Bürüc Sûresi - Kuran - 085Buruc - 19. Sayfa
BÜRÜC SÛRESİ
Mekkîdir. 22 ayettir. Bu sure Peygamber (S.A.V.) efendimizi, müşriklerin ve kavnimin ezalarına karşı teselli etmek ve O'na cesaret vermek için nazil olmuştur. Sonra o müşriklere ashab-ı uhdûd, Fir'avn ve Semud kavmini misal vermiştir. Bu arada kâfirlerin ve mü'minlerin akıbetlerini açıklayarak mü'minlerin nefislerine sükunet verecek ve onları güvenceye erdirecek hususlar da anlatılmıştır. Surenin nihayetinde Kur'an-i Kerim'den de söz edilmiştir.
Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.
1- İçinde burçları bulunan göğe and olsun;
2- Söz verilen kıyamet gününe and olsun;
3- Kıyamet günü şahîdlik edene ve edilene and olsun ki, insanlar öldükten sonra diriltileceklerdir.
4-7- Hazırladıkları hendekleri, tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenlerin canı çıksın!
8-9- Bu İnkarcıların, inananlara kızmaları; onların,sadece, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin bulunan ve övülmeğe layık ve güçlü olan Allah'a İnanmış olmalarındandır. Allah, her şeye şahittir.
10- Ama inanmış erkek ve kadınlara işkence ederek onları dinlerinden çevirmeğe uğraşanlar, eğer tevbe etmezlerse, onlara cehennem azabı vardır. Yakıcı azab da onlaradır.
11- Şüphesiz inanıp yararlı işler işleyenlere, onlara, içlerinden ırmaklar akan cennetler vardır. Bû, büyük kurtuluştur.
12- Doğrusu Rabbinin yakalaması amanşızdır.
13- Önce yaratıp sonra bunu tekrar eden O'dur.
14-15- Yüce arşın sahibi, çok seven, bağışlayan O'dur.
16- Her dilediğini mutlaka yapandır.
17-18- Ey Muhammedi Firavun ve Semud ordularının haberi sana gel-di mi?
19- Doğrusu inkâr edenler, hep yalanlayarak gelmişlerdir.
20- Oysa Allah onları ardlanndan çevirmiştir.
21-22- Ey Muhammedi Doğrusu sana vahyedilen bu Kitab, Levh-iMah-fuz'da bulunan şanlı bir Kur'an'dır.[1]
Bazı Kelimeler:
Burçlar demektir. Sonra bu kelime büyük saray manasında kullanılır olmuştur. Buna göre ayet-i kerimenin manası, yıldızlı göğe andolsun, şeklinde olmalıdır. Bazıları ise ayet-i kerimede büruc kelimesi ile yıldızların yerlerinin kast edildiğini söylemiştir. Duygusu olan herkes şahittir. Duyulan herşey de meşhutdur.
Kıyamet günü. Yerde uzunlamasına açılan yarıklar.
Mü'minlerin azabına şahit olanlar. Onlan ayıplamadılar. Onları yakarak imtihan ettiler. Rabbinin kâfirleri yakalaması. itaat edenleri seven.[2]
Açıklama:
Kutlu ve yüce olan Hak Teâlâ, zînet olan yıldızlı göğe yemin etmiştir ki, o yıldızlar haber hırsızlığı yapacak olan şeytanlara atılan ateş korlarıdırlar. Geceleyin yolcular onlara bakarak yollarını bulurlar. Bununla beraber onlar, kendilerini yaratan sanatkârın kudretine delalet eden muazzam yapılardır.
Bazıları dediler ki ayet-i kerimede geçen büruc kelimesi ile, gökteki yıldızların yerleri kast edilmiştir. O yıldızlar sebebiyle dört mevsim meydana gelir. Onlarda sıcaklık ve serinlik vardır. Yıldızlardan senelerin hesabı ve sayısı ile mevcudattaki herşeyin tafsilatı ortaya çıkar.
Kutlu ve yüce olan Hak Teâlâ bizlere vadetmiş olduğu güne yani kıyamet gününe yemin etmiştir. Aynı şekilde gören ve görülen yaratıklarla, alemlere de yemin etmiştir. Herşeyde o yüce zatın birliğine delalet eden deliller vardır. Bu manâda herşey O'nun birliğine şahittir. Kaldı ki kainatta mevcut olan herşey İnsanlar tarafından görülmektedir. İnsanlar şehadet, yani görme, düşünme ve fikretme bakımından değişik seviyededirler.
Kutlu ve yüce olan Cenab-ı Allah bu şeylere yemin etmiştir. Öteden beri O, mü'min erkeklerle mü'mine kadınları azaba, fitneye uğratarak kafir düşmanları İle imtihan etmiştir. Ama onlar karşılaştıkları eziyetlere sabıetmiş ve bunun mükâfatını da Allah'tan beklemişlerdir. Bu nedenle onlar için büyük bir mükâfat vardır. Düşmanları olan kafirler içinse Cehennem azabı vardır. Orada yakıcı ateşin azabı vardır. Ey mü'minler sabredin. Allah size, çektiğiniz eziyetler karşılığında hayır verecektir. Cenab-ı Allah burada bir misal olsun ve de mukadder olan yemine, yani mü'minlerin ihtilasına dair olan yemine bir delil olsun diye Ashab-ı Uhdûd'un kıssasını anlatmıştır.
Ashab-i Uhdûd (Hendeğe atılanlar) Öldürüldüler. Yakıt doldurulmuş ateş içerisinde yakıldılar. Tevhîd ehli mü'minlerin, içine atılıp yakılması için hazırlanmış olan ateşle Öldürüldüler.
Ashab-ı Uhdud, eski çağlarda yaşamış bir kâfir cemaattir. Rivayete göre onlar Yemen emirlerinden veya Yahudî Hderlerindendir. Muasırları olan müminlerin imanları onları öfkelendirmişti. Bu sebeple onlardan şiddetli bir intikam almak istediler. Yerde onlar için uzunlamasına bir yarık açtılar. Onun içinde şiddetli, dumanlı, alevli bir ateş yaktılar. Bu ateşi daha da tutuşturup alevlendirecek şeyleri içine attılar. Sonra da mü'minleri getirerek o tutuşturulmuş ateşin içine attılar! Onlar katı kalpli kimselerdiler. Mü'minleri ateşe attıklarından ötürü sevinerek ateşin etrafına oturup gülmeye başladılar. Müminlere karşı giriştikleri fecî cürmü ve büyük günahı seyre başladılar.
O mü'minler ne yapmışlardı ki ateşe atıldılar? Hiçbir şey yapmamışlardı. Sırf aziz ve Övgüye layık olan Allah'a inandıkları iç;in o kafirler onları ayıpladılar ve onlardan intikam aldılar! Ey Allah'ım sen ne yücesin! Haysr ve saadete sebep olacak bir şey, o mü'rrtinlerin öldürülmelerine, ateşle yakılıp azap-landırılmalarına sebep oldu. Ama bu öteden beri insanların bir tabiatıdır. Bu, hak ile batılın mücadelesidir. Bu, imanın içinde eriyip saflaştığı bir potadır!
Bu mü'minler, hiçbir şey tarafından aciz bırakılmayacak olan aziz Allah'a iman etmişlerdi. O Allah göklerde ve yerde övgüye layıktır. Her ne kadar bazı yaratıkları kendisini inkâr etselerde göklerle yerin hükümranlığı O'na aittir. O, herşeyi gözetlemekte ve görmektedir. Müşrikler kendilerini yağmalasınlar ve onlara azabın her türlüsünü taddırsınlar diye mü'minleri sahipsiz mi bırakacaktır?! Hayır, bu asla olmayacaktır.
Mü'minlere azap vererek fitne çıkaran, sonra da tevbe etmeyen kimseler için Cehennem azabı vardır. Onlar için yakıcı bir ateş vardır. Gerilerinden de Allah onları çevirip kuşatmıştır. O herşeye kadirdir.
Salih amel işleyen mü'minlere gelince onlar için, altlarından ırmaklar akan Cennetler vardır. İşte, en büyük kurtuluş budur. Bunda tuhaf karşılanacak bir şey yoktur. Ey Muhammedi Senin Rabbinin, kafirleri yakalaması çok şiddetli olacaktır. O herşeye güç yetirendir. Halkı İlk olarak yarattığı gibi sonra onları yeniden yaratacaktır, ölümlerinden sonra onları diriltecektir. O, tevbe edenleri bağışlayandır, itaat edenleri sevendir. Mülk ve saltanat sahibidir. Herşey O'nun elindedir. O, dilediğini yapandır.
İşte size birkaç misal daha: Bu misaller sabredenlerin beğenilen bir akıbete kavuşacaklarım, Cenab-ı Allah'ın da mü'minlerle beraber olacağım teL kîd etmektedir. Ey Mekkeliler kötü akıbete düşmekten sakının. Ey zalimlerle zorbalar ve haddi aşanlar, amellerinizin neticesinden de sakının!
Fir'avn ve askerleri ile Ad ve Semud kabilesi gibi güçlü, kuvvetli kimselerin ve o orduların kıssaları ve haberleri sana ulaştı-mı?' Onlar mal ve evlat bakımından sizden pek ileride idiler. Peygamberleri yalanlayıp ölüm sonrası dirilişi inkâr ettiklerinde, Allah'ın elçilerine eziyet ettiklerinde, Rabbin onları, güçlü ve muktedir bir zata yaraşırcasma yakaladı. Rabbin, ölümleri sebebiyle onları azap ile yakaladı, Yoksa senin Rabbin, kullarına zuhn eden değildir.
Allah'ın sevk ettiği bu ayetlere akıllı kimseler Öğüt ve ibret nazarı İle bakıp düşünseler Allah'ın, yaratıklarına uyguladığı yasayı anlarlar. Bu yasa, asla değişmez. Ama Mekkeli kâfirlerde böyle bir öğüt alma melekesi yoktur. Bilakis onlar, küfür ve yalanlama içindedirler. Sanki onlar, küfür ve yalanlama -çemberinin içine sıkışıpta o çemberin dışına çıkamıyorlar. Gerilerinden de Cenab-ı Allah onları kudretiyle çevirmiştir, o herşeye muktedirdir. Ne gökte ne de yerde O'nu hiç kimseler aciz bırakamazlar! Şu kâfirlerin, Peygamberleri yalanlayıp imap etmeyişlerini haklı çıkaracak bir mazeretleri var mıdır? Hayır. Bilakis bu Kur'an şerefli bir Kur'an'dir. Allah bunun şanını yüceltmiştir, mertebesini yükseltmiştir. Her bakımdan onu mükemmel kılmıştır. O Levh-i Mahfuzdadır. İnkârları dolayısıyla o müşriklerle kâfirler sapıklık içindedirler ve hiçbir mazeretleri de yoktur.
Şeyh Muhammed Abduh Tefsirinde şöyle der: "Levh-i Mahfuz, AIİahL in haber verdiği bir şeydir. Kitabını, ona yerleştirmiştir. Biz onun mahiyetini, bilemeyiz. Ancak O'nun mevcudiyetine iman etmemiz gerekir. Cenab-ı Allah kitabını onda muhafaza etmiştir. Gayba iman edişimizin bir gereği olarak onun mevcudiyetine inanmamız icap eder!'[3]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/489-490.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/491.
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/491-493.
İslami Okul Okulların En Önemlisi