Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fecir Sûresi - Kuran - 089Fecir - 19. Sayfa

FECİR SÛRESİ 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 2

Yoksul Ve Yetîmîn Hakkı 3

Bazı Kelimeler: 3

Açıklama: 3


FECİR SÛRESİ

 

Mekkîdİr, 30 ayettir. Kafirlerin, geçmiş ümmetlere yapılan azap gibi mut­laka azaba uğratılacaklarına dair, yeminli ifadeleri kapsamaktadır. İnsanı ve onun tabiatını, dünyadaki fıtratı ile kıyamet gününde karşılaşacağı durum­ları açıklamaktadır.

Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.

1- Tknyerinin ağırmasma and olsun.

2- Zilhicce ayının ilk on gecesine and olsun;

3- Herşeyin çiftine de, tekine de and olsun;

4-5- Gelip geçen geceye and olsun ki, bunların herbiri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?

6-8- Ey Muhammedi Rabbinin, hiçbir memlekette benzen ortaya kon­mayan sütunlara sahip irem şehrinde oturan Âd milletine ne ettiğini görme­din mi?

9-12- Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşın giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

13- Rabbin onları azab kırbacından geçirmiştir.

14- Doğrusu Rabbin hep gözetlemekteydi.[1]

 

Bazı Kelimeler:

 

Fecir, karanlığın perdesini aralayıp aydınlığın ortaya çıktığı şa­fak vaktidir. Her ayın ilk on gecesi ki o gecelerde aydınlık ka­ranlığa galip gelir, O gecelerin çift ve tek olanları. Akıl.Gelir ve yönelir.Arabi Baideden bir kabile ki pey­gamberleri Hûd (A.S.) idi. Arap yarımadasının güneyinde Ahkaf denilen yerde yaşarlardı. Ad kabilesinin bir lakabıdır ki, onlar yüksek sütunlu bi­nalara sahip idiler. Yani çok zengin ve varlıklı idiler. Şam ve Hicaz arasında Hicr denilen mevkide yaşayan Arabi Baideden bir kabiledir ki Pey­gamberleri, Salih (A.S.) idi.Kayayı kesip yonttular. Ka­zıklar gibi yere çakılmış sabit binaların sahibi.Mısır hükümdarı.Üzerlerine peşpeşe ukubeti indirdi. Haddi aşanlar. Mirsat kelimesi gözetleme yeri anlamına gelir. Azap kırbacı.[2]

 

Açıklama:

 

Kutlu ve yüce olan Hak Teâlâ, karanlığı bertaraf eden aydınlığın ortaya çıktığı fecir saatine yemin etti ki o saatte sabah aydınlığı, gecenin karanlığını yok eder ve o esnada gündüz ortaya çıkar. Dolayısıyla insanlarla diğer canlı­lar rızıklannı temin etmek için, Allah'ın lütfundan istifade etmek üzere yer­yüzünün her bir tarafına yayılırlar. Aynı şekilde Cenab-i Allah, her ayın ilk on gecesine de yemin etmiştir. O gecelerde ay ve onun aydınlığı, karanlıklara hakim olur. Karanlığı yok eder. O gecelerin tek ve çift olanlarına, kâinatı ör­tüp gündüzü gizleyen perdesine ve ufukta zuhur eden şafaka yemin etmiştir. Evet Cenab-ı Allah, kâinattaki acaipliklere ve kendisinin kudret eserlerine nazarlarımızı celb etmek için bütün bunlara yemin etmiştir ki düşünüp tefek­kür edelim. Yemin etmiştir ki kâfirler kudret sahibi Rabbin pençesine düşe­cek ve Allah tarafından da onlara, önceki kâfir ve yalanlaytcı milletlere ya­pıldığı gibi şiddetli bir azap tatbik edilecektir. O yalanlayıcı kâfir milletlerin akıbetleri de hüsran olmuştur. îşte onların haberlerinin özeti: Görmedin mi ki Rabbin kendilerine Hûd Peygamberi gönderdikten sonra onu yalanlayıp Allah'ı İnkâr eden Ad kavmine ve yüksek sütunlu çadırlarda yaşayan İrem kavmine neler yaptı?! Onlar güçlü ve kuvvetli kimseler idiler. Güç ve zengin­lik bakımından onlara benzer hiçbir millet yoktu. Sayı ve kuvvet bakımın­dan da pek ileri idiler! Onlar gibi güçlü ve zengin bir millet yaratılmış değil­di.

Cenab-ı Allah, El-hâkka ve diğer sûrelerde Ad, Semud ve Fİr'avn ka­vimlerinin haberlerini tafsilatlı olarak anlatmıştır.

Semud kavmine gelince, onlar sevinç ve şımarıklık halinde olup dağlar­dan kayaları yontarak evler inşa ederlerdi. Yani, onlar kuvvetli işler yaparlar­dı. Düşünce ufukları da geniş idi.

Fir'avn'a gelince, onun kim olduğunu ve ne yaptığım bilir misin? O Mı­sır hükümdarı olup güçlü .ve kuvvetli bir kimse idi. "Ben sizin en yüksek Rab-binîzim'.' diyordu. Onun milleti de hendese ve mimaride pek ileri gitmişlerdi. Ehramları inşa etmiş, heykeller ve timsaller yapmışlardı.

Ayet-i kerimede Fir'avn'dan bahsedilirken, onun kazıklar sahibi olduğuna dair bir ifade kullanılıyor. Bu ne parlak bir ifadedir. Yeryüzünde sabit kazık­lar misali yüksek yüksek binalar inşa ettirmişti. Gerçekten de piramitlere bak­tığımızda onların ters çevrilmiş kazıkları andırdıklarını görmekteyiz. Evet Fir-, avn ve kavmi gerçekten haddi aşmış, ülkede taşkınlık ve zorbalık yapmışlar­dı. Fazlasıyla bozgunculuk yapıyorlardı. Cenab-ı Allah onlara, peşpeşe vu­rulan kırbaçları andırırcasına dünyevî azap ve ukubet indirmişti. "Bu yüz­den Rabbin onların üzerine azap kırbacını çarptı!' ifadesi ne ince bir ifade­dir. Çünkü bu ayet-i eelîlede Cenab-ı Allah, onlara indirmiş olduğu helak edici azap çeşitlerini, kırbaç darbelerine benzetmiştir. Cenab-ı Allah, ümmet­lerin yaptıkları amellerden ötürü ancak cezalandırır. Şüphesiz senin Rabbin insanları gözetleme makamındadır. O, kötülük yapanları kötü amellerinden Ötürü cezalandırır ve hiç kimse O'nun kudret perçesınden kurtulamaz. Gök­lerde yerde hiçbir varlık O'nu aciz bırakamaz. Bu hususta müsterih olun ey müslümanlar. Yarınki günde herkes amelinin karşılığını mutlaka bulacaktır. Ey müşrikler siz de tedbirli olun! Sizden önce gelip geçmiş ve ilahî azaba.çarp-tırılmış olan milletler kuvvet ve güç bakımından sizden çok daha ileride idi­ler.[3]

 

Yoksul Ve Yetîmîn Hakkı

 

15- Rabbin denemek için bir insana İyilik edip, nimet verdiği zaman, o: "Rabbim benî şerefli kıldı" der.

16- Ama onu sınamak için rızkını daraltıp bîr ölçüye göre verdiği za­man: "Rabbİm bana hor baktı" der.

17- Hayır; yetime karşı cömert davranmıyorsunvz.

18- Yoksulu yedirmek konusunda birbirinize özenmiyorsunuz.

19- Size kalan mirası hak gözetmeden yiyorsunuz.

20- Malı pek çok seviyorsunuz.

21- Ama yer, çarpılıp paralandığı zaman;

22- Melekler sıra sıra dizilip, Rabbİnin buyruğu gelince,

23- O gün, cehennem ortaya konur. O gün insan öğüt almaya çalışır ama artık Öğütten ona net

24- "Keski bu hayatım için önceden bir şey yapsaymışım" der.

25- O gün, hiç kimse, Allah'ın azabettiği gibi azabedemez:

26- Hiç kimse O'nun vurduğu bağ gibisini bağlayamaz.

27- Ey huzur içinde olan can!

28- O, senden sen de O'ndan hoşnud olarak Rabbine dön!

29- "Ey can! İyi kullarımın arasına gir".

30- "Cennetime gir''.[4]

 

Bazı Kelimeler:

 

Onu imtihan edip denedi. Ona ikramda bulunup nİ-met verdi. Düşküne yemek yedirme hususunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.

Çok. Şiddetle,

Miras, Yer çarpılıp paralandı.

Vesak kelimesi, zincirlerle bağlamak ma­nasına gelir. Kak ile İstikrar bulmuş ve şüpheden kurtulmuş.[5]

 

Açıklama:

 

Yaratıklarına karşı yüce Allah işte böyle davranır. İnsanı bilmek istersen bak ta gör: Rabbi dünyada mal vererek onu imtihan ettiğinde, ona gurur mu­sallat olur, aldanır ve şöyle der: Allah bana ikramda bulundu. Dünyada Al­lah'ın ikram ettiği kimse, her ne kadar masiyet işlese bile ahirette azap gör­meyecektir.

öte yandan Cenaba Allah rızkını daraltarak .bir kimseyi imtihan etti­ğinde o şöyle der: Rabbim beni horladı ve küçük düşürdü.

O dünyada horlanan kimsenin, Rabbi katında kıymetinin de azalacağı­nı zanneder ve Rabbinin kendisi ile ilgilenmeyeceği kanaatine kapılır. Dola­yısıyla masiyet işler ve Cabbarlarla birlikte kötü yola sapar. Şu halde zengin­lik ve fakirlik Allah'ın birer imtihan aracıdır ki bu imtihandan hiç kimse kur­tulamaz. Cenab-ı Allah'ın mal verdiği kimse, Allah katında şerefli olduğun­dan Ötürü zengin kılınmış değildir. Bu sadece bir imtihan içindir. Yoksa bir­çok salih ve Allah'a yakın kimseleri görüyoruz ki yoksuldurlar, kendilerine yetecek miktarda nafakaları bile yoktur. Şu halde kişinin zengin kılınması, Allah katında şerefli veya şerefsiz olmasına bağlı değildir. Araplar Allah'ı ra­zı edip hoşnut kılacakları bir yolda olduklarını zannediyorlardı. Ataları İb­rahim Halil (A.S.)'in dini üzere bulunduklarına dair bir vehme kapılmışlar­dı. Ama Cenab-ı Allah onların hiçte doğru yolda olmadıklarını bildirerek bu vehim ve zanlarmı reddetti. Reddederken de delil olarak şunları ileri sürdü: Onlar yetime ikramda bulunmuyor, bilâkis haksızlık ederek onun malını elinden alıyorlardı ve ona hiç iyilik etmiyorlardı. Düşkün kimselere yemek yedir­me hususunda biribirlerini teşvik etmiyorlardı. Şayet bir kimseye ikramda bu­lunurlarsa da insaniyet için değil, bilakis nam yapmak için ikramda bulu­nurlardı. Onlar mirasyediler gibi harvurup harman savurarak mirası yer, aşı­rı bir tutkunlukla mal sevgisi beslerlerdi. Bu da o kâfir mağrurların dünya hayatım ahirete tercih edişlerine bir delil değil midir? Allah'ı, aynı zamanda Peygamberlerinden hiçbirini memnun etmediklerim' ilişkin kesin bir kanıt değil midir?!

Hayır, binlerce defa hayır! Kur'an'm sizi tavsif ettiği bu halde bulunma­nız size hiç yaraşmıyor! Bu durumda olan kimsekr, yer sarsılıp paramparça hale geldiği ve kıyamet koptuğu zaman, insanların kuşatılarak sıra sıra geti­rildiği Cehennem ortaya konulduğu zaman hata ettiklerini, salih ameli ihmal ettiklerini, hakkı yalanlayıp isyan ettiklerini anlayacaklardır, ama bu anla­maları kendilerine fayda verecek midir? Hayır, nereden fayda verecektir?! Dün­yada iken asî olmuş İnsan şöyle diyecektir: Ah, keşke dünyada iken bana bu ebedî hayatta faydalı olacak işler yapmış olsaydın:.! Sanki yegane hayat yeri­miz dünya imiş gibi oraya bağlandık! "Ahiret yurdu, işte asıl hayat odur (asıl yaşanacak yer orasıdır). Keşke bilselerdi"[6] O gün Allah'ın edeceği azabı hiç kimseler edemezler. Bilakis azabı o tatbik edecektir. Bu hususta O'nun hiç­bir ortağı yoktur. O'nun vuracağı bağı kendisinden başka kullan vuramaz. Çünkü o gün emir, O'nundur!

İnsanın maddî durumu işte budur, Ahiretteki cezası ve akıbeti de bu­dur.

İnsanın ruhu saflaşıp maddiyattan arınıp yücelince ahirette mutlu bir sona kavuşacak ve kendisine şöyle denilecektir. Allah'a ve O'nun huzuruna çıkmaya inanarak güvenceye ermiş, Hak'kın nuru ili istikrar bulmuş ve şüp­heden arınmış olan ey nefis Rabbinİn huzuruna dön. O'nun huzuruna erme ve hoşnutluğuna kavuşma şerefinden nasibini al. Hoşnut olmuş ve Rabbini de hoşnut etmiş olarak Rabbine dön. Çünkü Rabbi ile beraber olan kimse hoşnut olmuştur. Rabbi de ondan hoşnut olmuştur, işte en büyük kurtuluş budur. Ey nefis bana yaklaşmış olan salih kulların arasına girerek Cennete gir. Çünkü sen de onlar gibi salih amel işlemiştin.

Bu ifadelerde geçen Allah'a dönüş sözü bir temsildir, insanların Allah katındaki şereflerini tasvir etmek içindir, yoksa Cenab-ı Allah, her nerede olur­sak olalım bizimle beraberdir.[7]



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/515-516.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/516.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/516-517.

[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/518-519.

[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/519.

[6] Ankebut sûresi: 64.

[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/519-520.