Fecir Sûresi - Kuran - 089Fecir - 19. Sayfa
FECİR SÛRESİ
Mekkîdİr, 30 ayettir. Kafirlerin, geçmiş ümmetlere yapılan azap gibi mutlaka azaba uğratılacaklarına dair, yeminli ifadeleri kapsamaktadır. İnsanı ve onun tabiatını, dünyadaki fıtratı ile kıyamet gününde karşılaşacağı durumları açıklamaktadır.
Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.
1- Tknyerinin ağırmasma and olsun.
2- Zilhicce ayının ilk on gecesine and olsun;
3- Herşeyin çiftine de, tekine de and olsun;
4-5- Gelip geçen geceye and olsun ki, bunların herbiri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?
6-8- Ey Muhammedi Rabbinin, hiçbir memlekette benzen ortaya konmayan sütunlara sahip irem şehrinde oturan Âd milletine ne ettiğini görmedin mi?
9-12- Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşın giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?
13- Rabbin onları azab kırbacından geçirmiştir.
14- Doğrusu Rabbin hep gözetlemekteydi.[1]
Bazı Kelimeler:
Fecir, karanlığın perdesini aralayıp aydınlığın ortaya çıktığı şafak vaktidir. Her ayın ilk on gecesi ki o gecelerde aydınlık karanlığa galip gelir, O gecelerin çift ve tek olanları. Akıl.Gelir ve yönelir.Arabi Baideden bir kabile ki peygamberleri Hûd (A.S.) idi. Arap yarımadasının güneyinde Ahkaf denilen yerde yaşarlardı. Ad kabilesinin bir lakabıdır ki, onlar yüksek sütunlu binalara sahip idiler. Yani çok zengin ve varlıklı idiler. Şam ve Hicaz arasında Hicr denilen mevkide yaşayan Arabi Baideden bir kabiledir ki Peygamberleri, Salih (A.S.) idi.Kayayı kesip yonttular. Kazıklar gibi yere çakılmış sabit binaların sahibi.Mısır hükümdarı.Üzerlerine peşpeşe ukubeti indirdi. Haddi aşanlar. Mirsat kelimesi gözetleme yeri anlamına gelir. Azap kırbacı.[2]
Açıklama:
Kutlu ve yüce olan Hak Teâlâ, karanlığı bertaraf eden aydınlığın ortaya çıktığı fecir saatine yemin etti ki o saatte sabah aydınlığı, gecenin karanlığını yok eder ve o esnada gündüz ortaya çıkar. Dolayısıyla insanlarla diğer canlılar rızıklannı temin etmek için, Allah'ın lütfundan istifade etmek üzere yeryüzünün her bir tarafına yayılırlar. Aynı şekilde Cenab-i Allah, her ayın ilk on gecesine de yemin etmiştir. O gecelerde ay ve onun aydınlığı, karanlıklara hakim olur. Karanlığı yok eder. O gecelerin tek ve çift olanlarına, kâinatı örtüp gündüzü gizleyen perdesine ve ufukta zuhur eden şafaka yemin etmiştir. Evet Cenab-ı Allah, kâinattaki acaipliklere ve kendisinin kudret eserlerine nazarlarımızı celb etmek için bütün bunlara yemin etmiştir ki düşünüp tefekkür edelim. Yemin etmiştir ki kâfirler kudret sahibi Rabbin pençesine düşecek ve Allah tarafından da onlara, önceki kâfir ve yalanlaytcı milletlere yapıldığı gibi şiddetli bir azap tatbik edilecektir. O yalanlayıcı kâfir milletlerin akıbetleri de hüsran olmuştur. îşte onların haberlerinin özeti: Görmedin mi ki Rabbin kendilerine Hûd Peygamberi gönderdikten sonra onu yalanlayıp Allah'ı İnkâr eden Ad kavmine ve yüksek sütunlu çadırlarda yaşayan İrem kavmine neler yaptı?! Onlar güçlü ve kuvvetli kimseler idiler. Güç ve zenginlik bakımından onlara benzer hiçbir millet yoktu. Sayı ve kuvvet bakımından da pek ileri idiler! Onlar gibi güçlü ve zengin bir millet yaratılmış değildi.
Cenab-ı Allah, El-hâkka ve diğer sûrelerde Ad, Semud ve Fİr'avn kavimlerinin haberlerini tafsilatlı olarak anlatmıştır.
Semud kavmine gelince, onlar sevinç ve şımarıklık halinde olup dağlardan kayaları yontarak evler inşa ederlerdi. Yani, onlar kuvvetli işler yaparlardı. Düşünce ufukları da geniş idi.
Fir'avn'a gelince, onun kim olduğunu ve ne yaptığım bilir misin? O Mısır hükümdarı olup güçlü .ve kuvvetli bir kimse idi. "Ben sizin en yüksek Rab-binîzim'.' diyordu. Onun milleti de hendese ve mimaride pek ileri gitmişlerdi. Ehramları inşa etmiş, heykeller ve timsaller yapmışlardı.
Ayet-i kerimede Fir'avn'dan bahsedilirken, onun kazıklar sahibi olduğuna dair bir ifade kullanılıyor. Bu ne parlak bir ifadedir. Yeryüzünde sabit kazıklar misali yüksek yüksek binalar inşa ettirmişti. Gerçekten de piramitlere baktığımızda onların ters çevrilmiş kazıkları andırdıklarını görmekteyiz. Evet Fir-, avn ve kavmi gerçekten haddi aşmış, ülkede taşkınlık ve zorbalık yapmışlardı. Fazlasıyla bozgunculuk yapıyorlardı. Cenab-ı Allah onlara, peşpeşe vurulan kırbaçları andırırcasına dünyevî azap ve ukubet indirmişti. "Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kırbacını çarptı!' ifadesi ne ince bir ifadedir. Çünkü bu ayet-i eelîlede Cenab-ı Allah, onlara indirmiş olduğu helak edici azap çeşitlerini, kırbaç darbelerine benzetmiştir. Cenab-ı Allah, ümmetlerin yaptıkları amellerden ötürü ancak cezalandırır. Şüphesiz senin Rabbin insanları gözetleme makamındadır. O, kötülük yapanları kötü amellerinden Ötürü cezalandırır ve hiç kimse O'nun kudret perçesınden kurtulamaz. Göklerde yerde hiçbir varlık O'nu aciz bırakamaz. Bu hususta müsterih olun ey müslümanlar. Yarınki günde herkes amelinin karşılığını mutlaka bulacaktır. Ey müşrikler siz de tedbirli olun! Sizden önce gelip geçmiş ve ilahî azaba.çarp-tırılmış olan milletler kuvvet ve güç bakımından sizden çok daha ileride idiler.[3]
Yoksul Ve Yetîmîn Hakkı
15- Rabbin denemek için bir insana İyilik edip, nimet verdiği zaman, o: "Rabbim benî şerefli kıldı" der.
16- Ama onu sınamak için rızkını daraltıp bîr ölçüye göre verdiği zaman: "Rabbİm bana hor baktı" der.
17- Hayır; yetime karşı cömert davranmıyorsunvz.
18- Yoksulu yedirmek konusunda birbirinize özenmiyorsunuz.
19- Size kalan mirası hak gözetmeden yiyorsunuz.
20- Malı pek çok seviyorsunuz.
21- Ama yer, çarpılıp paralandığı zaman;
22- Melekler sıra sıra dizilip, Rabbİnin buyruğu gelince,
23- O gün, cehennem ortaya konur. O gün insan öğüt almaya çalışır ama artık Öğütten ona net
24- "Keski bu hayatım için önceden bir şey yapsaymışım" der.
25- O gün, hiç kimse, Allah'ın azabettiği gibi azabedemez:
26- Hiç kimse O'nun vurduğu bağ gibisini bağlayamaz.
27- Ey huzur içinde olan can!
28- O, senden sen de O'ndan hoşnud olarak Rabbine dön!
29- "Ey can! İyi kullarımın arasına gir".
30- "Cennetime gir''.[4]
Bazı Kelimeler:
Onu imtihan edip denedi. Ona ikramda bulunup nİ-met verdi. Düşküne yemek yedirme hususunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
Çok. Şiddetle,
Miras, Yer çarpılıp paralandı.
Vesak kelimesi, zincirlerle bağlamak manasına gelir. Kak ile İstikrar bulmuş ve şüpheden kurtulmuş.[5]
Açıklama:
Yaratıklarına karşı yüce Allah işte böyle davranır. İnsanı bilmek istersen bak ta gör: Rabbi dünyada mal vererek onu imtihan ettiğinde, ona gurur musallat olur, aldanır ve şöyle der: Allah bana ikramda bulundu. Dünyada Allah'ın ikram ettiği kimse, her ne kadar masiyet işlese bile ahirette azap görmeyecektir.
öte yandan Cenaba Allah rızkını daraltarak .bir kimseyi imtihan ettiğinde o şöyle der: Rabbim beni horladı ve küçük düşürdü.
O dünyada horlanan kimsenin, Rabbi katında kıymetinin de azalacağını zanneder ve Rabbinin kendisi ile ilgilenmeyeceği kanaatine kapılır. Dolayısıyla masiyet işler ve Cabbarlarla birlikte kötü yola sapar. Şu halde zenginlik ve fakirlik Allah'ın birer imtihan aracıdır ki bu imtihandan hiç kimse kurtulamaz. Cenab-ı Allah'ın mal verdiği kimse, Allah katında şerefli olduğundan Ötürü zengin kılınmış değildir. Bu sadece bir imtihan içindir. Yoksa birçok salih ve Allah'a yakın kimseleri görüyoruz ki yoksuldurlar, kendilerine yetecek miktarda nafakaları bile yoktur. Şu halde kişinin zengin kılınması, Allah katında şerefli veya şerefsiz olmasına bağlı değildir. Araplar Allah'ı razı edip hoşnut kılacakları bir yolda olduklarını zannediyorlardı. Ataları İbrahim Halil (A.S.)'in dini üzere bulunduklarına dair bir vehme kapılmışlardı. Ama Cenab-ı Allah onların hiçte doğru yolda olmadıklarını bildirerek bu vehim ve zanlarmı reddetti. Reddederken de delil olarak şunları ileri sürdü: Onlar yetime ikramda bulunmuyor, bilâkis haksızlık ederek onun malını elinden alıyorlardı ve ona hiç iyilik etmiyorlardı. Düşkün kimselere yemek yedirme hususunda biribirlerini teşvik etmiyorlardı. Şayet bir kimseye ikramda bulunurlarsa da insaniyet için değil, bilakis nam yapmak için ikramda bulunurlardı. Onlar mirasyediler gibi harvurup harman savurarak mirası yer, aşırı bir tutkunlukla mal sevgisi beslerlerdi. Bu da o kâfir mağrurların dünya hayatım ahirete tercih edişlerine bir delil değil midir? Allah'ı, aynı zamanda Peygamberlerinden hiçbirini memnun etmediklerim' ilişkin kesin bir kanıt değil midir?!
Hayır, binlerce defa hayır! Kur'an'm sizi tavsif ettiği bu halde bulunmanız size hiç yaraşmıyor! Bu durumda olan kimsekr, yer sarsılıp paramparça hale geldiği ve kıyamet koptuğu zaman, insanların kuşatılarak sıra sıra getirildiği Cehennem ortaya konulduğu zaman hata ettiklerini, salih ameli ihmal ettiklerini, hakkı yalanlayıp isyan ettiklerini anlayacaklardır, ama bu anlamaları kendilerine fayda verecek midir? Hayır, nereden fayda verecektir?! Dünyada iken asî olmuş İnsan şöyle diyecektir: Ah, keşke dünyada iken bana bu ebedî hayatta faydalı olacak işler yapmış olsaydın:.! Sanki yegane hayat yerimiz dünya imiş gibi oraya bağlandık! "Ahiret yurdu, işte asıl hayat odur (asıl yaşanacak yer orasıdır). Keşke bilselerdi"[6] O gün Allah'ın edeceği azabı hiç kimseler edemezler. Bilakis azabı o tatbik edecektir. Bu hususta O'nun hiçbir ortağı yoktur. O'nun vuracağı bağı kendisinden başka kullan vuramaz. Çünkü o gün emir, O'nundur!
İnsanın maddî durumu işte budur, Ahiretteki cezası ve akıbeti de budur.
İnsanın ruhu saflaşıp maddiyattan arınıp yücelince ahirette mutlu bir sona kavuşacak ve kendisine şöyle denilecektir. Allah'a ve O'nun huzuruna çıkmaya inanarak güvenceye ermiş, Hak'kın nuru ili istikrar bulmuş ve şüpheden arınmış olan ey nefis Rabbinİn huzuruna dön. O'nun huzuruna erme ve hoşnutluğuna kavuşma şerefinden nasibini al. Hoşnut olmuş ve Rabbini de hoşnut etmiş olarak Rabbine dön. Çünkü Rabbi ile beraber olan kimse hoşnut olmuştur. Rabbi de ondan hoşnut olmuştur, işte en büyük kurtuluş budur. Ey nefis bana yaklaşmış olan salih kulların arasına girerek Cennete gir. Çünkü sen de onlar gibi salih amel işlemiştin.
Bu ifadelerde geçen Allah'a dönüş sözü bir temsildir, insanların Allah katındaki şereflerini tasvir etmek içindir, yoksa Cenab-ı Allah, her nerede olursak olalım bizimle beraberdir.[7]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/515-516.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/516.
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/516-517.
[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/518-519.
[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/519.
[6] Ankebut sûresi: 64.
[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/519-520.
İslami Okul Okulların En Önemlisi