Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

İnşikak Sûresi - Kuran - 084Insikak - 5. Sayfa

İNŞİKAK SÛRESİ 2

Sürenin Kapsadığı Başlıca Konular: 2

Meali: 2

Kıyamet Olayı Ve Göğün Yarılması 2

Yeryüzü Dümdüz Hale Getirilecek. 2

Âyetler Arasında Bağlantı 3

Meali: 3

İlgili Hadisler. 3

Hayat Harekettir. 3

Kitabın Sağ Ele Verilmesi 4

Âyetler Arasında Bağlantı 5

Meali: 5

İlgili Hadîsler Ve Rivayetler. 5

Şafak'a, Gece'ye Ve Ay'a Yemin Edilmesi 5

Şafak Ve Fıkhî Yönü. 6

Halden Hale Geçiş. 6

Kur’an’ı Okuyup Anlamak Hakka Secdeyi Gerektirir. 7


İNŞİKAK SÛRESİ

 

Sûrenin tamamı Mekke'de inmiştir. Birinci âyetinde kıyamet olayı dana geldiğinde göğün yarılacağı «inşikak» kökünden türetilen «inşakkat» fiiliyle belirtilmiş ve bu fiilin masdarı sûreye isim olmuştur.

Âyet   Sayısı     :       25

Kelime     »        :     107

Harf         »        :     430 [1]

Basra ve Şam âlimlerine göre, âyet sayısı 23, harf sayısı 440'dtr.[2]

 

Sürenin Kapsadığı Başlıca Konular:

 

1- Kıyamet olayının iki önemli safhası haber veriliyor.

2- İnsanoğlunun şu dünyada durmadan hayat mücadelesi vererek koşması konu ediliyor ve eninde sonunda herkesin Allah'a döndürüleceği hatırlatılıyor. Böylece dünya hayatını bir geçim kavgası düzeyinde tutma­nın insana birçok kutsal değerleri kaybettireceğine işaret ediliyor.

3- Âhiret'te dirilme olayı meydana gelince insanların genel olarak iki kısma ayrılacağı; bir kısmının amel defterlerinin sağ yanlarından sağ el­lerine; bir kısmının da sol yanlarından veya arkalarından sol ellerine ve­rileceği konu ediliyor.

4- Böylece dünyada zevk ve neşe içinde günah işleyen inkarcıların ve maddeperestlerin Cehennem'e ağlayarak girecekleri açıklanıyor.

5- Dünyada imân doğrultusunda sâlih amellerde; ibâdet ve taâtte bu­lunanların ise, neşe, güven ve huzur içinde Cennet'teki yerlerini alacakları müjdeleniyor.

6- İnsanların kademeli bir hayat ortamında halden hale geçip yol­culuklarının devam edeceğine dikkat çekiliyor ve bu yolculuğun âhiret gü­nünde son durağına varacağına işaret ediliyor.

7- Kur'ân'a baş ve kalp kulaklarını tıkayıp inkârlarında ısrar edenler elîm bir azap ile tehdit edilirken, imân edip sâlih âmellerde bulunanları mutlu yarınların beklemekte olduğu haber veriliyor.[3]

 

Meali:

 

1-2- Gök yarıldığı, Rabbinin buyruğuna kulak verip boyun eğdiği za­man -ki gök bunun haklılık ölçüsündedir-,

3-5- Yeryüzü uzatılıp dümdüz hâle getirildiği; içinde olanı atıp bom­boş kaldığı ve Rabbinin buyruğuna kulak verdiği zaman -ki yeryüzü bunun haklılık ölcüsündedir- (herkes ne olduğunu iyice anlayacak)..

 

Kıyamet Olayı Ve Göğün Yarılması

 

<Gok vanldığı, Rabbinin buyruğuna kulak verip boyun eğdiği zaman -ki gök bunun haklılık ölcüsündedir-..»

Bu ve bunu izleyen âyetle, kıyamet olayının iki önemli safhası konu ediliyor: Biri, göğün yarılması, diğeri yerin uzayıp dümdüz hale gelmesi..

İnfitar Sûresinde birinci olay «infetaret» fiiliyle ifade edilmiştir ki, inşikakla eş anlamlı sayılır. Her iki fiil de yukarıdan inen bir emre, bir tesire boyun eğip uyma mânasına delâlet eder. Bu, ilâhî nükmün tecellisiyle mev­cut düzenin alt-üst olup parçalanması ve arkasından ikinci hayata göre yeni bir düzenin kurulması demektir. Öyle ki, gökteki yıldızlar ve sistem­ler bulundukları alandan kayıp bozulduktan sonra ilk yaratıldıkları duru­ma gelip kitap formaları gibi üstüste kapanırlar.

Nitekim Enbiyâ Sûresi 30. âyette göklerin ve yerin hilkatinin başlangı­cından söz edilirken hepsinin bir tek parça olduğu, yani kitap formaları misali üstüste katlı bulunduğu ve sonra ilâhî plân gereği bugünkü durum ve düzene sokulduğu açıklanmaktadır.[4]

 

Yeryüzü Dümdüz Hale Getirilecek

 

«Yeryüzü uzatılıp dümdüz hale getiril­diği; içinde olanı atıp bomboş kaldığı...... zaman..»

Kıyamet olayıyla birlikte yerkürenin alt-üst olacağı, mevcut tabakaları­nın birbirine karışacağı, çekirdeğine varıncaya kadar her şeyi dışa doğru atacağı haber veriliyor. İnfitâr Sûresi 4. âyette bunun bir bölümü, «kabirler deşilip içindekiler ortaya çıkarıldığında..» âyetiyle belirtilmişti. Burada ise konu biraz daha açıklanmakta ve genel anlamda bilgi verilmektedir.

Yerin, derinliğine inildikçe her 33 metrede ısının bir derece arttığı dik­kate alınınca o gün yerkürenin nasıl bir ateş parçası haline geleceği rahat­lıkla anlaşılıyor. Nitekim Zilzal Sûresi 1 ve 2. âyette buna değinilerek şu kı­sa bilgi verilmektedir: «Yerküre o müthiş deprem ile sarsılacağı; yeryüzü (altındaki) ağırlıkları çıkaracağı... zaman..»

Evet yeryüzünün alt-üst olup eski düzenini kaybetmesi, hakka dayalı kanunlar çerçevesinde gerçekleşecektir. Cenâb-ı Hak bu değişmeyi haklı­lık ölçülerine bağlamakta ve konu üzerinde daha iyi düşünmemizi ilham etmektedir.[5]

 

Âyetler Arasında Bağlantı

 

Yukarıdaki âyetlerle, kıyamet olayıyla meydana gelecek iki önemli saf­ha üzerinde duruldu ve her şeyin ilâhî düzenlemeyle gerçekleşeceğine de­ğinilerek kısa bilgi verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, insanoğlunun sonunda varışının mutlaka Allah'a olacağı ve dünya hayatındaki niyet, inanç ve ameline göre hazırlanmış olan kitabının kendisine verileceği bildiriliyor. Öylece kitabın veriliş şekliyle ki­şinin varacağı yerin belirlenmiş olacağına işarette bulunuluyor. Sonra da Cenâb-ı Hakk'ın her şeyi, her niyet ve düşünceyi, her iş ve ameli, lâyıkıyla görüp bilen olduğu bildirilerek, ölmeden önce bu hakikati anlayıp günlük hayatı ona göre düzenlememiz dolaylı şekilde isteniliyor.[6]

 

Meali:

 

6-Ey insan! Sen cidden (ölüp) Rabbına gidinceye kadar durmadan didinip koşturursun ve sonunda O'na kavuşursun.

7-8-Artık, kitabı (amel defteri) sağ eline verilen kimsenin kolay bir hesapla hesabı görülür..

9-Ve sevinerek arkadaşlarına dönüp gider.

10-12-Kitabı (amel defteri) arkasından verilen kimse ise, «Vay, ya­zıklar oldu bana, mahvoldum!» diye bağırıp

çağıracak, alev alev yanan Cehennem'e varıp girecek.

13-Çünkü o, (Dünya'da iken) yandaşlarının yanında (işlediği kötülük­lerden dolayı) pek sevinçliydi.

14-Doğrusu o, (hesap gününe) dönmeyeceğini sanırdı.

15-Hayır, (kurtuluş yok) şüphesiz ki Rabbısı onun yaptıklarını (bir bir) görmekteydi.

 

İlgili Hadisler

 

Melek Cebrail'in (A.S.) şöyle dediği rivayet edilmiştir:

«Ya Muhammedi İstediğin kadar yaşa, şüphesiz ki (sonunda) ölecek-

sin. Dilediğin kimseyi sev, şüphen olmasın ki (sonunda) ondan ayrılacaksın ve arzu ettiğin şeyi işle, mutlaka ona kavuşup (ona göre karşılık görecek­sin).» [7]

Hz. Aişe (R.A.)dan yapılan rivayette, adı geçenin şöyle anlattığı belir­tilmektedir :

«Resûlüllah (A.S.) Efendimiz: «Kim hesaba çekilip sı kıştı rılırsa, mut­laka azaba uğratılır» buyurdu. Bunun üzerine ben dedim ki: «Ya Resû-lellah! Cenöb-ı Hak «Artık kitabı (amel defteri) sağ eline verilen kimsenin kolay bir hesapla hesabı görülür» buyurmamış mıdır? diye sorduğumda, ba­na şu cevabı verdi: «O, hesaba çekilme değildir; sadece hesaba arz olun­madır. Ama kıyamet gününde kim hesaba çekilip sıkıştırılırsa azaba uğratı­lır.”[8]

Yine Hz. Aişe (R.A.) diyor ki:

«Resûlüllah (A.S.) Efendimizin bazı namazlarında şöyle duâ ettiğini duydum: «Allahım, beni kolay bir hesapla hesaba çek!»[9]

 

Hayat Harekettir

 

«Ey insan! Sen cidden (ölüp)Rabbına gidinceye kadar durmadan didinin koşturursun ve sonunda O'na kavuşursun.»

Ayetin anlatımından da anlaşılacağı gibi hayat bütünüyle harekettir; çalışıp didinmek, uğraşıp bir şeyler elde etmektir. Bunlar iyi de olabilir, kötü de olabilir. Ne var ki bu çalışıp didinme döneminde hayatımızı belir­lenmiş bir programa göre değerlendirdiğimiz takdirde verimlilik, feyiz, rah­met ve mutlu sonuç doğurur. Aksi halde her yönü ve safhasıyla nefisten yana değerlendirilerek dünyada kısa bir süre kişiyi mutlu edebilir. Gerçek hedef ve amacına yönelmediği ve hikmeti uyarınca değerlendirilmediği için de sonu hüsran ve azapla noktalanır.

O bakımdan ilgili âyetle Cenâb-ı Hak insan hayatının hareketten ibaret olduğunu belirtirken hemen arkasından onun Allah'ın mülkünde yaşadı­ğını ve nefes nefes O'na yaklaşıp hesap vermek zorunda bulunduğunu ha­tırlatmaktadır.

Şüphesiz bu inanç, hayatı bütün safhalarıyla disiplin altına alır. Ay­nı zamanda bu, ilâhî programa uymaya, her hareket ve amelin amaç ve hikmetini belirlemeye yönelik esaslardan biridir.

Unutmamak gerekir ki, hareketten ibaret olan hayatı verimli kılıp ilâhî hoşnutluğa mazhar olacak düzeye getirebilmek için onu başıboşluktan kurtarmamız ve ilmin ışığında yönlendirmemiz gerekmektedir. Bu kadarı da yeterli değildir; ilmi de imânla güçlendirip feyizli sonuçlar elde etme­ğe vasıta kılmamız şarttır. Aksi halde ilim yalnız başına saadet vaadetmez ve ilâhî rızaya kapı açmaz.

Hem biz insanlar Cenâb-ı Hakk'ın yarattığı bir tür canlı olarak O'nun mülkünde yaşamakta, O'nun hazırladığı nimetlerle hayatımızı sürdürmekte­yiz. Çünkü yeraltı ve yerüstü kaynakları hazırlayıp hizmete hazır duruma getiren biz değiliz, O'dur. Bu bakımdan Cenâb-ı Hak kendi mülkünde bizi başıboş, gayesiz, amaçsız bırakmamakta, hazırladığı kalıcı bir statüye gö­re hayatımızı düzene sokmamızı emretmektedir. Kur'ân-ı Kerîm bu statüyü kendinde taşıyan son kitaptır.

Mevcut mülkü ve düzeni biz yaratıp kurmadık ki, kendimize göre, ya­ni dilediğimiz şekilde tasarrufta bulunma hakkına sahip olalım. Kaynak­ları biz oluşturmadık ki, onları hesapsız, kitapsız harcamada bulunalım.

İşte âyetin son cümlesinde «fe-mülâkıyhi» buyurularak insanın mutla­ka bütün niyet, iş ve ameliyle birlikte Allah'a kavuşup hesap vereceği bil­diriliyor. Bu ilâhî sese kulak vermek, mefhumunca amel etmek zorunda­yız. Aksine bir tutum kişiyi âsî duruma getirir ve dönüş yapmadığı takdirde ilâhî adaletin tecellisi karşısında cezalandırılmasına sebep olur.[10]

 

Kitabın Sağ Ele Verilmesi

 

«Artık, kitabı (amel defteri) sağ eline verilen kimsenin kolay bir hesapla hesabı görülür..»

Âhiret gününde amel defterinin iki şekilde dağıtılacağı konu edilmek­tedir :

a)  İmân temeli üzerinde işlediği iyilik ve sevapları ağır gelen kimsenin sağ eline,

b)  İnkâr ve nifak üzere ölenlerin veya kötülüğü ve zulmü ağır gelen kimsenin ise sol eline verilir.

Burada sol ele verilecek amel defterinin veriliş şekli «arkasından veri­len» sözüyle çevirisini yaptığımız «verâe zehrih» terkibiyle ifâde edilirken. Vakıa Sûresi 41. âyette «şeametli» diye çevirisini yaptığımız «eshab-ı şi­mal» terkibine yer verilmiş ve el-Hakka Sûresi 25. âyette ise, «kitabı sol tarafından verilen» sözüyle çevirisini yaptığımız «men utiye kitabuhu bi-şi-malih» denilmiş ve yine Vakıa Sûresi 8 ve 9. âyetlerde kitabı sağ eline veri­lenler, «eshab-ı meymene», kitabı sol eline verilenler ise, «eshab-ı meş'eme» diye anılmıştır.

Böylece Kur'ân'm üç ayrı yerinde üç değişik lafız ve anlatımla amel defterlerinin dağıtımı işlenmekte ve idrâkleri uyanık tutmaya yönelik bir metot kullanılmaktadır.

Bütün bu farklı lafızlarla anlatımları biraraya getirdiğimizde şu mana ortaya çıkar: «Amel defteri sağ etine verilenler mutlu ve uğurlu kimse­lerdir. Sol eline verilenler ise, bedbaht ve uğursuz kişilerdir.» Zira gerek «yemîn», gerekse «meymene» hem sağ eli, hem de yümn-u bereketi; «şimal» ile «meş'eme» ise, sol eli, sol tarafı, hem de uğursuzluk ile bereketsizliği yansıtır.

Amel defteri sağ eline verilen kişiler sevinç, huzur ve güven duyarak kendi yakınlarına dönerler. Burada geçen «ehii», mü'min oian kavim, aşî-ret, aile veya Cennet'teki hurî ve gılmanlar ile yorumlanabilir. [11]

Amel defteri arka tarafından sol eline verilen kişiler ise, «Helak ol­duk!» diye seslerini yükseltirler.

Şüphesiz âhiret gününde mutlaka gerçekleşecek oian bu safhanın ka­lın çizgileriyle bir tablo halinde gözler önüne konulması, kişileri gafletten uyandırmakta ve ölmeden önce olgun bir mü'min olma yolunu seçmelerini ilham etmektedir. Çünkü Cenâb-ı Hak kullarına çok merhametlidir ve çok bağışlayıcıdır. Dünyada bazı istisnalarla dönüş imkânları her zaman mev­cuttur. Âhirette ise her şey bitmiş olacak ve kişi işledikleriyle, niyet ve iyi-kötü amelleriyle başbaşa kalacaktır. O bakımdan 15. âyetle bu inceliğe değinilerek şöyle buyurulmaktadır: «Hayır (kurtuluş yok). Şüphesiz ki Rab-bısı onun yaptıklarını (bir bir) görmekteydi..» Çünkü Cenâb-ı Hak «Basîr»dir; yani her düşünce ve niyeti, her iş ve ameli en iyi görüp bilendir. Aynı za­manda görevli kıldığı melekleri, her kişinin dünya hayatında işlediklerini anında yazıp tesbit etmektedirler. Hiç bir fâninin bu ilâhî denetlemenin dı­şında kalması söz konusu olamaz. Kâinat çok hassas bir saat gibi çalış­makta, her şey hilkatinin hikmeti gereği hizmetini vermektedir. Caniı-cansız her varlık ilâhî düzene uymakta ve yüklendiği programı kusursuz yerine ge­tirmektedir. Ancak nefis ve hayvanı duygularla da teçhiz edilen insanlar, cinler ve şeytanlar bu genellemenin bir bakıma dışında tutulabilirler. Çün­kü şeytanların tamamı, cinler ve insanların önemli bir kısmı hilkatin hikme­tine ters bir tutum içindedirler. İnsan ve cinlerden imân edenler ve sâlih amellerde bulunanlar ise hilkatin hikmetine dönmektedirler. Şeytanların ise dönüş yapması söz konusu değildir.[12]

 

Âyetler Arasında Bağlantı

 

Yukarıdaki âyetlerle, sonunda varışın Allah olacağı konu edildi ve o gün amel defterlerinin kişilerin inanç ve ameli doğrultusunda ya sağ elle­rine, ya da sol ellerine verileceği bildirilerek ölmeden önce öyle bir güne hazırlanmamıza işarette bulunuldu.

Aşağıdaki âyetlerle, üç şeye and içilerek insanoğlunun kademeli ha­yat safhalarından geçirilmekte olduğu belirtiliyor. Bütün bu gerçeklere rağmen hala Allah’a inanmayanların beşer hayatının en ölçülü şekilde düzenleyen Kur'ân okununca secde etmeyenlerin bulunduğu hayretle karşılanı­yor. Sonra da inkâr edenler tehdît edilirken, dosdoğru imân edip sâlih amel­lerde bulunanlar uhrevî mükâfatlarla müjdeleniyor.[13]

.

Meali:

 

16-Hayır, şafak'a (güneş battıktan sonra ufukta beliren kızıllık ve­ya ondan bir süre sonra beliren sarılığa) yemin ederim.

17-Geceye ve (insanlarla   hayvanların   dinlenmeleri için)   derleyip topladığına da yemin ederim.

18-Derlenen dolun aya da yemin ederim.

19-Ki sizler şüphesiz kademeli hayat safhalarında halden hale gö­çeceksiniz.

20-O halde onlara ne oluyor da inanmıyorlar?!

21-Kur'ân onların karşısında okunduğu zaman secde etmezler.

22-Secde etmek şöyle dursun, küfre saplanıp kalanlar (Hakk'ı) ya­lanlamaya devam ediyorlar.

23-Halbuki Allah, onların içlerinde neleri gizlediklerini çok iyi bilir.

24-Artık sen, onları elem verici bir azapla müjdele!.

25-Ancak imân edip iyi-yararlı  amellerde   bulunanlar için bitmez-tükenmez mükâfat vardır.

 

İlgili Hadîsler Ve Rivayetler

 

İbn Abbas (R.A.), «Leterkebünne tabakan ân tabakın» âyetini, «Bir hal­den diğer bir hale geçiş» şeklinde yorumlarken, «terkebu» fiilindeki (b) har­fini fetha ile okumuş ve hitabın Hz. Muhammed'e (A.S.) olduğunu belirt­miş ve şu mânaya delâlet ettiğini ilâve etmiştir: «Müşriklere karşı senin için zafer ve üstünlük gerçekleşecek; o kadar ki en güzel ve en mutlu so­nuç senden yana oluşacaktır. Artık inkarcı müşriklerin seni yalanlamasına ve küfürde ısrar etmesine üzülme.» [14]

Resûlüllah (A.S.) buyurdu:

«And olsun ki, sizden önceki milletlerin yollarına (kültür ve ahlâkları­na, yaşayış hallerine) karış karış, zira' zira' uyacaksınız. O kadar ki onlar keler deliğine girseler siz de o deliğe girmeye özeneceksiniz. Onlardan biri eşiyle cadde ve sokakta cinsel temasta bulunsa, siz de öyle yapmaya çalı­şacaksınız.» [15]

Bunun üzerine râvî diyor ki: «Biz, Peygamber'e (A.S.): Onlar Yahudi­lerle Hıristiyanlar mıdır?» diye sorduk. Cevap verdi: «Ya başka kim (ola­bilir)?»

Râfi'den yapılan rivayete göre, adı geçenin şöyle dediği tesbit edilmiş­tir:

«Ebû Hüreyre (R.A.) ile birlikte akşam namazını kıldım. (İza's-semâu'n-şakkat) sûresini okudu ve secde etti. Ben ona : «Bu ne secdedir?» diye sor­duğumda, dedi ki: «Bu secdeyi Ebû'l-Kasım (Hz. Muhammed A.S.Jın arka-sında namaz kılarken (Onunla beraber) yaptım ve o günden beri Ona ka­vuşuncaya kadar devam etmekteyim ve edeceğim..» [16]

 

Şafak'a, Gece'ye Ve Ay'a Yemin Edilmesi

 

«Hayır, şafak'a (güneş battıktan sonra ufukta beliren kızıllık veya ondan bir süre sonra beliren sarılığa) yemin ederim..»

İnsanın ruhlar alemiyle dünyası, doğumuyla ölümü, kabriyle âhireti ve hesap vermesi ile varacağı yer arasında değişik merhale ve hallerden ge­çeceği konu edilirken bu merhalelerin önemi üzerinde durularak üç şeye yemin edilmektedir:

a) Güneş battıktan sonra meydana gelen şafağa,

b) Yeryüzüne yayılıp dağılan canlıları toplayıp yatak ve inlerine; mes­ken ve yuvalarına dönmelerini sağlayan geceye,

c) Tamamlanıp dolunay haline gelen aya..

Zira insan ve dolayısıyle diğer canlıların hayatında bu üç olayın yeri ve tesiri oldukça önem taşır. Aynı zamanda her biri Allah'ın varlığının ve birliğinin delili; kâinatta insan hayatından yana mutlak bir düzenin kusur­suz işlediğinin belgesi kabul edilir.

Güneşin batı ufkunda batmasıyla gerek beliren kızıllık, gerekse ayın ondan aldığı ışığı yansıtması, hem dünyanın yuvarlak olduğunu, hem batı­dan doğuya doğru döndüğünü, hem de güneşin etrafında elips çizerek döndüğünü göstermektedir. Bu hız saniyede 30 km. dir. Farzedelim bu hız saniyede 15 veya 60 km. olsaydı; aynı zamanda dünyamızın güneşe olan uzaklığı bugünkünden farklı bir durum arzetseydi yaşamamız mümkün ol­maz ve belki de hayat diye bir hareket kalmazdı.

Dünyamızın uydusu olan ayın bize uzaklığı yaklaşık 385.000 km. değil de 80.000 veya daha az bir yakınlıkta olsaydı, med ve cezir (gel-git) olayı öylesine kuvvetli olurdu ki, deniz seviyesinin altında bulunan bölgeler ve ülkeler su istilasına uğrar, dağlar da süratle aşınırdı ve bundan başka bir­takım anormallikler vücuda gelir, mevcut denge ve düzen bozulabilirdi.

Görüldüğü gibi, sözü edilen üç olayla dünyamızda ölçülü, hesaplı bir düzenleme ve sağlam bir dengelemenin hakim bulunduğu anlaşılmış oluyor.[17]

 

Şafak Ve Fıkhî Yönü

 

Şafak, genellikle güneşin batmasından sonra ufukta beliren kızıllıktır. Fakîh müctehîdlerden bir kısmına göre ise, kızıllıktan sonra beliren beyaz­lık veya ona yakın sarılıktır. Bu acıdan ve iki ayrı yorumdan hareketle müc-tehidler akşam ve yatsı vakitleri hakkında farklı tesbitlerde bulunmuşlar­dır:

a)  İmam Evzâî, İmam Şafiî, İmam Ebû Yusuf, İmam Ebû Sevr, İmam Ahmed ve İshak'a göre : Güneş battıktan sonra akşam namazının vakti gi­rer ve ufukta beliren  kızıllık kayboluncaya  kadar devam eder.  Kızıllığın kaybolmasıyla akşam namazının vakti çıkmış olur ve yatsı namazının vak­ti girmiş bulunur.

Sözü edilen imamlar bu konuda, ashab-ı kiramdan Ömer, İbn Mes'ûd, İbn Abbas, Enes, Katade, Câbir b. Abdillah ve İbn Zübeyr'in (Allah hepsin­den razı olsun) görüş ve reylerine dayanarak ictihadda bulunmuşlardır.

b)  İmam Ebû Hanîfe'ye göre :  Kızıllıktan sonra beliren beyazlık söz konusudur. O bakımdan akşam namazının vakti, kızıllıktan sonra beliren beyazlığın kaybolmasına kadar devam eder. Beyazlığın kaybolmasıyla ak­şam vakti sona erer, yatsı vakti başlar.

İmam Ebû Hanîfe bu konuda daha çok Ebû Hüreyre ile Ömer b. Ab-dilaziz'in görüş ve içtihadını tercîh etmiştir. Ayrıca İbn Ömer'in de aynı görüş ve iotihadda olduğu rivayet yoluyla sabit olmuştur.

İmam Kurtubî birincilerin görüş ve içtihadının ihtiyar edilmeye muva­fık bulunduğunu belirterek ashab-ı kiramdan çoğunun görüşünü tercihte fayda bulunduğunu söylemiştir.

Aynı zamanda müctehid fakîhlerden bir kısmı, kızıllıktan sonra beli­ren beyazlığın hiç kaybolmadığını ileri sürerek «şafaksın, beliren kızıllık olduğunda isabet bulunduğuna dikkat çekmişlerdir.[18]

 

Halden Hale Geçiş

 

«Ki sizler şüphesiz kademeli hayat safhala­rında halden hale geçeceksiniz.»

Âyette geçen «terkebünne» fiilini İbn Ömer, İbn Mes'ud, İbn Abbas, Ebû Âliye, Mesrûk, Ebû Vâil, Mücahid, Nehaî, Şa'bî, İbn Kesîr, Hamza ve Kessâî {veya Kissaî) «terkebenne» şeklinde (b) harfini üstün olarak okumuşlardır. Böylece fiil çoğula değil, tekile hitap anlamını taşımakta ve mu­hatabının da Hz. Muhammed (A.S.) olduğu bir yorum olarak ortaya çık­maktadır. Şöyle ki:

a) Ya Muhammed! Elbette sen tabaka tabaka gökleri aşacaksın; de­rece derece, rütbe rütbe yükseleceksin ve böylece Allah'a daha çok yak­laşmış olacaksın.

b) Ya Muhammed! Göklerin, Allah'ın vasfettiği inşikak, gül rengini al­ma, kitap formaları gibi üstüste gelme, erimiş yağ haline dönüşme gibi de­ğişik hallerine şahit olup onları merhale merhale aşacaksın; öyle ki Cenâb-i Hak, kıyamet olayıyla meydana gelecek bu değişikliklerin  birer misalini gösterecek..

c) Ya Muhammed! Yüklendiğin ve tebliğiyle emrolunduğun kutsal .dâ­vayı kademeli şekilde yayıp başarıdan c başarıya adım atarak ilerleyecek­sin.

Sözünü ettiğimiz fiili «terkebünne» yani (b) harfinin ötresiyle okuyanla­ra göre; şu mana ve yorumlar ortaya çıkmaktadır:

a) Ey insanlar!  Sizler hilkat kanunu  gereği birçok  hal  ve safhaları aşıp gelişmektesiniz. Önce nutfe, sonra kan pıhtısı görünümünde, sonra et parçası şeklinde, sonra da şekillenen bir cenîn olarak kademe kademe oluşmaktasınız.

b) Hayatın çeşitli kademe ve safhalarını aşacaksınız; sıkıntılı, neşeli; başarılı, başarısız; ümitli, ümitsiz günlerle ve durumlarla karşılaşıp yolu­nuza devam edeceksiniz.

c) Dünya  hayatından, kabir âleminden  ve safhalarından;   kıyametin şiddetinden, hesabın düşündürücü ve korkutucu döneminden  geçeceksi­niz.

Böylece hayatımızın kabre ve ikinci hayata uzanan yolunun düz olma­dığına işaret edilmekte ve bunu değiştirmenin mümkün olomıyacağına de­ğinilmektedir.

Âyette ayrıca insan hayatının çok farklı ve değişik kademelerle dolu olduğu; doğumla ölüm noktalan arasında birçok zıtların bulunduğu dolay­lı şekilde bildirilmektedir. Gelişip büyüme, okuyup olgunlaşma, zenginle­şip fakirleşme, yükselip alçalma, kazanıp kaybetme gibi karşıtların hep bu yol üzerinde bizleri beklediği bir gerçektir. Şüphesiz bunların hepsi de bizi Allah'a çağırmakta ve iki hayat arasında sağlam bir köprü kurmamızı ilham etmektedir.

Zira her safha bütün özelliğiyle mutlak kudretin programını yansıt­makta ve her şeyin «Allah!» dediğini fısıldamaktadır. Yeter ki anlayan kalp­ler, akleden ve düşünen kafalar, İdrâk eden gönüller bulunsun..

20, 21, 22. âyetlerle insanın bu yeteneklerine işaretle" inkârın makul bir yanı ve dayanağı bulunmadığına atıf yapılıyor ve inkarcı nankörlerin tu­tumu hayretle karşılanıyor: «O halde onlara ne oluyor da inanmıyorlar?!»[19]

 

Kur’an’ı Okuyup Anlamak Hakka Secdeyi Gerektirir

 

«Kur'an on|arın karşısın­da okunduğu zaman secde etmezler. Secde etmek şöyle dursun, küfre saplanıp kalanlar (Hakk'ı) yalanlamaya devam ediyorlar.»

Cenâb-ı Hak, insanoğlunun aklını harekete geçirip doğruya yöneltmek üzere iki önemli belgeye dikkat çekiyor: Biri, kâinattaki düzen, denge ve hesap; diğeri ise ilâhî kelâm olan Kur'ân'dır.

Kur'ân hem lafzı, hem de manasıyla ilâhîdir. Her âyetiyle ve hük­müyle insanı iki âlemde mutlu ve bahtiyar kılacak özellik arzetmektedir. Taşıdığı sistem ve hükümlere, ahlâkî kurallara, ilmî esaslara, temel bilgi­lere ve ana fikirlere ihtiyaç devamlıdır. O bu yönleriyle de fizikle metafi­zik olayları birleştirip bütünleştirmekte ve insanoğluna hep doğruyu, iyi­yi, yararlı olanı telkin edip fazîletin ve adaletin bütün yollarını açmaktadır. Böylece Kur'ân, insanın muhtaç bulunduğu bütün hüküm ve kuralları, ma­nevî gıda ve ebedî feyiz ve rahmetleri beraberinde taşımakta kusursuz ve erişilmez bir kitaptır.

O bakımdan Allah'ın bu mükemmel ve her yönüyle insandan yana in­dirdiği kitabı okuyup da secde etmemek elde değildir. Ancak Hakk'a ar­kasını dönüp katı inkâr ve tuğyan içinde bulunan maddecilerin bu paha biçilmez cevheri anlamaları pek düşünülemez.

Cenâb-ı Hak, kullarının selâmet^den yana kendi zat-i ulûhiyetine ya­kışanı yapmış ve bütün sebeplen harekete geçirerek onlara yardımcı ol­muştur. Gerisi insanın idrâk ve irfanına, insaf, iz'ân ve vicdanına bırakıl­mıştır.

Artık kendini belirlenen imân ve irfan çizgisine getirmeyenler, şüphe­siz büyük bir haksızlığa kapı açmış durumdadırlar; kendi kendilerine zul­metmekte, kendi ruhlarını ilâhî feyiz ve rahmet gıdasından mahrum bırak­maktadırlar. Dönüş yapmadıkları ve o vaziyette öldükleri takdirde çezalan, elim bir azaptır. 24. âyetle bu husus açıklanmakta ve son uyarılardan biri daha yapılmaktadır.

Sözünü ettiğimiz hakikatleri akıl ve ilim yoluyla idrâk edip Allah'a dos­doğru imân düzeyinde sâlih amellerde bulunan ve her iki hayatın birbirini tamamladığında şüphe etmiyen mü'minlere gelince : Onlar için dünyada gönül huzuru ve yatışkanlığı; âhirette ise bitmez tükenmez hayırlar ve saa­detler vardır. Bu, bir vaadi ilâhîdir ki, mutlaka gerçekleşir. Çünkü o mü'-minler ilâhî talimat dahilinde bir hayat sürmüş ve Resûlüllah (A.S.) Efen-dimiz'in  sünnetine  uygun  yaşamışlardır.

25. âyetle insanlara bu müjde verilmekte ve sâlih amellerin Allah ya­nındaki üstün kıymetine işaret edilmektedir.

Unutmayalım kir insanın yaratılmasının ve dünyaya getirilmesinin tek sebep ve hikmeti budur. Başka bir yol ve dayanak aramak boş ve anlam­sızdır. Allah'tan başka güvenilip dayanılan şeyler de fâni ve neticesizdir. Mal, mülk, servet, makam, şöhret, fiziksel kuvvet hep eğretidir. Bunlar fa-zîlet çizgisinde tutulup ifâhî düzene göre kullanıldığı nisbette faydalıdır. Aksi halde bir yığın vebal hazırlamaktan başka bir şeye yaramaz..

Artık kim kendini hidâyet sınırına getirirse, Cenâb-ı Hak onu doğruya ve gerçeğe lâyık görür. Kim de bu sınırdan uzakta kalırsa, kendi heves ve şehevî duygularıyla başbaşa kalıp kısa bir süre eğlenip ömrünü tüketir. Tüketince de arkasında hiçbir fazilet ve hayır izi bırakmadan, sırtında da kabus misali ağır vebal ve günah yükü bulunduğu halde bütün nîmetleri, feyiz ve rahmetleri kaybetmiş olur.[20]

 



[1] Lübabu't-te'vîl : 4/363

[2] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6671.

[3] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6671-6672.

[4] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6673-6674.

[5] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6674.

[6] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6674.

[7] Ebû Dâvud :  Câbir  (R.A.)dan.

[8] Buharî/ilim: 35, tefsir: 84, rikak : 49 - Müslim/cennet: 79, 50 - Ebû Dâvud/cenâiz : 8 - Tirmizî/kıyâmet: 5, tefsir : 1/84 - Ahmed : 6/47, 48, 91, 108, 127, 189, 206

[9] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6675-6676.

[10] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6676-6677.

[11] Bilgi için bak: Tefsiru’l-Keşşaf: 4/726.

[12] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6677-6679.

[13] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6679.

[14] Bilgi için bak:  Lübabu't-te'vH : 4/364

[15] Buharî/enbiya : 50, i'tisam : 14 - Müslim/ilim ; 6 - îbn Mâce/fiten : 17 -Ahmed :  2/327, 450, 511  - 3/84, 89, 94

[16] Müslîm/mesâcîd : 110

Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6680-6681.

[17] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6681.

[18] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6682.

[19] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6682-6684.

[20] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6684-6685.