Şems Sûresi - Kuran - 091Sems - 20. Sayfa
ŞEMS SÛRESİ
Kur'an'daki Sıram : 91
Nüzul Sırası : 26
Ayet Sayısı : 15
İndiği Dönem : Mekke
Sûrenin Tanıtımı
Sûrede salih-müttaki kulların kurtuluşa ulaşıp, sapık dalalet ehlinin hüsrana uğrayacakları vurgulanmış, Semud kavmine deve mucizesinin verilmesi, isyan edip haddi aşmalarından ötürü Allah'ın azabına duçar olmaları hadisesi hatırlatılmış, insanda iyilik ve kötülük yapma kabiliyetinin bulunduğu, Allah'ın insana bu kabiliyeti ve (kendi fiilini) yapabilme kudretini verdiği anlatılmıştır. Sûre, risaletin gerçekleştirmek istediği hedefler itibariyle umumi bir karektere sahiptir. Sürede belli bazı tartışma ve karşı koyma tavırları bulunmamaktadır. Bu husus sûrenin bu türden olayları belirten Kur'an bölümlerinden önce nazil olduğunu gösterebilir.[1]
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
1- Güneşe ve onun aydın sabahına[2]' andolsun.
2- Onu izleyen'[3]' aya andolsun.
3- Güneşi ortaya çıkaran gündüze andolsun.
4- Onu örten geceye andolsun.
5- Göğe ve onu yapana andolsun.
6- Yere ve onu yuvarlayıp döşeyene[4]' andolsun.
7- Nefse ve onu şekillendirene,
8- Ona bozukluğunu ve korunmasını ilham edene'[5] andolsun ki,
9- Nefsini yücelten'[6]' iflah olmuş,
10- Onu alçaltan da'[7]' ziyana uğramıştır.
11- Semûd kavmi azgınlığı[8]' yüzünden (Hakk'ı) yalanladı.
12- En haydutları'[9]' ayaklandığı zaman,
1 3- Allah'ın elçisi onlara: Allah'ın devesine ve onun su içme hakkına[10] dokunmayın! dedi.
14- Onu yalanladılar, deveyi kestiler'[11]' Rablerİ de günahları yüzünden azabı başlarına geçirdi"[12] '', orayı dümdüz etti[13]
15- Allah bu işin sonundan korkmaz" [14].
Bu sûrede, kainattaki varlıklar ve tabiat kanunlarına yemin edilerek, kurtulan ve saadete ulaşanın, içini temizleyen, hidayete, tabi olup, amel-i salih işleyerek Allah'ın çizdiği sınırda kalan; hüsrana uğrayan mutsuz insanın ise dalalet, isyan ve çirkin işlerle kendisini ifsad eden kişi olduğu vurgulanmıştır. Yine bu sûrede semud kavminin peygamberlerini yalanlayıp haddi aşmaları, içlerinden birinin peygamberlerin uyarısını dinlemeyerek Allah'ın devesini boğazlamaya cüret etmesi ve bu yüzden Allah'ın onları cezalandırması (olayı) anlatılmıştır.
Sûre, nefsin temizlenmesi, onun günah ve isyandan kurtulması, doğru yolda olanların kurtuluşla, sapanların ise hüsranla karşılaşacakları hususunda, risaletin hedeflerine ait genel ve geniş boyutlu bir izahı ihtiva etmektedir. "Zekkaha" ve "dessaha" kelimelerindeki kullanım dini ve dünyevi, ruhi ve ahlâki, temizliğin veya fesadın birlikte ele alınmasını mümkün kılmaktadır. Nitekim, iki kelime olarak burada geçen felah ve hüsranın dünya ve ahirette olması da mümkündür. Açıkça görüldüğü gibi bütün bunlarda yüksek ve kapsamlı açıklamalar vardır. Aynı şekilde sûre, Allah'ın insana, hayr ve şen* fiilleri işleme, hidayet veya dalaleti tercih etme kabiliyetini, ayırma, seçme ve yönelme kuvvetini verdiğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. 9. ve 10. ayette bildirilen bu kabiliyet ve kuvvetin kullanılmasından doğan sonuçların belirtilmesi suretiyle seçme/ tercih etme ve onun sonuçlan arasında kopmaz bir bağlantı ve ilişkinin olduğu vurgulanmıştır. Burada daha önce geçen Kur'an açıklamaları vurgulanmış, insana yaptığı iş ve tercihi/seçiminin sorumluluğu yüklenmiştir. Yeri geldiğinde de dikkat çekeceğimiz üzere bu mesele, Şems sûresinden sonra çeşitli üslûplar ile tekrar edilmiştir. Öyle ki bu (sorumluluk) muhkem Kur'an ilkelerinden birisi olmuştur. Burada, bazı Kur'an metinlerinde okuyucuya zahiren zıtlıklar ve problemler olarak görülen hususların çözümü bulunmaktadır.
Allah'ın (ilahi) hikmetinin insanda bu kabiliyet ve kuvveti yaratmayı dilemiş olduğu dikkate alınırsa, İnsan sûresi 30. ayet ve Müddesir 56. ayetlerinin zahirinde, problem gibi görünen husus çözülmüş olur.[15]
Semûd Kavmine Gönderilen Deve
Sûrede anlatılan deve, Allah'ın devesi olarak tavsif edilmiştir. Bu durum, devenin mucize isteklerine cevap olarak Semud'un peygamberi Salih'e verilen ilahi bir mucize olduğu anlamına gelmektedir. Bu deve Mekki sûreler içerisinde bazı yerlerde tekrar edilmiştir. Müfcssirler, rivayetlere istinad ederek, devenin bir kayanın içinden çıktığını söylüyorlar. Ayrıca devenin bedeni, su içmesi, sağılması, oturması ve böğürmesi, boğazlanması için yapılan komplo, devenin akibeti, Semud kavminin yurtlarının yerle bir edilişi ve buradaki halkın kökünün kesilmesi hakkında da birçok açıklamayı zikrediyorlar[16]. Ne var ki Kur'an'ın bu deve hakkında anlattıklarının tamamı, onun Allah'ın bir mucizesi olduğu, kendilerine gönderilen Salih peygamberin Semud kavmine bu devenin hakkını gözetmelerini, su içmesine fırsat vermemelerini ve O'nun su içmesi için Özel bir gün ayırmalarını şart koşması, Onların bu şarta uymayıp deveyi boğazlamaları, küfür ve inatta ısrar etmeleri sonuç olarak da azabın onları yakalaması, evlerini yerle biletmesi, Allah'ın azab ve intikamına duçar olmaları, şeklindedir. Ayrıca bu kıssa Araf. Hud, Şuara ve Nemi sûrelerinde de geçmiştir.
Bu deve ve bunun dışında Kur'an'da anlatılan diğer mucizeler hakkında bizim görüşümüz, bunların Allah'ın kudret çerçevesine girdiği, bir tahmin ve ilavede bulunmadan Kur'an'da yapılan açıklamaların sınırında durmak ve ravilcrin aktardığı çoğu sağlam bir esasa dayanmayan teferruatları karşısında İhtiyatlı olmaktır. Kesin olduğunu söylemesek bile, Semud kavmi ve bunların devesi hakkında haberlerin Kur'an'da geçtiği veya buna yakın biçimde İslam'dan önceki Araplar arasıda dolaşmakta olduğu "Ad ve Semu-dtı da (helak ettik) Bu oturdukları yerlerden size belli olmaktadır. Şeytan onlara yaptıkları isleri süsleyip onları yoldan çıkardı." (Ankebut 29/38) ayeti de bunu ispatlamaktadır.
Burada haddi aşan, Allah'a ve O'nun çağrışıma isyan eden kimselerin akıbetleri gibi akibete uğramak konusunda öğüt verme ve uyarma amacıyla, (semud kavmi) anlatılmıştır. Nitekim buradaki ayetlerin üslûbundan ve kıssanın geçtiği diğer yerlerde bu husus açıkça görülmektedir. Müfessirlerİn rivayetlere dayanarak söyledikleri, bu haberlerin dolaşmakta (bilinmekte) olduğunu ispatlayabilir. Buna ilave olarak, keza bu gün "Medâyin-i Salih" diye bilinen Semud kavminin yurtlarında bazı yıkılmış harabeler bulunmakta olup Hicaz Arapları Şam bölgesine giderken buraya uğramakta idiler. Bütün bu anlatılanlardan başka, sûrede belirli hir yalanlama, tartışma ve mücadele tavrına işaret yoktur. Sûrede risaletin hedefleri genel olarak arz edilmiş, insanlar haddi aşıp Allah'a isyan ettiklerinde, tanıdıkları Semud kavminin akibeti gibi bir akibete uğrayacakları hususunda uyarılmıştır. Bu yüzden bu sûrenin ilk nazil olan sûrelerden olduğu, Kur'an'da Fatiha, A'la, Leyi gibi isimlendirilen sûre bölümüne dahil olacağı görüşünü tercih ediyoruz.[17]
[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/267.
[2] Dutıâha Gündüzün ilk anındaki ışığı.
[3] Teîâhâ Onu takip etli demektir.
[4] Tahâhâ Yaydi ve genişletti demektir.
[5] Fe elhemehâ fucurahâ ve takvâhâ Burada, ona günah işleme ve takva kabiliyetini verdi mânâsına gelmektedir.
[6] Zekkâhâ Salih amel ile onu temizledi, demektir.
[7] Dessâhâ Kötü ve çirkin ameller ile onu ifsad etti demektir.
[8] Tağvâhâ Onun tuğyanı, haddi aşması anlamındadır.
[9] Eşkaha Allah'ın mucize olarak gönderdiği deveyi bağlayan Semud kavminin elebaşısı demektir.
[10] Sükyâhâ Su içme hakkı demektir.
[11] Akarâhâ Burada, onu öldürdüler mânâsındadır.
[12] Fe demdeme Yok etti, kökünü kazıdı demektir.
[13] Fesevvaha Allah'ın azabı orayı kuşattı onların oturdukları yerleri başlarına geçirdi demektir.
[14][14] La yehâfu ukbâhâ Bazı müfessirler bu cümlenin ''Herhangi birisine azap indirdiği zaman Allah, bir mesuliyet duymaz ve bundan sorguya çekilemez" mânasına geldiğini bazıları ise, burada, yaptığı işin sonucunu düşünmeden deveyi boğazlamaya yönelen semud kavminin elebaşısının kasdedildiğini söylemişlerdir Bkz. Taberi, ibn Kesir ve Begavi tefsirleri..
[15] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/269-270.
[16] Bkz. Araf, Hud, Şuara, Nemi sûrelerindeki ayetler hakkında Taberi, fbn Kesir. Beğavi, Nısaburi, Tabresi ve Hazin tefsirleri.
[17] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/270-271.
İslami Okul Okulların En Önemlisi