Leyl Sûresi - Kuran - 092Leyl - 2. Sayfa
LEYL SÛRESİ
92
İndiği Yer :
Mekke
İniş Sırası :
9
Âyet sayısı:
21
Nüzulü
Mushaftaki sıralamada doksan ikinci, iniş sırasına göre dokuzuncu sûredir. A'lâ sûresinden sonra, Fecr sûresinden önce Mekke'de inmiştir.[1]
Adı
Sûre adını ilk âyette geçen ve "gece" anlamına gelen "leyi" kelimesinden almıştır. Aynca "Ve'1-Leyli izâ yağşâ" diye de anılmaktadır.[2]
Konusu
Sûrede insanoğlunun iki zıt huyundan, cömertlik ve cimrilikten bahsedilir; imanla cömertlik ve imansızlıkla cimrilik arasındaki ilişkiye dikkat çekilir.[3]
Meali
Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla... 1. Yemin olsun, bürüyüp örttüğünde geceye; 2. Aydınlandığında gündüze; 3. Erkeği ve dişiyi yaratana; 4. Elbette çabalarını/ farklıdır. 5. Artık kim cömert davranır, günah işlemekten sakınırsa; 6. En güzele de inanırsa; 7. Biz onun için rahatlık ve mutluluk yolunu kolaylaştırırız. 8. Ama kim cimrilik eder, kendisiyle yetinirse; 9. En güzel olanı da yalan sayarsa; 10. Biz ona zahmet ve mutsuzluğun yolunu kolaylaştırırız. 11. Düştüğü zaman da malı kendisine hiç fayda vermez. 12. Doğru yolu göstermek bize aittir. 13. Şüphesiz âhiret de dünya da bizimdir. 14. Alev alev yanan bir ateşe karşı sizi uyarmış bulunuyorum, 15-16. O ateşe ancak gerçeği yalan sayıp sırt çeviren isyankâr kişi girer. 17-18. Malını Allah yolunda verip arman takva ehli ise onun semtine bile uğratılmaz. 19. Onun elinde, hiç kimsenin, karşılığı verilecek bir nimeti yoktur (Verdiğini bir iyiliğe karşılık olarak vermez); 20. Ancak yüce rabbinin rızasını kazanmak için verir. 21. Bu hoşnutluğa da mutlaka erecektir.[4]
Tefsiri
1-4. Bu yeminler, üzerine yemin edilen varlıkların değerini, onları yaratan gücün büyüklüğünü göstermekte; ayrıca gelecek konunun önemine dikkat çekmektedir, Allah Teâlâ, 3. âyetteki yeminle ilim ve kudretinin sonsuzluğuna ve sanatının üstünlüğüne işaret etmiştir. Zira aynı maddeden yaratılmış olan erkek ve dişi arasındaki cinsiyet farkının şuursuz tabiat tarafından bir tesadüf eseri olarak meydana getirilmesi ihtimal dışıdır. 4. âyette, insanların çabalarının, yaptıkları işlerin türleri, nitelikleri ve amaçlan bakımından başka başka olduğu belirtilerek sonucu etkileyecek asıl farklılığın cinsiyete değil davranışların mahiyetine bağlı olduğu ima edilmiş; sonraki âyetlerde ise bu çeşitli işlerin yararlı ve zararlı olanları tanıtılmıştır.[5]
5-7. Bu sûrenin indiği Mekke'de insanlar arasında büyük bir gelir farkı bulunuyor; varlıklı putperest Araplar yoksullar karşısında inanılmaz derecede bencil, duyarsız, umursamaz davranıyor; hatta dönemin canlı şahidi olan Kur'ân-ı Ke-rîm'in bildirdiğine göre zengin putperestler "Allah'ın doyurmadıklarını biz mi doyuracağız!" diyecek kadar küstahlaşıyor.[6] birbirlerine cimriliği Öğütleyecek kadar insafsızlıkta ileri gidiyorlardı.[7] Bu sebeple Mekke döneminde inen âyetlerin Allah'ın birliği inancının yerleştirilmesinden sonra en büyük hedefi insanların kalplerini yoksul ve himayesizlere karşı bencillik, sevgisizlik ve cimrilikten arındırmak; dertlerin de nimetlerin de paylaşı-labildiği bir toplumsal ruh ve zihniyet geliştirmek olmuştur. Konumuz olan sûre bu zihniyeti hazırlayan anlamlı tespitler, öğütler, uyanlar ve müjdeler içermektedir. Sonuç olarak sûrede iki farklı karakter tipi ortaya konmakta; açıkça belirtilmemekle birlikte ifadenin genelinden kolayca anlaşıldığı üzere bunlardan ilki olan cömert ve özverili tip müslüman insanı, cimri ve bencil tip de inkarcıyı temsil etmektedir.
"En güzel" diye çevirdiğimiz 6. âyetteki "hüsnâ" kelimesini müfessirler "iman, kelime-i tevhîd, en güzel din olan İslâm, namaz, oruç ve zekât, ibadetlerin en güzel karşılığı" gibi anlamlarla açıklamışlardır.[8] Bize göre "hüsnâ" kelimesi bu bağlamda inanç, ibadet, muamelât ve ahlâk ilkeleriyle İslâm inanç ve uygulamaları bütününü ifade eder. 7. âyette geçen ve Allah'ın cömert kulu için kolaylaştıracağı bildirilen rahatlık ve mutluluk yolunu ifade etmek üzere "en kolay" anlamına gelen "yüsrâ" kelimesi kullanılmıştır. Bu kelime "daha fazla iyilik yapma özelliği, erdemi" olarak da açıklanmıştır. Buna göre insan iyilik yapmaya çalıştıkça Allah da onda iyilik iradesini güçlendirir, iyilik yollarını kolaylaştırır ve sonunda cömertlik denilen güzel haslet onun kişiliğinin ayrılmaz bir özelliği haline gelir.[9]
8-11. Cimrilik edip kendisiyle yetinen kişi için Allah'ın kolaylaştıracağı bildirilen zahmet ve mutsuzluk yolu "en zor" anlamına gelen "usrâ" kelimesiyle ifade edilmiştir. Bu sebeple cümle genellikle "Biz onu en zora hazırlarız" şeklinde anlaşılmıştır. Allah'ın kulunu zor olana hazırlamasından maksat da kulun, Allah ve Resûlü'nün gösterdiği yolu kabul etmeyerek yanlışlarda ısrar etmesi, bu sûre bağlamında ise cimriliğini sürdürmesi neticesinde Allah'ın ondan hidayet ve yardımını çekmesi, onu kendi haline bırakmasıdır. Bu ise İnsan için en büyük mahrumiyettir. Çünkü bu şekilde kendi başına kalan kul helal haram demeden nefsânî arzularını tatmine çalışır; kötülük yapmak, günah işlemek ona kolay gelir, bunlardan zevk alır. Sonuçta cehennemi boylar; dünyada cimrilik edip biriktirmiş olduğu servetini orada fidye olarak verip cehennem azabından kurtulmak ister ama bu da mümkün olmaz.[10]
12-13. Kitap indirmek ve peygamber göndermek suretiyle hidayet ve dalâlet yollarını, hayn ve şerri açıklamak Allah'a aittir. Bir önceki sûrede açıkça belirtildiği üzere Allah insana duyu ve bilgi vasıtaları, akıl ve İrade vermiş; hayn serden, hakkı bâtıldan ayırma imkânını bahsetmiştir. 13. âyette Allah Teâlâ hem dünya hem de âhiret hayatının kendisine ait olduğunu ifade buyurarak, her iki dünyanın kendi yönetiminde olduğunu belirtmekte, dolayısıyla her iki dünyanın iyilik ve güzelliklerini O'ndan istememiz gerektiğini İmâ etmektedir.[11]
14-16. Yüce Allah kullarına doğru yolu göstermekle yetinmemiş, aynı za- manda yanlış yolda gitmenin sonucu olan cehenneme karşı da onları vahiy ve peygamberleri aracılığıyla uyarmıştır.[12]
17-21. Bazı müfessirler 19-21. âyetlerin[13] bazıları ise 5-19. âyetlerin[14] müşriklerin işkence ettiği köleleri saün alıp azat ederek hürriyetlerine kavuşturan Hz. Ebû Bekir hakkında indiğini söylemişlerdir. Müşrikler Hz. Ebû Bekir'in bu yaptıklarım bir iyilik veya bir menfaat karşılığında yaptığını iddia etmişlerdi. Burada, böyle bir İddiaya karşı cevap da olabilecek şu önemli husus dile getirilmektedir: İman ve amelde takva düzeyine ulaşmış hiçbir mümin, birine iyilik yapmak için mutlaka ondan bir iyilik görmek, bir nimet elde etmek gerektiğini, karşılıksız iyilik yapılamayacağını düşünmez; mümin, her türlü nimetin yalnızca Allah'ın bir lütfü olduğuna, iyiliklerin de bir nimet elde etmek için değil, sadece Allah rızası için yapılması gerektiğine inanır. Böylece bu âyetlerde müşriklerin bencil ve çıkarcı zihniyet ve ahlâk yapılarının yansımasından ibaret olan yukarıdaki iddiaları reddedilmiş, Hz. Ebû Bekir örneğinde gönüllerini insan sevgisi ve cömertlikle bezeyen müminler Allah tarafından takdirle anılmıştır.
"Takva ehli" diye çevirdiğimiz "etkâ" kelimesinin kök anlamı, "büyük bir tehlikeye karşı kendine bir şeyi siper edinerek konmmak"tir. Bu kökten gelen takva kavramı, özellikle Mekke döneminde İnen âyetlerde "kötülüklerden uzak durup iyilikler yapmak ve bu amelleri sayesinde kendini cehennem azabına karşı korumak" anlamında geçmektedir. Nitekim burada da 14. âyette muhataplar "alev alev yanan ateş'e karşı uyarıldıktan sonra
17-20. âyetlerde, birine borçlu olmadıkları, kimsenin kendilerinde bir hakkı bulunmadığı halde bile, sırf Allah rızası için insanlara mal yardımı yapıp manen arındıkları ve bu sayede ateşten uzak tutulacakları bildirilmiştir, Nihayet son âyette, Allah rızasına böylesine değer veren, kendisini bu rızadan mahrum bırakacak günahlardan sakınan, tamamen karşılıksız olarak seve seve insanlara yardım edenlere, Allah tarafından kendilerinin de razı edilecekleri, yani korktuklarından emin ve umduklarına nail olacakları müjdelenmiş-tir ki inanan bir kimse için bundan daha büyük bir müjde olamaz.[15]
[1] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/571.
[2] Buhârî, "Tefsir", 92; İbnÂşûr,XXX,377
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/571.
[3] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/571.
[4] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/572.
[5] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/572.
[6] bk. Yâsîn 36/47
[7] bk. Nisa 4/37; Hadîd 57/24
[8] bk. Şevkânî, V, 530; Elmalılı, Vin, 5876
[9] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/572-573.
[10] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/573.
[11] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/573.
[12] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/573-574.
[13] bk.Taberî, XXX, 146
[14] bk. Elmalık, VIII, 5881
[15] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/574.
İslami Okul Okulların En Önemlisi