. Sonra onlar Cehennemde ebedî kalacak ve oranın ateşi ile sıcaklığını tadacaklar, sonra da melekler tarafından kendi­lerine kınama ve azarlama mahiyetinde şöyle denilecektir: Duyduğunuz ve inkâr edip yalanlamanız dolayısıyla bu azabı tadacaksınız. İşte sizler bu aza­bı gözünüzle' ayan beyan görmekte ve acılığını tadmaktasımz!

Hayır!... Bu ifadenin ardısıra Cenab-ı Allah, iyi kimselerin mükafatla­rını ve vadolundukları güzellikleri açıklamakta ve şöyle buyurmaktadır: Doğ­rusu iyi kimselerin kitabı yücelerde ve iyi kimselerin sicillerindedir. Evet on­ların iyi amellerini kayda geçirmiş olan sahifeler, iyi kimselerin amel diva­nında kayıtlıdır. Bu iyiliklerinin karşılığı olarak da en güzel mükâfata maz-har olacaklardır.

Araplar sevinç ve mutluluğa delalet eden şeyleri yücelik, temizlik, geniş­lik ve güzellik kelimeleri ile tasvir ederler. Nitekim bir şeyin alçaklık, darlık ve karanlıkla tasvir edilmesi de onun hüzünlü bir şey olduğuna delalet eder. Bu nedenledir ki iyi kimselerin amel defterleri, yücededir. Günahkârların amel defterleri İsi Sİccîn denilen yazılı bir kitaptadır. Kur'an-ı Kerim, iyi kimselerin amel defterlerini de tarif ederek şöyle diyor: Illiyyînin ne olduğunu sana bildiren nedir? O yazılı ve ma'Ium bir kitaptır. Matta apaçık ve nettir. Melek­lerden Allah'a yaklaştırılmış olanlar, onu müşahade eder ve onu muhafaza altında tutarlar. Yahut onun içinde kayıtlı bulunan şeyler lehinde tanıklık eder­ler. Bu iyi kimselerin amel defterlerinin durumudur. Ya kendilerinin durumu nicedir? İyi kimseler şüphesiz ki; nimet Cennetlerinde bulunacak, karşılıklı kol­tuklar üzerinde oturacak ve kendileri için hazırlanmış olan nimetleri temaşa edeceklerdir. Aynı zamanda günahkârlarla suçlular İçin hazırlanmış olan azabı da seyredeceklerdir. Nimetlerin parlaklık ve güzelliğini onların yüzlerinde mü­şahade edeceksiniz. Sarhoşluk vermeyen halis ve kızıl renkli şaraptan kendi­lerine sunulacaktır. Orada sarhoşluk yok, laubalilikte yoktur. Şarap kupala­rının üzerine, adlarının yazılı olduğu mühürler vurulacak ve kendilerine ik­ramda bulunulacaktır. O şarap kupalarının mührü misktir. Misk gibi kokar. İşte bu nimetleri elde etmek isteyen kimseler bu alanda yarışsınlar. Mü'min-lerin Cennetteki şarapları iyi cins şaraptandır. Tesnîm denilen ve.suları yuka­rıdan aşağı doğru şarıl şarıl akan pınarın suyu ile karıştırılmıştır. Çünkü o maddeten ve manen bir pınardır. îmanda ve salih amelde pek ileri gitmiş olup Allah'a yaklaştırılmış olan o kimseler, o pınardan içerler. Orası, Allah'ın dost­larına ve velîlerine ikram olsun diye hazırlanmıştır.

Şimdi de günahkârlarla facirlerin bazı kötü amellerini anlatmaya sıra gel­di. Her iki grubun ahiretteki ceza ve mükafatları açıklandıktan sonra bu amel­leri anlatmayı buraya bıraktık. Cürüm işleyen günahkârlar, çirkin fiil İşleyen facirler İman edenlere bakıp güler ve onlarla alay ederlerdi. Yanlarından ge­çerken de birbirlerine kaş göz işareti yapar ve istihza ite onlara bakarlardı. Kendi aile ve aşiretlerine döndüklerinde de sevinç ve neşeye dalarlardı. Çün­kü onlar müslümanlan gördüklerinde şöyie derlerdi: Bu mü'minler doğru yol­dan sapmış kimselerdirler. Atalarının dedelerinin izini terk etmiş.tirler.

Şu günahkârlar, müslümanlar üzerine koruyucu ve bekçi olarak mı gön­derilmişlerdir? Hayır onlar, müslümanlar üzerine koruyucu ve kontrol gö­revlisi olarak gönderilmiş değildirler!

Lakin senin Rabbin kullarını ve dostlarını mükafatsız mı bırakacaktır? Hayır... Doğrusu O, herkese amelinin karşılığım verecektir. Kafirlere amelle­rinin karşılığı olarak Cehennem ve onun çılgın alevli ateşini verecek; mü­minlere de İyiliklerinin karşılığı olarak Cennet ve onun nimetlerini verecek­tir. Mü'minler ebedî Cennetle nimetleneceklerdir. Kâfirlerse Cehennem ate­şinin içine girecek ve onun sıcaklığım tadacaklardır. O günde mü'minler kâ­firlere bakarak, cahil ve mağrur kimsenin gülüşü gibi değil de muvaffak ol­muş kimsenin ve uzun uzadıya zahmete katlandıktan.sonra amelinin başarılı neticesine kavuşmuş insanın gülüşüyle güleceklerdir. Hak'kı gören ve dolayı­sıyla mutluluğa eren kimsenin gülüşü ile güleceklerdir. Onlar koltuklar üze­rinde kurularak Allah'ın sanatına İnce ve muhkem işlerine bakacaklardır.

Kafirler amellerinin karşidğmi gördüler mi? Evet. Müslümanlar amelle­rinin karşılığını gördüler mi? Evet. "İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil mi­dir?"[8]



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/471.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/171-172.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/172.

[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/472-474.

[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/474-475.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/475-476.

[7] Fussilet sûresi: 50.

[8] Rahman sûresi: 60.

Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/476-478.