Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

İnşikak Sûresi - Kuran - 084Insikak - 2. Sayfa

İNŞİKAK SÛRESİ

 

84

 

İndiği Yer :

 

Mekke

 

İniş Sırası  :

 

83

 

Âyet sayısı:

 

25

 

Nüzulü

 

Mushaftaki sıralamada seksen dördüncü, iniş sırasına göre seksen üçüncü sû­redir. İnfitâr sûresinden sonra, Rûm sûresinden önce Mekke'de inmiştir.[1]

 

Adı

 

Kaynaklarda yaygın olarak "inşikak" adıyla anılır. Adını, göğün yarılması ve ayrılmasını ifade eden ilk âyetinden almaktadır. "İza's-semâü'nşakkat" ve "İnşak-kat" adları da vardır.[2]

 

Konusu

 

Sûrede kıyametin kopması, onun ardından gerçekleşecek olan uhrevî hesap ve sonuçlan yi a özellikle inkarcıların kendilerini âhiretteki kötü sona sürükleyen suçlan üzerinde durulmuştur.[3]

 

Meali

 

Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla... 1-2. Gök yarıklığında ve rab-bine boyun eğip gerekeni yaptığında; 3-4. Yer dümdüz edildiğinde ve içinde­kileri atıp boşaldığında; 5. Ve o da rabbine boyun eğip gerekeni yaptığında; 6. Ey insan! Sen rabbine doğru büyük bir çaba içindesin; sonunda kuşkusuz O'na kavuşacaksın da. 7-8. Kime kitabı sağından verilirse hesabı kolay bir şe­kilde görülecektir; 9. Ve sevinç içinde yakınlarına dönecektir. 10. Fakat kime kitabı arkasından verilirse, 11.4tEyvâh!" diye bağıracak, 12. Ve alevli ateşe girecektir. 13. Şüphesiz o, (dünyada iken) yakınları arasında neşeliydi. 14. Zi­ra o, hiçbir zaman rabbine dönmeyeceğini sanırdı. 15. Hayır, tam tersi! Rab-bi onu şüphesiz görmektedir.[4]

 

Tefsiri

 

1-5. Kur'an, muhtelif âyetlerde kıyametin kopma zamanıyla ilgili bilginin Allah'a mahsES gayb bilgilerinden olduğunu, O'nun dışında, melekler dahil hiç kimsenin bu konuda bilgi sahibi olmadığım ifade ederken[5] kıyametin nasıl kopacağına ilişkin olarak burada olduğu gibi başka sûrelerde de tasvirler vermektedir. Bir taraftan evrenin yok edilmesini tasvir ederken, diğer taraftan insanların bilinen bir hayattan başka bir hayata intikalleri esnasında karşılaşacakları dehşet dolu manzaralar sergile­mektedir. Bu âyetlerde de kıyametin kopması esnasında göklerde ve yerde meyda­na gelecek değişiklikler tasvir edilerek kıyamet günü hakkında Tekvîr ve İnfitâr sûrelerinde anlatılanlar pekiştirilmekte, insanlar uyanlarak şimdiden o gün için ha­zırlık yapmaları istenmektedir.

1-2. âyetlerde kıyametin kopma zamanı geldiğinde gökteki yıldızların Al­lah'ın emrine, evreni yöneten kanunlarına boyun eğerek yörüngelerinden çıkıp birbirine çarpmak suretiyle parçalanacakları anlatılmaktadır. 3. ayette zikredilen "yerin uzatılıp dümdüz edilmesi" olayını İbn Âşûr [6] üç şekilde açıklamıştır: 1. Eterinin gerilip düzeltildiği gibi yeryüzündeki dağ ve tepelerin yok edilmesi sonucu dümdüz hale getirilmesi [7] 2. Şiddetli dep­rem nedeniyle yeryüzünde meydana gelecek olan yarılma ve lav püskürtme neti­cesinde yeryüzü alanının genişlemesi; 3. Yerin küresel şeklinin bozularak uzun bir şekil alması. Bu vb. değişikliklerin evrendeki genel düzenin bozulmasının doğal bir sonucu olarak meydana geleceği düşünülebilir. 4-5. âyetlerde yeryüzünde mey­dana gelecek bu değişiklikler sonunda yerin, içindeki ölüleri, maden ve diğer şey­lerden ne varsa hepsini dışarı fırlatacağı bildirilmektedir.[8]

6. âyette şu gerçek ortaya konmaktadır: İnsan bilmelidir ki dünya hayatı bü­tünüyle -mahiyetleri ve amaçlan farklı da olsa- türlü çabalardan ibarettir; çabala­rın sonu da Allah'a varır. Kimse bu dünyada ebedî kalamayacağı gibi hayatınınsonunda huzuruna varıp yaptıklarının ve yapmadıklarının .hesabını vereceği tek güç de Allah'tır. Dünya hayatında mutlaka harcamaları gereken gayretlerini, ömürlerini ilâhî iradeye uygun yollarda, hakikat, dürüstlük ve iyilik uğrunda har­cayan insanlar ilâhî huzura vardıklarında iyi karşılıklar bulacak, "kitap"lan (yapıp ettiklerinin kaydedildiği belgeler) kendilerine sağ taraflarından verilecek; kolay bir hesaptan geçtikten sonra sevinç ve mutluluk içinde yakınlarına döneceklerdir; artık onlar için zahmet ve meşakkat dönemi bitmiş, rahmet ve mutluluk dönemi başlamıştır. 7-9. âyetler bunu anlatmaktadır.

7. âyetteki "kitap"tan maksat, kişinin dünya hayatında yapmış olduğu iyi ve­ya kötü amellerle ilgili bilgileri içeren "amel defteri"dir. "Kitabı sağından verilen­ler" ise müminlerdir. "Kur'ân-ı Kerim, insanların dünyada yapmış oldukları doğ­ru-yanlış, hayır-şer, iyi-kötü her türlü inanç, söz ve davranışların görevli melekler tarafından anında kaydedildiğini bildirmektedir.[9] İşte amellerin kaydedildiği bu defterler âhİrette ortaya konulacak [10] cennetliklere sağından, cehennemliklere de solundan veya arkasından ve­rilerek, kişiye kitabını kendisinin okuması emredilecektir.[11] Eski kültürde sağ "iyilik ve uğur" anlamı içerdiği için âyette "sağ" (yemîn) kavramının mecazî olarak bu anlamda kullanıldığı düşünülebilir.[12] Sonuçta kitabın sağdan verilmesi, kişinin mutlu olacağını ifade eder. Bunlar dünyada Allah'ın rızasına uygun hareket ettikleri için hesapları kolay olur. Hz. Peygamber kolay hesabın, ince elenip sık dokunmadan yapılan bir yoklama olduğunu ifade etmiştir.[13] Bu sebeple kitabı sağından ve­rilen kimse sevinçli ve mutlu olarak yakınlarına döner. Yakınlarından maksat, cen­nette olan komşuları, aynı nimet ve ikramlara nail olan cennet arkadaşları, kendi­sinden önce cennete gitmiş olan dünyadaki eşi ve çocukları ve Allah Teâlâ'nın cennette kendisi için hazırlamış olduğu ailedir.[14]

Kitabın arkadan veya sol tarafından verilmesi de kişinin inkarcı ve bedbaht olduğunu ifade eder. 11. âyette belirtildiği üzere bunlara amel defterleri verildiğin­de "Eyvah! Keşke bana kitabım verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu bilmesey-dim!" diyerek acı içinde kıvranacaklar.[15] ölüp yok olmayı te­menni edeceklerdir. Ancak 12. âyette âhiretteki pişmanlığın fayda vermeyeceği ve cezalarını çekmek üzere cehenneme girecekleri İfade edilmiştir. Çünkü bunlar dünyada Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, O'nun rızasına uygun hareket etme- yen ve Rablerine hiç dönmeyecekJermiş gibi sorumsuzluk içinde yaşayan, kısacık hayatlarım zevk ve eğlence içerisinde geçiren kimselerdir. Oysa 15. âyette belir­tildiği üzere Yüce Allah inşam görüp gözetlemekte ve bütün yapıp ettiklerini izle­mektedir, âhiretteki karşılığım da buna göre verecektir.[16]

 

Meali

 

16. Hayır, hayır! Yemin ederim o şafağa, 17. Geceye ve onun topladığı şeylere, 18. Ve dolunay şeklini aldığı zaman aya ki, 19. Siz halden hale geçe­ceksiniz. 20. Dunun bu iken onlara ne oluyor da iman etmiyorlar; 21. Kendi­lerine Kur'an okunduğu zaman saygıyla yere kapanmıyorlar. 22. İnkarcılar -tam aksine- gerçeği yalanlıyorlar. 23. Oysa içlerinde gizlediklerini Allah çok iyi bilmektedir. 24. Onlara şiddetli bir azabın haberini ver! 25. İman edip iyi işler yapanlar başkadır; onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır. [17]

 

Tefsiri

 

16-25. İlk âyetin başındaki "îâ" edaü hakkında Kıyamet sûresinde bilgi ve­rilmişti.[18] 16. âyette geçen "şafak" kelimesi, müfessirlere göre akşamle­yin güneş battıktan sonra ufukta görünen kırmızılığı ifade eder.[19]  Mücâhid'e göre şafak, "gündüz" anlamına gelir. İk-rime'ye göre ise "gündüzün son kısmı" demektir.[20] Gündü­zün sona ermesiyle gecenin başlaması arasında yer alan ve ufuktaki kırmızılık ve­ya beyazlık olarak tanımlanan şafak vakti, kısalık ve geçicilik özelliğiyle telaş vakti olması bakımından insanın kısa ve telaşla geçen ömrüne benzemekte, yemin­le buna dikkat çekilmektedir.

Şafak vaktinin belirlenmesi, akşam namazı vaktinin çıkması ve yatsı namaza vaktinin girmesi bakımından da önem taşımaktadır. "Şafak, ufuktaki kırmızılıktır" diyen fukahâ çoğunluğuna göre beyazlık gelince akşam namazının vakti çıkar. Ebû Hanîfe ve Evzâî gibi "Şafak beyazlıktır" diyenlere göre ise akşamın vakti uf­kun kararmasına kadar devam eder.[21]

17. âyetteki "gecenin topladığı" ifadesi, karanlık gökteki görüntü, gecenin imkân verdiği iyi ve kötü davranışlar, olaylar dahil her şeyi içine almaktadır. 18. âyette "dolunay şeklini aldı" diye çevrilen "itteseka" fiilî de "veseka" ile aynı kök­ten olup ayın, ilerleyerek dolunay haline geldiği şeklini ifade etmektedir.[22] Şafak, gece ve dolunay, bunların üçü de aydınlıkla karanlığın bir arada bulunduğu zamanlan ve farklı halleri ifade eder. Âyette bunlara yemin edilerek insanların gerek dünya hayatında gerekse kıyamet gününde değişim geçi­recekleri, halden hale geçecekleri vurgulu bir şekilde ifade edilirken bunlar arasın­daki münasebete de dikkat çekilmiştir.[23]  Bu değişim hakkın­da müfessirler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir:

a) Bunlar ölüm, sonra dirilme, he­sap ve ceza halleridir.

b) İnsanın, yaratılışının başlamasından itibaren ölünceye kadar geçirdiği hallerdir. Nitekim başka âyetlerde insanın, yaratılışının başlama­sından itibaren sürekli olarak değişim geçirdiği ifade edilmiştir.[24]

c) İnsanlığın tarih boyunca geçirdiği medenî, kültürel, siyasî... farklılaşmalar, değişik aşamalardır.

d) İnsanların derece derece Allah'a yaklaşmalarıdır.[25] Bütün bunlar öldükten sonra dirilmenin olabileceğinin kanıtlan ve in­sanların buna iman etmesini gerektiren delillerdir. Durum böyle olduğu halde in­karcılar, hâlâ inanmadı klan ve Kur'an okunduğunda Allah'a saygı ile secde etme­dikleri için 20 ve 21. âyetlerdeki soruyla kınanmışlardır. 21. âyet okunduğunda secde etmenin gerekli olup olmadığı konusunda Hz. Peygamber'in uygulamasıyla ilgili farklı rivayetlere dayalı olarak değişik görüşler İleri sürülmüştür. "Vaciptir" veya "sünnettir" diyenler olduğu gibi "ne vacip ne sünnettir" diyenler de vardır.[26]

İnsanların, Allah'a ve Peygamber'e iman etmelerini gerektiren bunca delil olmasına rağmen hâlâ iman etmemeleri hayret verici olduğu halde, 22. âyette, iman etmek şöyle dursun, bilakis o inkarcıların Peygamber'i yalancılıkla itham et­tikleri ve dini yalanladıklan bildirilmektedir. Cenâb-ı Hak 23. âyette inkârcılann kalplerinde inkâr, inat, gerçekleri yalanlama vb. ne varsa hepsini çok iyi bildiğini ifade buyurarak onları uyarmakta, 24. âyette de kendilerine şiddetli bir azabın ha­berini vermesini Hz. Peygamber'e emretmektedir.[27]



[1] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/511.

[2] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/511.

[3] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/511.

[4] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/512.

[5] meselâ bk, A'raf, 7/187; Lokman, 31/34; Fussilet, 41/47

[6] XXX, 219-220

[7] kış. Tâhâ 20/105-107

[8] krş. Tekvîr 81/1-6; İnfi­târ 82/1-5

[9] bk. Kaf, 50/17; İnfitâr 82/10-13

[10] bk. Kehf, 18/49

[11] bk. İsrâ, 17/14

[12] Bu konuda ayrıca bk. Vâta'a 56/1-10

[13] bk. Buhârî, "Tefsir", 84

[14] Şevkânî, V, 472

[15] bk. Hakka, 69/25-26

[16] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/512-514.

[17] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/514.

[18] bk. 75/1

[19] Zemahşerî, IV, 237; Kurtubî, XIX, 274-275

[20] bk. Taberî, XXX, 76

[21] Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'ân, IV, 1910-1911; Cessâs, Ahkâmü'l-Kur'ân, III, 472

[22] bk. El-malılı, VIII, 5679

[23] İbn Âşûr, XXX, 226

[24] meselâ bk. Hac 22/5; Mü'minûn 23/12-16

[25] Şevkânî, V, 473; ayrıca bk. Elmalılı, VIII, 5681-5682; Ateş, X, 385-386

[26] bk. İbn Âşûr, XXX, 232; Elmalılı, Vm, 5684

[27] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/514-515.