Duha Sûresi - Kuran - 093Duha - 19. Sayfa
DUHA SÛRESİ
Mekkîdir, 11 ayettir. Bu surede Cenab-ı Allah yemin ederek Muhammed (S.A.V.)'i bırakmadığını ve O'na dânlmadiğını buyurmaktadır. Ayrıca O'nun ahiretinin dünyasından daha hayırlı olacağını, kendisini hoşnut edecek kadar O'na ihsanda bulunacağını beyan buyurmaktadır. Bunun ardı sıra da Muhammed (S.A.V.)'den, kendisine bahşedilen îiahî nimetlerin bazısını ikrar etmesini talep etmekte ve O'nu bazı fazilet yollarına iletmektedir.
Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.
1- Kuşluk vaktine and olsun.
2- Sükûna erdiği zaman geceye and olsun ki,
3- Ey Muhammedi Rabbin seni ne bıraktı ve ne de sana danldı.
4- Doğrusu ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.
5- Rabbin şühpesiz sana verecek ve sen de hoşnud olacaksın.
6- Seni öksüz bulup da barındırmadı mı?
7- Seni şaşırmış bulup, doğru yola eriştirmedi mi?
8- Seni fakir bulup zenginîeştirmedi mi?
9- Öyleyse sakın öksüze kötü muamele etme:
10- Ve sakın bir şey isteyeni azarlama;
11- Yalnızca Rabbinin nimetini anlat.[1]
Bazı Kelimeler:
Gündüzün tam gençlik devresi diyebileceğimiz kuşluk vaktin-deki aydınlığı. Seni terk etti.Sakinleşti. Sana öfkelendi ve senden danldı. Şaşkın.Barındırdı, Seni en güzel yolda muvaffak kıldı. 'Ezme.Yoksul olarak. Azarlama.[2]
Açıklama:
Kutlu ve yüce olan Hak Teâlâ Duhaya, yani Güneşin yükseldiği kuşluk vaktine veya gündüze yemin etmiştir. O saatte kâinat, hayat, ışık ve hararetle dolup taşar. Yine bu sure-i cslîlede Cenab-ı Allah, durgunlaştığı ve sükûna erdiği vakit geceye yemin etmiştir. Geceleyin herşey hareket ve sarsıntıdan sonra sakinleşip rahata kavuşur. Cenab-ı Allah bütün bu saydıklarımıza yemin etmiştir ki ey Muhammedi Rabbin seni terk etmemiş ve Sana darılmamıştır. Nasıl Sana danlsın ki, Sen O'nun seçilmiş sevgilisisin. Güvenilir elçisisin. Peygamberlerin sonuncususun.
Resulullah (S.A.V.) efendimiz Peygamberlikle görevlendirildiği zaman Cibril-i Emin ile bağlantı kurmuştu. Bu bağlantı, bir melekle insan arasında vuku bulduğundan ötürü Peygamber (S.A.V.) efendimize çok zor gelmişti. "Ben de sizin gibi bir insanım, Tanrınızın bir tek Tanrı olduğu bana vahyolunuyor."[3] Cebrail ile mülakatta nefsine bir mukavemet gelsin", azmi yenilensin ve gönlü mutmain olsun diye, vahiy bir süre kesintiye uğramıştı. Bunun üzerine Peygamber (S.A.V.) efendimiz vahyi ve Cebrail'i aramaya başlamıştı.
Vanyin kesintiye uğraması O'nu tedip edip gönlünü sükûna kavuşturmak ve düzeltmek içindi. Bu nedenle O'nun şerefli nefsi, Cebrail vasıtasıyla Rabbi ile mülakatta bulunmayı arzular hale gelmiş ve buna müştak olmuştu. İştiyakının yanısıra kendisinde bir korku ve ızdırapta yok değildi. Hak Tcâlâ, bunun için kendisine yapmış olduğu şeyleri anarak Resulüne, islediği şeyi verme hususunda itmi'nan vermek ve O'nu parlak bir gelecekle müjdelemek İstedi. Hem bu vahyin kesintiye uğramasının, Rabbinin kendisine darılması veya O'nu terk etmesi sebebiyle olmadığımda bildirmek istedi ve bunun üzerine yemin etti.
Sure-i Celîledeki kasem ile duha ve gece arasındaki bağıntının ne olduğunu sorabilirsiniz. Buna cevaben deriz ki: Vahyin kesintiye uğraması Peygamberin nefsini takviye edip mut'main kılmak ve dinlendirmek için oldu-( ğundan dolayı kuşluk vaktine ve ondaki canlılık ile harekete çok benzemek-tedûj Kuşluk vaktinden sonra da Cenab-i Allah geceden bahsetmiştir ki Kâinat geceleyin huzur bulmakta ve İstirahata çekilmektedir ki, ertesi günün mutlu hayatına hazırlansın.
Kuşluk vaktine ve durgunlaştığı zaman geceye andolsun ki Rabbin seni terk etmedi ve sana danlmadı. Hem bil ki ahiret —gelecek olan günler— senin İçinde bulunduğun şu günlerden çok daha hayırlıdır. Senin davetinin ve hayatının aşamadan aşamaya geçeceğine güven. Her ne kadar yorgunluk ve zahmet çekmekte isen de, taleb etmekte olduğun vahyin peşpeşe gelişi şeklinde Rabbin seni memnun edecektir. Bu vahiy ile kavmini irşad edip hoşuna gidecek bir şekilde aleme hidayet vereceksin. Bunda bir gariplik yoktur. Rabbin yetim bulupta seni barındırmadı mı? Seni te'yit edip gözetmedi mi?!
Peygamber (S.A.V.) efendimiz yetim olarak doğdu. Çünkü O anasının' karnında İken babası vefat etmişti. O dünyaya geldiğinde Ccnab-ı Allah dedesinin kalbine merhamet ve şefkat koydu. Dedesi O'nu bağrına bastı ve O'na çok şefkat gösterdi. Dedesi Abdulmuttalip vefat edince de amcası Ebu Talip onu kendi himayesine aldı. O'na fazlasıyla tutkundu. Şefkat ve merhamet gösterirdi. O'nu himaye ederdi. Peygamber (S.A.V.) efendimiz güçlü, saf ve temiz bir ruhun sahibi idi. Kavminin sapıklık içinde olduğunu gördüğünde, onları kuşatmakta olan Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi dinlerin tahrifata uğrayıp değiştirildiklerini müşahade ettiğinde, bu dinlerin selim tabiatlara uymadıklarını gördüğünde şaşkınlığa düşüyor ve bu sapık kavimden, toplumdan kaçıyordu. İnzivaya çekiliyor, Hira mağarasında Cenab-ı Allah'ın emrini bekliyordu. Nihayet Allah O'nu bu şaşkınlığından kurtararak en yüce dini göndererek O'nu hidayete erdirdi. Peygamber (S.A.V.) efendimizin kavminin sapıklığı karşısında düştüğü bu hayreti, Kur'an-ı Kerim'de kelimesi ile ifade edilmektedir. Yoksa Peygamber (S.A.V.) efendimiz temiz olarak doğmuş ve aparı bir şekilde hayatını sürdürmüştür.. Nefsini puta tapmakla kirletmiş ve fuhuş işlemiş değildi. Bir defasında çalgılı bir düğün törenine giderek şarkı ve müzik dinlemek istemişti, ama oraya varınca kendisine bir uyku galebe çalmış, uykuya dalmıştı. Nihayet ertesi sabah gün doğunca güneşin sıcaklığı ile uyanmıştı. O, güvenilir manasına gelen emin kelimesi ile lakap-lanmıştı. Yoksuldu. Babasından sadece bir dişi deve ve bir de cariye kendisine miras kalmıştı. Allah O'a kanaat ile zenginlik vermişti. Dünyadan eletek çekmişti. Hatice'nin malı ile ticaret yapmıştı. Cenab-ı Allah O'na mal ve bir miktar zenginlik vermişti. Hal böyle olunca ey Muhammedi Cenab-ı Allah seni lütfü ile örtmüştür. Kendi fazlından sana lütufta bulunmuştur. Yetimi asla kovma. Sen yetimlerin efendisi ve önderisin. Dilenciyi de azarlama, çünkü sen hayrete düşmüş, yolunu şaşırmış biri idin. Allah sana doğru yolu gösterdi. Rabbinin sana bahşetmiş olduğu nimetleri, fakirlere yardımda bulunarak anlat. Çünkü sen daha önce yoksuldun, Allah seni zengin kıldı.[4]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/541-542.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/542.
[3] Kehf sûresi: 110.
[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/542-544.
İslami Okul Okulların En Önemlisi