Gâşiye Sûresi - Kuran - 088Gasiye - 19. Sayfa
GÂŞİYE SÛRESİ
Mekkîdir, 26 ayettir. Gâşiye'den, yani insanları ve herşeyi örtüp kaplayan kıyametten bahseder. Kıyamette insanların iki gruba ayrılacaklarını, birinin Cennete diğerinin de çılgın alevli Cehenneme gideceğini bildirir. Daha sonra insanların nazarlarını ilahî kudretin bazı İzlerine ve görüntülerine çevirir. Ardı sırada Peygamberden bahseder ve ona uyanda bulunur ki herkç-. sin dönüşü Allah’dir.
Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.
1- Ey insanoğlu! Her şeyi kaplayacak kıyametin haberi sana gelmedi mi?
2- O gün bir takım yüzler zillete bürünmüştür.
3- Zor işler akında bitkin düşmüştür.
4- Yakıcı ateşe yaslanırlar.
5- Kızgın bîr kaynaktan içirilirler.
6-7- Semirtmeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu bir dikenden başka yiyecekleri yoktur,
8- İnanmış olanların yüzleri, o gün, pırıl pınldır.
9- Yaptıklarından hoşnuddurlar.
10- Yüksek bir cennettedirler.
11- Orada boş söz işitmezler. .
12- Orada akan kaynak vardır,
13- Orada, yükseltilmiş tahtlar vardır.
14- Yerleştirilmiş kaseler,
15- Sıra sıra yastıklar,
16- serilmiş, yumuşak tüylü halılar vardır.
17-20- Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
21- Ey Muhammedi Sen öğüt ver! Esasen sen sadece bir öğütçüsün.
22- Sen, onlara zor kullanacak değilsin.
23-24- Ama kim yüz çevirir, inkâr ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.
25- Doğrusu onların dönüşü Bize'dir.
26- Şüphesiz sonra hesaplarını görmekde bize düşmektedir.[1]
Bazı Kelimeler:
Yani kıvamet günü. Çünkü o gün, insanları elem verici bir azap ile örtüp kaplayacaktır. Ateşin sıcaklığını çeker ve onun azabına katlanır. Zelil.Kuru diken.Şiddetli sıcak. Faydasız boş söz.Şeririn çoğulu olup koltuk ye kana-peler manasına gelir.Suyu hiç kesilmeyen pınar.Kûb kelimesinin çoğulu olup kupalar manasına gelir. Sergiler.Yastıklar. Dönüş. Zorba.[2]
Açıklama:
Ey Muhammedi O büyük günün haberini işittin mî? O gün, insanları azap ile kaplayacaktır. O günde insanların yüzünü ateş Örtecektir. O günde insanlar İki fırkaya ayrılacaktır. Bu fırkanın biri alçak ve horlanmış olarak' azap perdesi altında kalacaktır. Onlar dünyada iken çalıştılar, yoruldular, ama hiçbir şey elde edemediler. "Yaptıkları her İçin önüne geçtik de, onu (etrafa)' saçılmış toz zerreleri haline getirdik, (inanmadıklarından dolayı amellerini boşa çıkardık. Çünkü güzel amel, ancak imanla makbuldür)."[3] Bunlar susadıklarında kendilerine son derece sıcak bir pınardan su içirilir. Açlık hissettiklerinde kendilerine kuru bir diken yedirilir ki o ne semirtir ne de açlıklarını göderir. Onda hiçbir fayda yoktur.
Bu, hakikati insanların zihinlerine yaklaştırmak için yapılan bir tasvirdir. Yoksa Cehennem ateşi ile onun azabı —Allah bizi ondan korusun— akim tasavvurunun üstündedir. Çünkü o ateşin yakıtı insanlarla taşlardır. O ateş kâfirler için hazırlanmıştır.
İkinci fırkaya gelince onlar Cennetliklerdir. O gün Cennete güzel ve parlak yüzlerle-girerler. Çünkü onlar dünyada Allah'ı memnun edecek işler yapmışlardı. Sevinçli ve müjdelenmiş olarak Cennete girerler, çünkü dünyada iken vazifelerini ifa etmişlerdi. O gün onlar yüksek mekanlı yüksek kasırlı Cennetlerde İkram görecekler, orada boş sözler ve günah işitmeyeceklerdir. Aksine tatlı sözler ve insanı eğlendiren sohbetler işiteceklerdir. Orada fesatlık, laubalilik ve gayesizlik yoktur.
Bakınız Cennet ne güzel tasvir ediliyor. Orada sevinç ve hoşnutluk vardır. Çünkü onlar dünyada salih amel işlemişlerdi. İşte o mü'minler Cennetlerin yüksek tabakalarında bulunacaklardın Orada boş söz işitmeyeceklerdir. Bu tasvirler, zenginlerin ve konforlu hayat sürenlerin yaşantılarına ne kadar da benziyor. Evet o yüksek Cennetlerde suyu kesilmeyen ve kaynağı kurumayan pınarlar vardır. Orada yüksek divanlarla kanepeler ve koltuklar vardır ki üzerinde oturmak ve uzanıp uyumak için hazırlanmıştırlar. Orada mü1 minlere hizmet için konulmuş kupalar vardır. O kupalardan şarap içerler. Orada oturmak, yaslanmak için yastıklar ve sergiler, nakışlı ve güzel sergiler vardır. Orada nefislerin, iştahların çektiği, gözlerin lezzetlendiği herşey vardır, tşte mü'minler orada daimi kalacaklardır. Bunda tuhaf karşılanacak bîr durum yoktur. Onlar unuttular mı, deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratıldı? O, yaratıcısının herşeyi bilen ve herşeyi gören bir zat olduğuni delalet eden eşsiz bir şekilde yaratıldı. Devenin boynuna ve uzunluğuna bgkmıyor musunuz. Tabanına ve tırnağına bakmıyor musunuz? Nasıl da sahrada yürümek için hazırlanmıştır. Günlerce susuzluğa dayanacak şekilde yaratılmıştır.
Göğe ve ondaki cisimlere bakmıyorlar mı ki gök yükseltilmiş ve sori derece süratle şiddetli bir çekim gücü ile havada döndüğü halde yine de yete düşmüyor!
Dağlara bakmıyorlar mı. Nasıl da direkler gibi yeryüzüne dikilmişlerdir?! Geceleyin yol gidenler onunla hedeflerini bulurlar. Korkanlar oraya sığınırlar. Gezintiye ve tenezzühe çıkanlar dağlara yönelirler.
Yeryüzüne bakmıyorlar mı ki nasılda sergi ve döşek gibi serilmiş, insanların geçimlerini temin etmeleri için hazır hale getirilmiş bir döşek gibidir?
Deve, gök, dağ ve yeryüzünün aynı sıra içinde bir araya getirilmelerine gelince, bu, Kur'an-ı Kerim'e muhatap olan Araplar tarafından en çok görülen şeyler olduğundan dolayıdır, bu da herşeye muktedir olan bir ilâhın varlığına delalet etmiyor mu?
Hal böyle olunca ey Muhammed, Sen insanlara hatırlatmada bulun. Düşünsünler diye nazarlarını Allah'ın yaratıklarına çevir, onların iman etmeyişlerinden ötürü de üzüntüye kapılma. Sen ancak bir uyarıcısın. Onlar üzerinde zorba değilsin. Kalplere sahip olan antak Allah'tır. O, onları imana zorlama gücüne sahiptir. Sen bir zorba değilsin, ancak hak davetten yüz çeviren kimselerin üzerine Allah seni musallat kılabilir.
Veyahutta ayet-i kerimeden kastedilen mana şudur: Ey Muhammed, Sen onlar üzerinde bir müstevli değilsin. Ancak hak davetten yüz çevirenleri Cenab-ı Allah en büyük bir azap ile azaplandıracaktır. Çünkü onların dönüşleri Allah'adır. Sonra Cenab-ı Allah onları hesaba çekecektir.[4]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/509-510.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/510-511.
[3] Furkan sûresi: 23.
[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/511-512.
İslami Okul Okulların En Önemlisi