Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Adiyât Sûresi - Kuran - 100Adiyat - 2. Sayfa

ADİYÂT SÛRESİ

 

100

 

İndiği Yer :

 

Mekke

 

İniş Sırası :

 

14

 

Âyet sayısı :

 

11

 

Nüzulü

 

Mushaftakİ sıralamada yüzüncü, iniş sırasına göre on dördüncü sûredir. Asr sûresinden sonra, Kevser sûresinden Önce Mekke'de inmiştir. Medine'de indiğine dair rivayetler de vardır.[1]

 

Âdı

 

Sûre adını birinci âyette geçen ve "koşan atlar" anlamına gelen "âdiyât" ke­limesinden almıştır.[2]

 

Konusu

 

Sûrede insanoğlunun mala düşkünlüğünden ve kıyamet gününde ortaya çıka­cak olan sıkıntılı hallerden söz edilmektedir.[3]

 

Meali

 

Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla... 1. Yemin olsun nefes nefese koşanlara; 2. Sonra çakarak kıvılcım saçanlara; 3. Sabahleyin ansızın bas­kın yapanlara; 4. Derken o sırada tozu dumana katanlara; 5. Peşinden ora­da bir topluluğun ta ortasına dalanlara! 6. İnsan, rabbine karşı pek nankör- dür. 7. Şüphesiz buna kendi vicdanı da şahittir; S. O, mal sevgisine de aşırı derecede kapılmıştır. 9.0 bilmez mi ki kabirlerde bulunanlar diriltilip dışa­rı atıldığı zaman; 10. Ve kalplerde gizlenenler ortaya konduğu zaman; 11. İş­te o gün rableri onlardan tam manasıyla haberdardır![4]

 

Tefsiri

 

1-5, Savaş sırasında düşman üzerine saldıran atlar tasvir edilmekte ve eski sa­vaşların insandan sonra en önemli unsuru olması dolayısıyla atlar üzerine yemin edilmektedir. Yeminin amacı, böylesine yararlan bulunan ve insanların en çok sevdiği mallardan olan atlan onlara bağışlayanın Allah olduğuna işaret etmek, özellikle sonraki âyetlerdeki mesajın önemine dikkat çekmektir.[5]

 

6-8. İlk âyetteki "insan" kavramıyla genellikle insan türünün kastedildiği, çünkü bütün insanlarda bu tür olumsuz özelliklerin az çok bulunduğu belirtildiği gibi[6] burada özellikle hidayetten nasibini alamamış insanların söz konusu olduğu da söylenmiştir. Râzî, bu İkinci yorumun çoğunlu­ğun görüşü olduğunu belirtir.[7] Bu âyetler, söz konusu insanların tabi­atlarına yerleşmiş bulunan Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük, kadir bilmezlik, mal biriktirmeye düşkünlük ve nimetin şükrünü yerine getirme vecibesini umursa­mama gibi olumsuz özellikleri ortaya koymaktadır. 6. âyetteki "kenûd" kelimesi­nin bir hadiste şöyle açıklandığı rivayet edilir: "Öyle bir nankördür ki yalnız başı­na yer, kölesini döver, vergisini vermez"[8]7. âyet insanın ken­disinin de bu nankörlüğünün farkında olduğunu, buna bizzat kendi vicdanının da tanıklık ettiğini belirtmektedir. Âyete "Şüphesiz buna Allah şahittir" mânası da ve­rilmiştir.[9]  Bu takdirde âyet Allah'ın verdiği nimete karşı nan­körlük edenler için bir uyan anlamı taşır. Fakat birinci mâna bağlama daha uygun­dur. Âyete ayrıca "Nankör kişi âhirette kendi aleyhine şahitlik edecektir" şeklînde de mâna verilebilir.[10] "Mal" diye tercüme ettiğimiz 8. âyetteki "hayır" kelimesini Râgıb el-Isfehânî, "akıl, adalet, fazilet, faydalı nesne vb. genel­likle insanların rağbet ettiği şey" şeklinde tarif etmiştir [11]  Eski Araplar'da kelime sıklıkla "mal" ve özellikle "at" anlamında kul­lanılmaktaydı. Burada da "çok mal, servet" anlamında kullanılmıştır.[12]

 

9-11. Dünya menfaati ve servet biriktirme hırsıyla cimrilik ve nankörlük eden kimse kendisine ne derece kötülük ettiğini düşünmeye davet edilmekte ve uyanlmakta; aksi halde o kişinin, kıyamet gününde bütün gizliliklerin ortaya dö­küldüğü, kabirlerde gömülmüş bulunanların dışarıya fırlatıldığı, gönüllerde gizli olan niyetler ve maksatların ortaya konduğu, sırların ifşa edildiği zaman perişan olacağı düşüncesi işlenmektedir. 11. âyette "Rableri o gün onlardan tam mânasıy- la haberdardır" buyurulması, Allah Teâlâ'mn onların yaptıklarım önceden bilme­diği anlamına gelmez; O'nun, daha önce olduğu gibi kıyamet gününde de her şey­den haberdar olacağını belirtir. Çünkü O'nun ilmi sonsuzdur, hiçbir şeyden gafil değildir, gizli olanı da aşikâr olanı da, öncekini de sonrakini de bilir. Dünyada ver­diği nimetlere karşı nankörlük ve cimrilik ederek bu nimetlerden Allah yolunda harcamamış olan kimselerin yaptıklarından da mutlaka haberdardır ve âhirette kar­şılığım verecektir.[13]

 



[1] bk. Şevkânî, V, 566

Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/621.

[2] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/621.

[3] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/621.

[4] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/621-622.

[5] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/622.

[6] bk. İbn Âşûr, XXX, 502-503

[7] XXXII, 67

[8] Taberî, XXX, 180

[9] Taberî, XXX, 180

[10] Elmalüı, IX, 6021

[11] Müfredata'l-Kur'an, "hyr" md

[12] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/622.

[13] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/622-623.