Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

A'la Suresi - Kuran - 087Ala - 20. Sayfa

 

A'LA SURESİ 2

Sûrenin Tanıtımı 2

El-A'lâ Sıfatı 3

İlk Dönemlerden İtibaren Namaz Ve Zekâtın Farz Kılınması 3

Kur'an Güzel/İyi Şeylerden Yararlanmayı Sakıncalı Görmez. 4

İbrahim Ve Musa'nın Sahifeleri 4

A'lâ Sûresinin İlk Dönemlerde İndiğine Dair Deliller Ve Sûrenin Özellikleri 6


A'LA SURESİ

 

Kurandaki Sırası       : 87

Nüzul Sırası,             : 8

Ayet Sayısı               : 19

İndiği Dönem.          : Mekke

 

Sûrenin Tanıtımı

 

Sûrede Peygamber (s)'e Allah'ın İsmini takdis etmesi emredilmiş, kendisine Allah'ın yo­lu kolaylaştırdığı bildirilmiş, daveîi kabul edenlerin kurtuluşa erdikleri hatırlatılıp müjdelen­miş, haddi aşanların cehennem ateşi ife uyarılmast emredilmiştir. Sürenin üslûbu onun, davetin ilkeleri ve Peygamber'İn görevinin genel olarak tanıtımı tarzında olduğunu göster­mektedir. Burada tartışma tavır ve sahneleri yoktur. Belki de Fatiha'dan sonra veya kafirle­rin olumsuz favtr ve sözlerinin, onlara verilen cevapların anlatıldığı sûrelerden önce inmiş olabilir.[1]

 

Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla

1-  Rabbinİn yüce adını teşbih et'[2]'.

2- O ki, yarattı ve düzene koydu'[3]'.

3- O ki, belirleyip'[4]' hedefini gösterdi.

4- O ki, otlağı çıkardı.

5- Sonra da onu kupkuru, siyah'[5] bir çöpe'[6]' çevirdi.

6- Sana okutacağız, sen de unutmayacaksın,

7- Yalnız, Allah'ın dilediği başka. O açığı da bilir, gizliyi de,

8- Seni en kolay yolu'[7]' tutmağa muvaffak edeceğiz.

9- O halde, hatırlatmak fayda verirse, hatırlat.

10- Saygılı olan öğüt alır.

11- Bahtsız olan da ondan kaçınır.

12- O en büyük ateşe girer.

13- Sonra onun içinde ne ölür, ne de yaşar.

 

Bu ayetlerde hitap Peygamber (s)'e yöneltilmiş ve ayetler şu hususları içermiştir: Peygamber'e her tür takdis ve tenzihe layık olan yüce Rabbinin ismini takdis etmesi emredilmiştir. O, her şeyi yaratmış, mükemmel bir şekilde düzene koymuş, yaratma ve yaratılanlarda her İşi tertip edip hesaplamıştır. Yarattıklarına hidayet kabiliyetini veren bitkileri (yerden) çıkaran yeşil ve yumuşak olduktan sonra evrende koyduğu kanun ile bunları simsiyah, parçalanmış kupkuru hale getiren O'dur.

2- Kendisine Kur'an'ı vahyeden ve Öğretenin Allah olduğu, Aliah dilemedikçe o va­hiyden hiçbir şeyi unutmayacağı, O'nun gizli-aşikar her şeyi, bütün her durumun gerek­lerini bildiği, Allah'ın, kendisine yolların en uygun ve kolay olanı nasip edeceği, O'na düşenin ancak insanları davet etmek ve hatırlatmak olduğu, belki bu hatırlatmanın on­lara fayda verebileceği ve görevinin bundan ibaret olduğu gibi hususlarda Peygamber'e uyarı vardır.

3- Hatırlatma (öğüt) karşısında insanların iki gurup oldukları anlatılmıştır: Takva edip salih olanlar, isyan edip günahkar olanlar. Birinci guruptakiler yaptıklarının akibe-tinden korkarlar, daveti kabul ederler ve yararlanırlar. İkinciler ise, (yaptıklarının) akı­betinden yüz çevirirler. Bunların cezası korkunç ateş (cehennem)dir ki, burada ölmezler ve bu surette rahata kavuşamazlar, oradan kurtulmayı güvenli ve huzurlu bir yaşantıyı ümit edemezler.

Ayetlerde daveti yalanlayan ve düşmanlık gösterenlere ait özel bir tavıra işaret edil­memiştir. Ancak davetin ve Peygamber'in görevinin hem sert hem de yumuşak bir üs­lupla genel olarak ortaya konulması biçimindedir.

10. ve 11. ayetlerde insanların iki gurubunun belirtildiği "el-ctkâ" ve "el-eşkâ" nite­lemelerinden hareketle kuvvetli bir telkin vardır. Hak davetten yüz çeviren kişi, kendi içinde isyan halindedir ki; (onun bu tavrı) çirkin niyyet, fasit kasıt ve kötü huydan kay­naklanır. Hak davetten etkilenip onu kabul eden böyle değildir. Zira o kendi kendine sa­kınmış (takva)dır ki, bu da güzel niyyet sağlıklı kasıt, erdemli ahlaktan kaynaklanır. O kişi işin akibetinden korkar ve Allah'ın rızasına doğru koşar.

Burada kabul ve yüzçevirme fiillerinin ferdin bizzal kendi aklı, doğası, ahlâkı ve niyyetinîn etkisiyle yöneldiği iki ihtiyarî eylem olduğu anlatılmıştır. 3. ayette bu husus teyid edilmiştir. Şöyle ki, Bu ayet, Allah'ın insanların içine hidayet, hakka, hayra ve doğru yola yürüme kabiliyeti vermiştir. Bunlardan yararlanmayan fert; helak ve hüsrana neden olacak dalalet yolunu kendisine seçmiş olan asi olur.

Görüldüğü gibi bu (durum), Müddessir sûresi tefsirinde dikkat çektiğimiz üzere, ba­zı ayetler ve Kur'an ifadelerinde görülebilecek problemlerin bu ayetin ışığında incelen­mesi gerekli olan asıl (muhkem) prensiplerden birisidir.[8]

 

El-A'lâ Sıfatı

 

el-A'Iâ sıfatı hakkında kelamcıİar arasında ihtilaf meydana gelmiştir. Bazıları bu ke­limeden ve başka bazı ayetlerden Allah (c)'ın gökte olduğu sonucunu çıkartmak iste­mişlerdir[9]. Ne kelime ne de bağlam açısından biz böyle bir ihtilafın yeri olmadığı görü­şündeyiz. Zira yüce Allah cisim olmaktan ve (herhangi bir) yönde bulunmaktan münez­zehtir. Bu ve bu gibi değişik yerlerde geçen benzer kelimelerin anlamı. Allah'ın büyük­lüğü, her şeyden en yüce oluşu, ibadet, yönelim, dua ve boyun eğmeye sadece O'nufı la­yık olduğudur.

Peygamber (s) döneminden günümüze dek Müslümanlar nebevi sünnete uyarak cdâ ettikleri her secdede "Sübhâne Rabbiyel A'lâ" (cümlesi içerisinde) bu kelimeyi tekrar etmeyi sürdürmüşlerdir. İşte bunda ilk ayetle bağlantılı Allah Sübhânehû ve Tefüâ'nın emretmiş olduğu yüce ismini teşbih emrinin yerine getirilmesi, aziz ve celil Allah'a gös­terilen saygı/tazîmin en ileri derecesini gösteren eylem olan secde halinde yücelik sıfatı­na Allah'ın layık olduğunu itiraf etmeyi içermesi bakımından ilk ayet ile bağlantılı ola­rak ince bir mânâ vardır.[10]

 

14- Doğrusu mutluluğa ermiştir, zekat vereı[11]"

15- Rabbİnin adını anıp namaz kılan.

16- Ama siz yakın hayatı tercih ediyorsunuz.

17- Oysa ahiret daha iyi ve kalırıdır.

18-  Bu, elbette ilk sabitelerde[12]' de vardır,

19- İbrahim ve Musa'nın sabitelerinde.

 

Bu ayetlerde;

1- Zekalı veren, Rablerini zikreden ve O'nun rızası için namaz kılanların felah ve necat bulacakları vurgulanmıştır.

2- Hitap Kur'an dinleyicilerine yöneltilmiştir ve ahiretin daha hayırlı ye kalıcı olma­sına karşılık onların yakın hayatı tercih ettiklerini. Peygamberin çağırdığı davetin bir türedi vs. olmayıp sadece Allah'ın daha önceki peygamberleri ve bunlara indirilen ki­tapların, özellikle de Musa ve ibrahim'in kitaplarında bulunan davet /incirinden birisi olduğu hatırlatılmıştır.

Ayetler daha öncekilerle çok kuvvetli bir biçimle irtibatlıdır. Bu aye'tlcrdc yüz çevi­ren asinin varacağı yerin belirtilmesinden sonra sözün bir devamı olarak; öğütlen yarar­lanan ve (yaptığı işin) akibetinden korkan kişinin varacağı yer belirtilmişi ir.

Ayetteki "Tezekkâ", temizleme ve zekat verme anlamlarına gelmekledir. Ne var ki. Kur'an konularının büyük bir kısmında namaz ve zekat ifadelerinin bir arada gelmesi, burada "malın zekalının" kastedildiği görüşünü doğrulamaktadır. Bu yorum doğru ise; zekat vermeye ve ona teşvik etmeye çağırmak risaielin başlangıcından itibaren devam eden bir durumdu. İşle bu durum zenginlerin başlangıçtan itibaren davete karşı fakmdığı saldırgan tavrı özet olarak açıklamaktadır.

 

İlk Dönemlerden İtibaren Namaz Ve Zekâtın Farz Kılınması

 

Ayette zekat verme mânâsının kastedildiği görüşü isabetli ise: zekal vermeye dave­tin Üslûbu teşvik ve Özendirme biçimindedir. Bu Mekke dönemi ve özellikle Mekke dö­neminin İlk anlarındaki sarılara uygundur. Bu üslup namaza davetle ve bütün Mckki sû­reler içerisindeki benzer konular içerisinde de görülmekledir. Öle yandan bu durum, ilk dönemlerde inen bu sûrede, zekat ve namaza teşvik olunduğu görüşümüz, bunların ilk mü'minler için bir emir ve bağlayıcılık mesabesinde olmasına engel değildir.

Rivayetler, kuşkusuz bir biçimde mü'minlcrin. davelin başlangıcından itibaren Pey­gamber (s) ile namaz kıldıklarını belirtmektedir. Daha önce de açıkladığımız gibi. Müd­dessir süresindeki ayetler kıyamet gününde, kafirlerin namaz kılanlardan olmadıkları için dövündüklerini anlatmıştır. İlk nazil olan sûrelerden Mâûn sûresinde, namazların­dan gafil olanlar kınanmıştır: "Yazık/ar olsun o namaz kılan/cıra ki, onlar namazların­dan gafildirler-" (Mâûn 4-5)

İsra süresindeki ayetler namazın sayılı vakitlerde eda edilmesine ait ilahi bir emri ih­tiva etmektedir.

"Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namaz kıl ve sabahın Kur'an'i da... Çünkü sabah Kur'an (okunması) görülecek bir şeydir. Gecenin bir kısmında, sana mahsus bir nafile namaz kılmak üzere uyan; belki böylece Rabbin seni övülmüş bir ma­kama ulaştırır." (Isra 78/79)

Bir çok Mekkî ayet namazlarını eda eden ve zekatlarını verenleri övmüştür. Mesela:

"Onlar ki, namazı kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar," (Nemi 27/3)

"Onlar ki, namazı kılarlar, zekâtı verirler ve onlar ahirete de kesin olarak inanırlar. İste onlar, Rablerinden (gösterilen) doğru yol üzeredirler ve onlar umduklarına erecek­lerdir\"(Lokman 31/4-5)

"Felaha erişti o müminler ki, onlar namazlarında saygılıdırlar. Onlar boş şeyler­den yüzçevirirler. Onlar zekâtı verirler." (Müminim 2311-4)

"Doğrusu insan hırslı yaratılmıştır. Kendisine kötülük dokunduğunda sızlanır, ken­disine hayır dokunduğunda yardım etmez. Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır. On­lar ki, namazlarım sürekli kılarlar. İsteyen ve (istemeyip) mahrum kalan için (muhtaç­lar) için mallarında belli bir hisse vardır." (Meâric 70119-25)

Bunların tamamı namaz ve zekatın erken dönemlerde emredildiği ve mü'minler için zorunlu olduğu hakkındaki bizini görüşümüzü desteklemektedir. İsrâ sûresi tefsiri içeri­sinde de açıklayacağımız üzere; beş vakit namazın Peygamber (s)'in İsrâsı zamanmda farz kılınmış olduğu rivayet edilmiştir. Ne var ki, Peygamber ve mü'minlerin, belirli beş vakti zoruniu gömleksizin, davetin ilk dönemlerinden itibaren namaza sıkıca sarıirnaları daha doğru gözükmektedir ki, bu mütevatir rivayetlerin desteklediği bir durumdur.

Sûredeki ayetlerin ruhu ve üslûbu gösteriyor ki; 16. ayetteki hitap, ayıplamak ve kı­namak kasdi ile (sadece) özel bir guruba yönelik olmayıp; acil fayda verecek şeyi sonra­kine tercih etmek biçiminde onlara hakim olan halin anlatımı amacıyla, daveti kabul et­meye yöneltilmeleri hedeflendiğinden en hayırlı ve kalıcı olana onların dikkatlerinin çe­kilmesi suretiyle, bütün insanlara yöneliktir.[13]

 

Kur'an Güzel/İyi Şeylerden Yararlanmayı Sakıncalı Görmez

 

Doğal olarak; insanlar daveti kabul edip dünya ve ahiret için çalıştıkları zaman; dün­ya hayatından yararlanmalarının sakıncası yoktur. Araf süresindeki şu ayetler açıkça söylediklerimizi teyid etmektedir.

"Ey Ademoğullan, her mescidfe gidişiniz)de süslerinizi alın; yeyiıı, için fakat israf etmeyin; çünkü o, israf edenleri sevmez.

De ki: Allah'ın kulları için çıkardığı süsü ve güzel rızıkları kim haram etti? De ki: 136

O, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet günü de yalnız onlarındır. İşte biz. bilen bir topluluk için ayetleri böyle açıklıyoruz."

De ki: "Rabbim ancak kötülükleri, gerek açığını, gerek gizlisini; günah ve haksız yere saldırmayı; hakkında hiç bir delil indirmediği birşeyi Allah'a ortak koşmayı ve Al­lah hakkında bilmediğiniz şey/er söylemenizi haram etmiştir." (Araf 7/31-33)[14]

 

İbrahim Ve Musa'nın Sahifeleri

 

Sûrenin son iki ayetinde, Allah'ın önceki kitapları hakkında ilk işaretler vardır ki, ikinci ayette İbrahim ve Musa'nın sahifeleri diye kısaca açıklanmıştır. Bu kitaplar ilk kez burada zikredilmiştir. Ayrıca bu ayetlerin, Kur'an'i dinleyenlerin Peygambere inen ilahi kitapların olduğu, İbrahim ve Musa'nın (a) da onlardan olduğu konusunda bilgisiz olmadıklarını göstermesi mümkündür. Hicaz'da hristiyan ve yahudi topluluklar vardı ki, Arapların onlardan bu (bilgileri) öğrenmiş olmaları gerekir..

Kur'an diğer ayetlerde Musa'nın sahifelerini Tevrat ismiyle de ifade etmiştir. Daha sonra Tevrat ismi zaman zaman Ortodoks ve Protestanlara göre sayıları 39'a, Katolikle-re göre ise 46'ya ulaşan Ahd-i Kadîm'in şiirlerinin lamamı için özel ad olmuştur. Bun­lardan bazıları vahiy işareti taşımayan tarihi (rivayet)lcr olup bazılarında ise bu vahiy alameti vardır. Diğerleri ise bu vahiy alametini taşımayan tarihi kıssalarla vahiy işareti­nin karışmış olduğu bölümdür. Bu (sifrler)den dördü Musa (a)'nın sireli, hayatı, O:nun-la Firavn arasında meydana gelen olaylar, İsrail oğullarının tarihi, Allah'ın O'na indir­miş olduğu dini ve dini olmayan yasalar/hükümleri içermektedir. Bunlardan bazılarında vahiy alameti vardır, bazıları ise bu alameti taşımayan tarihi rivayetlerdir. Bazıları da bu alamet ile yine tarihi kıssaların karıştığı bölümdür. Kur'an'da, Musa (a)'dan sonrasına ait olan bazı şiirlerin Peygamber (s) zamanında yahudilerin ellerinde dolaşmakla oldu­ğunu gösteren ipuçları vardır. Tedavülde olan sifrlerin aynı şekliyle eski yahudilerin el­lerinde mevcut olanın tıpkısı olduğu konusunda kesin söz söylemek mümkün değildir. Bu gün mevcut olan bazı sifrler eskiden var olup bu gün ekle olmayan bazı şiirlerin isimlerini zikretmektedir.

Bu itibarla, bu gün yaygın olan sifrlerin eski yahudilerin ellerinde bulunanların la­mamı olmaması olasılığı vardır. Dahası biz bunu kesinlikle söyleyebiliriz. Zira, Kur'an'da Israiloğullan ve onların peygamberlerinin olayları hakkında bu gün dolaş­makta olan sifrlerdc olmayan birçok açıklama vardır[15]. Kuvvetle muhtemeldir ve dahası biz de inanıyoruz ki, bu şiirler Peygamber (s) zamanındaki yahudilerin ellerinde mev­cuttu.

Ayetin metninden; Musa'nın sahifeleri ile Allah'ın O'na vahyetmiş okluğu prensip ve yasaların kastedilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Musa (a)'nın sirelini, ona vahycdilmiş olan emir ve nehiylere ait hükümleri ihtiva eden ve üzerinde Rabbani alamet bulunan bazı si fi ri erile Allah'ın rahmeti ve alemlerin Rabbi oluşuyla bağdaşmayan hususlar yer almıştır'[16]. Bunlar. İsrailoğullan'nın Onun Rubûbiycti için özel konumda olmaları, yer­yüzündeki bütün halkların onlara köle yapılması. Kervan yurdundaki kadın, erkek ve çocuk herkesin kökünün kazınması, onlara verlen hiç bir ahdin kesinlik ifade etmediği, sonra Kcn'ân yurduna komşu (diğer) uzak şehir halklarından kendilerine [eslim olanla­rın kökleştirilmesi, onların mal ve şehirlerine el konulması, teslim olmayı ve kendileri­ne köle olmayı kabui etmeyenleri tamamen yok etmeleri gibi durumlardır. Öyle ki. yahudücrin Allah'ın kelamını değiştirip tahrif ettikleri gerçeği görünmekledir. Kur'an birçok ayetle bu hususu dile getirmiştir;

"Simdi siz, bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz? Oysa hım/ardan bir gurup vardı ki, Allah'ın sözünü işitirlerdi de düşünüp akıl erdirdikten sonra, bile hile onu de­ğiştirirlerdi." (Bakara 2/75)

"Yazıklar olsun o kimselere ki, kitabı elleriyle yazıp, az bir pahaya satmak için. 'Bu Allah'ın kalındandır,' derler! Ellerinin yazdığından ötürü yazıklar olsun onlara.'" (Ba­kara 2/79)

"Onlardan bir grup var ki. Kitap'ta olmayan bir şevi, siz kitaptan sancısınız diye dil­lerini eğip bükerler ve : 'O, Allah'ın kalındandır." derler. Oysa o, Allah katı/ulan değil­dir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler." (Al-i İmran, 3/78)

"Sözlerini bozdukları irin onları lanetledik ve kalplerini kalıhıştırdik. Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Uyarıldıkları şeyden pay almayı unuttular, içlerinden pek azı hariç, daima onlardan hainlik görürsün. Yine de onları affet, aldırına, çünkü Allah gü­ze! davrananları sever." (Maidc 5/3 3)

İbrahim'in sahifelerine gelince; bunun hakkında. A'lâ süresindeki ayetlerin ortaya koyduğu bilgilerin dışında başka bir bilgi bulunmamaktadır. Buna ben/er bir açıklayıcı ek bilgi de Necm sûresinde yer almıştır:

"Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitaplarında olanlar kendisi­ne bildirilmedi mi ki, hiç bir günahkar başkasının yükünü yüklenmez, insana çalışma­sından başka bir şey yoktur. Onun çalışması muhakkak görülecektir. Sonra da ona tas­tamam karşılığı verilecektir." (Necrn 53/36-41)

İbrahim ve Musa'nın sahilelerinin risaletin tebliği ve hedefleri bağlamında zikredil­mesi gösteriyor ki, Muhammet! (s)'in kendisiyle müjdeleyip uyardığı davet, daha Önceki peygamberlerin davetine ve onlara indirilenlere uygun olup onların bir devamıdır. Nite­kim bu durum Kur'an'da birçok yerde lekrar edilmiştir. Mesela:

"O size, dinden Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi şeriat yaptı. Şöyle ki, dini doğru futun ve onda avrı/ığa düşıne-

yin. Fakat kendilerini çağırdığın sey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendine se­çer ve yöneleni kendisine iletir," (Şura 42/1 3)

"Biz Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyetliğimiz gibi sana da vahvet-tik. Nitekim İbrahim'e. İsmail'e, Ishak'a, Yakıtlı c ve sıbt (lorun)iara. İsa'ya, Eyyııh'a, Yunus'a, Harun'a, Süleyman'a da vahyetmiş ve

Davud'a da Zebur'u vermiştik."

"Daha önce sana anlattığımız elçilere ve sana anlatmadığımız elçilere de (vahyet-miştİk) ve Allah Musa ile de konuşmuştu."

"Miijdeleyici ve uyarıcı elçiler o/arak (gönderildik) ki, elçiler geldikten sonra insan­ların Allah'a karşı bahaneleri kalmasın. Allah üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir." (Nisa 4/163-165)

Tercib edip inandığımız görüş şudur: Peygamber (s) zamanındaki yahudilcrin elle­rinde, içerisinde İbrahim (a) hakkında Tekvin sifrinde yer almayan başka bazı haber/bil­gilerin mevcut olduğu ve İbrahim'in sabiteleri diye isimlerdirttikleri sifir veya kirtaslar bize kadar ulaşmamıştır. Meryem, En'am ve Enbiya gibi birçok sûrede. İbrahim'in ba­bası ve kavmi arasındaki münakaşalar, onların; pullara tapmaları, ateş yakıp İbrahim'i oraya atmaları zikredilmiştir ki, bu kıssalar Tekvin'de bulunmamakladır. Bize öyle geli­yor ki, bunlar sözkonusu edilen İbrahim'in sahifelerindc idi.

İlk dönemlerde inen bu sûrede, İbrahim ve Musa'nın sabitelerinin özellikle belirtil­mesi, bu iki peygamberin Kur'an'i dinleyenlerin zihinlerinde diğerlerinden daha fazla Önem taşımasıyla alakalıdır. Zira Hicaz'da bu bölge halkını etkileyen Musa'nın Tevrat ve şeriatı, O'nun Firavun'a gönderilişinin hikayesi ve mucizelerinin meşhur ve yaygın olduğu büyük yahudi topluluklar vardı. İbrahim (a), O'nun hamilik dini. Kabe ite mü­nasebeti, Hace gelenekleri, -oğlu İsmail yolu ile- Hİcaz'lı Adnan oğullarının alası olma­sı Arapların zihinlerinde çok büyük bir yer işgal etmişti ki Kur'an'da bû konuda birçok âyet bulunmaktadır:

"Bİz Beyt'i (Kabe'yi insanlara sevap kazanılacak bir toplantı ve güven veri yaptık Siz de ibrahim7in makamından bir namaz yeri edinin, ibrahim ve İsmail'e: 'Tavaf eden­ler, ibadete kapananlar, rüku ve secde edenler için evimi temizleyin! diye emretmiştik." "ibrahim demişti ki: "Rabbim bu şehri güvenli bir şehir yap, halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları, çeşitli ürünlerle besle! (Allah) buyurdu ki: "İnkar edem dahi az bir süre geçindirir, sonra onu cehennem azabına zorlarım, ne kötü varılacak verdir orası!"

"ibrahim, ismail ile beraber evin temellerini yükseltiyor. Rabbimiz, bizden kabul buyur, şüphesiz sen işitensin bilensin."

"Rabbimiz, bizi sana teslim olanlar yap, neslimizden de sana teslim olan bir ümmet akar; bize ibadet yerlerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira tevbeleri kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin, sen,"

"Rabbimiz, onlara kendi işlerinden, senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek onları temizleyecek bir eki gönder. Her zaman üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin, sen!" (Bakara 2/125-129)

"Bir zamanlar ibrahim'e Beyt'in (Kabe) yerini açıklamıştık: "Bana hiçbir şeyi or­tak koşma ve tavaf edenler, ayakta duranlar, rüku ve secde edenler için evimi temizle".

"İnsanlar içinde Hacc'ı ilan et; gerek yaya gerek uzak yollardan gelen yorgun deve­ler üzerinde sana gelsinler."

"Kİ kendileri için birtakım faydalara tanık olsunlar ve kendilerine nzık olarak ver­diği hayvanlar üzerine belli günlerde Allah'ın adını ansınlar. On/ardan yeyin, sıkıntı içinde bulunan fakire de yedirin." (Hacc 22/26-28)

"Allah uğrunda, O'na yaraşır şekilde cihad edin. O. sizi seçti ve dinde size bir güç­lük yüklemedi. Babanız İbrahim'in dini(ne uyun). O bundan Önce de bu (Kur'an'da) da size "müslümanlar" adım verdi ki, Peygamber size şahit olsun, siz de insanlara sahid olasımı. Haydi namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a sarılın; sahibiniz O'dur. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır (O)". (Hacc 22/78)

Ayetlerin muhtevası kuvvetli bir biçimde gösteriyor ki; Kur'an 'i dinleyen Araplar bu ayetlerin belirttiği ve övdüğü hususları bilmekte ve bunlara inanmaktaydılar. Bu hususu destekleyen birçok rivayet vardır[17].[18]

 

A'lâ Sûresinin İlk Dönemlerde İndiğine Dair Deliller Ve Sûrenin Özellikleri

 

Sûre'nin üslûbu, içeriği ve nazmı, bu sûrenin bir defada nazil olduğunu, ilk nazil olanlar içerisinde yer aldığını, Kalem, Müzemmi] ve Müddcssirden Önce geldiğini veya en azından -eğer sûrelerin giriş bölümlerinin ilk dönemlerde indiğine dair rivayetler sa-hihse- bu bölümlerden sonra nazil olanlardan ve yine giriş bölümünden sonraki Alak sû­resi ayetlerinden evvel indiğini söylemeyi uygun kılmaktadır. Görüldüğü gibi sûredeki ayetlerden bîrinde "sana okuyacağız" ifadesi yer almış, sûre Peygamberin, Yüce Rab-bi'nin adını teşbih etmekle cmrolunması ile başlamıştır ki. buradakilerle Alak sûresi ayetleri arasında bir benzerlik vardır. Her halükârda sûre, Fatiha sûresi gibi, davetin baş­langıcında Kur'an'ın sûrelere isim vermedeki çizgisine uygundur ve açıkça görüldüğü gibi Hz. Muhammed'in risaleti ve davetin hedeflerini içermektedir. Allah en iyisini bi­lendir.[19]

 



[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/131.

[2] Tesbîh Layık olmayan her şeyden tenzih ve takdis anlamındadır.

[3] Sevvâ Muhkemleştirdi, bir şeyi tam kıvamında yaptı, düzgün yaptı, demektir.

[4] Kaddera Hesapladı, düzene koydu, demektir.

[5] Ahvâ siyah veya bir çeşit siyah demektir.

[6] Gusâ Rüzgarın savurduğu ve suyun alıp götürdüğü kuru kırpıntı ot anlamındadır.

[7] el-Yüsrâ"el-yesir" kelimesinin müennesidir. Yani, daha ko­lay demektir kelimenin kökü "yüsr"dir.

[8] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/133-134.

[9] Bkz. Şeyhu'l-İslam İbn Teymiyye'nin Tefsiri, A'lâ sûresi tefsiri, Abdussamed Şerefuddin neşri, Bombay.

[10] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/17.

[11] Tezekkâ Temizlendi veya zekatı eda elti/verdi anlamındadır. Burada tercih edilen ikinci görüştür.

[12] es-Suhufu'l-Ûlâ Daha önce inmiş kitaplar, demektir.

[13] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/135-136.

[14] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/136-137.

[15] Bkz. "Sifrlerinden İsrailoğulları'nın Tarihi" Kitabımız s. 6-11

[16] Bkz. Tekvin ve Islah sifrinden, 17,26,27,28, Huruç ve Ishahat sifri, 34, Tesniye, 23.28.29.30

[17] Bkz. İbn Hişam, Sire, 1/5-13, 327, 247, (Mustafa el-Bâbi el HalebT basımı), 1355-f 1936}

[18] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/.

[19] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/140.