Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Burûc Sûresi - Kuran - 085Buruc - 2. Sayfa

BURÛC SÛRESİ

 

85

 

İndiği Yer :

 

Mekke

 

İniş Sırası :

 

27

 

Âyet sayısı:

 

22

 

Nüzulü

 

Mushaftaki sıralamada seksen beşinci, iniş sırasına göre yirmi yedinci sûre­dir. Şems sûresinden sonra, Tın sûresinden önce Mekke'de inmiştir.[1]

 

Adı

 

Sûre adını birinci âyetinde geçer ve "burçlar" anlamına gelen "burûc" keli­mesinden almıştır.[2]

 

Konusu

 

Sûrenin ana konusu kendilerine "Ashâbu'l-uhdûd (hendek ehli)" denilen in­karcıların, müminlere verdikleri sıkıntılar ve müminlerin İnançları uğrunda bunla­ra karşı gösterdikleri sabır ve dirençtir. Ayrıca inkarcıların âhiretteki kötü akıbet­leri ve müminlerin mutlu sonları, Allah'ın bazı sıfatlan hakkında kısa açıklamalar yer almaktadır.[3]

 

Meali

 

Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla... 1. Andolsun burçlarla dolu gö­ğe, 2. Vaad edilmiş güne, 3. Tanıklık edene ve edilene ki, 4-5. O çukurları, alev alev yanan ateş çukurlarını hazırlayanlar mahvolmuşlardır! 6-7. Hani o sırada ateşin başında oturmuşlar, inananlara yaptıklarım seyrediyorlardı. 8-9. Sırf azîz, övgüye lâyık, göklerin ve yerin mâliki olan Allah'a inandıkları için müminlerden öç aldılar. Allah her şeye şahittir. 10. Mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edip de sonra tövbe etmeyenler var ya, işte onları cehennem azabı, yakıcı azap beklemektedir. 11. İman edip iyi işler yapanlara gelince onlar için zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur. 12. Şüphesiz rabbinûı yakalaması pek yamandır. 13. Kuşku yok ki başta yaratan da sonra tekrar yaratacak olan da O'dur. 14-16. Çok ba­ğışlayan, sevgisi geniş, Arş'ın sahibi, şanı yüce ve dilediğini yapan yalnız O'dur. [4]

 

Tefsiri

 

1-10. Bir önceki sûrede olduğu gibi burada da yeminle söze başlanarak mü­minleri İnançlarından dolayı ateş dolu çukurlara atıp yanmalarını seyreden zalim­ler kınanmakta ve âhirette hak ettikleri cezaya çarptırılacakları haber verilmekte­dir.

"Burûc" kelimesi "görünen şey, yüksek köşk" anlamlarına gelen "burc"un çoğuludur. Astronomi terimi olarak güneşin bir yılda takip ettiği düşünülen yörün­genin içlerinden geçtiği, belli sembollerle gösterilen on iki takım yıldızından her birini ifade eder. Modern astronomide "yıldız kümeleri" veya "galaksiler" olarak anlamak mümkündür.[5] 2. âyetteki "vaad edi­len gürTden maksat, kıyamet günüdür.[6]

"Tanıklık eden ve edilen" diye çevirdiğimiz 3. âyetteki "şâhİd" ve "meşhûd" kelimelerini müfessirler farklı anlamlarda yorumlamışlardır. Bunları kısaca şöyle sıralamak mümkündür:

a) Şâhid Allah, meşhûd yaratıklardır.

b) Şâhid Hz. Mu-hammed, meşhûd onun ümmetidir.

c) Şâhİd Hz. Muhammed'in ümmeti, meşhûd diğer ümmetlerdir.

d) Şâhid peygamberler, meşhûd ümmetleridir.

e) Şâhid koru­yucu melekler, meşhûd insanlardır.

f) Şâhid bütün insanlar, meşhûd kıyamet gü-nüdür.

g) Şâhid Allah ve melekler, meşhûd da Allah'ın birliği ilkesidir. Bunlardan başka yıldızların, Hacer-i esved'İn, Arefe, Cuma ve Pazartesi günlerinin şâhid ve meşhûd olduğu yolunda görüşler ileri sürenler de vardır.[7] Bir önceki âyette kıyamet gününün geçtiği dikkate alındı­ğında "şâhid" ile insanların amellerini görüp bilen ve sonunda karşılığını verecek olan Allah Teâlâ'nm, "meşhûd" ile Allah'ın durumlarını görüp bildiği ve buna bağlı olarak âhirette sorgu ve yargıdan geçireceği insanlar ve onların işlerinin kas­tedildiği düşünülebilir.

Sûrede sözü edilen "Ashâbü'l-uhdûd", İslâmiyet'ten önceki bir devirde mü­minleri dinlerinden döndürmek için ateş dolu hendeklere atarak işkence eden kim­seleri ifade eder. Âyetlerde semâya, kıyamet gününe, tanıklık edene ve edilene ye­minle "Ashâbü'l-uhdûd"un lanetlendiği bildirilmektedir. Uhdûd "uzun ve derin hendek" demektir. Kendilerinden "Ashâbü'l- uhdûd" diye söz edilen kimselerle onların İşkence ettiği müminler ve bu olayın geçtiği zaman ve bölge hakkında Kur'ân-ı Kerîm bilgi vermemiştir. Tefsirlerde bunların kimlikleri hakkında çok değişik ve birbiriyle çelişen açıklamalar bulunmaktadır. Bu açıklamalar arasında Necrân hıristiyanlarmın Yemen kralı Zû Nüvâs tarafından idam edilmeleri yahut bir Zerdüşt kralının, erkek kardeş ile kız kardeşin evlenmelerine Allah'ın müsaade ettiği şeklindeki hükmünü kabul etmeyen tebaasını ateşe atarak cezalandırması gi­bi güvenilir olmayan veya tamamen uydurma olan menkıbeler ortaya çıkmıştır.[8] "Ashâbü'l- uhdûd"u belli bir dönemle ve belli insanlarla sınırlı tutmayıp tarih içinde çeşitli tarzlarda ve değişen yoğunluk derecelerinde tekrarlanan olgu olarak değerlendirmek de mümkündür. 10. âyet de bu anlamı desteklemektedir. Geçmiş dönemlerde olduğu gibi Buriic sû­resinin indiği dönemde de Mekkeli müşrikler müminlere, özellikle fakirlere ve kimsesizlere acımasızca işkence ediyorlardı. Nitekim "...işkence edip de sonra tövbe etmeyenler var ya, işte onları cehennem azabı, yakıcı azap beklemektedir" mealindeki 10. âyette Mekke müşriklerinin yaptıkları bu zulümlere işaret edilmiş­tir.[9]

 

11-12. Çeşitli işkence, zulüm ve sıkıntılara maruz kaldıkları halde imanların­dan taviz vermeyip sorumluluklarının gereğini yerine getiren müminlere âhirette altlarından ırmaklar akan cennetler verileceği ifade edilmektedir. Bu, müminler İÇİn bir sevinç ve mutluluk vesilesidir. "Şüphesiz rabbinin yakalaması pek yaman­dır" ifadesi, inkarcıların mutlaka cezalandırılacağım, Allah'ın azabından kurtul­malarının mümkün olmadıeını cösterir. Buna eöre söz konusu işkencelere Biri cennet nimetleri, diğeri de ilâhî adaletin gereği olarak kendilerine kötülük eden inkarcıların cezalandınlmasıdır.[10]

 

13-16. Müfessirler 13. âyeti iki türlü yorumlamışlardır: a) Âyette ilkten ya­pıldığı, sonra tekrar edildiği bildirilen şey, Allah'ın inkarcı zalimlere ilk olarak dünyada ceza vermesi sonra âhirette cezalandırmayı tekrar etmesidir, b) Allah'ın mahlûkatı birinci defa yoktan var edip dilediklerine can vermesi, ikinci olarak on­ları kıyamet gününde yeniden diriltmek suretiyle hayata döndürmesidir.[11]Buradan itibaren ceza ile ilgili olmaksızın Allah'ın isim ve sıfatlan sıralandığı için mealde ikinci yorumu tercih ettik. Tabe-rî ise âyeti önceki konuyla bağlantılı gördüğü için birinci yorumu tercih etmiştir.[12]

14-16. âyetler, sûrenin başında anlatılan işkence olayıyla bağlantılı olarak de­ğerlendirildiğinde insanoğlu zalim, inkarcı ve nankör de olsa yaptıklarına pişman olup tövbe ettiği takdirde Yüce Allah'ın, ona karşı sevgi, şefkat ve merhametle muamele edeceğini, günahlarını bağışlayacağını gösterir. Çünkü O, Ars/ın sahibi­dir, şanı yücedir [13] varlıkların yönetimi ve nihaî ka­deri O'nun elindedir. O, dilediğini yapan yüce bir kudrettir, verdiği hükmü kimse­nin bozması mümkün değildir.[14]

 

Meali

 

17-18. Orduların, Firavun ve Semûd'un haberi sana ulaştı mı? 19. Doğ­rusu inkarcılar bir yalanlama içindedirler. 20. Oysa Allah onları arkaların­dan kuşatmıştır. 21, Şüphesiz o şanı yüce bir Kur'an'dır; 22. Levh-i mah-fûz'dadır. [15]

 

Tefsiri

 

17-22. Allah Teâlâ'nın, dilediğini yapan yüce kudretin sahibi olduğu ve ya­kalamasından hiç kimsenin kurtulamayacağı Firavun ve Semûd orduları (kavimle­ri) örneği ile anlatılarak Hz. Peygamber ve müminler teselli edilmektedir. Çünkü bu iki topluluk gerçeği inkâr etmeleri ve zulümleri sebebiyle ilâhî bir ceza netice­sinde tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir.[16] 19-20. âyetlerde bütün bu anlatılanlara rağmen Mekkeliler'in hâlâ inkâr İçinde oldukları ve Kur'an'in onlara yönelik uyarı dolu açıklamalarına aldırış etmedikleri için Firavun ve Senıûd kavimlerinin başına gelen felâketlerin putperest Araplar için de söz ko­nusu olduğu uyarısında bulunulmaktadır.[17]

 

21-22. İnkarcıların "O, sihirdir, beşer sözüdür, öncekilerin efsaneleridir" gi­bi asılsız iddialarla inkâr ettikleri Kur'an'm -onların bu tür iddialarının aksİne-Levh-i mahfûz'da korunmuş Allah kelâmı ve şanı yüce Kur'an olduğu vurgulan­mıştır.

Levh-i mahfuz terimi hakkında müfessirler farklı görüşler ileri sürmüşlerdin

a) Levh-i mahfuz, mahlûkatla ilgili her şeyin kaydedildiği ve ancak meleklerin okuyabileceği bir levha, bir kitaptır.[18]

b) Yedi kat göğün üzerinde bulunan ve şeytanlara yasaklanan bir levhadır.[19] Bunlar terimin lafzî anlamı dikkate alınarak yapı­lan değerlendirmelerdir.

c) Kur'an'm hiçbir zaman tahrif edilmeyeceğini, her dö­nemde bütün keyfî ilavelerden, çıkarma!ardan ve lafzî değişikliklerden korunaca­ğım ifade eden bir terimdir.[20]



[1] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/519.

[2] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/519.

[3] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/519.

[4] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/520.

[5] ayrıca bk. Hicr 15/16; Furkan 25/61

[6] Taberî, XXX, 82; Kurtubî, XIX, 283

[7] bk. Kurtubî, XIX, 283-285; Ateş, X, 392-394

[8] bk. Taberî, XXX, 85-87; Kurtııbî, XIX, 287-294

[9] bk. Muhammed Eroğlu, "Ashâbü'l- uhdûd", DİA, III, 471

Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/520-521.

[10] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/521-522.

[11] bu yorum için bk. Ankebût 29/19; Rûm 30/11

[12] bk. XXX, 88

[13] Arş hakkında bk. A'râf 7/54

[14] Allah'ın dilediğini yapması hakkında bk. Hûd 11/107

Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/522.

[15] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/522.

[16] Firavun ve kavmi hakkında bk. A'râf 7/103-136; Semûd kavmi hakkında bak. 7/73-78; Hûd 11/61-68

[17] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/522-523.

[18] Râzî, XXXI, 125; Kurtubî, XIX, 299; Elma-lıh, VIII, 5696

[19] Zemahşerî, IV, 240

[20] Esed, III, 1255; bu konuda bilgi için bk. Süleyman Toprak, "Levh", İFA V Ans., III, 120

Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/523.