Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Beled Suresi - Kuran - 090Beled - 2. Sayfa

BELED SURESİ

 

90

 

İndiği Yer :

 

Mekke

 

İniş Sırası :

 

35

 

Âyet sayısı :

 

20

 

Nüzulü

 

Mushaftaki sıralamada doksanıncı, iniş sırasına göre otuz beşinci sûredir. Kaf sûresinden sonra, Târik sûresinden önce Mekke'de inmiştir.[1]

 

Adı

 

Sûre adım ilk iki âyetinde geçen, "şehir, memleket" anlamlarına gelen ve Mekke için kullanılan "beled" kelimesinden almıştır. Aynca "Lâ uksİmü" adıyla da anılmaktadır.[2]

 

Konusu

 

Sûrede bazı önemli varlıklara yemin edilerek insanın yaratılıp zorluklarla karşı karşıya getirildiği, gücüne ve servetine güvenerek Allah'a karşı gelenlerin al-dandığı, insana maddî ve manevî birtakım nimetlerin verildiği, hayır ve şer yolla­rının gösterildiği anlatılmaktadır. Aynca yardımlaşma, iman ve sabır konuları ele alınarak bu konularda müminlerle inkarcılar arasında kısa bir karşılaştırma yapıl­mıştır. .[3]

 

Meali

 

Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla... 1-2. Yemin ederim, senin de içinde oturmakta olduğun şu beldeye; 3. Ana babaya ve bunlardan meydana gelen çocuklara! 4. Hiç kuşkusuz biz insanı yaratıp zorluklarla mücadele içi­ne atmışızdır, 5. O, hiçbir kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanı­yor? 6. "Pek çok mal harcadım" diyor. 7. Onu kimsenin görmediğim mi sanı­yor? 8-9. Ona iki göz bir dil, iki dudak vermedik mi? 10. Ve ona iki yolu gös­termedik mi? 11. Fakat o, sarp yokuşu aşmayı göze alamadı. 12.0 sarp yo­kuş nedir, bilir misin? 13. Köle azat etmektir. 14-16. Veya bir kıtlık gününde akrabalığı olan bir yetimi yahut aç açık bir yoksulu doyurmaktır. 17. Sonra iman edip birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve acımayı öğütleyenlerden olmaktır. 1$. İşte bunlar hakkın ve erdemin yanında olanlardır. 19. Âyetleri­mizi inkâr edenler ise bâtılın ve erdemsizliğin yanında olanlardır. 20. Onla­rın harcı, üzerlerine bastırılmış bir ateştir. .[4]

 

Tefsiri

 

1-4. "Belde" veya "şehİr"den maksat Mekke'dir. "Ana baba ve bunlardan meydana gelen çocuklar"m kimler olduğu hakkında farklı görüşler ileri sürülmüş­tür. Bunlar, "Âdem ve zürriyeti, Nûh ve soyu, İbrahim ve soyu, Hz. Muhammed ve soyu, genel anlamıyla anne baba ve çocuklar" şeklinde özetlenebilir. Taberî, gerekçelerini açıklayarak bizim de katıldığımız son mânayı tercih etmiştir.[5]

Müfessirler ikinci âyetteki "hill" kelimesinin farklı anlamlarından hareketle âyete şu mânaları da vermişlerdir: a) "Bu şehirde hayvan ve bitkilerin hile doku­nulmazlığı olduğu halde müşrikler sana eziyet etmeyi helâl sayıyorlar". Bu tak­dirde âyette müşriklerin kutsal kentin hürmetini çiğneyerek Hz. Peygamher'e ezi­yet etmeleri kınanmaktadır, b) "Bir gün gelecek Mekke'yi zalim putperestlerin elinden kurtarman gerekecek ve o zaman kentin dokunulmazlığı senin için geçici olarak kaldırılacaktır." Bu takdirde İse Hz. Peygamber'in ileride bu kenti fethede-ceei ve fetih sırasında şehirde catısmava ekmesine secici olarak izin verileceği bildirilmiş demektir. Nitekim öyle de olmuştur.[6]

4. âyette geçen "kebed" kelimesi "acı, sıkıntı, baskı, imtihan vb." anlamlara gelmektedir. Bu da insanın, doğduğu günden öleceği güne kadar az veya çok sı­kıntılar, ihtiyaçlar, acılarla karşılaşmasının kaçınılmaz olduğunu gösterir. "Hayat mücadelesi" ifadesinin genel kabul görerek kullanılması da insanın dünya hayatı­nın "mücadele" şeklinde özetlenebileceğini göstermektedir. Âyetlerde ayrıca Hz. Peygamber'in karşılaşacağı güç şartlara, müşriklerin ona uygulayacağı baskılara da işaret edilmektedir. .[7]

 

5-7. Tefsirlerde verilen bilgilere göre bu âyetler, malına mülküne güvenerek kendilerini yenilmez zanneden Mekke'nin şımarık ileri gelenleri hakkında inmiş­tir. Onlar, Hz. Peygamber'i de mutlaka yeneceklerini düşünüyorlardı. Bir yoruma göre 6. âyette bu uğurda yaptıkları harcamalar kendi ağızlarından aktarılmaktadır. Bu âyetle ilgili başka bir rivayet de şöyledir: Haris b. Âmir isimli önde gelen bir Mekkelİ, sözde müslüman olmakla birlikte sürekli günah işliyor, ardından durumu Resûlullah'a anlatıyor, o da günahlarının kefareti için sadaka vermesini emredi­yordu. Sonunda bu sözde müslüman "Muhammed'in dinine girdikten sonra kefa­ret ve sadaka vere vere elimde avucumda bir şey kalmadı" demişti. 7. âyette ma­lını kötülük yolunda harcayanlara, Allah tarafından neyi nereye harcayacaklarının hesabının sorulacağı hatırlatılmaktadır. .[8]

 

8-16. İnsana lütfedilen duyu organlarından söz edildikten sonra ona "iki yol"un da gösterildiği belirtilmektedir. Duyu organları dış dünyadan bilgi edinme araçlarıdır; "iki yol" İse genellikle "iyilik ve kötülük yollan" olarak açıklanmış olup bu ifade insanın, olgular ve eylemler üzerine "doğru-yanlış, iyi-kötü" şeklin­de hüküm verme ve tercihte bulunma yetenekleriyle donatıldığı anlamına gelir. Böylece bu İki kısa âyette veciz bir üslûpla Allah Teâlâ'nın insana bilgi edinme, düşünüp yargıda bulunma ve seçim yapma yetenekleri lütfederek bu yetenekleriy­le onu yeryüzünün en seçkin varlığı halinde yarattığı anlatılmaktadır. Bu yetenek­ler aynı zamanda insanın bir ödev ve sorumluluk varlığı olmasını da gerektirmiş­tir. İşte 11. âyette bu sorumluluğu yerine getirmeyenler kınanmakta; ardından da o dönem toplumunun en ağır sorunlarıyla ilgili başlıca ödevler sıralanmaktadır. Bunlar, köleleri özgürlüklerine kavuşturmak, yetimi ve yoksulu doyurmak, birbi­rine sabırlı ve merhametli olmayı tavsiye etmektir. İslâm'ın sosyal ahlâkının kap­samlı bir özeti olan bu ifadeler, eski deyimiyle tahdîdî değil ta'dâdîdir; yani sınır­layıcı değil, örnek göstericidir. Kuşkusuz iyilikler imanla birlikte değer kazanaca­ğı için 17. âyette inananlardan olma şartı da getirilmiştir. Buradaki "inanma", "ya- pılan İyiliğin faydasına ve gerekliliğine inanma" olarak da yorumlanmıştır.[9] Rivayete göre Hakîm b. Hizam adlı bir sahâbî, Hz. Peygam­ber'e, "Yâ Resûlellah! Vaktiyle ben Câhiliye döneminde sadaka verir, köleleri öz­gürlüklerine kavuşturur, akrabalarımla yakından ilgilenir, buna benzer iyilikler ya­pardım. Bunlardan sevap kazandım mı, ne dersiniz?" diye sorunca Hz, Peygam­ber, "Müslüman oldun ve artık bütün o iyiliklerinin sevabını alacaksın" buyurmuş­lardır.[10]  18. âyet iyilik ve doğruluğun, iyi müslüman olmanın söz­de değil, yukarıdaki âyetlerde çerçevesi çizilen bir inanç, zihniyet ve yaşayışta ol­duğunu göstermektedir. Allah'ın âyetlerinin gösterdiği yol budur. Allah'ın âyetle­rini inkâr edenler ise bu yoldan da sapmış olacakları için 19. âyette onlar "bâtılın ve erdemsizliğin yanında olanlar" diye anılmıştır; son âyette de bunların nihaî akı­beti hatırlatılmıştır. .[11]

 



[1] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/559.

[2] Buhârî, 'Tefsîr", 90

Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/559.

[3] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/559.

[4] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/560.

[5] bk. XXX, 125

[6] Şevkânî, V, 517-518; Elmalılı, VIII, 5825

[7] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/560-561.

[8] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/561.

[9] bk. Şevkânî, V, 521

[10] Müsned, IH, 402

[11] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/561-562.