A'ıâ Sûresi Mekke-İ Mükerreme de İnmiştir - Kuran - 087Ala - 10. Sayfa
A'IÂ SÛRESİ
Mekke-i Mükerreme de İnmiştir. On dokuz âyettir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Kabbİnin o yüce adım tesbîh et."
- Yâ Muhammed! Namaz kıl. Rabbinin emriyle o namazında Rabbinin adını, Onun şanına yakışmayan çirkin sıfatlardan uzak tut. Onu tertemiz bir duygu ve düşünce ile anmaya özen göster. Ashabı Kiram dediler ki: "—Ya Rasûlallah! Rükûmuzda ne diyelim?" Rasûlullah (s.a.v) dedi ki: "—Sübhânerabbiyelazîm: Seni noksanlıklardan uzak görürüm ey büyük Rabbim" Bunun üzerine de: "—Ya secde de ne söylüyelim?" deyince bu âyet indi. "Sübhânerabbiyel'lâ: En yüce olan Rabbimi bütün eksikliklerden uzak bilirim. Onu böyle anarım" Rasûlullah (s.a.v) böyle söylemelerini tavsiye etti. Rükûda söylediğimiz teşbih Vakıa Sûresinin son âyetinden mülhemdir.
Rabbin herşeyden en yücedir. Hükmü. geçerlidir. Emri galiptir. Namazda bütün bunlar düşünülerek söylenirse o namazda "haşyet" (içten ür-pertü bulunur. Şöyle denilmiştir: İlk defa (Sübhâne rabbiyele'lâ) diyen Mikâil (a.s)1 di. Onun gönlüne Hak Teâlâ'nın azameti düştü. Dedi ki: "Yâ Rabbi! Bana kuvvet ver. Senin azametine ve saltanatına nazar edeyim." Bu duasını Allah kabul etti. Ona gökte yaşayanların kuvveti kadar güç verdi. Bununla beşbin yıl uçtu. Ama eksiklik hissetti. Arşın nuru onu gölgeliyordu... Tekrar duâ ile kuvvet istedi. Bir o kadar daha güç verildi, Onbin sene uçtu. Fakat kanadı yandı. Bunun üzerine "Sübhânerabbiyelâlâ" dedi. Eski hâline dönmek istedi. Allah da eski gücüne indirdi onu.
(Cüz: 26 Âyet: 2-7) Alâ Sûresi 409
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Ki o, (herşeyi) yaratıp düzenine koyandır. Takdir eden, (ona göre de ) yol gösterendir."
O yüce olan Allah'ı tesbîh et ki O, ecelini, rızkfinı ve amelini, takdîr etti. Sonra seni İslama soktu. Namaz kıl, tesbîh et bunların karşılığı... O birdir. Ortağı yoktur. Kimseye ihtiyacı olamaz. Her şeyin muhtaçlığı Onadır. Hiçbir bakımdan Ondan müstağni olunamaz. Ona ihtiyaçsızhk düşünülemez. Gözünü yuman Onun dilemesi dışında açamaz. O dilemezse de açılan göz tekrar kapanamaz. Kula yakışan, Onu hatırlamak ve Onu tesbîh etmektir. Çünkü Onun nimeti her nefeste o kişiye erişmektedir. Rahat nefes alma ve vermek, büyük bir ilahî lutûftur.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Yeşil otu çıkaran, sonra da onu kapkara, kupkuru bir hâle gtî-rendir."1
Yerden bitirdiği otları yiyen hayvanlar onu süt ve et hâline getirdiler. O sütten sizler içtiniz. Onda çok yönlü gıda vardır. O sütten yoğun, yağ ve peynir yaptınız. O yeşil otları tekrar kurutup sanki hiç bitmemiş gibi toz-toprak hâline getiren de O Kuvvettir. Senin dünyâya gelmen ve gitmen de tıpkı bunun gibidir. Bu bakımdan dünyâda mağrur olma. Âhireti de unutma. Yüce Allah'ı tesbîh et ve tenzih eyle.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"(Habiblm) seni okutacağız da (asla) unutmayacaksın. Allah'ın dilediği başka..."
Cebrail (a.s) Rasûlullah (s.a.v)' a âyet-i kerîmeleri getirince Peygamberimiz unuturum diye acele ederdi. O da tekrar ederdi. Hak Teâlâ bu âyet-i kerîmeyi indirdi. Buyurdu ki: Yâ Muhammed! Acele etme. Biz o Kur'an'ı senin üzerine tekrarlamayı Cebrail'e emretmişizdir. Sen onu ezberleyince-ye kadar bu tekrar sürecektir. Allah dilediğini unutturur. Bu çok az olur.
410 Alâ Sûresi (Cüz: 26 Âyet: 8-13)
Nitekim rivayete göre, Rasûlullah (s.a.v) namazda bir âyeti kerîmeyi unutarak okumaya devam etti. Übeyy ibn-i Kaab bunun sebebini sordu: "— Yoksa o âyet nesh mi oldu?" dedi. Rasûlullah (sav): "—Hayır. Unuttum." "Allah'ın dilediği başka"nın anlamı şu olsa gerek: Hak Teâlâ onu yükseltip, kaldırıp hükmünü neshetmek dilemiş ki Onun gönlünde, kalbinde o âyeti unutturmuştur. Bu âyet-i kerîmeden sonra Rasûlullah "cehrî acele okuyuşu" bıraktı.
Devamında Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Çünkü O, aşikarı da bilir, gizliyi de"
O, dünyânızı hangi şeyin "İslah" ettiğini ve hangi şeyin "ifsat" ettiğini en iyi bilendir. Yine O, Kur'an'da hangi şeyin mahfuz kalacağını da bilir. İnsan her şeyden birçok şeyini gizleyebilir. Ama "şahdamarından yakın olan Allah'tan" bir şey gizleyemez. Bu gerçeği göz Önünde tutarak gizli ve açık hallerde Allah'tan korkmak kula yakışan tutumdur.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Seni en kolay olana muvaffak edeceğiz. O halde eğer öğüt fayda verişe öğüt ver. (Allah'tan) korkacak olan öğüdü kabul eder."
Yâ Muhammedi Sen o kâfirlere nasihat etmeye devam et. Kur'an'ı onlara arzet. Fakat mü'min olanlar Kur'andan gereken öğüdü alırlar. Salih amellerini bu vesileyle artırmış olurlar. Böylece kendilerini cehennem azabından kurtarırlar.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Pek bedbaht olan ise ondan kaçınır. Ki o, en büyük en büyük ateşe girecek. Sonra da orada hem ölmeyecek, hem dirilmeyecek olandır O."
Yâ Muhammed! Senin Kur'an ile öğüt vermenden şakilerin başları özellikle kaçarlar. Bunlar Utbe, Şeybe, Velîd bin Mugîre ve Ebııcehil gibi küfür etebaşlarıdır. Diğerleri de bunlara uyarlar. Bizim üzerimize düşen de
{Cüz: 26 Âyet: 14-17) Alâ Sûresi 411
bunları cehenneme sokmaktır. Bu dünya ateşi cehennemin yanında çok az daha yakıcıdır. Rivayete göre cehenemden "yetmişde bir parça"dır. O ateş soğutulmuş olarak dünyâya gönderilmiştir. Böyle olmasaydı sîz onun yanına bile yaklaşamazdınız. Lokman Hakîm (r.a): Bu ateşe gireceklerde beş özellik vardır. Şöyle ki: 1- Çok yatmak, çok uyumak; 2- Günah işlemî-yi İsrarla sürdürmek; 3- Kalbi katı olmak ve nasihat kabul etmemek; 4-Ölümü hatırlamadan nefsine uygun işleri işlemek; 5- Tevbe etmeden bu perişan halde ölüvermek,11
Allah bizt bu kötü sonuçtan korusun (Âmin). Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Hakîkat iyi temizlenen ve Rabbinin atlını zikredip de namaz kılan kimse umduğuna erişmiştir."
Bu kötü akıbetten ancak Tevhîd ruhuyla küfür ve şirk pisliğinden kendini kurtaran düzlüğe çıkmıştır. Bunlar cennette ikrama boğulacaklardır. Dervişlik yoluna girip nefse düşmanlık ederek, Hak çizgiye yürümek felahtır, kurtuluştur. Farz olan zekâtı malından çıkararak ehline (fakire,..) veren de "fakirlerin düşmanlığından" felah bulmuştur. Rabbini zikirden sayılan beş vakit namazı, vaktinde kılan da kurtulmuştur. Sifr zikir de kurtarıcıdır.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Belki siz, dünyâ hayâtını üstün tutarsınız. Halbuki âhiret daha hayırlı, daha süreklidir."
Kurtuluş Tevhîddedir. Dünyâ İşlerinin bağlamasıyla cemaatle namazı terkediyorsunuz. Dünyâ işlerini âhiret işlerine tercih ediyorsunuz. Halbuki âhiret hayatı daha hayırlı ve bakidir. Âhirette yarayacak olan amelleri tercih ediniz. Geçici dünya yaşayışına ebedî âhiret hayâtını üstün tutunuz. Çünkü dünya hayatında çok eksik vardır. Hastalık, ölüm, fakirlik, düşman korkusu; hapsolunmak, mahrum kalmak hainlik görmek gibi: Daha ifadeye sığımaz ve fakat yaşanarak görülür binbir türlü dünyâ gaileleri vardır.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
412 Alâ Sûresi (Cüi: 26 Ayet: 18-19)
"Şüphesiz ki bu (nlar) evvelki sahifelcrde, İbrahim İle Musa'nın sabitelerinde de vardır."
Yâni Tevhîd küfürden nefsi temizlemektir. Zekât vererek, fakirlerin zenginin malına göz dikmelerinden malı korumaktır. Namaz kılarak nefsi serkeşlikten kurtarmaktır. Âhireti tercih ederek şakilik (bedbahtlık) hâlinden kurtulmaktır. Bunlar1 in hepsi İbrahim (a.s)1 in "suhuf'unda, Musa (a.s)' in "Tevrafında da geçer. Tevhîd çizgisi Kur'an'la özetlenmiştir. Kur'an'a uyan ilahî kitaplara da uymuş demektir.
Bu sûrenin fazileti hakkında Übeyy bin Kaab (r.a), Rasûlullah Cs.a.v)' in şöyle buyurduğunu bize nakletmektedir: "Kim A'lâ sûresini okursa Alla-hu Teâlâ ona İbrahim'e, Musa'ya ve Muhammed'e indirdiği kitaplarının harfleri sayısınca ecir ve sevap ihsan eder."
İslami Okul Okulların En Önemlisi