Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Beyyıne Suresi - Kuran - 098Beyyine - 13. Sayfa

BEYYINE SURESİ 2

Surenin İsmi: 2

Önceki Sureyle İlişkisi: 2

Surenin Muhtevası: 2

Surenin Fazileti: 2

Açıklama Olmadan Sorumluluk Yüklemek, Uyarı Olmadan Da Ceza Vermek Yoktur: 2

Belagat: 3

Kelime ve İbareler: 3

Açıklaması: 3

Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler: 4

Kafirlerin Tehdidi İyilerin Vaadi Ve İki Fırkanın Cezası: 5

Belagat: 5

Kelime Ve İbareler: 6

Ayetler Arası İlişki: 6

Açıklaması: 6

Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler: 7


BEYYINE SURESİ

 

Surenin İsmi:

 

Bu sure Allah Tealâ'nm: "Kitap Ehli'nden ve müşriklerden inkâr eden­ler kendilerine açık bir delil (Beyyine) gelinceye kadar ayrılacak değillerdi." sözü ile başladığı için "Beyyine" suresi olarak adlandırılmıştır. Yani onlar içinde bulundukları küfürden ayrılacak, şirki bırakıp terkedecek değillerdi; ta ki açık bir delil onlara gelene kadar. O da, Rasulullah (s.a.)'ın okuduğu bu indirilmiş kitaptır. "Beriyye" ve "lem yekûn" suresi olarak da adlandırıl­mıştır. [1]

 

Önceki Sureyle İlişkisi:

 

Bu sure, önceki surenin gerekçesi gibidir. Allah Tealâ: "Gerçek, biz onu Kadir gecesinde indirdik." buyurunca; Kur'an niçin indirildi? denmiştir. Cevap olarak da: "Çünkü, kâfirler kendilerine açık bir belge gelinceye kadar küfürlerini terkedecek değillerdi." denmiştir. Bu, önceki Kadir suresinde işaret edilen Kur'an'm indirilmesinin illeti gibidir. [2]

 

Surenin Muhtevası:

 

Mekke'de inen bu sure, aşağıdaki üç konuyu anlatmaktadır:

1- Ehl-i Kitab'ın (Yahudiler ve Hıristiyanlar) ve müşriklerin Peygam­ber (s.a.)'in risaleti ile alâkaları, ona karşı tutumları ve onun sebebi ile küfrü terketmelerinin beyanı: "Kitap Ehlin'den ve müşriklerden inkâr edenler..." (1-4. ayetler).

2- Din ve imanın -ki o, Allah azze ve celle'ye ihlâs ile ibadettir- ana he­defini belirleme: "Halbuki onlar Allah'a, O'nun dininde ihlâs erbabı ve muvahhidler olarak ibadet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmalarından, zekâtı vermelerinden başkasıyla emrolunmamışlardı." (5. ayet).

3- Yaratılanların en kötüsü, bedbaht, günahkâr kâfirlerin sonu ile ya­ratılanların en hayırlısı, mutlu, takva sahibi müminlerin sonunun açıklan­ması: "Hakikat, Ehl-i Kitap'tan olsun müşriklerden olsun küfredenler ce­hennem ateşindedirler.." (6-8. ayetler).[3]

 

Surenin Fazileti:

 

İmam Ahmed, Malik b. Amr b. Sabit el-Ensari'den şöyle dediğini rivayet etti: Beyyine suresi indiğinde Cebrail: "Ya Rasulallah! Rabbin bunu Übeyy'e okumanı emrediyor" dedi. Rasulullah (s.a.) da Übeyy'e: "Cebrail bu sureyi sana okumamı emretti." dedi. Übeyy: "Ya Rasulallah! Ben orada zik­redildim mi?" dedi. "Evet." deyince, Übeyy ağladı."

Ahmed, Buhari, Müslim, Tirmizi ve Nesai Enes b. Malik'ten Rasulul­lah (s.a.)'ın Übeyy b. Ka'b'a şöyle buyurduğunu rivayet ettiler: "Allah bana Beyyine suresini sana okumamı emretti." Übeyy: "Beni sana andı mı?" de­di. "Evet." deyince ağladı."

Ahmed ve Tirmizi, Übeyy b. Ka'b'tan rivayet ettiler: "Rasulullah (s.a.) bana dedi ki: "Allah bana, sana Kur"an okumamı emretti." dedi ve Beyyine suresini okudu. O sırada şunu da söyledi: "Ademoğlu bir vadi mal istese, onu versem ikincisini ister. İkinciyi istese ben de versem üçüncüyü ister. Ademoğlunun karnını topraktan başkası doldurmaz. Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder. Allah katında din sahibi, müşrik, Yahudi ve Hristiyan değil Hanif olandır. Kim hayır yaparsa o zayi edilmez."[4]

 

Açıklama Olmadan Sorumluluk Yüklemek, Uyarı Olmadan Da Ceza Vermek Yoktur:

 

1- Kitap Ehli'nden ve müşriklerden inkâr edenler kendilerine açık bir delil gelinceye kadar ayrılacak de­ğillerdi.

2-  (Bu delil) Allah tarafından terte­miz sahifeler okuyan bir elçi(dir.)

3- Onların içinde dosdoğru yazılmış

4-  Kendilerine kitap verilenler, an­cak onlara apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.

5- Halbuki onlar Allah'a, O'nun di­ninde ihlâs erbabı ve  muvahhidler olarak ibadet etmelerinden, namazı dosdoğru   kılmalarından, zekâtı vermelerinden başkasıyla emrolun-mamışlardı. En doğru din de bu idi.

 

Belagat:

 

"Açık bir delil" den sonra gelen "Allah tarafından tertemiz sahifeler okuyan bir elçi" ifadesi, önceki kısa ifadeye açıklık getirmektedir.

"Tertemiz sahifeler okuyandaki tertemiz lafzında istiare vardır. Sahifele-rin batıldan arınmış olmasını, kirlerden temizlenmiş olmaya benzetmiştir.

"Beyyine'\ "kayyime", "hayru'l-beriyye", "şerru'l-beriyye" kelimelerinin sonları ses bakımından birbirlerine uyumludur.[5]

 

Kelime ve İbareler:

 

"Kitap Ehli" Yahudi ve Hristiyanlar. "ve müşriklerden" Put ve heykel­lere tapınanlardan "kendilerine açık bir delil=beyyine" Hakkın batıldan ayırt edildiği açık bir delil demek olup beyan kelimesinden alınmadır. O da ortaya çıkma demektir. Burada anlatılmak istenen: Rasül veya Kur'an'dır. Çünkü o, hakkı beyan etmektedir, "gelinceye kadar ayrılacak değillerdi." Küfürlerini bırakacak, üzerinde bulundukları durumu terkedip ayrılacak değillerdi.

"Onların içinde dosdoğru yazılmış hükümler vardır." Sahifelerde dosdoğru, hakkı ifade eden yazılar vardır. Yani, peygamberler sadece bu sahi-feleri okumaktadır ki o da Kur'andır. "Kendilerine kitap verilenler, ancak onlara apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler." İçinde bulundukları, kiminin Kur'an'a iman edip kiminin de inkâr etmesi durumu, hakkı göste­ren açık delil Rasulullah (s.a.) ve mucize Kur'an geldikten sonradır.

"Halbuki onlar" Kitapları Tevrat ve İncil'de "Allah'a, O'nun dininde ihlâs erbabı ve muvahhidler olarak" şirkten arınmış dini yalnız O'na özgü kılarak şirk koşmadan "ibadet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmaların­dan, zekâtı vermelerinden başkasıyla emrolunmamışlardı. En doğru din de bu idi." İhlâs, amelleri şirke bulaştırmadan sırf Allah için yapmaktır. "Din" ibadettir. Muvahhidler olarak tercüme edilen "Hunefa"' Hanif kelimesinin çoğuludur. Bir şeyden diğerine meyleden anlammadır. Buradaki mana İb­rahim'in dini ve geldiğinde Muhammed'in dini üzere dosdoğru olanlar; ba­tıldan ve sapık inançlardan arınıp hakka meyledenlerdir. [6]

 

Açıklaması:

 

Allah Tealâ Rasulü Muhammed'i (s.a.) insanlar ve cinlerin hepsine, bütün alemlere ve gerek kendi dönemlerindeki gerekse sonraki dönemler­deki milletlerin hepsine gönderdi. Sahih dinden uzaklaşan Kitap Ehli ve müşrikler de buna dahildir. Bunun için de Allah Tealâ şöyle buyurdu:

"Kitap Ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler kendilerine açık bir de­lil gelinceye kadar ayrılacak değillerdi." Yahudiler, Hıristiyanlar, Araplar ve diğerlerinden putperest müşriklerden Peygamber (s.a.)'in risaletini in­kâr edenler, açık bir hüccet onlara gelinceye kadar içinde bulundukları küfrü bırakacak, miras aldıkları küfürlerinden kopacak değillerdi. Açık hüccet Rasulullah (s.a.) veya Kur'an-ı Kerim'di.

Anlatılmak istenen, Rasulullah (s.a.) veya onun getirdiği Kur'an onla­ra gelinceye kadar kâfirlerin küfürlerini ve Allah'a şirk koşmayı bırakmı-yacaklarıdır. Zira Kur'an-ı Kerim, onların sapıklıklarını, cehaletlerini açık­layıp onları imana davet etti.

Sonra da Beyyine'den muradın ne olduğunu izah etti:

"(Bu delil) Allah tarafından tertemiz sahifeler okuyan bir elçi(dir.) On­ların içinde dosdoğru yazılmış hükümler vardır." O Beyyine (açık delil) âlemlere rahmet olarak gönderdiği Muhammed (s.a.)'dir. Onlara, karışık­lık, yalan, şüphe ve küfürden, tahrif ve bozukluktan arınmış Kur'an'ın sa-hifelerindekini okumaktadır. Bilakis onda, Kitap Ehli'ne ve müşriklere din hakkında zorlandıkları her şeyi açıklayan parlak hakikat, haktan sapma­mış muhkem, dengeli ve dosdoğru yazılmış ayetler ve hükümler vardır. O bir kurtuluş ve rüşdtür, hidayettir, hikmettir. Allah Tealâ buyuruyor: "Ki ne önünden, ne ardından ona hiçbir batıl gelemez. Bütün kâinatın hamd ettiği, O, yegane hüküm ve hikmet sahibinden indirilmedir." (Fussilet, 41/42), "Kuluna kitabı indiren ve ona hiçbir çarpıklık koymayan Allah'a hamdol-sun." (Kehf, 18/1).

Ayetin benzeri şu ayettir: "O, çok şerefli, kadri yüce, tertemiz sahifeler-dedir. Kıymetli, sevgili, takva sahibi kâtiplerin elleriyle (yazılmıştır.)" (Abe­se, 80/12-16).

Bunun ardından da Kitap Ehli'nin ayrılığa düşmelerini açıkladı:

"Kendilerine kitap verilenler, ancak onlara apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler." Ey Muhammedi Kitap Ehli'ne üzülme. Onların ayrılığa düşmeleri, ihtilâf etmeleri meselenin karışık olmasından değil, bilakis hak­kın ortaya çıkması, doğrunun belirmesinden ve hak dine ve açık belgeye ir-şad eden delil olarak Muhammed (s.a.)'in gelmesinden sonradır. O, temelde ellerindeki kitaba uygun olan Kur"an ile geldi. Fakat Allah Muhammed'i gönderince bölündüler; kimi iman etti kimi de inkâr etti. Halbuki Allah'ın dinine uyma ve Peygamberin Allah'tan yanlarındakini doğrulayıcı olarak getirdiklerine bağlılıkta tek bir yolda buluşmalı idiler.

Ayetin benzeri ayet şu ayettir: "Siz kendilerine apaçık deliller ayetler geldikten sonra parçalanıp ayrılanlar, ihtilâfa düşenler gibi olmayın. İşte onlar, en büyük azap onlarındır." (Ali İmran, 3/105). Uyaran mazurdur. Al­lah Tealâ buyurdu ki: "Ta ki helak olan kişi apaçık bir delilden sonra helak olsun, diri kalan kişi de yine apaçık delili görerek hayatta kalsın." (Enfal, 8/42).

Çeşitli yollardan rivayet edilen bir hadiste şöyle buyuruldu: "Yahudi­ler yetmiş bir fırkaya bölündüler. Hristiyanlar da yetmiş iki fırkaya bölün­düler. Bu ümmet de yetmiş üç fırkaya bölünecektir. Birisi hariç hepsi ateş­tedir. Onlar kimlerdir Ya Rasulallah! dediler. "Ben ve ashabımın yolunda olanlardır." buyurdu."[7]

Sonra da dinde asıl hedef olan Allah'a ihlâs ile kulluktan sapmaların­dan dolayı onları kınadı:

"Halbuki onlar Allah'a, O'nun dininde ihlâs erbabı ve muvahhidler olarak ibadet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmalarından, zekâtı verme­lerinden başkasıyla emrolunmamışlardı. En doğru din de bu idi." Onlar ayrılığa düşüp, ihtilâf ettiler. Halbuki onlar Tevrat ve İncil'de veya onlara Allah katından gelen Kur'an'da sadece Allah'a ibadetle emrolunmuşlardı. İbadetleri hiçbir şeyi şirk koşmadan halis olmalı idi. İbadeti, bütün dinler­den uzaklaşıp İslâm'a gelerek Allah azze ve celle için ihlâslı yapmalı idiler. Namazları da Allah'ın vakitlerinde istediği şekilde olmalı idi. Zekâtı da za­manı geldiğinde hak edenlere vermeliydiler. Bu emredildikleri, bedbahtlığı ve ayrılığı değil birlik ve ittifakı   gerektiriyordu. Muhammed (s.a.) daha önceki peygamberlerin emredildiğinden başka bir şeyle gelmedi. Metodu, zamanmdakilerin putperestliğinden tevhide ve Allah için ihlâslı ibadete yönelen İbrahim (s.a.)'in milletine uymaktır: "Sonra sana "Muvahhid bir müslüman olarak İbrahim'in dinine uy." diye vahyettik." (Nahl, 16/123).

Bu din ibadette ihlâs, O'nun dışında her ibadet edileni terk, namazları vaktinde ve Allah için eda edip muhtaçlara zekâtı vermektir. Müstakim milletin dini budur.

"Emrolunmamışlardı" sözü Tevrat ve İncil'de hanif dinden başka bir şeyle emrolunmadıklarmı ifade ediyor. Yani, onlar hakkında konan dinî hükümler bizim hakkımızda da konmuştur. Evla olan muradın Razi'nin de­ğindiği gibi olmasıdır: Kitap Ehli, Kur'an'da veya Muhammed (s.a.)'in lisa­nında bizim için ne tür sorumluluklar gelmişse onlardan sorumludurlar. Çünkü ayet yeni bir dinden söz etmektedir. Ayet "açık bir delil gelinceye kadar" yani, Muhammed (s.a.) gelinceye kadar, buyurmuştur. Allah Tealâ ayeti "En doğru din de bu idi." sözü ile bitirmiştir. O da Muhammed (s.a.)'in dinidir. Bunlar ayetin bu tarz tefsirini doğrulamaktadır.

"Ancak onlara apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler." Bu ayet­ten maksat Rasulullah (s.a.)'ı teselli etmektir. Yani, onların ayrılıkları seni mahzun etmesin veya üzmesin. Bu, hüccetin yetersizliğinden değil, onların inadmdandır. Onların geçmişleri de böyleydi; beyyine (açık deliller) onlara geldikten sonra cumartesi ve buzağıya ibadet konusunda da ayrılığa düş­müşlerdi. Bu onların eski bir geleneğidir.

"İbadet etmelerinden" sözünün aslındaki "lam", "en" yerindedir. "An­cak ibadet etmeleri" manasınadır. Araplar lamı emir ve istek ifadesinde çokça kullanırlar. Şu ayetlerde de bu manada kullanılmıştır: "Allah size açıkça bildirmek ister." (Nisa, 4/26), "Söndürmek istiyorlar." (Saf, 61/8), Emir anlamında da: "Biz kâinatın Rabbine teslim etmemizle emrolunmu-şuzdur." (En'am, 6/71) buyurulmuştur.

İhlâs halis niyetten ibaret olduğuna ve niyette muteber sayıldığına gö­re, ayet emredilen herşeyin niyet edilmiş olmasına delâlet etmektedir. Şafi-iler, abdest "Namaza kalktığınızda yüzünüzü yıkayın." ayeti ile emredildi-ğine ve buradaki ayet de emredilen herşeyin niyet edilmiş olması gerektiği­ne delâlet ettiğine göre; iki ayetin toplamından abdeste niyet etmek gere­kir demişlerdir. Buna göre de bütün emredilenlerde kişinin ameli ile Al­lah'ın rızasını kastetmiş olarak niyet etmesi gerekmektedir. Yasakların da niyetsiz olarak terkedilmesi ecir getirmez. Allah için terketmiş olursa, o terkten dolayı ecir alır. Yeme ve uyuma gibi mubahları niyetsiz olarak ya­parsa ecir alamaz. Ama, Allah rızası ve taatte güçlenme amacı ile yaparsa onlardan da ecir alır.

"Liya'budullah"daki "ancak" anlamındaki lam, Ehl-i Sünnet'in ibadet cennet sevabına veya ateş azabından uzak kalmaya neden olduğu için emredilmemiş, bilakis biz kul, O Rab olduğu için emredilmiştir şeklindeki gö­rüşüne delalet eder. Hiçbir sevap veya azap olmadığı bir durumda bile iba­deti emretmiş olsa, sadece kulluktan dolayı yine ibadet gerekirdi.

İhlâs, işi tek bir gerekçe için yapmadır. Diğer gerekçelerin o fiili yap­mada bir tesiri olmamalıdır. Ayette geçen: "Muhlisine" ifadesi, fiilin baş­langıcından bitimine kadar bulunması gereken ihlâsı vurgulamaktadır. Muhlis=ihlâslı güzeli güzel olduğu için, vacibi vacip olduğu için yapan, fiili Rabbine ihlâslı olarak yapan; riya, şöhret veya başka bir şey amaçlama­yandır. Hatta, her ne kadar kat'i son ise de, cenneti isteme ve cehennem­den kurtulma dahi amaçlanmamalıdır.

Hem bu "halbuki onlar" ayeti, imanın söz, itikad ve amelin toplamın­dan ibaret olduğuna delildir. Çünkü Allah Tealâ ibadeti tevhid olan ihlâsa bitişik zikretti. Sonra da namaz kılmayı ve zekât vermeyi ona atfetti. Pe­şinden de hepsine: "En doğru din de bu idi." sözü ile işaret etti. [8]

 

Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:

 

Ayetlerden şu hükümler çıkmaktadır:

1- İslâm ve onu gönderenin bütün mahlukâta ve milletlere lütfü var­dır; o olmasa idi, gerçek iman ve hak din bilinmeyecekti.

2- Bu lütuflardan ve meziyetlerden bazıları: Kitap Ehli Yahudiler ve Hıristiyanlar, putperest müşrikler, açık delil yüce Kurban ile gelen Muham-med (s.a.)'den önce   küfürlerini terkedecek, ondan   vazgeçecek değillerdi. O, Allah'ın kullarına hücceti, hayat boyunca peygamberinin mucizesidir. İbni Abbas'm dediği gibi, Peygamber ondan beşerin kulağına yalan, şüphe, nifak ve sapıklıktan temizlenmiş sayfalar okumaktadır. O sahifelerde dos­doğru, dengeli, muhkem, deliller vardır.

Sahifeler, Kur'an'ın yazıldığı yapraklardır. Sahifelerin okunmasındaki mana ise, ona yazılmış olmasındandır. Cafer-i Sadık'tan rivayet edilmiştir: Rasulullah (s.a.) yazı bilmemesine rağmen kitaptan okuyordu. Bu da muci­zelerinden birisi olabilir.

3- Birinci ayet (Lem yekûn..) Kitap Ehli'nden kimilerinin kâfir, kimile­rinin de kâfir olmayıp mümin olduğunu göstermektedir. Müşrikler ise böy­le bir bölünmeye tabi değillerdir; tamamı kâfirdir. Zira ayetteki "min" teb'iz için değil beyan içindir. "O halde murdardan, putlardan kaçının" (Hac, 22/30) ayetindeki "min" gibidir. "Min ehli'l-kitabi ve'l-müşrikine" aye­ti, kâfir olanların beyanı içindir. Murat şudur: Kâfirler iki kısımdırlar: Ba­zıları Kitap Ehli ve mecusiler gibi onların hükmünde olanlardır. Bazıları da müşriklerdir. "Müşrikin" kelimesi Kitap Ehli için vasıftır. Çünkü Hıris­tiyanlar teslisçidirler. Üç kutsal varlığa inanırlar. Yahudilerin umumu da müşebbihedir. Bunlar ise şirktir.

4- Birinci ayette bazı şer'î hükümler vardır:

Birincisi: Allah Tealâ "inkâr edenler" lafzını Kitap Ehli ve müşriklerle tef­sir etmiştir. Bu da hepsinin küfürde bir olduğunu gösteriyor. Bu nedenle alim­ler: Küfür tek millettir; müşrik Yahudiye (ve aksi) mirasçı olabilir dediler.

İkincisi: Atıf, yine de farklılığı zorunlu yapmaktadır. Bunun için de: Zımmi müşrik değildir diyoruz. Rasulullah (s.a.), Şafii'nin Abdurrahman b. Avftan yaptığı rivayette mecusiler hakkında: "Kadınları ile evlenmemek ve kestiklerini yememek şartı ile onlara ehli kitap muamelesi yapın." buyura­rak Kitabî ile müşrik arasındaki ayırımı tesbit etmiştir.

Üçüncüsü: Kitabı zikretmekle, ilim ehlinin gurura kapılmasının caiz olmadığına dair uyarıda bulunmuştur. Zira, geçmiş ümmetlerde olan, Kuran ehli arasında da olmuştur.[9]

5- Allah Tealâ Kâfir olmada diğerleri ile ortak oldukları halde, özellik­le Kitap Ehli'ni aralarındaki ayrılıkla anmıştır. Çünkü onlarda ilim bulun­ma ihtimali vardır.   Onlar ayrılığa düşüyorlarsa, kitabı olmayanlar önce­likle buna düşeceklerdir.

6- Kitap Ehli'nin ayrılığı olayı, Peygamber (s.a.)'in gönderilişinden sonra olmuştur. Zira onlar O'nun bir peygamberinin geleceğinde söz birliği etmişlerdi. Muhammed (s.a.) gönderüince nübüvvetini inkâr edip ayrıldı­lar; kimisi kin ve hasedinden inkâr etti kimisi de iman etti. Nitekim Allah Tealâ: "Onlar ancak kendilerine ilim geldikten sonradır ki aralarındaki ih­tiras yüzünden ayrılığa düştüler." (Şura, 42/14) buyurdu.

7- Bu kâfirler Tevrat ve İncil'de, Kur'an'da Allah'ı tevhid ve O'na ihlâs-la ibadetten başka bir şeyle emredilmediler: "De ki: Ben Allah'a, O'nun di­nine ihlâs edici olarak ibadet etmemle emrolundum." (Zümer, 39/11). Hanif olmaları yani, bütün dinlerden Allah katında tek razı olunan din olan İs­lâm'a gelmeleri: "Allah katında din İslâm'dır." (Ali İmran, 3/19), gerektiği şekilde vaktinde namaz kılmaları, vakti geldiğinde zekât vermeleri emre­dildi.   Emredilmiş oldukları dosdoğru   veya   dosdoğru milletin dini veya hak ile kaim dosdoğru milletin dini budur.

8- "O'nun dininde ihlâs erbabı" sözü niyetin ibadetlerde vacip olduğu­na delildir. Çünkü ihlâs kalbin amelidir. Kendisi ile Allah'ın rızası istenen o dur, başkası değil.

9- İhlâs ibadetin özüdür. Müslim ve İbni Mace'nin Ebu Hureyre'den ri­vayet ettikleri bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Ben ortakların ortaklık­tan en uzak olanıyım. Kim başkasını bana ortak getirdiği bir amel yaparsa onu şirki ile bırakanın." [10]

 

Kafirlerin Tehdidi İyilerin Vaadi Ve İki Fırkanın Cezası:

 

6- Hakikat, Kitap Ehli'nden olsun, müşriklerden olsun küfredenler ce­hennem ateşindedirler, onun içinde  ebedî kalıcıdırlar. Yaratılanların en kötüsü de onların kendileridir.

7- İnıan edip de güzel güzel amellerde bulunanlar hiç şüphe yok ki bun- lar da yaratılanların en hayırlısıdır.

8. Onların Rableri nezdinde mükâaltlarından ırmaklar akan Adn ^^JJ&^JÇj^YJ*' cennetleridir. İçlerinde ebedî, da­imi kalıcıdırlar. Allah bunlardan razı olmuştur, bunlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır. İşte bu Rabbin-den korkana mahsustur.

 

Belagat:

 

"Yaratılanların en kötüsü" ve "yaratılanların en hayırlısı" arasında te­zat vardır.

"Hakikat, Kitap Ehli'nden olsun, müşriklerden olsun küfredenler.." aye­ti ile "îman edip de güzel güzel amellerde bulunanlar.." ayetindeki facir kâ­firlerin azabı ile, iyi müminlerin nimetleri arasında mukabele vardır. [11]

 

Kelime Ve İbareler:

 

"Ebedî kalıcıdırlar." Kıyamet günü Allah'ın takdiri ile orada devamlı kalıcıdırlar. Kitap Ehli ve müşriklerin azapta ortak olmalarının azabın tü­ründe de ortak olmalarını gerektirmiyeceğine dikkat edilmelidir. Küfürleri­nin farklılığına göre o da farklı olabilir. Taatleriyle "Allah bunlardan razı olmuştur." Bu da onların mükâfatlarına bir ilâvedir. Verdiği sevabı, fazlı ile de "bunlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır." ki, nihai arzulan odur. Bu sözü edilen mükâfat ve razı olma "İşte bu Rabbinden korkana mahsustur." Ceza­sından korkup Allah'a masiyetten kaçınandır. Zira korkma işin özü ve her hayrın sebebidir.

Beyzavi "îman edip de güzel güzel amellerde bulunanlar" ayeti hak­kında demiştir ki: Ayette mübalağalar vardır: Medhin öne geçirilmesi, ilân edilen mükâfatın vasfedildikleri şeylere karşılık verilmiş olduğu, verilenin

Rableri katından olduğuna hükmedilmesi, cennetin çokluk kipi ile kulla­nılması, nimetlerini ziyadeleştirecek bir vasıf ve ilâve ile kayıtlandırılması, sonsuzluğun ebedîlikle tekid edilmesi.[12]

 

Ayetler Arası İlişki:

 

Allah Tealâ kâfirler ve müşriklerin Peygamber (s.a.)'in davetine karşı tutumlarını açıkladıktan sonra kâfirlere tehditi, iyilere yapılan vaadi ve her iki fırkanın göreceği karşılığı zikretti. Kitap Ehli'ne yönelik tehditi müşriklerden önce ifade etti. Çünkü Rasulullah (s.a.) Allah'ın hakkını ken­di hakkına tercih ediyordu. Bunun için de Uhud gazvesinde dişini kırdıkla­rında: "Allahım! Kavmimi hidayet et, onlar bilmiyorlar." demişti. Hendek gününde de ikindiyi kaçırdığında: "Allah, karınlarını ve kabirlerini ateş doldursun!" demişti. Allah Tealâ da şöyle buyurmuş gibidir: "Benim hakkı­mı senin hakkından önce tuttuğun gibi ben de senin hakkını benim hak-kımdan önce görüyorum. Ömrü boyunca namazı terkeden kâfir sayılmaz­ken, sana herhangi bir şekilde hakarette bulunan kâfir sayılır. Kitap Ehli sana taanda bulundukları için bana taanda bulunan müşriklerden önce on­ların tehditini zikrediyorum." Ayrıca Kitap Ehli Muhammed (s.a.)'e iman etmeye daha müsaittirler. Neticede onlar bir dine iman ediyorlar. Ahir za­manda peygamber geleceğini de kabul ediyorlardı. Onun alâmetleri de ki-taplarındadır. Ona taan etmeleri yersizdir. Bu nedenle de azap tehditinde öne alınmaları yerinde olmuştur.[13]

 

Açıklaması:

 

Allah Tealâ kâfir facirlerin varacağı akibeti haber vererek buyuruyor ki:

"Hakikat, Kitap Ehli'nden olsun, müşriklerden olsun küfredenler ce­hennem ateşindedirler, onun içinde ebedî kalıcıdırlar. Yaratılanların en kö­tüsü de onların kendileridir." Yahudiler, Hristiyanlar ve putperestlerden Allah'ın indirilmiş kitaplarına ve gönderilmiş peygamberlerine muhalefet edenlerin kıyamet günü varacakları yer cehennem ateşidir. Oraya varacak­lar ve sürekli orada kalacaklardır. Oradan çıkmayacak, orada ölmeyecek­lerdir de. Onlar durum olarak Allah'ın yarattıkları arasında en kötüleridir­ler. Çünkü hakkı haset ve ihtiraslarından dolayı terkettiler. Sonuç olarak da en kötü yere gireceklerdir. Burada, iyilerle ilgili ayette olduğu gibi "ora­da ebedî kalacaklar" dememesinin sebebi rahmetinin gazabından fazla ol­masıdır.

Allah Tealâ sonra da iyilerin durumunu haber veriyor:

"İman edip de güzel güzel amellerde bulunanlar, hiç şüphe yok ki bunlar da yaratılanların en hayırlısıdır." Kalpleri ile Rablerine, O'nun kitapla­rına, peygamberlerine ve ahiret gününe iman edenler ve bedenleri ile salih ameller yapanlar, işte onlar yaratılanların durum ve sonuç olarak en iyile­ridirler.

Ayetteki "yaratılanların en iyileridir" lafzına dayanarak, Ebu Hureyre ve bir grup alim iyi müminlerin meleklerden daha üstün olduğu görüşünü dile getirmişlerdir.

Ardından da bunların mükâfatlarını zikretti:

"Onların Rableri nezdinde mükâfatı içinde ırmaklar akan Adn cennet­leridir. İçlerinde ebedî, daimi kalıcıdırlar. Allah bunlardan razı olmuştur, bunlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır. İşte bu Rabbinden korkana mahsus­tur." Kıyamet günü, yaratıcıları yanında iman ve salih amele karşılık onla­rın mükâfatı, sürekli ikamet edecekleri cennetlerdir. İçinde ırmaklar akar. Orada devamlı kalıcıdırlar. Oradan çıkmazlar, ayrılmazlar, ölmezler. Bila­kis nimetleri içinde devamlıdırlar. Ebedî olarak lezzetlerinde süreklidirler, nimetlerinin bir sonu yoktur. Ayette geçen ceza, mükâfat iki mana ifade et­mektedir: Birincisi: Onlara noksansız tam bir mükâfat verir. İkincisi: Allah Tealâ yeterli olacak olanı verir. Zira ceza, yeterli olan için kullanılan bir isimdir. İçinde gerçekleşmemiş bir şey kalmaz. Ayette: "Sizin için orada ne­fislerinizin arzu ettiği vardır." (Fussilet, 41/31) "Akan" sözü, akan suyun durgun sudan daha latif olduğuna işarettir.

Allah onlardan razı olmuştur. Çünkü emirlerine uydular, hükümlerini kabul ettiler, O'ndan, onlara verdiği sevap ve geniş lütuf, bir gözün görme­diği, bir kulağın işitmediği, bir beşerin hatırına gelmemiş isteklerin yerine gelmesi ile memnun oldular.

Bu mükâfat ve razı olunmuşluk, Allah'tan gereği gibi korkan ve sakı­nan, O'nu görüyor gibi ibadet eden ve o korku nedeni ile masiyetlerden ka­çınan içindir.

Burada, Allah'tan başkasından korkmaya karşı uyarı, bütün amellerde O'na başkasını ortak etmekten kaçındırma, takva ve Allah'tan sakınmaya teşvik vardır. Ta ki amel yalnız Allah için halis olsun. Oruç ve namaz gibi ibadetlerin eda şartının, Allah'tan korkma ve haşyet olduğuna ima vardır.

İmam Ahmed, Ebu Hureyre'den Rasulullah (s.a.)'ın şöyle buyurduğu­nu rivayet etti: "Yaratılmışların en hayırlısını size haber vereyim mi?" Bu­yur ya Rasulallah, dediler. Buyurdu ki: "Bir adam ki, Allah yolunda atının yularını tutmuş, haydi! Sesini duydumu ileri atılıyor!" "Size yaratılmışla­rın hayırlısını haber vereyim mi?" Buyur ya Rasulallah, dediler. Buyurdu ki: "Bir grup koyunun başındaki adam; namazını kılıyor, zekâtını veriyor." "Size yaratılmışların en kötüsünü haber vereyim mi?" Buyur ya Rasulallah, dediler. Buyurdu ki: "Allah için isteyen ama, Allah için vermeyen."[14]

 

Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:

 

Ayetler şu hususları açıklamaktadır:

1- Kitap Ehli (Yahudiler ve Hristiyanlar) ve putperest müşrikler İs­lâm'ı inkâr etmeleri ile üç cezaya müstahak olmuşlardır. Cehennem ateşi­ne girmeleri, orada ebedî kalmaları ve sadece onların yaratılmışların en kötüleri, Allah'ın mahlukâtının en şerlileri olarak vasfedilmeleri.

Onları tehdit için burada "orada kalıcılardır" derken, Ra'd suresinde de "orada ebedî kalıcılardır" demesi -daha önce geçtiği gibi- Allah'ın kere­minin kemâline ve rahmetinin genişliğine işarettir. Müslim'in rivayet etiği kudsî bir hadiste buyurulduğu gibi: "Rahmetim gazabımı geçti." Ayrıca on­lardan tevbe edip müslüman olan tehditin dışına çıkar.

2- İman ve salih ameli birleştirenler üç mükâfatı haketmektedirler: Yaratılmışların en iyisi olmaları, içinde ırmaklar akan Adn cennetlerine girmeleri, orada ebedî kalmaları, Allah'ın onlardan yani amellerinden razı olması, onların Allah'tan yani Allah Tealâ'nın sevabından razı olmaları.

3- Güzel amellerde bulunanlar için cennette ebedî olmak cennetten hayırlıdır. Allah'ın rızası da cennetten hayırlıdır.

4- Bazıları "bunlar yaratılanların en hayırlısıdır." sözü ile beşerin me­leklerden üstün olduğu kanaatine ulaşmışlardır. İbni Ebi Hatim, Ebu Hu-reyre'den merfu olarak rivayet etti: "Meleklerin Allah'a yakınlığına şaşıyor musunuz1? Nefsim elinde olana yemin ederim ki mümin kulun kı­yamet günü Allah katındaki değeri ondan daha üstündür." demiş ve bu aye­ti okumuştur." Bunun cevabı: Melekler de iman edip güzel amel işleyenlere dahildir. Veya yaratılanlarla kastedilen ademoğullarıdır. Çünkü bu kelime toprak anlamına gelen bir kelimeden türetilmiştir, yaratma anlamına ge­lenden değildir. Dolayısıyla melekler bu ayetin kapsamına asla girmezler.

5- "İşte bu Rabbinden korkana mahsustur." ayeti ile "Allah'tan ancak alim kulları korkar." (Fatır, 35/28) ayeti, Allah'ı bilen alimlerin yaratıkla­rın en iyileri olduğuna açık bir delildir. Allahım! Bizi onlardan eyle. [15]

 



[1] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/582.

[2] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/582.

[3] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/582.

[4] Tirmizi hasen-sahihtir dedi.

Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/582-583.

[5] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/584.

[6] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/584-585.

[7] İbni Kesir, IV/538.

[8] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/585-588.

[9] Razi, XXXII/41.

[10] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/588-589.

[11] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/590.

[12] Beyzavi, 806.

Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/590-591.

[13] Garâibu'l-Kur'an, XXX/153; Razi, XXXII/49.

Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/591.

[14] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/591-592.

[15] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/593.