Gâşiye Suresi - Kuran - 088Gasiye - 13. Sayfa
|
Surenin İsmi: |
|
Önceki Sureyle İlişkisi: |
|
Surenin Muhtevası: |
|
Surenin Fazileti: |
|
Kıyametin Dehşeti Ve Cehennemliklerin Durumu |
|
Belagat: |
|
Kelime ve İbareler: |
|
Açıklaması |
|
Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler |
|
Cennet Ehli Olan İhlaslı Müminlerin Durumları |
|
Belagat: |
|
Kelime ve İbareler: |
|
Ayetler Arası İlişki |
|
Açıklaması |
|
Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler |
|
Allah Teala'nın Diriltmeye Ve Diğerlerine Olan Kudretinin İspatı Ve Bunun Delillerinin Hatırlatılması |
|
Kelime ve İbareler: |
|
Nüzul Sebebi |
|
Ayetler Arası İlişki |
|
Açıklaması |
|
Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler |
GÂŞİYE
SURESİ
Surenin İsmi:
Bu kelimenin bulunduğu bir cümle ile başladığı için "Gâşiye" suresi olarak isimlendirilmiştir. Gâşiye, kıyametin isimlerinden olup, onun ürkü-tücülüğü ile insanları kuşatacak olan felâket oluşunu ifade eder. Soru ise, önemine dikkat çekme ve korkutma içindir. [1]
Önceki Sureyle İlişkisi:
Bu surede, A'lâ süresindeki mümin, kâfir, cennet, ateşin vasfı hakkında verilen genel bilginin açılımı ve tafsilatı vardır. Orada Allah Tealâ : "O halde eğer öğüt fayda verirse durma öğüt ver. Korkacak olan öğüdü kabul eder. Pek bedbaht olan ise ondan kaçınır. Ki o en büyük ateşe girecektir. Sonra onun içinde ne ölür, ne de yaşar. Kurtulmuştur arınan. Ve Rabbinin adını anıp namaz kılan. Belki siz dünya hayatını üstün tutarsınız. Halbuki ahiret daha hayırlı, daha süreklidir." buyurmuştu. Bu surede ise, onu açarak: "Yorucu işler yapandır..." (2-7. ayetler), 8-16. ayetlerinde de müminlerin sıfatlarını ve durumlarını zikretti. A'lâ suresinde: "Halbuki ahiret daha hayırlı, daha süreklidir" buyurmuştu. Hayırlı olmanın manasını vurgulamak için burada geçen ayetlerde ateşin vasfından çok, cennetin vasfını açıklamıştır. [2]
Surenin Muhtevası:
Mekke'de inen bu sure, itikad esaslarının üçünden söz etmektedir:
1- Kıyamet endişelerinin, kâfirin ve müminin orada göreceği nimet ve azabın cennet ve ateş ehlinin niteliği.
2- Göğün, devenin, dağların, yerin ve diğerlerinden hareketle ilâhi sanatın ve hayret verici güzelliğinin yaratmaya delâleti ile Allah'ın vahdaniyeti, kudreti, hikmet ve ilmini ispat.
3- Bu yüce sure, önceki sureye benzer bir şekilde bitiyor: İnsanlara Allah azze ve celle'ye hesap ve ceza için dönüşün hatırlatılması ve Rasulullah (s.a.)'a da kendisine indirilen dini ve ahkâmı hatırlatmasının emredilmesi. [3]
Surenin Fazileti:
Geçen surenin fazileti konusunda, Müslim ve Sünen sahiplerinin Nu-
man b. Beşir'den yaptıkları rivayette Rasulullah (s.a.)'m cuma ve bayramlarda A'lâ ve Gaşiye surelerini okuduğu bildirilmişti. İmam Malik, Müslim, Ebu Davud, Nesai ve İbni Mace'nin yine Numan b. Beşir'den yaptıkları rivayet ise şöyledir: Rasulullah (s.a.) cuma namazında, Cuma suresi ile beraber ne okuyordu? Dedi ki: Gaşiye. [4]
Kıyametin Dehşeti Ve Cehennemliklerin Durumu
1- Her şeyi kaplayacak olan (kıyametsin haberi sana geldi mi?
2- Bir kısım yüzler, o gün zillet içinde eğilmiştir.
3- (Onlar) yorucu işler yapandır.
4- Kızgın bir ateşe girerler.
5- Çok sıcak bir kaynaktan içirilirler.
6- Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek yoktur.
7- Ki o ne doyurur, ne de açlığı giderir.
Belagat:
"Her şeyi kaplayacak olan (kıyamet)in haberi sana geldi mi?" Bu teşvik ve ürkütme üslûbudur. Soru konuya dikkat çekmektedir.
"Bir kısım yüzler, o gün zillet içinde eğilmiştir." Yani o yüzlerin sahipleri, kâfirlerdir. Burada cüz’ü {yüz) kullanarak bütünü (zatları) kastetmekten ibaret olan mecaz-ı mürsel yapılmıştır.
"Bir kısım yüzler, o gün zillet içinde eğilmiştir." cümlesi ile "Yüzler de vardır ki, o gün mutluluk içindedirler." cümlesindeki iyilerin yüzleri ile kötülerin yüzleri arasında mukabele vardır. [5]
Kelime ve İbareler:
"Gaşiye" Kıyamet günü olup şiddeti ve korkuları ile insanı kuşatacak büyük afettir.
"Yorucu işler yapandır." Dünyada işler yapıp nafile yorulmuştur; yaptığı işlerin bugün ona yararı yoktur. Veya, ateşte zincirleri ve kelepçeleri çekmekle, ona girmekle yorulmaktadır.
"Kuru bir dikenden" Ayette geçen "dari"' bir çeşit dikendir. Pis olması, zararı ve çok acılığından dolayı onu hayvan bile yemez.
"Ki o ne doyurur, ne de açlığı giderir." Yani onun yemekle, yemenin bu iki maksadıda gerçekleşmez. [6]
Açıklaması
"Her şeyi kaplayacak olan (kıyamet)in haberi sana geldi mi?" Kıyamet konusu sana ulaştı ve o gerçeği bildin mi ey Muhammed? Kıyametin Gaşi-ye diye anılması, korkulan ve endişeleri ile mahlukâtı kuşatacak olmasından dolayıdır. İfade edilen şudur: Bu olayın haberi daha önce sana gelmedi. O halde şimdi dikkatle dinle. İfadeden sorunun hakikati kastedilmiyor. Kastedilen, duyanın dinlemeye şevkini artırmak ve daha sonra zikredilecek olana dikkatini çekmedir. Mana: Ey Muhammed! Sana Gaşiye, yani kıyametin haberi geldi.
Sonra insanların oradaki durumlarını ve iki kısma ayrılacaklarını anlattı: Kötüler ve iyiler. Önce kötülerle başladı. Çünkü sure, Gaşiye kelimesinin de anlattığı gibi korkutma etrafında dönmektedir:
"Bir kısım yüzler, o gün zillet içinde eğilmiştir. Yorucu işler yapandır." O yüzlerin sahipleri yani kâfirler o gün, azaptan dolayı zelil ve aşağılık halde olurlar. Zilleti ve düşüklüğü yüze nispet etmesi, eserinin orada belir-mesindendir. Ayetin benzerleri şu ayetlerdir: "Suçluları, Rablerinin huzurunda başlarını öne eğmiş olarak bir görsen!" (Secde, 32/12), "Onları arz olunurlarken, zilletten boyunlarını büke büke göz ucuyla bakacaklarını göreceksin." (Şûra, 42/45).
O yüzlerin sahipleri dünyada hayırlı ameller de yapıyorlardı, kendilerini ibadetle yoruyorlardı, ama o yaptıklarının ecri yoktur. Çünkü onlar küfür ve sapıklıkta idiler. Allah'a ve Rasulüne (s.a.) iman amellerin kabulü için şarttır. Ayet, ruhbanlar, puta tapmanlar ve kâfir olduğu halde çabalayanların hepsi hakkındadır.[7]
Ardından da onların kıyamet günündeki cezalarını zikretti:
"Kızgın bir ateşe girerler. Çok sıcak bir kaynaktan içirilirler. Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek yoktur. Ki o ne doyurur, ne de açlığı giderir. " O yüzler amelleri boşa çıktığı için kızgın bir ateşe girecekler ve acısını tadacaklar, onunla azaba uğrayacaklardır. Susadıklarında da aşırı sıcak durumda olan bir kaynaktan içirileceklerdir. O onların hararetini söndür-meyecektir.
Dari'den başka gıdalanacakları bir yiyecekleri de olmayacaktır. Bu ise, çok acı ve zararlı, değersiz bir dikendir. O yiyenini doyurmaz, onunla açlık giderilmez. İçeceği, yiyecek olan dari'den önce zekretmesi ise, ateştekiler için suyun daha önemli olmasındandır. Ateşin harareti onlara etki ettiğinde susuzluk öne çıkacaktır.
Ateştekilerin bir de Gislîn ve Zakkum adlı yiyecekleri de vardır: "Gis-linden başka yiyecek de yoktur." (Hâkkâ,69/36). "Şüphesiz o zakkum ağacı, günaha düşkün olanın yemeğidir." (Duhan, 44/43-44).
Hafız Ebu Bekir el-Berkani, Ebu İmran el-Cevni'den şöyle dediğini rivayet etti: Ömer b. Hattab (r.a.) bir rahibin manastırına uğrayıp "Ey rahip!" diye onu çağırdı. Gelince Ömer ağlayarak ona bakmaya başladı. "Seni burada ağlatan nedir ya Emirelmüminin" dendiğinde şu cevabı verdi: "Allah azze ve celle'nin şu ayetini hatırladım da beni ağlattı: "Bir kısım yüzler, o gün zillet içinde eğilmiştir. Yorucu işler yapandır." [8]
Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler
Ayetler şu hususlara delâlet etmektedir:
1- Kıyamet günü korkunçtur. İnsanları şiddetli bir korku ve ürperme kaplayacaktır.
2- O gün kâfirlerin yüzü azapla zelil, ceza ile aşağılanmış olacaktır. O yüzlerin sahipleri, putperestler, tapınaklardakiler, ruhbanlar ve benzerleri dünyada işler yapıp kendilerini yoruyorlardı. Zira ahiret diyarı amel yeri değildir. Yüzleri Allah'ın huzunda kararacaktır. Yaptıkları ve yoruldukları işlerin ahirette bir faydası olmayacaktır. Çünkü onların işleri, halis tevhid ve Allah azze ve celle'ye kâmil bir ihlâs üzerine kurulu hanif dinin dışındaki esaslara dayanmakta idi. Allah Tealâ ise, sadece kendi rızası için olan amelleri kabul eder. Allah Tealâ onların amellerini nitelendirmek üzere buyuruyor ki: "De ki: Ameller bakımından en çok ziyana uğrayacakları size haber vereyim mi? Onlar, dünya hayatında (ki) bütün çabaları boşa gittiği halde kendilerinin iyi iş yaptıklarını sanırlar. İşte onlar rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr eden ve bu yüzden amelleri boşa gidenlerdir. Artık kıyamet günü onlar için bir tartı tutmayız. İşte, inkâr ettikleri ve ayetlerimi ve peygamberlerimi alaya aldıkları için onların cezaları cehennemdir."' (Kehf,18/103-106).
3- Onların yerleri harareti şiddetli olan ateştir. İçecekleri ise "çok sıcak bir kaynak"t\r. Yani, aşırı harareti olan bir kaynaktandır. Yiyecekleri ise, yiyenini doyurmayan ve açlığı gidermeyen dari'dir. İbni Abbas'tan bir haberde şöyle geldi: "Dari", dikene benzeyen bir şeydir, öd ağacından daha acı, leşten daha pis ve ateşten daha kızgındır."[9]
Alimler dediler ki: Ateşin katmanları vardır. Oradakiler de tabaka tabakadır. Kiminin yiyeceği zakkumdur. Kiminin ki de gislîndir. Bir kısmı-nmki de dari' dir. Bazılarının içeceği kaynar sudur. Bir başkalarının içeceği de irindir: "Onlardan her kapının ayrılmış birer nasibi vardır." (Hicr, 15/44). Ateşte bitkinin bulunması, insan bedeninin, akrebin ve yılanların bulunması gibi Allah'ın kudreti için bir zorluk değildir.
Müfessirler şöyle dediler: "Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek yoktur." ayeti indiğinde, müşrikler inat uğuruna dediler ki: Develerimiz da-ri'den doyarlar. Bunun üzerine: "Ki o ne doyurur ne de açlığı giderir." Ayeti indi. Yani onda herhangi bir gıda ve yarar yoktur, doyurma ve açlık giderme özelliği yoktur.
Bu da, yiyeceklerinin insan yiyeceği cinsinden olmadığına delildir. Da-ri' yaş olduğu sürece devenin otladığı bir diken cinsindendir. Kuruyunca o da onu yemez. Çünkü öldürücü zehiri vardır. Bu durum onların dari' semirtir, sözlerini Allah Tealâ'nın yalanladığına da delildir.
Özet olarak: Bu şekilde ateşin durumlarının anlatılması bozuk inanç ve kötü amel gibi bu azabın sebebi olan şeylerden kaçınmayı gerektirir. Allah'ı birleme ve Kur'an'a, Peygamber Muhammed(s.a.)'e imandan başka doğru akide yoktur. İslâm'ın gösterdiğinin dışında da makbul amel yoktur. [10]
Cennet Ehli Olan İhlaslı Müminlerin Durumları
8- Yüzler de vardır ki, o gün mutluluk içindedirler.
9- Gayretlerinden dolayı hoşnutturlar. 10-Yüksek bir cennettedirler.
11-Orada boş bir soz duymazlar.
Orada yükseltilmiş tahtlar,
14- Konulmuş kadehler,
15- Dizilmiş yastıklar
16- Ve serilmiş yaygılar vardır.
Belagat:
"Gayretlerinden dolayı hoşnutturlar.", "Yüksek bir cennettedirler." ve "Orada boş bir söz duymazlar." ayetlerinin son kelimeleri arasında (râdiye, âliye, lâgıye) seci vardır. [11]
Kelime ve İbareler:
"Gayretlerinden dolayı hoşnutturlar." Dünyada yapmış oldukları amellerinden, Allah'a itaatlerinden dolayı ahirette mükâfatlarını görünce memnun olmuşlardır. "Yüksek bir cennettedirler." Yeri ve kıymeti yüksektir. Cehennemin katmanları olduğu gibi cennetin de dereceleri vardır. "Boş bir söz" faydasız, boş bir hezeyan, yalan, bühtan. "Yükseltilmiş tahtlar" Hem fiziki olarak, hem değer olarak yükseltilmiş. [12]
Ayetler Arası İlişki
Kötüler olan kâfirlerin tehditi ve durumlarının, yerlerinin yiyecek ve içeceklerinin beyanından sonra, Allah Tealâ bahtiyar olan müminlerin de durumlarını, Rablerinin onlara vaadettiklerini zikrederek, onların sevaplarını ve sevap ehlini vasfediyor. Sonra da, insanları amelleri ile teşvik etme ve Rablerinden bulacakları lütuflara imrendirmek için sevap diyarını tasvir ediyor. [13]
Açıklaması
"Yüzler de vardır ki, o gün mutluluk içindedirler. Gayretlerinden dolayı hoşnutturlar." Kıyamet günü neşeli, mutlu, parlak ve güzel yüzler vardır. Mutluluk yüzlerinden okunur. Veya nimetler içindedirler. Allah Tealâ buyurdu ki: "Öyleki sen o nimetlerin güzelliğini yüzlerinden tanırsın." (Mu-taffifin, 83/24). O yüzler, durumlarının akibetini ve amellerinin kabulünü gören, mutluların yüzleridir. Onlar dünyada yaptıkları amellerden razıdırlar. Çünkü onlar, amelleri için razı olacakları ecirleri aldılar. Allah Tealâ şöyle buyuruyor: "Allah bunlardan razı olmuştur, bunlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır." (Beyyine, 98/8).
Özet olarak Allah Tealâ ebedî saadete erecek olanları iki vasıfla nitelendirmiştir:
a) Dış görüntüleri: "O gün mutluluk içindedirler." Neşeli, mutlu ve parlak yüzler.
b) İç durumları: "Gayretlerinden dolayı hoşnutturlar." Ardından sevap yurdunu, cenneti yedi vasıfla tanıtıyor:
1, 2- "Yüksek bir cennettedirler. Orada boş bir söz duymazlar." Parlak yüzlerin sahipleri olan mutlu müminler mekânı yüksek cennettedirler. Vasfı yüksek, odaları emniyetlidir. Ateşin birbirinden daha alçak katmanları olduğu gibi, cennetin de birbirinden yüksek dereceleri vardır.
Cennet ehlinin sözleri arasında boş söz ve hezeyan işitilmez. Çünkü onlar, hikmetli ve verdiği daimi nimetler için Allah Tealâ'ya hamdden başka bir şey konuşmazlar. Zira cennet Allah dostlarının konağıdır. Tertemizlerin konağı, boş söz, yalan ve bühtanla bulandırılamaz. Allah Tealâ buyuruyor ki: "Onda ne bir saçmalama, ne de bir günaha sokma vardır." (Tür, 52/23), "Orada selâmdan başka boş söz işitmeyeceklerdir." (Meryem, 19/62), "Onlar arada ne boş bir laf, ne de günaha sokacak bir şey işitirler. Yalnız bir söz: Selâm selâm." (Vakıa, 56/25-26).
3, 4- "Orada akan bir kaynak vardır, Orada yükseltilmiş tahtlar..." cennette bir kaynak veya pınar vardır; sulan akar ve çeşitli tat, saf lezzet ile fışkırır; kastedilen pınar cinsidir. Yani orada akan pınarlar vardır.
Orada, yumuşak şeylerle kaplı, çokça döşenmiş, yüksek yapılı tahtlar vardır. Mümin onlara oturduğu zaman zevklenir ve cennet bahçelerini ve nimetlerini görür. Nitekim Allah Tealâ "Ve yükseltilmiş döşeklerdedirler." (Vakıa, 56/34) buyurmuştur.
Bunda da şeref ve ikramın en üstünü vardır.
5, 6- "Konulmuş kadehler, dizilmiş yastıklar ve serilmiş yaygılar vardır." Orada içki kapları ve sarhoş etmeyen içki için hazırlanmış kadehler vardır. Dilediklerinde ondan içerler. Üzerlerinde oturulması veya yaslanıl-ması için ardarda dizilmiş yastıklar vardır. Oturma yerlerine serilmiş sergiler, parlak, ince lifleri olan halılar vardır. Oturması rahattır, bakana zevk verir. Bunlara sahip olanlar için üstünlük, ayrıcalık hissettirmektedir. [14]
Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler
Allah Tealâ cenneti elde etmeye teşvik ve özendirme için onu harika güzellik ve doyum ifade eden güzel vasıflarla anlatmıştır.
Müminlerin yüzleri parlak ve neşelidir. Dünyadaki amellerinden dolayı ahirette razıdırlar; amelerine karşılık cenneti almışlardır. Sevap yurdunun ise, ayetlerde geçtiği gibi yedi vasfı vardır:
1- Yüksek ve yüce cennetlerdir. Değeri üstündür, çünkü orada nefislerin çektiği gözlerin haz aldığı herşey vardır.
2- Orada razı olunmayacak düşük ve boş hiçbir söz işitilmez.
3- Orada yerden akan bir şarap pınarı vardır. Onlar için diledikleri gibi, fışkırarak lezzetli içki, bal, süt akar.
4- Orada mekânı üstün ve tavanı yüksek tahtlar vardır.
5- Orada kadehler vardır. Kulpsuz kadehler veya ibrikler, kaplar vardır. İbrik: Kulüp ve emziği bulunan kaptır. Kadeh ise: Emziği ve kulpu bulunmayan kaptır.
6- Orada yanyana konmuş yastıklar vardır.
7- Orada yayılmış yaygılar vardır. İnce lifleri bulunan halılar vardır. [15]
Allah Teala'nın Diriltmeye Ve Diğerlerine Olan Kudretinin İspatı Ve Bunun Delillerinin Hatırlatılması
17- Onlar develerin nasıl yaratıldığına bakmıyorlar mı?
18- Göğün nasıl yükseltildiğine?
19- O dağlara, nasıl dikilmiştir o!
20- O yere, nasıl yayılıp döşenmiştir o.
21- Sen öğüt ver. Sen ancak bir öğüt vericisin.
22- Sen onların üzerinde zorlayıcı değilsin.
23- Ancak kim yüz çevirir ve inkâr ederse,
24- Allah onu en büyük azapla azap-landınr.
25- Şüphesiz onların dönüşleri ancak bizedir.
26- Sonra muhakkak onları hesaba çekmek bize düşer. [16]
Kelime ve İbareler:
"Onlar" Mekke ehli ve onlar gibi olanlar ibret nazarı ile "develerin nasıl yaratıldığına bakmıyorlar mı?" Öyle bir yaratılış ki, Allah Tealâ'nın kudretini ve güzel tedbirini gösteriyor; on gün ve daha fazla bir süre susuzluğa dayanarak uzak yerlere yük taşıyacak şekilde yaratıldı. Özellikle anılması ise, Arapların deve ile çok iç içe olmaları, yaşamlarını kolaylaştır-masmdandır.
"Göğün" direksiz olarak "nasıl yükseltildiğine?" "O dağlara, nasıl dikilmiştir o!" Çakılmışlardır, kaymazlar. Gezenler için onlar işaretlerdir. "O yere, nasıl yayılıp döşenmiştir o." Üzerinde yaşamaya müsait olacak şekilde yayılmış döşek gibidir. Bu cümlelerdeki dört fiil, meçhul olarak da okunmuş ve mansup mefulleri hazfedilmiştir. O takdirde mana şöyle olur: Yaratıcının kemâli, kudreti ve vahdaniyetini bilmeleri için, mahlukâtın çeşitlerine bakmazlar mı? O zaman O'nun diriltmeye kudretini de inkâr etmezlerdi. Bu nedenle de dönüş meselesini hemen ardından getirip hatırlatmıştır.
"Sen öğüt ver. Sen ancak bir öğüt vericisin." Onlara Allah'ın nimetlerini ve tevhidinin delillerini hatırlat, onlara vaaz ve nasihat et ve bakışlarını evrenin bütününe çevir. Onların bakıp öğüt almamalarının sana bir zararı yoktur. Senin vazifen sadece tebliğdir. Sen onları dilediğin şeye "zorlayıcı değilsin." "Ancak kim yüz çevirir ve" Kur'an'ı "inkâr ederse, Allah onu" ahi-ret azabı olan "en büyük azapla azaplandırır." Önceki ayette bu azap, "en büyük ateş" olarak anılmıştı. Küçük olanı ise, öldürülme veya esirlik şeklinde dünya azabıdır. "Onların dönüşleri" yani, ölümden sonraki dönüşleri "ancak bizedir." Ve mahşerde "onları hesaba çekmek bize düşer." [17]
Nüzul Sebebi
"Onlar develerin nasıl yaratıldığına bakmıyorlar mı?" ayetinin (17. ayet) nüzul sebebiyle ilgili olarak: İbni Cerir ve İbni Ebi Hatim ve Abd b. Humeyd, Katade'den şöyle rivayet ettiler: Allah Cenneti vasfedince, dalâlet ehli buna şaşırdılar. Allah Tealâ da: "Onlar develerin nasıl yaratıldığına bakmıyorlar mı?" buyurdu. [18]
Ayetler Arası İlişki
Allah Tealâ kıyamet gününün geleceğine ve insanların iyiler ve kötüler olarak iki fırkaya ayrılacaklarına hükmettikten ve iki fırkanın da durumlarını anlattıktan sonra, varlığına ve vahdaniyetine, görmüş oldukları yüce gökten, oturdukları yerden, yük taşımada kullanıp, etinden, tüyünden ve sütünden yararlandıkları deveden, yolculara yol işareti olan yerleşik dağlardan O'nun kudretinin izlerini müşahede etmeleri için deliller gösterdi. Böyle yaptı ki, bununla kıyamete, yeniden dirilişe ve tevhid akidesinin doğruluğuna delil bulsunlar.
Sonra da Peygamber (s.a.)'e bu deliller ve belgeler üzerinde hatırlatma yapmasını emretti. Onlar baksınlar, o da yüz çevirmelerine sabretsin diye. Zira o, başkası değil bunun için gönderildi. [19]
Açıklaması
"Onlar develerin nasıl yaratıldığına bakmıyorlar mı?" Allah Tealâ uyarısına deve ile başlamıştır. Halbuki onlar, hayvanlarının ekseriyetini ve çevrelerindeki mahlukâtm en büyüğünü oluşturan develeri görüyorlar. Allah onu öyle harika bir şekilde yaratmışki! Deve büyük cüsseli, çok güçlü, harika vasıfları olan acaip ve ilginç bir varlıktır. Buna rağmen, ağır yüke müsaittir, küçük çocuğa bile itaat eder, eti yenir, tüyünden yararlanılır, sütü içilir, açlığa ve susuzluğa dayanıklı olduğu için uzun mesafeli yollara dayanıklıdır.
"Göğün nasıl yükseltildiğine?" Göğün, yerin üstünde direksiz olarak nasıl yükseldiğini görmüyorlar mı? Allah Tealâ buyuruyor ki: "Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu nasıl bina ettik. Onu nasıl donattık. Onun hiçbir gediği de yoktur." (Kâf, 50/6).
"O dağlara, nasıl dikilmiştir o!" Yerin üstünde dimdik yükselmiş olarak yapılmış. Yer üzerindekileri kaydırmasın diye sabitleştirilmiş, çakılmıştırlar. Onlara bakmak, heybet ve hayreti doğurur. Çölde ve karada yürüyenler onların varlığı ve dizilişinden yararlanırlar. Su kaynaklarından çoğu onlardan kaynar. Onlarda pek çok yararlar, bol madenler vardır. Çeşitli harika renkleri olan büyük, dev kayalar onlardan kesilir.
"O yere, nasıl yayılıp döşenmiştir o." Üzerindekiler istikrar bulsun, içindeki gömülü madenler ve kaynaklardan, hayat ve geçimin sağlandığı bitkiler, ekin ve çeşitli ağaçlardan yararlansınlar diye yayılıp döşenmiş, hazırlanmıştır.
Yerin yayılmışlığı, bakan ve üzerinde durana göredir. Bu onun küre şeklinde olmadığını göstermez. Razi'nin de kaydettiği gibi küre, çok büyük olduğunda her parçası düz alan olarak görünür.[20]
Başkalarının değil de bu mahlukâtın anılması, bakan insana en yakın eşya olmasındandır. Arap sabah akşam devesini görür. Kendisini gölgeleyen göğü, yanıbaşındaki dağlan ve onu taşıyan yeri müşahede eder.
Allah Tealâ bunun peşinden Peygamber'e (s.a.) söz konusu delillerle öğüt vermesini emrederek buyuruyor ki:
"Sen öğüt ver. Sen ancak bir öğüt vericisin. Sen onların üzerinde zorlayıcı değilsin." Ey Muhammedi İnsanlara, kendilerine gönderildiğin şeyi hatırlat, onlara vaaz ver, korkut. Bakışlarını diriliş ve dönüşün de içinde olduğu Allah'ın kudretini gösteren bu delil ve belgeleri, diğer benzerlerini düşünmeye zorla ve yönlendir. Senin üzerinde sadece hatırlatma görevi vardır. Bu maksat için gönderildin. Onlara Allah'a ve peygamberliğine imana sevkedecek, dilediğine zorlayacak bir güç ve otoriten yoktur. İman ederlerse hidayet bulmuş olurlar. Yüz çevirirlerse, o zaman sapmış ve küfretmiş olurlar. Nitekim Allah Tealâ buyurdu ki: "Senin üzerinde ancak tebliğ vardır. Hesap bizim üzerimizedir." (Ra'd, 13/40).
"Sen onların üzerinde zorlayıcı değilsin" sözü, sadece hatırlatma görevinin vurgulanmasıdır. Ayetin benzerleri şu ayetlerdir: "Sen hepsi mümin olsunlar diye insanları zorlayıp duracak mısın?" (Yunus, 10/99), " Onların üstünde bir zorba değilsin sen. Onun için benim tehditimden korkacaklara Kur'an ile öğüt ver." (Kâf, 50/45).
Ahmed, Müslim, Tirmizi, ve Nesai, Cabir"den rivayet ettiler. Rasulul-lah (s.a.)'m şöyle buyurduğunu söyledi: "Lailâhe illallah deyinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Onu dediklerinde, kanlarını ve hakkı hariç mallarını benden korumuş olurlar. Hesapları da Allah azze ve celle'ye aittir. Sonra da şu ayeti okudu:" Sen öğüt ver. Sen ancak bir öğüt vericisin. Sen onların üzerinde zorlayıcı değilsin."[21]
"Ancak kim yüz çevirir ve inkâr ederse, Allah onu en büyük azapla azap-landırır." Ama vaaz ve öğütten kaçan, kalbi ve dili ile hakkı inkâr edene Allah, ölüm, esaret ve malın ganimeti gibi dünya azabı dışında ebedî bir cehennem azabı ile azap eder. Zira senin onlar üzerinde bir gücün yok. O onların üzerinde hakimdir. O'nun elinden ve otoritesinin sınırlarından çıkamazlar.
İmam Ahmed, Ebu Ümame el-Bahili'den şöyle rivayet etti: Ali, Halid b. Yezid b. Muaviye'ye uğradı. Ona Rasulullah (s.a.)'dan işittiği en yumuşak kelimeyi sordu. Dedi ki: Rasulullah (s.a.)'ı şöyle buyururken işittim: "Bilesiniz. Hepiniz cennete gireceksiniz; devenin sahibinden kaçtığı gibi Allah'tan kaçan hariç."
Ardından Allah Tealâ diriliş hesap ve azabın vukuunu tekid ederek buyurdu ki:
"Şüphesiz onların dönüşleri ancak bizedir. Sonra muhakkak onları hesaba çekmek bize düşer." Onların dönüşleri, varacakları yer bizedir. Dirilme ile Allah'a döndükten sonra amellerine karşılık hesaplarını biz göreceğiz. Hayır ise hayır, şer ise şer. Yüz çevirenler için kaçamak yoktur. Yalanlayı-cılann cezadan kurtuluşları da yoktur. Bu ayetlerdeki "biz" anlamına gelen zarf veya car ve mecrurunun öne alınması, özelleştirme ve tehditin etkisini artırmak içindir. Yani onların dönüşleri, intikama ve her gruba cezasını vermeye muktedir olan Cebbar'dan başkasına değildir. Onların hesapları da, yüce bir hikmetin gereği olarak sadece O'nun üzerinedir. Küçük ve büyük için hesap gören O'dur.[22]
Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler
Ayetler şu hususlara işaret etmektedir:
1- Allah Tealâ insanlara, cennet ve cehennemin durumunu ve kâfirlerin inkâr etmelerini hatırlattıktan sonra, sanat ve kudretine, her şeye kadir olduğuna dikkat çekmiştir. Devenin yaratılışını hatırlattı. Çünkü Arap-larda o çoktur. Göğün yaratılması ve direksiz olarak yerden yükseltilmesi, yerin üzerinde kaymadan duracak şekilde dikilmiş koca dağların yaratılması, yerin yaratılması, üzerindekilerin istikrarlı ve güvenli bir hayatı yaşamalarına uygun hale getirilmesini zikretti.
2- Allah Tealâ Peygamber'e (s.a.) kavmine öğüt vermesini, vaaz edip korkutmasını emretti. Sadece bir öğüt verici olduğunu, onları imana mecbur etmek için bir zorlayıcı olmadığını bildirip onu rahatlattı.
3- Allah Tealâ Peygamber (s.a.)'in davetine ve risaletine muhalefet konusunda uyarmıştır. Vaaz ve öğütten yüz çeviren herkesi ahirette en büyük azapla uyarmıştır. O da daimi cehennem azabıdır. O azap büyüklükle vasfe-dilmiştir. Çünkü dünyada açlık, kıtlık, esaret ve ölümle azap edilmişlerdi.
Bu tefsir, istisnanın munkatı oluşuna göredir. Bunun muttasıl istisna olduğu da söylenmiştir. O durumda mana şöyledir: Sen sadece yüz çevirip küfredenin üzerinde bir zorlayıcısın. Sen cihad ile onun üzerinde zorlayıcısın. Allah daha sonra en büyük azap ile ona azap eder. Bu takdirde de ayette nesh söz konusu olmaz.
Bazı müfessirlerin görüşüne göre, istisnanın muttasıl olması daha uygundur. Bu, surenin Mekke'de inmiş olması durumunu itibara alarak değil de geleceğe bakma yönü iledir. Yani, yüz çevirme ve küfürde ısrar edenler hariç. Sen o zaman, onları yenip kahrederek savaşmakla memursun.[23]
Bana göre istisnanın munkatı olması daha uygundur. Yani sen onların üzerinde bir zorlayıcı ve ezici değilsin. Ancak yüz çevirip küfreden hariçtir. Hakim olma ve kahretme Allah'ındır. Dünyadaki öldürme ve esaretten, küçük azaptan sonra ahirette onu en büyük azapla azaplandınr. Ayette şöyle buyuruldu: "Biz, o en büyük azaptan önce de onlara mutlaka yakın azaptan tattıracağız. Ta ki dönsünler." (Secde, 33/21) Müfessirlerin çoğunluğunun benimsediği görüş budur, ikinci görüşe, zayıflık ifadesi için "denildi" şeklinde işaret etmişlerdir.
4- Surenin sonunda ise, müjde ve tehdit, teşvik ve uyan için bilgi vardır: Bütün insanların sonu, ölümden sonra dönüşleri Allah Tealâ'yadır. Hesapları da sadece O'na aittir.
Allah Tealâ hesabı kendisine vacip etmiştir. Bu ya, dönüşü olmayan vadi hükmü iledir ya da, hikmet ve adlinin gereğidir. Zira O, zalimden mazlumun intikamını almayacak olsa, bu bir nevi Onun zulme razı olduğu şeklinde anlaşılabilir. Allah Tealâ ise bundan münezzehtir. Bu sebeple de muhasebe O'na vacip olmuştur.[24]
[1] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/475.
[2] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/475.
[3] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/475.
[4] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/475-476.
[5] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/477.
[6] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/477.
[7] Ebu Hayyan, el-Bahru'l-Muhit, VIII/462.
[8] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/477-479.
[9] Kurtubi, XX/30.
[10] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/479-480.
[11] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/481.
[12] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/481.
[13] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/481.
[14] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/481-482.
[15] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/483.
[16] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/451.
[17] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/484-485.
[18] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/485.
[19] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/485.
[20] Razi, XXXI/157-158.
[21] Hadis, ayet zikredilmemiş haliyle Ebu Hureyre'den rivayetle Buhari ve Müslim'de de rivayet edilmiştir.
[22] Zemahşeri, III/334; Razi, XXXI/160.
Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/485-487.
[23] Garâibü'l-Kur'ân, XXX/85.
[24] Razi, XXXI/160.
Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/487-488.
İslami Okul Okulların En Önemlisi