Burûc Sûresi - Kuran - 085Buruc - 20. Sayfa
İlk Müminlerin İrtidat Etmeye Zorlanmaları
İlk Müslümanlara Yönelik Baskı/İşkence Karsısında Müslüman Kadının Durumu
BURÛC SÛRESİ
Kur'an'daki Sırası : 85
Nüzul Sırası : 27
Ayet Sayısı : 22
İndiği Dönem : Mekke
Sûrenin Tanıtımı
Süre'de güçsüz mü'min erkek ve kadınlara baskı yapmaları, onları İslam'dan geri döndürmeye çabalamalarından ötürü kafirlere hücum edilmiş ve buna benzer bir olaya uyarıcı bir şekilde işaret olunmuştur. Mü'minlere moral verilmiş, Firavun ve Semud kavmi gibi haddi aşanların başlarına gelenler hatırlatılmıştır. Kur'an'ın kıymeti ve hıfzedilmesi övülmüştür. Süredeki ayetler nazım ve konu itibariyle birbiriyle bağlantılıdır.[1]
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
1- Burçlar'[2]' sahibi gökyüzüne andolsun.
2- Vad edilen güne[3]' andolsun.
3- Şahide ve şahidiîk edilene'[4]' andolsun.
4- Ki, kahroldu o hendeğin[5]' adamları.
5- O yakıt doldurulup tutuşturulmuş ateşin (adamları).
6- Onlar O (hendeğin) başında oturmuşlardı.
7- Ve onlar mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
8- Mü'minler sırf aziz, övgüya laytk Allah'a inandıkları için[6]' o (zalimler) onlardan öç aldılar.
9- O (Allah) ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Allah her şeye tanıktır.
Sûrede hendek kazıp orada ateş yakan ve onlara karşı hiçbir acıma duygusu taşımadan çektikleri işkenceleri oturup seyretmek suretiyle mü'minleri o ateşe atan (kafirlere) Allah'ın lanet ettiğine dair ilahi bir yemin bulunmaktadır.
Oysa bu insanların tek olan Allah'a inanmalarından başka onları öfkelendirecek hic bir suçu/günahı yoktu.
Bu ayetleri takip eden ayetlerde, mü'min erkek ve kadınlara baskı uygulayan kafirlere hücum edilmiştir. Çünkü ayetlerde benzer bir olaya daha işaret edilmiş ve bu eylem sahiplerine lanet edilmiştir.
Ayette anlatılan bu olay hakkında muhtelif rivayetler nakledilmiştir. Bu rivayetler İçerisinde bir de hadis vardır1 Bu rivayetlere göre sihirbazın biri bir çocuğa sihir öğre-tiyormuş. Sonra bir rahibin yanına uğrayan bu çocuk onun vasıtasıyla müslüman olmuş ve Allah'ın adını zikrederek kö'r ve alacalıyı iyileştiriyormuş. Daha sonra zikri geçen sihirbaz da çocuğun sayesinde İslam'a girmiş ve bu durumu dönemin kralı öğrenmiş, rahibi, sihirbazı ve çocuğu işkence ile öldürtmüş. Çocuk bazı kerametler göstermiş ve neticede insanlar, çocuğun iman ettiği ilaha iman etmişler. Kraİ (büyük bir) hendek kazılmasını, burada ateş yakılmasını ve çocuğun dininden dönmeyen herkesin buraya atılmasını emretmiş.
Başka bir rivayete göre[7] Yahudilik dinine giren Himyer Kralı Zü Nuvâs, Necrân hrisuyanlarından dinlerini terkedip yahudi olmalarını istemiş, bu insanlar kralın talebini reddetmiş, sonra hendek kazılmış, içerisinde ateş yakılmış, Hıristiyanlık'ta kalmak için ısrar eden ve sayıları bir rivayete göre 12000, bir başka rivayete göre ise [8]bine ulaşan kişi ateşe atılmıştır.
Bu olay hristiyan Habeşlilcrin (öfkelenip) Yemen'i işgal etmelerine ve oradaki Zü Nuvâs rejiminin ve Yahudiliğin ortadan kıldırılmasına neden olmuştur. Zü Nuvâs ve bazı Yemenlilerin yahudi olmaları, hristiyanlara baskı ve işkence etmeleri bu rivayetin doğruluğunu kabul elmeyc yönelten sabit tarihi olaylardır. Bunu Fil sûresinin tefsiri içinde belirtmiştik.
Durum ne olursa olsun, ayetlerin muhtevası ve hendek sahiplerine kısaca işaret edilmekle yetinîlmesi, Kur'an'ı dinleyen (İlk neslin), hendekte yakma olayı ve bunun sebeplerini bildiklerini gösterir. Bu yüzden Kur'an'ın indİrilişindeki hikmet, hendek sahiplcrinin zulmüne benzer zulüm işleyenlere hücum edilmesinin ilk aşamasında bu olayı hatırlatmayı gerekli görmüştür. Ayetlerin üslûbu, Allah'a iman edip imanlarına sımsıkı sarılan insanlara kızarak İşlenen bu zalimce vahşi eylemin çirkinliğini sergilemektedir. Açıkça görüldüğü gibi, burada geniş boyutlu Kur'ani bir uyarı bulunmakladır.[9]
10- Mü'min erkek ve kadınlara işkence edip[10] tevbe etmeyenler (yok mu), onlar için cehennem azabı vardır, ve onlar için yangın azabı vardır.
11- İman edip saiih amel işleyen kimseler için de altlarından ırmaklar akan çenetler vardır. İşte büyük basan budur.
12- Orada akan bir kaynak vardır. 1 3- Orada yükseltilmiş tahtlar,
14- Konulmuş kadehler,
15- Dizilmiş yastıklar,
16- Serilmiş halılar vardır.
Önceden de belirttiğimiz gibi bu ayetlerle daha önceki ayetler arasında açık bir ilişki bulunmaktadır. Buradaki ayetlerden Peygamber (s)'e tabi olan güçsüz mü'min erkek ve kadınlara baskı yapan ve onları İslam'dan döndürmeye çalışanlar uyarılmış, onları bırakıp bu yaptıkları işe son vcrmeyenlerse yakıcı cehennem azabına duçar olacakları yönünde tehdit edilmiş, salih mü'minler müjdelenmiş ve desteklenmiş, varlıkları yoktan yaratan, tekrar yaratmaya kadir ve dilediğini yapmaya muktedir olan Allah'ın kuvvetli azabı ve salih kullarına ait olan Allah'ın rahmet, mağfiret ve sevgisinin genişliği hatırlatılmıştır.
Öyle görünüyor ki, mü'minler ile onlara baski-işkence yapanların tavırları, onların her birinden talep edilenler karşısında Allah'ın azabı, mağfiret ve sevgisine dikkat çekilmesi, (inkarcıların) uyarılmaları ve (mü'minlerin) müjdelenmelcrinde tam bir yakın-lık/örlüşme sözkonusudur.[11]
İlk Müminlerin İrtidat Etmeye Zorlanmaları
Mekke döneminde mü'minlerin dinden dönmeleri için yapılan baskılardan, bu sûrenin dışındaki sûrelerde de bahsedilmiştir. İlk anlarda inen Buruc sûresinde, bu baskının zikredilmesi baskı ve işkencenin, davetin ilk anlarından itibaren başladığını gösterir. Bunun hakkında birçok rivayet nakledilmiş, ayrıca onun bazı sonuçlarına işaret eden ayetler de nazil olmuştur. Bu rivayetler ve Kur'an verilerinden anlaşıldığına göre, ilk müslüman olan köle ve güçsüz kişiler ilk etapta baskı ve işkenceye uğramışlar, bununla birlikte baskı saygın Kureyşli aileleri de kuşatmıştır. Şu şekilde işkence ediliyordu: Müslümanların elbiseleri çıkarılıyor, güneşin alevinden kavrulan kum ve kayalar üzerine yatı alıyorlar, vücutlarının üzerine ağır kayalar konuyor, uzun saaticr ve halta birkaç gün onlara su ve yiyecek verilmiyor, el ve ayakları demir bukağılarla bağlanıyor ve şiddetli bir biçimde kırbaçlanıyorlardı. Bu işkenceler yüzünden bazı müslümanlar şehit düşmüştü. İşle bu işkenceye uğrayan şehitler, akideye bağlılık, onun uğrunda karşılaşılacak çeşitli İşkencelere tahammül ve kendini adamak hususunda eşsiz bir örnek olarak zikredilmiştir[12]. Buruc sûresinin davetin bu merhalesine işaret etmesi kuvvetle muhtemeldir.
Nahl süresindeki iki ayet bazı müslümanİarın İslam'dan dönmek (irlidad) zorunda kaldıklarını, bunlardan bazılarının kafir olarak devam ettiklerini, bazılarının ise fırsatını bulunca tekrar İslam'a dönüp Mekke'den kaçtıklarını göstermektedir.
"inandıktan sonra Allah'ı inkar eden, kalbi imanla yatışmış okluğu halde (inkara) zorlanan değil, fakat küfre göğüs açan kimselere Allah'tan bir gazap iner ve onlar için büyük bir azab vardır."
"Sonra Rabbin şu işkenceye uğratıldıktan sonra göç eden, sonra savaşan ve sabredenlerin yanındadır. Elbette bunlardan sonra Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir." (Nahl 16/106 ve 110)
Müfessirlcrin rivayet ettiğine göre, birinci ayette istisna edilen kişi kalbi imanla dolu olduğu halde (dil ile) inkara zorlanmış olan Ammar b. Yasirdir. (Bu sahahi) ağlayarak Rasulullah (s)'a gelip kendisine ihanet (inkar) ettiğini söylemiş, Peygamber (s), O'nu teskin ederek, tekrar sana gelip (aynı şeyi isterlerse) dediklerini yap" demiştir,
Bazı zengin müslümanlar ve özellikle Ebü Bekir (r) işkence gören köleleri satın alıp işkenceden kurtarıyorlardı. İşkence Mekke dönemi boyunca ve Mekke'de kalmak zorunda olup Medine'ye hicret edemeyenler açısından ise Hicri II. yılda Mekke'nin fethine dek devanı etmişti. Bu işkenceci tavır Peygamber (s) ve müslümaniara güç anlar yaşatan en mühim hareketlerdendir. Bundan dolayı kadın-erkek, m üs lüm anların bir çoğu Habeşistan'a hicret etmek zorunda kalmıştı.
"Kendilerine' zulmedildikten sonra Allah uğrunda göç edenleri, dünyada güzelce yerleştireceğiz, Ahiret mükafatı ise daha büyüktür, keşke bilseler. Onlar ki, sabrettiler ve Rablerine tevekkül etmektedirler." (Nah! 16141-42)
İsra süresindeki bir ayetin de ifade ettiği gibi işkenceden öiürü neredeyse Peygamber (s) bile (Habeşistan'a) göç edecekti.
"Neredeyse seni yurdundan çıkarmak için tedirgin edeceklerdi. O takdirde kendileri de senin ardından az kalabilirler." (İsra 17/76)
Sonra bu işkence/baskı Peygamber (s) ve ashabının Medine'ye hicret etmelerine neden olmuştur. Şu ayelİer buna temas etmektedir;
"İnkar edenler seni tutup bağlamaları, öldürmeleri ya da çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlarken Allah da tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en iyisidir." (Enfal 8/30)
"Onlar sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar-" (Hacc 22/40)
"Rableri onlara karşdık verdi: "Ben, sizden erkek kadın, hiçbir çalışanın işini zayi etmeyeceğim. Hep hirbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolunda işkence edilenler, vuruşanlar ve öldürülenler... Elbette onların kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım, Allah katından bir karşılık olarak. Karşılıkların en güzeli Allah katımladır." (Al-i İmran 3/195)
Kur'an, baskı ve işkencenin Öldürmeden daha şiddetli ve kötü bir olay olduğunu ifade etmiş, bundan dolayı kafirleri, savaşı başlatanlar ve intikama müslehak olanlar olarak kabul edip, bu tavırlarından vazgeçinceye dek onlarla savaş edilmesini gerekli görmüştür ki, aşağıdaki ayetler bunu göstermektedir:
"Kendileri ile savaşılan (mü'min)lara, (karşı koyma) izni verildi. Çünkü onlara zul-medümiştir. Ve şüphesiz Allah, onlara yardım etmeğe kadirdir. (Hacc 22/39)
"Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın, fakat haksız yere saldırmayın. Çünkü Allah haksız yere saldıran/an sevmez."
"Onları nerede yakalarsanız öldürün, onların sizi çıkardıkları yer (Mekke)den siz de onları çıkartın! Fitne (baskı) adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram'da onlarla savaşmayın ki onlar da sizinle orada savaşmasınlar. Fakat onlar sizinle savaşırlarsa, hemen onları öldürün, kafirlerin cezası böyledir".
"Eğer onlar vazgeçerlerse, Allah bağışlayandır, esirgeyendir."
"Onlarla savaşın ki, fitne (baskı) ortadan kalksın din de yalnız Allah'ın dini olsun Eğer vazgeçerlerse artık zalimlerden başkasına düşmanlık yapılmaz." (Bakarı 2/190/193)
Bu ayetlerde, baskı ve işkencenin, Peygamber (s)'in hayatındaki olaylar ve O'nuı risaletinin seyri içerisinde ne kadar büyük ve kuvvetli bir tesirinin olduğunu Mekke hal ki ve Arap kabilelerinden teşekkül eden büyük çoğunluğun bloklaşması karşısında hal hakim oiup, batıl yok oluncaya ve Allah'ın dini muzaffer olup O'nun kelimesi yücclin ceye dek, Peygamber (s) ve ilk mü'min gurubun, iman dolu, Allah ve O'nun diniyle ha şır-ncşir olmuş kalplerle Allah'ın dinini yüceltmek yolundaki büyük mücadele ve karar lılıklarıyla. bu şiddetli baskı ve işkencelere tahammül elliklerini anlatmakladır.[13]
İlk Müslümanlara Yönelik Baskı/İşkence Karsısında Müslüman Kadının Durumu
"Kadın ve erkeklerden oluşan ilk müslüman gurup" işkenceden eşil olarak payların almışlardı. Nasıl ki erkekler işkenceye maraz kalmışlar, sabretmiş mücadele ve şebal el misler ise aynı şekilde, müsİüman kadınlar da bu işkenceye maruz kalmışlar sabredi mücadelede bulunmuşlardır. Nitekim ilkin şu an elc aldığımız Buruc süresindeki ayel lcr, sonra da daha önce zikrettiğimiz Ali İmran 195. ayeti, bu hususu İfade etmckiediı Rivayetler Ammar b. Yasir'in annesinin, babasıylc birlikte işkence allında can verdikle rini ve şehitliği inkar sözüne tercih ettiklerini belirtmektedir. Ayrıca, bu rivayetler Ha beşistan ve Medine'ye hicret eden müslümanlann erkek ve kadınlardan oluştuğunu zik retmiştir. Habeşistan'a hicret eden kadınlar arasında eşleriyle birlikte müslüman oluy babalarının otoritelerine rağmen dinlerine sarılarak hicret eden Kureyş liderlerinin ki? lan da vardı. Mesela, Ebu Süfyan'ın kızı Ümmü Habibe, Süheyl b. Amr'ın kı/j Schk Ebu Ümeyy b. el-Muğire el-Mahzum kızı Ümmü Seleme.. Selvan b. Umeyyc kızı Falı ma bunlardandı. Habeşistan'a hicret eden hanım sahabilcrin sayısı onyedidir.
Kur'an bu tablo içerisinde büyük bir hadiseyi kaydetmiştir ki o da şudur: ilk müsli man guruptaki bazı hanım sahabilcrin Medine'ye hicret etmelerine engel olunmuş, bur lar fırsatını bulur bulmaz derhal kafir eş ve ailelerini lerkederek Mekke'den kaçmışk ve Allah Rasulü'ne katılmışlardı. Mümlahinc süresindeki bir ayetle bu olay anlatılma tır:
"Ey inananlar; mü'min kadınlar göç ederek size geldiği zaman, onları İmtihan cdiı Allah onların imanlarım daha iyi bilir. Eğer onların gerçekten inanmış olduklarını aı kusanız, onları kafirlere geri döndürmeyin. Ne bu (kadınlar) onlara helaldir, ne de oı lar bunlar helal olurlar. Onların harcadıkları (mehirleri)i onlara verin. Ücrct(nıehir)lt rini kendilerine verdiğiniz takdirde bu (kadınlarla) evlenmenizde sizin için bir giiııa yoktur. Kafir kadınların ismetlerini (nikah bağlarını) tutmayın. (Onlara verdiğiniz ine1ri) isteyin. Onlar da size harcadıklarını islesinler. Bu size Allah'ın hükmüdür. Aranızda (böyle) hükmediyor. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir[14]"'. (Mümtehine 60/10}[15]
"Arş" Kavramı
İlk kez "arş" kelimesi burada gelmiş, bundan sonra da tekrar edilmiştir. "Ben onlara hükümdarlık eden bir kadın buldum, kendisine her sev verilmiş ve büyük bir tahtı (arş) var." (Nemi 27123)
Hacc sûresinde Allah'ın yerle bir ettiği yurtlar anlatılırken, çoğul olarak geçmiştir:
"(Halkı) zulmederken helak ettiğimiz nice kent vardır ki, duvarları tavanlarının (u-ruş) üstüne çökmüştür. Nice kullanılmaz olmuş kuyu ve nice (ıssız kalmış) sağlam köşkler vardır. (Hacc 22/45)
Bu kelime çoğu kez, şu an tefsirîyle meşgul olduğumuz Buruc süresindeki gibi, Allah'a nispet edilerek geçmiş, ya da aşağıdaki ayetlerde olduğu gibi "Allah'ın arşa istiva etmesi" kalıbıyla geçmiştir:
"Rabbimiz Allah'tır ki, gökleri ve yen altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. (O) geceyi, durmadan kovalayan gündüzün üzerine bürüyüp örter. Güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun eğmiş vaziyette (Yaratan 0'dur) iyi bilin kî, yaratma ve emir O'nun-dur. Alemlerin Rabbi Allah ne uludur!" (Araf 7/54)
"Gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. O zaman arşı su üzerinde idi. (Evreni yarattı ki) hanginizin daha güzel iş yaptığınızı denesin." (Hııd 11/7)
Kelimenin mânasının aslı, yüksekte bulunan koltuk, taht şeklindedir. Allah'ın arşı, bunun ve Allah'ın arşa istiva etmesinin ne mânaya geldiği hakkında tefsir kitaplarında birçok görüş vardır. Bunların bazıları Allah'ın arşının maddi olduğunu söyleyen tuhaf ve gereksiz açıklamalardır[16]'.
Kur'an, arşın mahiyeti hakkında fazlaca teferruata yer vermediği ve konu ile ilgili sahih, sabit sağlam bir hadis-i şerif de bulunmadığı için, gerekli olan Arş'm mahiyeti hakkında (bu sınırda durmak ve) ihtiyatla hareket etmektir.
Kralların, büyük, şaşalı tahtlara oturmayı gelenek/adet haline getirdiklerinden, ifadelerin üslubundan da anlaşıldığı kadarıyla, kralların tahtlarının, krallığın genişlik azamet ve yüksek konumunu simgelediğinden; "Allah'ın Arşı" tabirini İhtiva eden ayetler Allah'ın azameti, şanının yüceliği, rubûbiyeünİn kapsayıcılığı, yaratma, düzene koyma ve boyun eğdirme itibariyle emrinin bütün varlıklarda nüfuzunu açıklamak için varid olduğundan, bu kelimenin takrib ve teşbih için kullanıldığı sonucu ortaya çıkmaktadır.
Tabii Allah, bir mekan ve suret ile sınırlandırılması mümkün olan veya maddi bir arşa ihtiyaç duyan bir varlık değildir. Öte yandan Kur'an'da dil, ruh, inme (nüzul), gelme, yakalama/tutma gibi fiillerin Allah'a nispet edildiği bazı ayetler vardır ki, Allah bunların maddi anî anıl arından münezzehtir ve bu türden ifadeler takrib ve teşbih tarzındadır. Bunların her ikisi aynı konuya dahildir.
Allah'ın arşa istiva etmesi kelam alimleri arasında tartışma ve farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuş bir konudur. Bazı kelamcilar istivayı tevil etmişler, bazıları da Allah'ı maddi istiva ve arştan tenzih etmişlerdir. Bazıları lafzın zahirine tabi olmuş ve tevile yönelmeden bu sınırda durmuş; bazıları münakaşadan uzak durarak "İstiva" bilinmeyen birşey değildir, fakat niteliği/keyfiyeti akıl ile idrak edilemez, ona iman gereklidir, onun hakkında soru sorup derine dalmak bidattir[17] demişlerdir.
Bazıları ise, Allah'ın arşa istiva etmesini semavat ve arzın mülkiyetinin Allah leala-ya ait oluşu; yaratmasından sonra (evreni) idare etmek/düze ne koymak hususunda tek/bir olması mânasına geldiğini söylemişlerdir.
Akıl ve nakille sabit olan kesin/kati tenzih akidesi; arşa istiva tabirinde Yaratan'ın yaratılanlara benzetilmesi kuşkusuna ait vehme manidir.
Bu tabiri, insanların konuşa geldikleri diller içerisinde kullanılması bilinen bir meca-zİ ifade olarak yorumlamak gerekmektedir[18] ki, bizim görüşümüze uygun olan da budur.[19]
17- O orduların'[20]' haberi sana geldi mi?
18- Firavn ve Semud'un?
19- Doğrusu kafirler bir yalaniama içindedirler
20- Allah ise onları arkalarından kuşatmıştır.
21 - Hayır O, şerefli[21]' bir Kur'an'dır.
22- Korunan bir levhada (yazıh)dır.
Ayetler nazım ve mevzu yönünden öncekilerle irtibatlıdır. Öyle ki, burada Firavun, ve Semud'un onların donanmış topluluklarının (askerlerinin) tavırları, isyan etmeleri ve bu yüzden Allah'ın onları cezalandırması hatırlatılmış, inkarcı kafirler Allah'ın kuşatıcı azabıyla ikaz edilmiştir. Sûre. Allah'la bağlantısını vurgulamak amacıyla Kur'an'm övülmesi ve haddi aşan asilere yöneltilen uyarı ve tehditlerin tekid edilmesiyle son bulmuştur ki, o hiçbir tebdil ve tağyirin ilişemeyeceği, Allah'ın şerefli kitabıdır. Çünkü Allah, O'nu levh-i mahfuzunda korumakladır.[22]
"Levh-İ Mahfuz"
"Levh" kelimesinin mânasının aslı, üzerinde nakiş/resm ve yazını yapılmak için hazırlanan malzemedir. "Arş" kelimesinde olduğu gibi "levh" kelimesinde de tefsir kitapları birçok görüşe yer vermişlerdir. Bazıları, görüşü îbn Abbas'a nispet ederek bunun sema ve arzı kaplayacak olan, üzerinde kıyamet gününe dek oiacak olayların yazılmış ve korunması için ise İsrafil (a) meleğin görevlendirilmiş olduğu büyük bir "incidir".
Bu konuda da Arş hakkında söylediklerimizi söylüyorum. Kur'an levhin mahiyetine ilişkin ayrıntılı açıklama ihtiva etmemektedir. Öyleyse evla olan bu sınırda durmaktır. Bu bir tarafa, Allah, kelamı, ilmi, emri, ve iradesinin maddi tabletler üzerine yazılma ve nakşedilmesinden münezzehtir. İnsanların muhafaza ve kaydetmek istedikleri olay ve fikirleri tabletler üzerinde yazma alışkanlığına sahip olmalarından ötürü bize öyle geliyor ki, bu kelimenin Kur'an'm hiç bir değişiklik ve tahrifin İşlemeyeceği bir biçimde tam bir korunma ile muhafaza edildiğini açıklamak içindir. Lafızlarında farklılık olmasına rağmen, şu an tefsir etmekte olduğumuz Buruc sûresinin iki ayetine benzer iki ayet de Vakıa sûresinde mevcuttur.
"O elbette değerli bir Kur'an'dır, saklı bir kitaptadır." (Vakıa 56177-78) Buradaki "kerim" (sıfatı), Burucsüresindeki "meçid" karşılığıdır. "Kitabu'n-Mek-nûn" ise "levh-i mahfuz" karşılamakladır. Anlamda birlikolmakla beraber bu lafzi ihtilaf, kitab ve levh kelimelerinin aynı anlamda olabilecekleri, takrib ve teşbih, hızın tam olduğunu tekid etmek amacıyla gelebileceği şeklindeki bizim önceden söylediklerimizidesteklemektedir.[23]
[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/273.
[2] el-Burcu "İrtifa ve yükselmek" mânasindaki "buruc" kelimesinden türemiştir. Yüksek saray ve kaleler için ad olmuştur. Kur'an'ın nazil olduğu dönemde, ay, güneş ve hareket eden yıldızların içinde döndüğü semavi merkez odak olarak bilinen yerlere bu isim verilmekteydi.
[3] el-Yevmu'l-mev'ûd Kıyamet günü anlamındadır.
[4] ve şahidin ve meşhûd İnsanların kıyamet günü yaptığı işlerden besaba çekilmeleri hadisesi veya İnsanların hakan ve kendisine bakılan şeklinde ayrılmaları anlamındadır.
[5] Uhdûd Yeryüzünde kazılan uzunca hendek demektir.
[6] Ve mâ nekamû minhum Kafirlerin çirkin gördükleri ve kızıp öfkelendikleri (mü'minlerin hareketleri/sözleri).
[7] Bkz. Taberi, ibn Kesir, Beğavi ve Tabresi Tefsirleri.
[8] Bkz. İbn Kesir ve Begavi tefsirleri.
[9] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/275-277.
[10] Fetenû Baskı yaptılar, inananları dinlerini terkelmeye zorladılar demektir.
[11] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/276-277.
[12] Bkz. Begavi, İbn Kesir ve diğer Tefsirleri.
[13] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/277-279.
[14] Zikredilen bu olay ve ayet Hudeybiye barışından sınraya rastlamaktadır. Kadınların yakınlan/eşleri Medine'ye geimişler. barış şartları gereğince oniarın geri gönderilmelerini istemişlerdi. Bundan dolayı Allah onların, geri gönderilip eş ve yakınlarına verilmeyeceğini buyurmuştur. Bkz. Siratu'r-Rasul, kitabımız, s.294-295.
[15] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/279-280.
[16] Araf 54 tefsiri hk. bkz. Taberi, Nişaburi, İbn Kesir, Beğavi, Hazin ve Tabresi tefsirleri.
[17] A'raf sûresinin ayetinin tefsiri hk. biraz önce bahsedilen tefsir kitaplarına bkz.
[18] Bu ayetin tefsiri hakkında bkz. Menar Tefsiri.
[19] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/280-281.
[20]el-cünûd Bir araya gelmiş topluluklar anlamındadır.
[21] Mccîd Kelimenin "mecd" (yücelik, ululuk, şeref) kökünden gel
mcsi olması mümkündür. Buna göre mânası, mecd ve azamet sahibi demektir. "İcade"den (iyi yapmak) gelmesi de mümkündür. Bu takdirde anlamı ise "mücevved"dir (İyi, muhkem yapılan).
[22] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/282.
[23] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/282.
İslami Okul Okulların En Önemlisi