Beyyine Suresi - Kuran - 098Beyyine - 20. Sayfa
Ayetlerde Verilmek İstenen Bilgiler
BEYYİNE SURESİ
Kur’an’daki Sırası : 98
Nüzul Süresi : 101
Ayet Sırası : 8
İndiği Dönem : Medine
Sûrenin Tanıtımı
Sûrede kitap ehli ve müşriklerin bi'setten önceki durumları dile getirilmekte, Allah'tan bir kitap ve bir peygamber gönderilmesini beklediklerine işaret edilmektedir. Bekledikleri kitap ve peygamber kendilerine geldikten sonra birbirleriyle çekişip, ihtilafa düştükleri için Ehl-i Kitab kınanmakta ve ayıplanmaktadır. Ayrıca sûrede Allah'a davetin niteliği açıklanarak, onun hiç bir ihtilaf ve inatçı tavın götürmeyen bir davet olduğu vurgulanmaktadır. Sûrede kafirler ayıplanıyor, uyarılıyor, mü'minlerin de şeref ve mevkilerine işaret edilerek kendilerine müjdeler veriliyor.
Sûrenin üslubu, birbirleriyle olan uyumu ve ölçüsü hepsinin bir defada indiği kanaatini uyandırıyor. Tefsirimize ölçü aldığımız mushafa göre bu sûre Medeni olup, Talak sûresinden sonra inmiştir. Aynı zamanda bu görüş, iniş sırasını belirten rivayetlerin çoğunda zikredilmiştir.[1] Bazı tefsirciler de sûrenin Mekki veya Medeni oluşunda ihtilaf olduğunu söylediler.[2] Bunlardan hiç biri, kesin tercih sebebi değildir. Muhammedi elçiliği inkar eden Ehli Kitab'ı kınayan hususlar sûrede yer almaktadır. Bu elçiliğe karşı çıkan, ona engel olmaya çalışan Ehli Kitab'dan iman etmeyenlerin çoğu Medine döneminde Medine'de yaşayan yahudilerdir.
Müfessirler bu sûre için bazı isimler rivayet ettiler. Bunlar "lemyekun", "el-Beriyye" ve "el- Kayyime"dir[3].[4]
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
1- Kitab ehlinden ve puta tapanlardan (Hakk'ı) tanımayanlar, kendilerine açık delil gelinceye kadar (bulundukları halden) ayrılacak değillerdi.
2- (İşte o delil) Allah tarafından (gönderilmiş) tertemiz sahi-feler okuyan bir elçidir.
3- O sahifelerde doğru yazılmış hükümler vardır.
4- Kitab ehli ancak kendilerine açık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
5- Oysa kendilerine, dini yalnız Allah'a halis kılarak, Allah'ı birleyerek O'na kulluk etmeleri, namazı kılmaları, zekatı vermeleri emredilmiştir. İşte doğru din budur.
Ayetlerde Verilmek İstenen Bilgiler
I- Puta tapanlarla kitap ehlinin Hz. Peygamber'in bi'setinden önceki durumları anlatılıyor. Onlardan her biri, Allah'tan yeni bir beyyine/delil kendilerine gelinceye kadar üzerinde bulundukları inanca sarılıp ayrılmıyorlardı. Kendilerine gelen beyyine (delil) ise, dosdoğru yolu onlara açıklayan ve o yolda yürümelerini gerekli kılan mukaddes, pak bir kitabı kendilerine okuyan bir elçi idi.
II- Kitap ehli ve özellikle böylesi bir beyyinenin kendilerine geldiği kimseler kınanıyor. Onlar; doğru yol kendilerine belirinceye, hak kendilerine gelinceye kadar o konuda ihtilafa düşmemiş, birbirleriyle çekişmemiş ve o yoldan ayrılmamışlardı. Zaten onlara gelen şey, hiç bir zaman beraberinde bir ihtilafa bir çekişmeye neden olacak bir şey değildi. Çünkü O; katıksız bir şekilde dini ve Allah'ı tanıyarak O'na ibadet etmelerini; sağa sola sapmadan O'nun gösterdiği yolda doğru yürümelerini; namaz kılıp, zekat vermelerini emrediyordu. İşte bu dosdoğru bir din, dümdüz bir yoldur.
Bu sûrenin inişine özgü bir rivayetin olduğunu bilmiyoruz. Burada yapılan en sert kınamanın kitap ehline yönelik olduğu görülüyor. Bize öyle geliyor ki, bu sûre Hz. Pey-gamber'e kitap ehli bir grup arasında tartışmaya sahne olan bir olay hakkında inmiş ve kitap ehli burada tenkid edilmiştir.
Sûrenin müşriklerden söz etmesinin sebebi Muhammedi risaleti/elçiliği reddetme açısından müşrik, Ehli Kitab tüm kafirleri burada addetmesidir. Bilhassa müşriklerin şöyle demeleri, onlardan söz edilmesine neden olabilir. "Eğer bize bir uyarıcı veya dilimizle yazılmış bir kitap gönderilseydi kitap ehlinden daha doğru bir yolda olurduk". Nitekim Fatır, 42 ve En'am, 157. ayetler onların bu tür sözlerini hikaye etmektedir. Müşriklerin Allah'tan gelmesini temenni ettikleri kitap ve uyarıcıyı yalanlamaları sebebiyle, ilahi vahyin hikmetinin gereği onlar da bu sûrede, kınama ve ayıplama kapsamına girdiler.
Kur'anî ifade sûrenin dördüncü ve beşinci ayetlerinden kasdedilenin geçmiş peygamberlerin elçilikleriyle onlara gönderilen kitaplar olduğu ihtimalini taşıdığı gibi, Mu-hammed'in elçiliğinin de kastedilmiş olması ihtimalini taşıyor. Kitap ehlinin "onlar ki kafir oldular." ifadesiyle nitelenmeleri, ikinci ihtimalin daha kuvvetli olduğuna işaret ediyor.
İşte böylece ayetler; nebevi davetin açık takririni, peygamberden davetinin sıhhatine ilişkin delil isteyenleri mat eden hücceti ihtiva etmektedir. O'nun davetinin özelliği yalnız Allah'a ibadet etmek, namazı ve dini ona halis kılmak ve zekat vermek suretiyle muhtaçlara yardımda bulunmaktır. Art niyetli, kötü maksatlı olanlardan başkası bu davetin doğruluğundan şüphe ederek delil istemez ve onu inkara kalkışmaz.[5]
6- Kitap ehlinden ve (Allah'a) ortak koşanlardan kafir olanlar, cehennem ateşindedirler. Orada kalacaklardır. Onlar, halkın en şerlileridir.
7- İnanan ve iyi işler yapanlar da yaratılanların en hayırlılarıdır.
8- Rab'leri katında onların mükafatı altlarından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Bu (mükafat) Rabbi'ne saygı gösterene mahsustur.
İlk iki ayetler bilindiği üzere önceki ayetlerin bir devamı ve tamamlayıcısı mahiyetindedir. Müşriklerden ve kitap ehlinden olan kafirleri dokundurucu bir şekilde yeriyor, iman edenlerin de büyük bir şeref ve müjdeye sahip olduklarını vurguluyor. İkinci grubun yaratıkların en şereflileri olduklarını belirtiyor. Ayetlerin içerdiği mesaj, Allah'tan korkan ve O'na hesap vereceğini düşünen insanlara öğüt vermek için dikkati çekerken, müşrik ve kitab ehli kafirlerin vasıflarının, art niyetli ve kötü maksatlı olduklarını ortaya koyan inkarcı tutumlarından kaynaklandığını ifade etmektedir. Çünkü onlar, kendilerine gelen ilahi vahyi ve risaleti yalanlamışlardı. Oysa ki, daha önce ilahi vahy ve risaletin gelmesini temenni etmişlerdi.[6]
Şia'nın Konuyla İlgili Yorumu
Bu sûrede geçen ayetler açıkça 7. ayette ifade edilen içeriğin 6. ayette ifade edilen içeriğe olan karşıtlığının genel olduğunu; yani puta tapanlardan ve kitap ehlinden olan kafirlere karşın iman edip salih amel işleyen tüm mü'minlerin kastedildiğini ifade etmesine rağmen, Şii müfessirler sözü edilen ayet konusunda kendi hevalanyla uzlaşan iki rivayet getirerek tuhaf görüşlerini belirtmekten kendilerini alamamışlardır.
I- İbn Abbas'tan yaptıkları rivayette: "Onlar halkın en hayırlılarıdır" cümlesinin, Ali bin Ebu Talib ve ehli beyt hakkında indiğini iddia ederler.
II- Hz. Ali'nin katibi Yezid bin Şerahil el Ensari'den merfu olarak yaptıkları rivayettir. Ali'den şöyle dendiğini işittim. Allar Rasulü vefat edeceği zaman -Onu göğsüme dayandırdığım halde- şöyle buyurdu: "Ey Ali Allahu Teala'nın 'inanıp iyi işler yapanlar da halkın en hayırlısıdır' buyurduğunu işitmedin mi? İşte onlar senin şiandır. Benim ve sizin buluşma yeriniz havzdır. Ümmetler hesap için toplandıkları zaman, onların alınları el ve ayaklan bembeyaz panldayarak çağrılacaklardır."[7]
Bu onların grupçu ve mezhebi bir taassubu olduğunun bariz alameti, "Şiatüke: Senin grubun" tabiridir. Çünkü Peygamber'in zamanında Ali'nin şiası diye sözkonusu edilen bir şey yoktu.[8]
[1] Bkz. Kur'an'a Göre Hz. Peygamber'in Hayatı, c. 2, s. 9
[2] Bkz. Zernahşeri, Hazin ve Tabresi Tefsirleri.
[3] Bkz. Beğavi, Zemahşeri ve Kasımi Tefsirleri
[4] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/
[5] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/302-303.
[6] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/304.
[7] Tabresi'nin ayetlerin tefsirine bkz.
[8] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 6/304.
İslami Okul Okulların En Önemlisi