Tın Sûresi - Kuran - 095Tin - 2. Sayfa
TIN SÛRESİ
95
İndiği Yer :
Mekke
İniş Sırası :
28
Âyet sayısı :
8
Nüzulü
Mushaftaki sıralamada doksan beşinci, iniş sırasına göre yirmi sekizinci sûredir. Bürûc sûresinden sonra, Kureyş sûresinden önce Mekke'de inmiştir. [1]
Adı
Sûre adını birinci âyette geçen ve "incir" anlamına gelen "tin" kelimesinden almıştır. Ayrıca "Ve't-tîn" ismiyle de anılmaktadır.[2]
Konusu
Sûrede bazı önemli varlıklar üzerine yemin edilerek insanın yüksek değeri vurgulanmış, kötü ahlâkın bu değeri düşürdüğü ifade edilmiştir. İman edip iyi işler yapanlar övülmüş, hesap ve cezayı yalan sayanlar kınanmış, hüküm verenlerin en üstününün Allah olduğu bildirilmiştir.[3]
Meali
Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla... 1. Yemin olsun incire ve zeytine; 2. Sînâ Dağı'na; 3. Ve şu güvenli şehre! 4. Biz inşam en güzel biçimde ya-ratmışızdır. 5. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. 6. Ancak iman edip erdemli işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ödül vardır. 7. Artık bu kanıtlardan sonra (ey insan!) seni dinin asitsiz olduğu sonucuna götüren şey nedir? 8. Allah hüküm verenlerin en âdiU değil midir?[4]
Tefsiri
1-3. Sûre, biri tatlı, diğeri acı olmasına rağmen ikisi de insanların severek yediği iki besin ile biri Hz. Musa'ya Tevrat'ın, diğeri Hz. Muhammed'e Kur'an'ın indiği ve bu özellikleriyle insanlığın manevî hayatındaki gelişmenin iki büyük sembolü olan iki mekâna, Sînâ Dağı ve Mekke'ye yeminle başlamaktadır. İncir ve zeytin, insanın bedenî varlığına, Sînâ Dağı ve Mekke de onun manevî hayatına yönelik olan ilâhî lütfün örnekleri olarak zikredilmiştir. Yeminin amacı ise devamında gelen âyetlerdeki insanın mahiyetiyle ilgili konunun önemine dikkat çekmektir. Âyette Sînâ Dağı için kullanılan "şîrîn" kelimesinin Habeşçe veya Nabat-ça olduğu ve "verimli, bereketli, bol ağaçlı" veya "mübarek" anlamına geldiği belirtilir. [5]
Mekke'nin "güvenli şehir" olarak anılmasının sebebi ise gerek İslâm'dan önce gerekse İslâmî dönemde buranın bir barış kenti olarak tanınması ve orada her türlü kan dökmenin yasaklanmasıdır.[6]
4-6. "En güzel biçim" diye çevirdiğimiz "ahsen-i takvim" tamlaması bu bağlamda insana Allah tarafından verilen en güzel ve en mükemmel biçim ve yapıyı, bu sayede insanın, yeryüzü varlıkları içinde gerek fizyolojik gerekse ruhsal yetenekler bakımdan en mükemmel ve en seçkin canlı olarak yaratılmış olmasını ifade eder. Yaratılmışların en mükemmeli olan insanda bulunan -âyetteki deyimiyle-bu güzelliğin kaynağı, Allah'ın onu kendi eliyle yaratıp ruhundan üflemesi[7] "kendi sureti üzere" (kendi sıfatlarından ona -insanlık düzeyinde olmak üzere- lütufta bulunarak) yaratması[8] onu yeryüzünde halife kılması[9] vb. lütuf ve inayetleridir. Müfessir-ler Allah'ın insandan daha güzel mahlûku olmadığı kanaatindedirler. Zira Allah insanı canlı, bilen, irade sahibi, konuşan, işiten, dinleyen, gören, düşünüp tedbir alan, hikmetle hareket eden ve bütün bu özellikleri sayesinde fizik bakımdan kendisinden daha güçlü varlıklar üzerinde bile hakimiyet kurabilen bir varlık olarak yaratmıştır ki bütün bu vb. sıfatlar aynı zamanda ilâhî sıfatların bir kısmının ondaki yansımaları, tecellileridir.[10] İşte 1-4. âyetlerde Yüce Allah kendisinin ilim, sanat ve kudret sıfatlarını gösteren dört önemli varlığa yani insanın maddî gıdalarından olan İncir ve zeytine ve manevî gıdası olan vahyin İndiği Sînâ Dağı ite "emin belde"ye (Mekke), insanların muhtaç oldukları maddî ve manevî ikramların mükemmel örneklerine yemin ederek insanı en güzel biçimde yarattığım, hem bedenen hem de ruhen yükümlülük alabilecek yeteneklerle donattı- ğını ifade buyurmuştur.[11]
Bir görüşe göre İncir ve zeytin, mecaz olarak bu ağaçların çokça bulunduğu
topraklan, yani Akdeniz'in doğusunda bulunan Filistin ve Suriye'yi simgelemektedir. Kur'an'da adı geçen peygamberlerin çoğu bu topraklarda yaşadıkları ve tebliğde bulundukları için bu iki ağaç cinsi bu peygamberlerin dile getirdiği dinî öğretilerin sembolü olarak kabul edilmektedir. Keza "tin" ve "zeytûn" kelimeleri hakkında, ilkiyle Mekke'deki Mescid-i Haram'm, ikincisiyle Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'nın kastedildiği gibi daha başka sembolik izahlar yapılmıştır. Ancak Şevkâ-nî'nin de haklı olarak belirttiği gibi bu tür yorumların aklî ve naklî dayanağı yoktur.[12]
"Sonra onu aşağıların aşağısına (esfel-i sâfilîn) indirdik" ifadesini müfessir-ler iki türlü yorumlamışlardır:
a) İnsanın aşağıların aşağısına indirilmesi, onun bedensel ve zihinsel gelişmesini tamamladıktan sonra fizyolojik ve psikolojik olarak gerilemeye başlaması; algı, hafıza ve düşünme kapasitesinin gittikçe zayıflaması-dır. Nitekim başka âyet-i kerimelerde bazı insanların güçlendikten sonra "erzel-i ömür" denilen ömrün en zayıf ve sıkıntılı çağına eriştirileceği ifade buyurulmuş-tur.[13] Yaşlanma, müminler için de inkarcılar için de geçerli olan kaçınılmaz brr durumdur. Buna göre 6. âyet, inanıp iyi işler yapan yaşlı kimselerin, itaatlerinden ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmelerinden dolayı kesintisiz ödül alacaklarını, bedenen ve zihnen gerileseler bile manen ilerleyeceklerini ifade eder.
b) Bu ifade, yaratılış amacına uygun hareket etmeyip ahlâkî değerleri hiçe sayan ve en güzel biçimde yaratılmış olmanın şükrünü yerine getirmeyenlerin cehenneme indirileceğini gösterir.
c) Bize göre "Sonra onu aşağıların aşağısına (esfel-i sâfilîn) indirdik" ifadesiyle şu gerçek ortaya konmaktadır: İman etmeyen ve sâlih amel (iyi, erdemli, dünya ve âhiret için yararlı işler) yapmayan kimseler, Allah Teâlâ'nın insana verdiği, onu yaratılmışların en mükemmeli kılabilecek imkânları kötüye kullanmış oldukları için, hayatın başlangıç noktasından ileriye doğru gitmek, kesintisiz gelişme ve ecir alma imkânından yararlanmak yerine geriye, insandan geri canlılar âlemine doğru gitmiş, alçalmış olacaklardır.[14]
7. İnsanların yaratılışına, üstün yeteneklerine, onların istifadesine verilen nimetlere temas edildikten sonra sağlıklı bir düşüncenin insanı imana götürmesi gerektiği, bütün bu kanıtlara rağmen dini inkâr etmenin ilim ve akıl yönünden sağlam bir dayanağının bulunamayacağı vurgulanmaktadır.
Ayetteki "dîn" kelimesini "âhiret ve yargı günü" olarak anlamak da mümkündür. Bu da sonuçta dinin ve inanmanın bir gereğidir.[15]
8. "Allah hüküm verenlerin en âdili değil midir?" cümlesi, Yüce Allah'ın evreni ve evrendeki varlıkları hikmet ve adalet ölçülerinde yaratıp yönettiğini, dünyada peygamberleri aracılığıyla en doğru ve âdil hükmü verdiğini, âhirette de yine en âdil hakim olarak mahrukat arasında hüküm vereceğini ifade eder. Sözün soru şeklinde olması, hükmün kesinliğini pekiştirir. Hz. Peygamber bu âyeti okuyanın "Evet, öyledir; ben de buna şahitlik edenlerdenim" demesini tavsiye etmiştir.[16]
[1] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/589.
[2] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/589.
[3] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/589.
[4] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/589-590.
[5] Râzî, XXXII, 10; İbn Âşûr, XXX, 421
[6] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/590.
[7] bk. Sâd 38/72
[8] bk. Buhârî, "İsti'zân", 1; Müslim, "Birr", 115
[9] bk. Bakara 2/30; bilgi için bk. Süleyman Uludağ, "Ahsen-i Takvîm", Dİ A, II, 178
[10] krş. Şevkânî, V, 546
[11] İnsanın seçkin yaratılışı ve üstünlüğü hakkında ayrıca bk. İsrâ 17/70
[12] V, 545-546
[13] bk. Hac 22/5; Yâsîn 36/68
[14] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/590-591.
[15] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/591.
[16] bk.Tirmizî, "Tefsir" 84
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/592.
İslami Okul Okulların En Önemlisi